📖 Yûsuf Suresi 13. Ayette “Onu Götürmeniz Beni Üzer; Siz Ondan Habersizken Kurdun Onu Yemesinden Korkarım” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 13. Ayette “Onu Götürmeniz Beni Üzer; Siz Ondan Habersizken Kurdun Onu Yemesinden Korkarım” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 12. ayette kardeşler Hz. Yakup’a, ‘Yarın onu bizimle gönder; gezsin, oynasın. Biz onu mutlaka koruyacağız’ diyerek güçlü bir güvence vermişlerdi. Hz. Yakup ise 13. ayette duygusunu saklamadan cevap verir: Yûsuf’un kendisinden ayrılması onu üzer ve kardeşlerinin dikkatsiz kaldığı bir anda bir kurdun ona zarar vermesinden korkar. Burada bir peygamberin hem üzüntü hem korku yaşayabildiğini görüyoruz. Kur’an bu duyguları iman eksikliği olarak sunmaz. Tevekkül, insanın korkusuz olması değil; korkusuna rağmen sorumluluğunu, tedbirini ve Allah’a güvenini koruyabilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 13. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Babaları dedi ki: ‘Onu götürmeniz gerçekten beni üzer. Siz ondan habersizken bir kurdun onu yemesinden korkarım.’” Ayetin Arapçası ise “Kâle innî le-yahzununî en tezhebû bihî ve ehâfu en ye’kulehu’z-zi’bu ve entum anhu gâfilûn.” şeklindedir.

Hz. Yakup bu cümlede iki ayrı duygusunu açıkça ifade eder. Birincisi, Yûsuf’un kendisinden uzaklaşmasının vereceği üzüntüdür. İkincisi ise onun dışarıda zarar görmesine ilişkin korkudur. Ayet, peygamberi duygudan arındırılmış bir insan gibi değil; seven, kaygılanan ve evladı için endişe duyan bir baba olarak gösterir.

Bu, Yûsuf Suresi boyunca daha da derinleşecek önemli bir çizgidir. Hz. Yakup’un Yûsuf’a duyduğu sevgi ilerleyen bölümlerde çok ağır bir ayrılık acısıyla sınanacaktır; fakat üzülmesi onun Allah’a güvenmediği anlamına gelmeyecektir.

2️⃣ “Onu Götürmeniz Beni Üzer” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “le-yahzununî” ifadesi, Hz. Yakup’un Yûsuf’un kendisinden ayrılmasından gerçek bir hüzün duyacağını bildirir. Bu, sadece tehlike korkusu değildir; sevilen bir insanın yanında olmayışının verdiği duygusal ağırlıktır.

Kur’an burada sevgiyi zayıflık olarak sunmaz. Bir babanın evladına bağlanması, onu özlemesi ve kısa süreli ayrılıktan bile etkilenmesi insanîdir. Hz. Yakup’un peygamber olması, babalık duygularını ortadan kaldırmamıştır.

Bu bize önemli bir ölçü verir: Maneviyat, insanî duyguların yok edilmesi değildir. İnsan imanlı olduğu hâlde özleyebilir, üzülüp ağlayabilir ve ayrılıktan etkilenebilir. Duygu yaşamakla Allah’a isyan etmek aynı şey değildir.

3️⃣ Bir Peygamberin Üzülmesi İman Zayıflığı mıdır ❓​

Hayır. Kur’an peygamberleri duygusuz varlıklar olarak anlatmaz. Onlar sevinen, üzülen, korkan, umut eden ve ağır sorumluluklar karşısında zorlanan insanlardır. Peygamberliğin büyüklüğü duyguların yokluğunda değil, duyguların içinde Allah’a kulluk çizgisinin korunmasında görülür.

Bu nedenle bir insanın acı karşısında üzülmesi veya sevdiği kişiyi kaybetmekten korkması, tek başına iman eksikliği değildir. Aynı şekilde depresyon, yoğun kaygı veya yas gibi psikolojik durumlar da otomatik olarak “iman zayıflığı” şeklinde etiketlenmemelidir.

İman insana dayanma gücü verebilir; fakat imanlı insanın sinir sistemi, duyguları ve psikolojik ihtiyaçları ortadan kalkmaz. Gerektiğinde sosyal destek veya profesyonel yardım almak da tevekküle aykırı değildir.

4️⃣ “Kurdun Onu Yemesinden Korkarım” Sözü Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Yakup’un korkusu, Yûsuf’un açık alanda kardeşlerinden uzak kalması ve vahşi bir hayvanın ona zarar vermesi ihtimalidir. Ayette “zi’b”, yani kurt açıkça zikredilir. Bunun zorunlu olarak sembolik bir anlam taşıdığını söylemeye gerek yoktur; bağlamda gerçek bir fiziksel tehlikeden söz edilmektedir.

O dönemin açık arazi şartlarında böyle bir endişe anlaşılabilir bir güvenlik kaygısıdır. Hz. Yakup, Yûsuf’un kardeşlerinin gözetiminden çıkıp yalnız kalabileceği bir ihtimali düşünüyor ve bunun sonucunda zarar görebileceğinden endişe ediyor.

Burada önemli olan, Hz. Yakup’un geleceği kesin olarak bildiği için “Kurt onu mutlaka yiyecek” dememesidir. O yalnızca “korkarım” diyor. Yani ihtimal ile kesinlik birbirine karıştırılmıyor.

5️⃣ Hz. Yakup Geleceği Biliyor Olsaydı Neden “Korkarım” Diyor ❓​

Bu ayet, peygamberlerin gayb bilgisinin sınırı konusunda da öğreticidir. Hz. Yakup peygamberdir; fakat geleceğin bütün ayrıntılarını Allah’tan bağımsız biçimde bilmez. Eğer her ayrıntıyı kesin olarak bilseydi yaşanan olayların bir kısmı karşısındaki tepkileri de farklı olurdu.

Peygamberlere Allah dilediği kadar gayb bilgisi verebilir; fakat bu onları mutlak ve bağımsız gayb bilgisine sahip varlıklar hâline getirmez.

Hz. Yakup burada geleceğe ilişkin bir kesin hüküm değil, babalık kaygısını dile getiriyor. Bu da peygamberi ilahlaştırmadan sevmek açısından önemlidir: Peygamber Allah’ın seçilmiş kuludur, fakat Allah değildir.

6️⃣ Korkmak Tevekküle Aykırı mıdır ❓​

Hayır. Tevekkül, insanın hiçbir tehlikeden korkmaması demek değildir. İnsan yüksek bir yerde düşmekten, çocuğunun başına bir şey gelmesinden, hastalıktan veya başka gerçek risklerden korkabilir.

Tevekkülün asıl ölçüsü, korkunun varlığı değil korkuya nasıl cevap verildiğidir. İnsan korkusunu gerekçe göstererek görevini tamamen terk edebilir veya paniğe kapılabilir; ama aynı zamanda makul tedbir alıp sonucu Allah’a bırakabilir.

Hz. Yakup’un tavrı ikinci çizgiye daha yakındır. O tehlikeyi görür, duygusunu söyler ve kaygısını gizlemez. Bu yüzden tevekkül korkusuzluk değil, korkuya rağmen dengeli davranabilmektir.

7️⃣ Ebeveynin Çocuğu İçin Korkması Normal midir ❓​

Evet. Bir ebeveyn çocuğunu sevdiği için onun güvenliğini düşünür. Çocuğun dışarı çıkması, seyahat etmesi veya başka insanların sorumluluğunda olması doğal olarak kaygı oluşturabilir.

Ancak ebeveynlikte önemli olan, bu kaygının çocuğun hayatını tamamen kilitleyecek bir kontrol sistemine dönüşmemesidir. Koruma ile boğma arasında fark vardır. Her tehlike ihtimalini sıfırlamak mümkün değildir ve çocuk büyüdükçe yaşına uygun bağımsızlık kazanmalıdır.

Yûsuf 13’ü, “Çocuğu hiç dışarı göndermemek gerekir” şeklinde genel bir kurala çevirmek doğru değildir. Ayet belirli bir aile bağlamındaki gerçek kaygıyı anlatır; sağlıklı ebeveynlik ise sevgi, özgürlük ve güvenliği dengede tutmaya çalışır.

8️⃣ Hz. Yakup’un Kaygısı Aşırı Koruyuculuk mudur ❓​

Ayet bize bunu söylemez. Hz. Yakup’un kaygısının haklı bir zemini olduğu, kıssanın önceki ayetlerinden bile anlaşılmaktadır; çünkü kardeşlerin Yûsuf’a karşı kıskançlık taşıdığı ve onu uzaklaştırmayı planladığı bilinmektedir.

Ancak Hz. Yakup kardeşlerin gizli planını burada açık biçimde bildiğini söylemez; kurttan korktuğunu dile getirir. Onun duygusunu modern psikolojik etiketlerle kesin biçimde tanımlamak ayetin söylediğinden fazlasını iddia etmek olur.

Daha dikkatli değerlendirme şudur: Hz. Yakup seven bir baba olarak ayrılık ve güvenlik kaygısı yaşamaktadır. Kur’an bu kaygıyı onu küçültmek için değil, insanî yönünü göstermek için aktarır.

9️⃣ Korku Her Zaman Gerçekleşecek Bir Olayın İşareti midir ❓​

Hayır. Bir şeyden korkmak onun gerçekleşeceğini göstermez. İnsan uçaktan korkabilir ve uçuş güvenle tamamlanabilir; hastalık ihtimalinden korkabilir ve sonuç temiz çıkabilir; sevdiği birinin başına kötü bir şey gelmesinden endişe edebilir ve hiçbir şey olmayabilir.

Hz. Yakup’un “kurdun onu yemesinden korkarım” demesi de bir kehanet olarak okunmamalıdır. Üstelik kıssanın devamında Yûsuf’u gerçekten kurt yemeyecektir.

Bu çok önemli bir psikolojik ölçüdür: Korktuğun şey gerçek olmak zorunda değildir. Kaygı, bazen zihnin ihtimali gerçekmiş gibi hissettirmesine yol açabilir. Bu yüzden ciddi kararlar yalnız korkunun yoğunluğuna değil, mümkün olduğunca gerçek risk değerlendirmesine dayanmalıdır.

🔟 Hz. Yakup’un Söylediği “Kurt” Neden Sonradan Önemli Hâle Gelecek ❓​

Kıssanın ilerleyen bölümünde kardeşler Yûsuf’u kuyuya bıraktıktan sonra babalarına dönecek ve onu kurdun yediğini söyleyeceklerdir. Yani Hz. Yakup’un şimdi dile getirdiği korku, daha sonra onların yalan anlatısının bir parçasına dönüşecektir.

Bu son derece dikkat çekici bir anlatı ayrıntısıdır. Kardeşler babalarının en çok korktuğu ihtimali öğrenmişler ve sonradan aynı ihtimali inandırıcı bir mazeret olarak kullanmışlardır.

Buradan önemli bir ahlak dersi çıkar: Bir insan size korkusunu, zayıf noktasını veya hassasiyetini anlattığında bu bilgi emanettir. O bilgiyi daha sonra onu kandırmak, kontrol etmek veya yaralamak için kullanmak ciddi bir güven ihlalidir.

1️⃣1️⃣ Hz. Yakup Korkusunu Söyleyerek Kardeşlere Yalan İçin Fikir mi Vermiş Oldu ❓​

Böyle bir suçlama doğru değildir. Bir insanın makul endişesini ifade etmesi, başkasının o bilgiyi kötüye kullanmasından onu sorumlu yapmaz.

Kardeşlerin daha sonra “kurt yedi” yalanını seçmeleri kendi ahlaki tercihleridir. Hz. Yakup’un korkusunu açıklamış olması, onların hile yapma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bu ilke günümüzde de önemlidir. Bir kişi bize güvenerek zayıf noktasını anlatır ve biz bunu ona karşı kullanırsak sorumluluk bize aittir. Mağdura “Bunu bana söylemeseydin kullanamazdım” demek suçu tersine çevirmek olur.

Güvenenin açıklığı, ihanet edenin mazereti değildir.

1️⃣2️⃣ Bir İnsanın Zayıf Noktasını Kullanmak Neden Ağır Bir Güven İhlalidir ❓​

Çünkü insan en savunmasız bilgilerini genellikle güvendiği kişilere açıklar. Neden korktuğunu, hangi konuda yaralandığını veya hangi durumun kendisini en çok etkilediğini söylediğinde karşı tarafa özel bir alan açar.

Bu alan daha sonra manipülasyon için kullanılırsa zarar yalnız verilen mesajdan ibaret olmaz. İnsan aynı zamanda “Bir daha kimseye açılabilir miyim?” duygusuyla da mücadele etmek zorunda kalabilir.

Yûsuf kıssasında kardeşler babalarının Yûsuf konusundaki kaygısını kendi yalanlarına malzeme yapacaklardır. Bu, güvenin yalnız sözle değil, duygusal bilgiyle de kötüye kullanılabileceğini gösterir.

1️⃣3️⃣ Korkularımızı Hiç Kimseye Söylememek mi Gerekir ❓​

Hayır. İnsanların duygularını güvenilir kişilerle paylaşması sağlıklı ve değerli olabilir. Korkuları tamamen gizlemek çoğu zaman çözüm değildir.

Buradaki ders:

“Kimseye asla açılma.”

değil, “Kime açıldığını ve hangi bilgiyi paylaştığını hikmetle değerlendir.” şeklindedir.

Güvenli aile ilişkilerinde, dostluklarda veya profesyonel destek ortamlarında duyguları ifade etmek iyileştirici olabilir. Sorun paylaşmak değil, karşı tarafın bu güveni istismar etmesidir.

Dolayısıyla Yûsuf 13 mahremiyeti öğretirken duygusal yalnızlığı teşvik etmez.

1️⃣4️⃣ “Siz Ondan Habersizken” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “ve entum anhu gâfilûn” ifadesi, kardeşlerin Yûsuf’a dikkat etmedikleri, onunla ilgilenmedikleri veya ondan habersiz kaldıkları bir anı anlatır.

Buradaki “gaflet” kelimesi mutlaka dinî inkâr veya büyük manevi sapkınlık anlamına gelmez. Bağlama göre dikkatsizlik, farkında olmama veya gözetimi bırakma anlamı taşır.

Bu da Kur’an kelimelerini bağlam içinde okumanın önemini bir kez daha gösterir. Aynı kelime başka bir yerde manevi gafleti anlatabilirken burada çok daha somut biçimde Yûsuf’un gözetimden çıkması ile ilgilidir.

1️⃣5️⃣ Bir Çocuğu Gözetmek Sürekli Başında Durmak mı Demektir ❓​

Hayır. Gözetim yaşa ve şartlara göre değişir. Küçük bir çocuk için daha yakın denetim gerekirken büyüyen bir çocuk veya genç için daha fazla bağımsızlık uygun olabilir.

Hz. Yakup’un kaygısı, Yûsuf’un kardeşlerinin ilgisi dışında kalacağı bir anda gerçek bir tehlikeyle karşılaşmasıdır. Buradan “Çocuğun bir saniye bile yalnız kalmamalı” gibi evrensel bir sonuç çıkarılamaz.

Sağlıklı güvenlik anlayışı orantılıdır. Risk ne kadar büyükse tedbir o kadar artabilir; çocuk büyüdükçe sorumluluk da ona kademeli biçimde devredilir. Koruma ile gelişimi engelleme aynı şey değildir.

1️⃣6️⃣ Korku İnsan Kararlarını Ne Zaman Bozmaya Başlar ❓​

Korku, gerçek riski fark etmemize yardımcı olduğunda koruyucu olabilir. Ancak ihtimal ile kesinliği ayıramaz hâle geldiğimizde, hayatımızdaki bütün kararları korkuya göre vermeye başladığımızda veya hiçbir güvenli alan bırakmadığımızda problem oluşturabilir.

İnsan bazen:

“Bundan korkuyorum, öyleyse kesin olacak.”

diye düşünür. Oysa korkunun şiddeti, olayın gerçekleşme ihtimalinin ölçüsü değildir.

Yûsuf 13 bize korkunun ifade edilebilir bir insan duygusu olduğunu gösterirken, onu mutlak gerçeklik bilgisine dönüştürmez. Bu denge son derece değerlidir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Kaygı Yaşayan İnsanlara Ne Söyler ❓​

Öncelikle şunu söyler: Korku yaşaman seni otomatik olarak inançsız veya tevekkülsüz yapmaz. Hz. Yakup gibi bir peygamber bile “korkarım” diyebiliyor.

Bununla birlikte insan korkusunun peşinden körlemesine gitmek zorunda değildir. Kaygı varsa gerçek risk araştırılabilir, makul tedbir alınabilir ve gerekirse güvenilir insanlardan veya uzmanlardan destek istenebilir.

Dua etmek ile profesyonel destek almak birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir. Allah’a güvenmek, insanî yardım yollarını reddetmek anlamına gelmez. Özellikle yoğun ve günlük hayatı ciddi biçimde etkileyen kaygılarda psikolojik destek almak da doğal bir sebeptir.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 12 ve 13 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 12’de kardeşler “Biz onu mutlaka koruyacağız” demişlerdi. Yûsuf 13’te Hz. Yakup ise açıkça “Onu götürmeniz beni üzer; siz ondan habersizken kurdun onu yemesinden korkarım” diyerek kaygısını dile getirir.

Bir tarafta güçlü bir güvence, diğer tarafta bir babanın tereddüdü vardır. Okuyucu ise kardeşlerin gerçek niyetini bildiği için durumun trajik yönünü daha net görür: Hz. Yakup yanlış tehlikeden korkarken, asıl tehlike Yûsuf’u koruyacağını söyleyen insanların içindedir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 14. ayette kardeşler bu korkuya karşılık, “Biz böylesine güçlü bir toplulukken kurt onu yerse gerçekten kaybedenlerden oluruz” diyeceklerdir. Burada özellikle özgüven ile aşırı güven arasındaki fark, sayısal gücün güvenlik garantisi olup olmadığı ve ‘biz varken hiçbir şey olmaz’ söyleminin insanın sınırlılığını nasıl unutturabileceği üzerinde durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 13. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 13. ayet, bir peygamberin ağzından iki son derece insanî duyguyu açıkça ifade eder: Hüzün ve korku. Hz. Yakup sevdiği oğlunun uzaklaşmasına üzülür ve onun zarar görmesinden korkar. Kur’an bu duyguları gizlemez, küçümsemez ve iman eksikliği olarak damgalamaz. Bu yüzden ayetin ilk büyük mesajı şudur: İman insanı duygusuzlaştırmaz.

İnsan Allah’a güvenebilir ve yine de çocuğu için endişelenebilir. Ahirete inanabilir ve sevdiğini kaybettiğinde ağlayabilir. Dua edebilir ve yaklaşan ameliyat öncesinde korkabilir. Bunların varlığı tek başına kişinin Allah’a güvenmediğini göstermez. Tevekkül, duyguların yokluğu değil, duyguların içinde yönünü kaybetmemektir.

İkinci büyük mesaj korku ile kesin bilgi arasındaki farktır. Hz. Yakup “kurt onu yiyecek” demiyor; “korkarım” diyor. Bu küçük dil farkı çok büyüktür. İnsan modern hayatta da korkularıyla gerçekliği karıştırabilir. “İşimden olacağım diye korkuyorum” cümlesi ile “Kesin işimden olacağım” cümlesi aynı değildir. “Çocuğumun başına bir şey gelmesinden endişeleniyorum” demekle “Kesin kötü bir şey olacak” demek aynı değildir.

Duygu gerçektir; fakat duygunun öngörüsü kesin olmayabilir.

Üçüncü büyük mesaj peygamberlerin insan oluşudur. Hz. Yakup geleceği bütünüyle bilen bağımsız bir varlık değildir. Oğlu için kaygılanır, ihtimalleri değerlendirir ve bilmediği gelecekle karşı karşıyadır. Peygamberlerin büyüklüğü onların ilahlaştırılmasında değil, insan olmalarına rağmen Allah’a kullukta gösterdikleri örneklikte görülür.

Peygamberi sevmek, ona Allah’a ait mutlak sıfatları vermek değildir.

Dördüncü büyük mesaj ebeveyn sevgisinin kaygı üretebileceğini ama kaygının ölçülü tutulması gerektiğini göstermesidir. Çocuğunu hiç umursamamak sorun olduğu gibi, çocuğu başına her an bir felaket gelecek korkusuyla hayatın tamamından izole etmek de başka bir sorun olabilir. Ebeveynlik kaçınılmaz olarak risk yönetimidir; hiçbir ebeveyn çocuğunun hayatındaki bütün riskleri sıfırlayamaz.

Bu yüzden sağlıklı koruma, makul tedbir alıp çocuğun gelişmesine de alan bırakmayı gerektirir.

Beşinci büyük mesaj bir insanın korkusunu ona karşı kullanmamaktır. Hz. Yakup “kurttan korkuyorum” der ve ileride kardeşler tam da bu korkuyu kendi yalanlarının merkezine koyarlar. Bu ahlaki açıdan son derece ağırdır, çünkü karşı tarafın size açtığı hassas bir bilgiyi manipülasyon aracına dönüştürmüş olursunuz.

Bugün de eşimizin, arkadaşımızın veya aile üyemizin korkularını tartışma sırasında silah olarak kullanmak güveni derinden yaralayabilir. Sana anlatılan zayıflık, saldırı malzemesi değil emanettir.

Altıncı büyük mesaj mağduru kendi açıklığından dolayı suçlamamaktır. Hz. Yakup korkusunu söyledi diye kardeşlerin daha sonra yalan söylemesinin sorumlusu olmaz. Bir insan size güvenerek sırrını verdiğinde ve siz onu yayıyorsanız, “Söylemeseydin” demek sizi sorumluluktan kurtarmaz.

Bu ilke çok nettir: Güvenmek, karşı tarafa ihanet etme hakkı vermez.

Yedinci büyük mesaj korkunun bastırılması değil yönetilmesidir. Bazı kültürlerde özellikle erkeklerin korku veya üzüntü ifade etmesi zayıflık gibi görülebilir. Hz. Yakup’un cümlesi bunun ne kadar yüzeysel bir anlayış olabileceğini gösterir. Peygamber açıkça “üzülürüm” ve “korkarım” diyebiliyor.

Duyguyu adlandırabilmek bazen sağlıklı başa çıkmanın ilk adımıdır. İnsan “Korkmuyorum” diyerek kendisine yalan söylemek zorunda değildir; daha doğru olan, “Korkuyorum ama bu korkuyla nasıl doğru hareket edeceğimi düşüneceğim” diyebilmektir.

Sekizinci büyük mesaj tevekkül ile tedbirin birbirini tamamlamasıdır. Hz. Yakup korkusunu ifade eder; bu Allah’a güvenmediği anlamına gelmez. Kur’an’ın genel çizgisinde tevekkül, sebepler dünyasını terk etmek değildir. Çocuk için güvenlik önlemi almak, hastalanınca doktora gitmek veya tehlikeli bir durumdan uzak durmak Allah’a güvensizlik değildir.

Tedbir insanın görevidir; sonucu mutlak biçimde kontrol edemediğini bilmek ise tevekkülün parçasıdır.

Dokuzuncu ve belki ayetin en dikkat çekici mesajı, insanın bazen gördüğü tehlikeye odaklanırken görünmeyen tehlikeyi fark edememesidir. Hz. Yakup kurttan korkmaktadır, fakat okuyucu gerçek tehdidin kardeşlerin gizli planı olduğunu bilir. Bu, insan bilgisinin sınırlılığını çok güçlü biçimde gösterir.

Biz de hayatta bütün riskleri göremeyiz. Bir şeyden çok korkarken başka bir ihtimali hiç düşünmeyebiliriz. Bu yüzden tedbir alınır, bilgi toplanır ve yine de insan mutlak kontrol iddiasından vazgeçer. Akıl tedbir alır; tevazu her şeyi göremediğini kabul eder.

Yûsuf Suresi 13. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Üzülmek ve korkmak iman eksikliği değildir. Korkunu kesin gelecek bilgisine dönüştürme. Çocuğunu koru ama korkuyla boğma. Bir insan sana korkusunu anlattığında bunu ona karşı kullanma. Peygamberlerin bile Allah’tan bağımsız gayb bilgisine sahip olmadığını unutma. Makul tedbirini al ve kontrol edemediğin alanlarda Allah’a güven. Çünkü tevekkül, hiçbir şeyden korkmamak değil; korkunun içinde bile istikameti koruyabilmektir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 14. ayette, kardeşler Hz. Yakup’un kaygısına büyük bir özgüvenle karşılık vereceklerdir: “Biz böylesine güçlü bir toplulukken kurt onu yerse gerçekten kaybedenlerden oluruz.” Bu ayette özellikle kalabalık ve güç sahibi olmanın mutlak güvence olmadığı, insanın kendi kapasitesine aşırı güvenmesinin nasıl yanıltabileceği, koruma sözü ile gerçek niyet arasındaki çelişki ve güç sahibi insanların sorumluluğu üzerinde durmak gerekecektir.

Ve belki Yûsuf Suresi 13. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Korkularımızı gerçekliğin kendisi mi sanıyoruz, yoksa onları ihtimal olarak değerlendirebiliyor muyuz? Sevdiğimiz insanları korurken onları hayatın tamamından uzaklaştırıyor muyuz? Bize güvenerek zayıf yönünü anlatan birinin bu bilgisini gerçekten emanet gibi saklayabiliyor muyuz? Ve korktuğumuz hâlde bile tedbirimizi alıp sonucu Allah’a bırakabilecek kadar tevekkül sahibi olabiliyor muyuz?

“Yûsuf 13, ‘Onu götürmeniz beni üzer; siz ondan habersizken kurdun onu yemesinden korkarım’ buyurarak bir peygamberin bile hüzün ve korku yaşayabildiğini gösterir. Korkmak imansızlık, üzülmek tevekkülsüzlük değildir. Korkunu kesin hükme dönüştürme, tedbirini terk etme ve sana güvenerek korkusunu anlatan insanın hassasiyetini ona karşı silah olarak kullanma. Çünkü iman, insanı duygusuzlaştırmaz; duygularının içinde doğru yönü korumayı öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt