📖 Yûsuf Suresi 11. Ayette “Ey Babamız! Yûsuf Hakkında Bize Neden Güvenmiyorsun? Oysa Biz Onun İyiliğini İsteyenleriz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 11. Ayette “Ey Babamız! Yûsuf Hakkında Bize Neden Güvenmiyorsun? Oysa Biz Onun İyiliğini İsteyenleriz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 10. ayette kardeşlerden biri, Yûsuf’un öldürülmesine karşı çıkmış ve onun bir kuyuya bırakılmasını önermişti. 11. ayette ise kardeşler planlarını uygulayabilmek için babaları Hz. Yakup’un güvenini kazanmaya çalışırlar. İşin en çarpıcı tarafı şudur: İç dünyalarında Yûsuf’u uzaklaştırma planı varken dillerinde ‘Biz onun iyiliğini istiyoruz’ sözü vardır. Böylece kıssa, yalnız kıskançlığın değil, güvenin nasıl manipüle edilebileceğinin de örneğini verir. Güzel söz güvenin işareti olabilir; fakat tek başına güvenilirliğin garantisi değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 11. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Dediler ki: ‘Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Oysa biz onun iyiliğini isteyen kimseleriz.’” Ayetin Arapçası ise “Kâlû yâ ebânâ mâ leke lâ te’mennâ alâ Yûsufe ve innâ lehû le-nâsihûn.” şeklindedir.

Bu ayette henüz Yûsuf’un babasından ayrıldığı sahneye geçilmemiştir. Kardeşler önce Hz. Yakup’un zihnindeki tereddüdü aşmaya çalışmaktadırlar. Bunun için doğrudan güven konusuna girer ve kendilerini Yûsuf’un iyiliğini isteyen kişiler olarak tanıtırlar.

Fakat okuyucu önceki ayetlerden onların gerçek niyetini bildiği için söz ile niyet arasındaki çelişkiyi açıkça görür. Bu da ayeti son derece güçlü kılar: Dışarıdan güven veren bir cümle, içeride bambaşka bir planı örtebilir.

2️⃣ “Ey Babamız!” Hitabı Neden Dikkat Çekicidir ❓​

Kardeşler konuşmaya “yâ ebânâ”, yani “ey babamız” diye başlarlar. Bu hitap aile içindeki yakınlığı yansıtır ve aynı zamanda ikna edici bir konuşmanın girişidir. Onlar babalarıyla kavga ederek değil, aidiyet ve güven dilini kullanarak konuşurlar.

Bu durum bize önemli bir iletişim gerçeğini gösterir: Manipülasyon her zaman kaba veya tehditkâr olmak zorunda değildir. Bazen son derece yumuşak, sıcak ve güven verici kelimelerle de yapılabilir. İnsan yalnız sert sözlerden değil, hoş sözlerin arkasındaki amaçtan da haberdar olmalıdır.

Fakat bundan da şu yanlış sonuç çıkarılmamalıdır: “Biri bana güzel konuşuyorsa mutlaka kötü niyetlidir.” Hayır. Buradaki mesele güzel söz değil, güzel söz ile gizli niyet arasındaki çelişkidir.

3️⃣ “Bize Neden Güvenmiyorsun?” Sözü Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “mâ leke lâ te’mennâ alâ Yûsuf” ifadesi, “Yûsuf konusunda bize neden güvenmiyorsun?” anlamındadır. Kardeşler Hz. Yakup’un Yûsuf’u kendileriyle göndermekte tereddüt ettiğini fark etmiş görünmektedirler.

Buradaki “güven” kavramı önemlidir. Güven, yalnız bir insanın kendisi hakkında söylediği sözlerden doğmaz. Geçmiş davranışlar, karakter, sorumluluk ve tutarlılık da güvenin temelidir.

Bir kişi “Bana güven” diyebilir; fakat asıl soru onun güvenilir davranıp davranmadığıdır. Güven talep edilebilir, fakat zorla istenemez ve sözle dayatılamaz.

4️⃣ Güven Talep Etmek ile Güvenilir Olmak Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

Bir insan çok sık “Bana güvenmiyor musun?” diyebilir ve karşısındaki kişiyi suçluluk duygusuna sürükleyebilir. Oysa güven talep etmek başka, güveni hak edecek biçimde davranmak başka şeydir.

Yûsuf’un kardeşleri tam da bu ayrımın örneğidir. Sözlerinde güven istemektedirler; fakat önceki ayetlerde Yûsuf’u ortadan kaldırma planı yapmışlardır. Dolayısıyla güven talebi ile gerçek güvenilirlik arasında büyük bir kopukluk vardır.

Sağlıklı ilişkilerde güven şu şekilde işler: Söz ile davranış zaman içinde birbirini doğrular. İnsan sürekli güven istediği hâlde davranışları güveni zedeliyorsa yalnızca söz yetmez.

5️⃣ Hz. Yakup’un Tereddüt Etmesi Paranoya mıdır ❓​

Hayır.

Bir ebeveynin çocuğunu kime emanet edeceği konusunda dikkatli davranması doğal ve sorumlu bir tutum olabilir. Özellikle aile içindeki gerilimleri fark eden bir baba, Yûsuf’un güvenliği konusunda temkinli davranabilir.

Bu, herkesi kötü niyetli saymak değildir. Tedbir ile paranoya aynı şey değildir. Paranoyada kişi delil olmadan sürekli tehdit görür; tedbirde ise somut durum değerlendirilir ve makul önlemler alınır.

Hz. Yakup’un ilerleyen ayette Yûsuf’un güvenliği konusunda duyduğu kaygıyı daha açık ifade edeceğiz. Kur’an’ın burada sunduğu çizgi, güven ile dikkati birbirine düşman yapmamaktır.

6️⃣ Kardeşler Neden Özellikle Güven Konusunu Öne Çıkarıyor ❓​

Çünkü planlarının gerçekleşmesi için Hz. Yakup’un Yûsuf’u onlarla göndermesi gerekmektedir. Babalarının güveni olmadan bunu başaramayacaklardır. Bu yüzden önce psikolojik engeli aşmaya çalışırlar.

Burada manipülasyonun tipik bir yapısı görülür: Önce karşı tarafın hassas noktası bulunur, sonra o noktaya uygun sözler söylenir. Hz. Yakup’un hassasiyeti Yûsuf’un güvenliğidir; kardeşler de kendilerini güvenilir ve iyi niyetli olarak sunarlar.

Bu durum günlük hayatta da görülebilir. Bir kişi para almak için “Sana asla zarar vermem”, özel bilgi edinmek için “Bana güvenebilirsin” veya birini yönlendirmek için “Senin iyiliğini düşünüyorum” diyebilir. Bu sözler tek başına kötü değildir; ancak sözlerin doğruluğu davranışla sınanmalıdır.

7️⃣ “Biz Onun İyiliğini İsteyenleriz” İfadesindeki “Nâsihûn” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “nâsihûn” kelimesi, samimi biçimde iyilik isteyen, öğüt veren ve karşı tarafın hayrını gözeten kimseler anlam alanına sahiptir. Kardeşler kendilerini tam da bu şekilde tanımlarlar.

İroni burada son derece güçlüdür. Çünkü okuyucu bilir ki onlar biraz önce Yûsuf’u öldürme veya kuyuya bırakma planı konuşmuşlardır. Dolayısıyla “Biz onun iyiliğini istiyoruz” sözü, gerçek niyetle uyuşmamaktadır.

Bu ayet bize önemli bir ahlak ölçüsü verir: İyilik iddiası, eylemle doğrulanmadıkça yeterli değildir. İnsan kendisini “iyi niyetli” olarak tanımlayabilir; fakat karşısındakine zarar veriyorsa bu iddia sorgulanmalıdır.

8️⃣ “Senin İyiliğin İçin” Sözü Her Zaman Güvenilir midir ❓​

Hayır.

“Senin iyiliğin için söylüyorum” cümlesi bazen gerçekten sevgi ve koruma içerebilir. Fakat bazen kontrol, baskı veya manipülasyon için de kullanılabilir. Bu yüzden cümlenin kendisi değil, arkasındaki davranış ve sonuç değerlendirilmelidir.

Bir ebeveyn çocuğuna zarar verecek bir şeyi engellerken gerçekten onun iyiliğini düşünüyor olabilir. Buna karşılık bir insan, başkasının hayatını gereksiz biçimde kontrol ederken de aynı cümleyi kullanabilir.

Bu nedenle “Senin iyiliğini istiyorum” sözü bizi şu soruyu sormaya yöneltmelidir: Ortaya çıkan davranış gerçekten karşı tarafın iyiliğine mi hizmet ediyor, yoksa konuşanın kendi çıkarına mı?

9️⃣ İyi Niyet İddiası Kötü Davranışı Aklayabilir mi ❓​

Hayır.

Bir kişi gerçekten iyi bir amaç taşıdığını düşünebilir; fakat seçtiği yöntem yanlış olabilir. İnsan bazen kendi zarar verici davranışını bile “Ben onun iyiliğini düşünüyorum” diyerek meşrulaştırabilir.

Yûsuf’un kardeşleri açısından durum daha da açıktır. Onların içindeki gerçek plan Yûsuf’un iyiliği değil, onu kendi önlerinden kaldırmaktır. Bu nedenle “nâsihûn” iddiaları gerçekle çelişmektedir.

Ahlaki değerlendirmede hem niyet hem yöntem hem de sonuç dikkate alınmalıdır. İyi olduğunu söylemek, iyi davranmanın yerine geçmez.

🔟 Güven Neden Bir Anda Değil, Zaman İçinde Oluşur ❓​

Çünkü güven, tekrar eden tutarlılıkla beslenir. İnsan verdiği sözleri tutar, sır saklar, sorumluluklarını yerine getirir ve güç sahibi olduğunda karşısındakini istismar etmezse güven artar.

Buna karşılık yalan, ihanet veya manipülasyon güveni zedeler. Bir kez kırılan güven bazen yeniden kurulabilir; fakat bunun için yalnızca “Artık değiştim” demek yetmeyebilir. Zaman, davranış ve telafi gerekebilir.

Yûsuf kıssası ileride kardeşlerin dönüşümünü de gösterecektir. Bu dönüşüm bize bağışlama ile güvenin aynı anda gerçekleşmek zorunda olmadığını düşündürecektir.

Affetmek başka, yeniden güvenmek başka süreçlerdir.

1️⃣1️⃣ Birine Güvenmemek Günah mıdır ❓​

Her durumda değil.

İnsan makul sebeplerle ihtiyatlı olabilir. Daha önce güveni kötüye kullanan birine karşı sınır koyabilir veya henüz yeterince tanımadığı kişiye önemli bir sorumluluğu hemen vermeyebilir.

Bu, otomatik olarak kötü zan veya haksızlık değildir. Ancak hiçbir delil olmadan herkesi hain saymak da sağlıklı değildir.

Kur’an’ın dengesi burada önemlidir: Ne safdillik ne de sürekli kuşku. Güven, bilgi ve tecrübe ölçüsünde kurulur.

Bir kişinin “Bana güven” demesi, karşı tarafın bütün tedbirlerini bırakmak zorunda olduğu anlamına gelmez.

1️⃣2️⃣ Güvensizlik ile Kötü Zan Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓​

Kötü zan, yeterli dayanak olmadan bir insan hakkında olumsuz hükme varmak olabilir. Temkin ise eldeki işaretleri değerlendirip henüz kesin hüküm vermeden tedbir almaktır.

Örneğin bir kişi geçmişte defalarca parasal güveni kötüye kullandıysa ona tekrar büyük miktarda para vermeden önce garanti istemek kötü zan olmayabilir. Bu, geçmiş davranışa dayalı makul bir tedbirdir.

Yûsuf kıssasında da Hz. Yakup’un aile içindeki gerilimi fark ettiğini düşünmek mümkündür. Fakat ayetin söylemediği ayrıntıları kesinleştirmemek gerekir.

Temel ilke şudur: İnsan hakkında delilsiz hüküm verme; ama açık riskleri de görmezden gelme.

1️⃣3️⃣ Manipülasyon Nasıl Anlaşılabilir ❓​

Manipülasyon çoğu zaman karşı tarafın kararını açık baskı yerine duygusal yollarla etkilemeye çalışır. Suçluluk hissettirme, sevgi iddiası, güven sorgulaması veya karşı tarafın hassasiyetini kullanma bunun örnekleri olabilir.

Yûsuf’un kardeşleri “Neden bize güvenmiyorsun?” diyerek babalarının tereddüdünü adeta onun hatasıymış gibi sunmaktadırlar. Oysa kendi gizli planları, güven sorununu çok daha ciddi hâle getirmektedir.

Bu yüzden bir konuşmada yalnız söylenen içeriğe değil, karşı tarafın sizi hangi duyguyla karar vermeye ittiğine de dikkat etmek gerekir. “Beni seviyorsan bunu yaparsın” veya “Bana güveniyorsan soru sormazsın” gibi ifadeler bazen sağlıklı iknadan çok baskıya dönüşebilir.

1️⃣4️⃣ “Bana Güveniyorsan Soru Sorma” Sağlıklı Bir İlişki Anlayışı mıdır ❓​

Hayır.

Güven, soru sormayı tamamen yasaklamaz. Sağlıklı ilişkide insanlar birbirlerinden açıklama isteyebilir, sınır belirleyebilir ve bazı konularda kanıt veya güvence arayabilir.

Bir kişi:

“Bana gerçekten güveniyorsan telefonumu, paramı veya hayatını sorgusuz bana bırakmalısın.”

gibi bir yaklaşım sergiliyorsa bu güven talebi değil, kontrol talebi olabilir.

Gerçek güven şeffaflıktan korkmaz. Her şeyin açıklanması zorunlu değildir; mahremiyet vardır. Fakat güveni sürekli sorgusuz itaatle ölçmek sağlıklı değildir.

Yûsuf 11 bu açıdan da çok güncel bir uyarı taşır.

1️⃣5️⃣ Aile İçinde Güven Nasıl Korunur ❓​

Ailede güven, sevgi kadar önemlidir. Ebeveynin çocuğuna, kardeşlerin birbirine ve eşlerin birbirlerine karşı güvenilir davranması ilişkinin temelini oluşturur.

Bunun için söz ile davranış arasında mümkün olduğunca tutarlılık gerekir. Bir çocuk “Sırrını kimseye söylemeyeceğim” denildikten sonra özel bilgisinin yayıldığını görürse güveni zedelenebilir. Bir kardeş sürekli diğerinin zayıf yönünü kullanırsa yakınlık azalır.

Güvenin korunması yalnız “Biz aileyiz” demekle olmaz. Aile olmak yakınlık sağlar, fakat bu yakınlık kötüye kullanılmamalıdır.

Akrabalık güvene davettir; otomatik güven dokunulmazlığı değildir.

1️⃣6️⃣ Kardeş Olmak Birbirine Güvenmek Zorunda Olmak Demek midir ❓​

Hayır.

Kardeşlik önemli bir bağdır; fakat kişinin davranışları güveni güçlendirebilir veya zayıflatabilir. Bir kardeş defalarca ihanet etmişse diğer kardeş sınır koyabilir. Bu sınır, akrabalığı inkâr etmek değildir.

Yûsuf kıssası zaten yakın akrabalığın tek başına insanı haksızlıktan korumadığını gösterir. En ağır ihanet bazen yabancıdan değil, yakın ilişkiden gelebilir.

Fakat bundan “Kardeşlere güvenilmez” gibi genelleme de çıkarılmamalıdır. Kıssa belirli bir ailede belirli bir süreci anlatmaktadır. Doğru ilke şudur: İnsanı soy bağıyla değil, davranışıyla da tanı.

1️⃣7️⃣ Güven Bir Kez Kırılırsa Bir Daha Kurulamaz mı ❓​

Kurulabilir, fakat her durumda ve hemen değil.

Samimi pişmanlık, davranış değişikliği, zarar telafisi ve zaman güvenin yeniden kurulmasına yardımcı olabilir. Ancak mağdurun:

“Madem özür diledin, sana hemen eskisi gibi güvenmek zorundayım.”

şeklinde baskı altında bırakılması doğru değildir.

Yûsuf kıssasının sonlarına doğru kardeşlerin pişmanlığı ve yüzleşmesi gelecektir. Orada affetme çok güçlü biçimde ortaya çıkacaktır. Fakat bu kıssa bile bize geçmişin hiç yaşanmamış sayıldığı yüzeysel bir anlayış sunmaz.

Bağışlama hafızayı silmek zorunda değildir; güven ise yeniden inşa edilebilir ama dayatılamaz.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 10 ve 11 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 10’da kardeşler Yûsuf’u kuyuya bırakma planına yönelmişlerdi. Yûsuf 11’de ise bu planı uygulayabilmek için babalarının güvenini kazanmaya çalışırlar. Böylece kıssa düşünceden manipülasyona, manipülasyondan eyleme doğru ilerlemektedir.

Bu iki ayet birlikte önemli bir ahlaki süreç gösterir: İnsan önce yanlış bir fikir üretir, sonra bu fikri gerçekleştirebilmek için başkasının güvenini kullanabilir. Yanlışın ağırlığı burada daha da artar; çünkü artık yalnız Yûsuf değil, Hz. Yakup’un güveni de hedef hâline gelmiştir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 12. ayette kardeşler babalarına, “Yarın onu bizimle gönder; gezsin, oynasın. Biz onu mutlaka koruruz” diyeceklerdir. Burada çocukların oyun ve dinlenme hakkı, “biz onu koruruz” şeklindeki güvence ile gerçek niyet arasındaki çelişki ve koruma sözü veren kişinin taşıdığı emanet sorumluluğu üzerinde durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 11. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 11. ayet, güven kavramını kıssanın merkezine taşır. Kardeşler babalarına “Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun?” diye sorarlar ve kendilerini onun iyiliğini isteyen insanlar olarak tanıtırlar. Fakat okuyucu onların gerçek planını bildiği için sözlerinin ne kadar ciddi bir çelişki taşıdığını görür. Böylece ayet bize çok önemli bir ilke öğretir: Güven söylemle değil, karakter ve davranışla doğrulanır.

Ayetin ilk büyük mesajı, güzel sözün tek başına güvenilirlik kanıtı olmadığıdır. İnsan “Seni seviyorum”, “Senin iyiliğini düşünüyorum”, “Bana güven” diyebilir ve gerçekten samimi olabilir. Fakat aynı kelimeler kötü niyetli biri tarafından da kullanılabilir. Bu yüzden ahlaki değerlendirmede sözün yanında davranışa bakmak gerekir. Söz, eylem tarafından doğrulanıyorsa değer kazanır.

İkinci büyük mesaj, güvenin talep edilebilir ama zorlanamayacağıdır. Bir insan “Bana neden güvenmiyorsun?” diye sorabilir; fakat karşısındaki kişinin haklı tereddütleri varsa onları küçümseyemez. Güven, emirle oluşmaz. İnsan karşısındaki kişiye sürekli:

“Bana güvenmek zorundasın.”

diyorsa belki de asıl sorulması gereken, “Ben güvenilir davranıyor muyum?” sorusudur.

Üçüncü büyük mesaj, manipülasyonun her zaman sert görünmediğidir. İnsan bazen tehdit ederek değil, sevgi ve güven dilini kullanarak da karşısındakini yönlendirebilir. “Beni seviyorsan bunu yap”, “Bana güveniyorsan soru sorma” veya “Senin iyiliğin için söylüyorum” gibi sözler bağlama göre duygusal baskıya dönüşebilir.

Bu nedenle sağlıklı ilişkide sevgi, karşı tarafın iradesini iptal eden bir araç hâline getirilmemelidir.

Dördüncü büyük mesaj, iyi niyet iddiasını sonuç ve yöntemle sınamaktır. Kardeşler kendilerini “nâsihûn”, yani Yûsuf’un iyiliğini isteyen kişiler olarak tanıtırlar. Fakat planları bunun tam tersidir. Bu bize şunu gösterir: İnsan kendisine “Ben iyi niyetliyim” demekle gerçekten iyi niyetli hâle gelmez.

İyi niyet, karşı tarafın hakkını ve güvenliğini gözeten davranışlarda görünür.

Bir insanı incitip sürekli “Senin iyiliğin için yapıyorum” demek, davranışı otomatik olarak doğru yapmaz.

Beşinci büyük mesaj saflık ile güveni ayırmaktır. Güvenmek güzel bir insanî özelliktir; fakat gerçek riskleri görmezden gelmek güven değildir. İnsan sözleşme yapabilir, önemli bir emaneti teslim ederken geçmiş davranışlara bakabilir ve çocuklarının güvenliği konusunda tedbir alabilir. Bunların hiçbiri otomatik olarak kötü zan sayılmaz.

Sağlıklı güven, aklı kapatmaz.

Altıncı büyük mesaj akrabalığı ahlaki dokunulmazlık saymamaktır. Kardeşler kardeştir; ama bu onları otomatik olarak güvenilir kılmamaktadır. Aile bağları önemlidir, ancak hiçbir akrabalık insana başkasının hakkını kullanma yetkisi vermez.

Bu yüzden “Biz aileyiz” sözü, sınırların ortadan kalkması demek değildir. Aile içinde de mahremiyet, emanet ve güven sorumluluğu vardır.

Yakınlık arttıkça güveni kötüye kullanma hakkı değil, onu koruma sorumluluğu artar.

Yedinci büyük mesaj, güven kırıldığında mağduru acele ettirmemektir. Bir insan geçmişte ihanete uğradıysa yeniden güvenmesi zaman alabilir. Fail samimi biçimde değişmiş olabilir; fakat mağdurun kalbi bir komutla eski hâline dönmez.

Bu nedenle “Ben özür diledim, hâlâ neden güvenmiyorsun?” demek bazen kişinin verdiği zararın derinliğini küçümsemek olabilir.

Özür bir başlangıçtır; güvenin yeniden kurulması süreçtir.

Sekizinci büyük mesaj, insanın kendi iyilik anlatısını sorgulamasıdır. En tehlikeli yanılgılardan biri, insanın yaptığı her şeyi otomatik olarak “iyilik” diye görmesidir. Kardeşler bile kendi planlarını bir şekilde babalarının sevgisini kazanma ve sonra iyi insanlar olma düşüncesiyle açıklamışlardı. Şimdi de kendilerini Yûsuf’un iyiliğini isteyen kişiler olarak sunuyorlar.

İnsan bazen kendine şu soruyu sormalıdır: “Ben gerçekten onun iyiliğini mi istiyorum, yoksa kendi istediğim şeyi ona ‘iyilik’ adıyla mı dayatıyorum?”

Dokuzuncu ve en önemli mesajlardan biri ise güvenin emanet oluşudur. Birisi size güvendiğinde size yalnızca rahatlık değil, sorumluluk verir. Eşiniz size sırrını söylediğinde, arkadaşınız parasını emanet ettiğinde veya ebeveyn çocuğunu size bıraktığında bir güven alanı açılır. Bu alanı kendi çıkarınız için kullanmak yalnız bir söz ihlali değil, emanete ihanet hâline gelebilir.

Yûsuf’un kardeşleri tam da böyle bir eşiğe yaklaşmaktadırlar. Babalarının güvenini kazanıp, sonra bu güveni Yûsuf’u ondan ayırmak için kullanacaklardır.

Bu yüzden Yûsuf Suresi 11. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Güveni sözle istemekten önce güvenilir davran. “Senin iyiliğini düşünüyorum” sözünü kontrol veya manipülasyon aracına dönüştürme. Güzel cümleleri davranışla doğrula. Birinin tereddüdünü hemen kötü zan diye suçlama; makul tedbirin de yeri olduğunu kabul et. Akrabalığı güven dokunulmazlığı sanma ve sana verilen güveni emanet bil. Çünkü insanın karakteri bazen en çok, kendisine güvenildiği anda ne yaptığıyla ortaya çıkar.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 12. ayette, kardeşler Hz. Yakup’a “Yarın onu bizimle gönder; gezsin, oynasın. Biz onu mutlaka koruruz” diyeceklerdir. Burada oyun ve dinlenmenin çocukluk için meşru oluşu, koruma sözü vermenin ağır sorumluluğu, güvence vermek ile gerçekten güvenilir olmak arasındaki fark ve bir emaneti üstlenen kişinin sorumluluğu daha da belirginleşecektir.

Ve belki Yûsuf Suresi 11. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Birinden güven istediğimizde gerçekten güvenilir davranıyor muyuz, yoksa yalnız güven talep mı ediyoruz? “Senin iyiliğin için” dediğimiz şey gerçekten onun iyiliğine mi hizmet ediyor, yoksa kendi isteğimizi mi dayatıyoruz? Ve bize bir insanın kalbi, sırrı, malı veya çocuğu emanet edildiğinde, o güveni kendi çıkarımızdan daha değerli görebiliyor muyuz?

“Yûsuf 11, ‘Ey babamız! Yûsuf konusunda bize neden güvenmiyorsun? Oysa biz onun iyiliğini isteyenleriz’ diyerek güvenin nasıl sözle talep edilip aynı anda kötüye kullanılmaya hazırlanabileceğini gösterir. ‘Bana güven’ demek güvenilir olmanın yerine geçmez; ‘senin iyiliğini istiyorum’ demek de yapılan her şeyi doğru yapmaz. Güven istiyorsan önce güvenilir ol, sana verilen emaneti çıkarın için kullanma ve güzel sözlerini davranışlarınla doğrula. Çünkü gerçek güven, iddiada değil tutarlılıkta görünür.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt