📖 Yûsuf Suresi 10. Ayette “Yûsuf’u Öldürmeyin; Onu Kuyunun Derinliklerine Bırakın da Bir Kafile Onu Alıp Götürsün” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 10. Ayette “Yûsuf’u Öldürmeyin; Onu Kuyunun Derinliklerine Bırakın da Bir Kafile Onu Alıp Götürsün” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 9. ayette kardeşlerin kıskançlığı, Yûsuf’u öldürme veya onu uzaklaştırma düşüncesine kadar ilerlemişti. Onuncu ayette ise grubun içinden biri daha ağır olan cinayet teklifine karşı çıkar ve Yûsuf’un öldürülmemesini, bunun yerine bir kuyuya bırakılmasını önerir. Bu müdahale Yûsuf’un hayatının korunması açısından önemlidir; fakat önerilen ikinci seçenek de masum değildir. Kur’an burada çok ince bir ahlaki ayrım gösterir: Daha büyük bir kötülüğü engellemek değerlidir, fakat daha küçük bir kötülüğü seçmek onu otomatik olarak doğru hâle getirmez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 10. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “İçlerinden biri, ‘Yûsuf’u öldürmeyin. Eğer mutlaka bir şey yapacaksanız onu kuyunun derinliklerine bırakın; gelip geçen kafilelerden biri onu bulup alsın’ dedi.” Ayetin Arapçası ise “Kâle kâilun minhum lâ taktulû Yûsufe ve elkûhu fî gayâbeti’l-cubbi yeltekithu ba‘du’s-seyyârati in kuntum fâilîn.” şeklindedir.

Bu ayet, kardeşlerin planı içinde ilk fren mekanizmasının ortaya çıktığı noktadır. Bir önceki ayette “Yûsuf’u öldürün” denilmişti. Şimdi içlerinden biri buna karşı çıkarak hayatını tamamen ortadan kaldırmak yerine onu uzaklaştırmayı teklif eder. Böylece en ağır seçenekten geri adım atılır.

Fakat ayetin dikkat çekici yanı şudur: Bu kişi cinayete karşı çıkar, ancak Yûsuf’u güvenli biçimde babasına geri götürmeyi teklif etmez. Yani ahlaki itiraz vardır ama tam bir adalet çizgisine dönüşmemiştir.

2️⃣ “İçlerinden Biri Dedi ki...” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Kur’an konuşan kardeşin adını vermez. Tefsirlerde onun kim olduğu konusunda farklı rivayetler vardır; ancak ayetin açık metni yalnızca “onlardan biri” der.

Bu yüzden o kardeşin kimliğini kesinleştirip Kur’an’ın açık bilgisi gibi sunmak doğru değildir.

Asıl önemli olan isim değil, grup içinde farklı bir sesin ortaya çıkmasıdır. Herkes aynı yönde ilerlerken biri en ağır teklife itiraz etmektedir. Bu bize grup psikolojisi açısından önemli bir ders verir: Bir grup yanlış yöne giderken bile içinden biri farklı konuşabilir.

Bazen tek bir itiraz, daha büyük bir felaketi önleyebilir.

3️⃣ Bu Kardeş Tamamen Doğru Olanı mı Yaptı ❓​

Hayır.

Yûsuf’u öldürmeye karşı çıkması doğru ve önemli bir adımdır. Fakat onu kuyuya bırakmayı önermesi yine ciddi bir haksızlıktır.

Bir çocuğu veya genci ailesinden koparmak, yalnız bırakmak ve belirsiz bir kadere terk etmek masum bir davranış değildir.

Dolayısıyla bu kişinin tutumunu:

“Cinayete karşı çıktı, demek tamamen haklıydı.”

şeklinde okumak doğru olmaz.

Daha dengeli ifade şudur: Daha büyük bir kötülüğü engelledi, fakat daha küçük gördüğü başka bir kötülüğü kabul etti.

Ahlak bazen tam da böyle gri bölgelerde sınanır.

4️⃣ Daha Büyük Kötülüğü Engellemek Yine de Değerli midir ❓​

Evet.

Bir insan bütün yanlışı durduramıyorsa bile daha ağır olan zararı azaltmaya çalışabilir. Bu, özellikle gerçek hayatta bazen önemli olabilir.

Örneğin bir grup çok ağır bir haksızlık planlıyorsa içlerinden biri en azından şiddeti engellemeye çalışabilir. Bu müdahale tam adaleti sağlamasa bile zararın boyutunu küçültebilir.

Yûsuf’un hayatının korunması açısından bu kardeşin sözü kritik olacaktır.

Fakat burada ikinci bir ilke de unutulmamalıdır: Zararı azaltmak ile zararı meşru görmek aynı şey değildir. İnsan daha kötüsünü engelledi diye geride kalan yanlışı doğru ilan etmemelidir.

5️⃣ “En Kötüsünü Yapmadım” Demek İnsanı Masum Yapar mı ❓​

Hayır.

İnsan bazen kendisini şu şekilde rahatlatabilir: “Ben öldürmedim, sadece uzaklaştırdım”, “Ben hakaret etmedim, sadece dışladım” veya “Ben en ağır kötülüğü yapmadım.” Bu kıyas, gerçekten daha ağır bir davranıştan kaçınmayı gösterebilir; fakat yapılan diğer haksızlığı ortadan kaldırmaz.

Yûsuf’a karşı önerilen kuyu planı, cinayetten daha hafif olabilir. Ancak yine de onu ailesinden koparma, tehlikeye atma ve mağdur etme anlamına gelir.

Bu nedenle ahlaki ölçü yalnız:

“Daha kötüsü ne olabilirdi?”

değil, “Yaptığım şey kendi başına doğru mu?” sorusunu da içermelidir.

6️⃣ “Kuyunun Derinlikleri” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “gayâbeti’l-cubb”, kuyunun gözden kaybolan derin veya karanlık kısmı anlamına gelir. “Cubb” ise genellikle kuyu anlamındadır.

Buradaki ifade Yûsuf’un kolayca görünmeyeceği, gözden uzak bir yere bırakılmasını anlatır. Kardeşlerin amacı onu tamamen ortadan kaldırmak değilse bile aileden ve babanın gözünden uzaklaştırmaktır.

Kur’an kuyunun kesin yerini burada belirtmez. Bu nedenle tarih boyunca ileri sürülen coğrafi tahminleri ayetin açık bilgisi olarak sunmamak gerekir.

Kıssanın asıl vurgusu kuyunun nerede olduğu değil, Yûsuf’un nasıl savunmasız hâle getirildiğidir.

7️⃣ Kuyu Sembolü Bize Ne Anlatır ❓​

Kur’an ayeti burada kuyuyu gerçek bir olayın parçası olarak anlatır; fakat kıssanın edebî yapısı içinde kuyu, Yûsuf’un hayatındaki ani düşüşü de güçlü biçimde temsil eder.

Bir önceki ayette gelecekte büyük bir konuma işaret eden rüya vardır. Şimdi ise Yûsuf aşağıya, karanlık bir kuyuya indirilmektedir.

Bu zıtlık Yûsuf Suresi’nin anlatı gücünü artırır. İnsan açısından yükseliş beklenirken düşüş gelir.

Fakat kıssa bize şunu gösterecektir: Hayattaki geçici düşüş, nihai değeri belirlemek zorunda değildir.

Bununla birlikte her zorluğu otomatik olarak “kesin yükselişin habercisi” diye yorumlamamak gerekir. Yûsuf’un kıssasının sonucunu vahiyden biliyoruz; kendi hayatımızda aynı kesinliği taşıyamayız.

8️⃣ Yûsuf’un Kuyuya Bırakılması “Allah’ın Planıydı” Diye Kardeşleri Mazur Görür mü ❓​

Hayır.

Kıssanın ilerleyen bölümlerinde Yûsuf’un Mısır’a gitmesi ve büyük bir konuma ulaşması bu olay zinciri üzerinden gerçekleşecektir. Fakat bundan kardeşlerin yaptıklarının doğru olduğu sonucu çıkmaz.

Bu çok önemli bir kader ve ahlak ayrımıdır.

Allah bir insanın kötü tercihinden başka sonuçlar çıkarabilir, fakat bu kötülüğü yapan kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Kardeşler kendi iradeleriyle haksızlık yapmaktadır. Allah’ın bu haksızlıktan daha sonra hayırlı bir sonuç çıkarması, onların davranışını geriye dönük olarak helal veya doğru yapmaz.

İlahî hikmet, insan zulmünü aklamaz.

9️⃣ “Bir Kafile Onu Bulup Alsın” Ne Anlama Geliyor ❓​

Ayette kardeşlerden biri, Yûsuf’un kuyuya bırakılmasını ve geçen kafilelerden birinin onu bulmasını beklemektedir. Bu, Yûsuf’un tamamen ölüme terk edilmemesi düşüncesini gösterir.

Ancak bu planın içinde büyük belirsizlik vardır. Kafile gerçekten gelecek mi, Yûsuf’u bulacak mı ve bulduğunda ona nasıl davranacak? Bunların hiçbirinin kardeşlerin kontrolünde olmadığı görülür.

Bu da yapılan eylemin tehlikesini artırır. Bir insanı:

“Nasıl olsa biri bulur.”

diyerek tehlikeli bir durumda bırakmak sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

İyi ihtimal beklemek, tehlikeli eylemi güvenli hâle getirmez.

🔟 Bu Plan Neden Yine de Ağır Bir Haksızlıktır ❓​

Çünkü Yûsuf’un kendi rızası yoktur, güvenliği garanti edilmemektedir ve ailesinden zorla koparılmaktadır. Bu eylem hem fiziksel hem psikolojik bakımdan ciddi riskler taşır.

Kardeşlerin amacı öldürmek olmasa bile sonuçta Yûsuf’un hayatını başka insanların insafına bırakmaktadırlar.

Ahlaki sorumluluk yalnız niyetle ölçülmez. Öngörülebilir sonuçlar da önemlidir.

Bir insan:

“Ben onun ölmesini istemedim.”

diyebilir; fakat onu ölüm riski yüksek bir yerde bilerek bıraktıysa sorumluluğu yine vardır.

Bu nedenle iyi niyet iddiası, tehlikeli davranışı otomatik olarak temizlemez.

1️⃣1️⃣ Grup İçinde Daha Az Kötü Seçeneği Önermek Ahlaki Cesaret midir ❓​

Belirli ölçüde evet.

Herkes daha ağır bir teklife yönelmişken bir kişinin “Öldürmeyin” demesi önemlidir. Bu, grubun baskısı içinde en azından bir sınır çizme cesareti gösterir.

Fakat tam ahlaki cesaret şu olurdu: Yûsuf’a hiçbir zarar vermeyin ve onu babasına geri götürelim.

Bu nedenle kıssadaki bu kardeşin tutumu bize kısmi ahlaki direncin değerini gösterirken, aynı zamanda yarım doğruyla yetinmeme gereğini de düşündürür.

Bazen insan:

“En kötüsünü engelledim, görevim bitti.”

diye düşünebilir. Oysa bazen bir adım daha atıp kalan haksızlığa da karşı çıkmak gerekir.

1️⃣2️⃣ Kendi Grubuna Karşı Çıkmak Neden Bu Kadar Zordur ❓​

Çünkü insan aidiyetini kaybetmekten korkabilir. Aile, arkadaş çevresi, siyasi grup veya iş ortamı içinde ortak bir fikir oluştuğunda buna karşı konuşmak kişiyi yalnızlaştırabilir.

Yûsuf’un kardeşleri güçlü bir “biz” duygusu içindedir. Böyle bir ortamda:

“Bu yaptığımız yanlış.”

demek, grubun öfkesini kişinin üzerine çekebilir.

Bu yüzden ahlaki cesaret her zaman düşmana karşı bağırmak değildir. Bazen kendi tarafının yanlışına itiraz edebilmek çok daha zordur.

Gerçek adalet, yalnız karşı grubun haksızlığına karşı çıkmak değil, kendi grubunun haksızlığını da görebilmektir.

1️⃣3️⃣ Bir Gruba Sadakat Yanlışı Savunmayı Gerektirir mi ❓​

Hayır.

Aileye, arkadaşa veya bir topluluğa sadakat değerli olabilir; fakat sadakat adaletin üstüne çıkarılamaz.

Kardeşlik:

“Kardeşim ne yaparsa yapsın onu savunurum.”

demek değildir.

Dostluk da:

“Arkadaşım haksız olsa bile yanında olurum.”

şeklinde anlaşılmamalıdır.

Gerçek sadakat bazen sevdiğiniz kişiye:

“Burada yanlış yapıyorsun.”

diyebilmektir.

Yûsuf kıssasında grup dayanışması yanlış yönde kullanılmıştır. Bu bize dayanışmanın ahlaki bir yönlendirmeye ihtiyaç duyduğunu gösterir.

1️⃣4️⃣ “Bir Şey Yapacaksanız...” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda “in kuntum fâilîn”, yani “eğer mutlaka yapacaksanız / illa bir şey yapacaksanız” anlamına gelen bir ifade vardır.

Bu ifade konuşan kardeşin grubun kararlılığını tamamen kıramadığını düşündürebilir. Tefsirlerde bu noktada farklı açıklamalar bulunabilir; fakat ayet en azından onun öldürme yerine başka bir yol önermeye çalıştığını gösterir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: İnsan bazen bir grubun bütün yanlışını durduramıyorsa zararı azaltma yoluna başvurabilir.

Ancak bu durum, daha küçük zararın kendi başına doğru olduğu anlamına gelmez.

Zarar azaltma, ahlaki ideal ile aynı şey değildir.

1️⃣5️⃣ Zararı Azaltmak ile Kötülüğe Ortak Olmak Arasındaki Sınır Nedir ❓​

Bu sınır her durumda kolay değildir. Gerçek hayatta bazen insan daha büyük bir felaketi önlemek için daha az zararlı bir seçeneği desteklemek zorunda kalabilir. Fakat burada kişinin mümkün olan en adil seçeneği araması ve kalan haksızlığı da haksızlık olarak görmeye devam etmesi gerekir.

Yûsuf 10 bu açıdan çok düşündürücüdür. Öldürmeye karşı çıkmak doğru bir sınırlamadır, fakat kuyuya bırakmayı önermek hâlâ mağduriyet üretir.

Bu nedenle insan:

“Daha kötüsünü engelliyorum.”

derken kendisine şu soruyu sormalıdır: “Gerçekten başka bir doğru seçenek yok mu, yoksa grubun baskısı yüzünden ben de yanlışın bir kısmını kabul mü ediyorum?”

Ahlaki muhasebe tam burada başlar.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Günümüzde “Kötünün İyisi” Düşüncesi Hakkında Ne Öğretebilir ❓​

Hayatta bazen ideal seçenek bulunmayabilir ve insanlar daha az zarar veren seçeneği tercih etmek zorunda kalabilir. Fakat “kötünün iyisi” düşüncesi kolayca tembelliğe veya vicdan rahatlatmaya dönüşebilir.

İnsan:

“En kötüsünü yapmadım.”

diyerek yaptığı diğer haksızlığı görmezden gelebilir.

Yûsuf 10 bize daha dikkatli olmayı öğretir. Daha büyük kötülüğü engellemek gerçekten değerli olabilir; fakat daha küçük kötülüğün de kötülük olduğunu unutmamak gerekir.

Ahlaki olgunluk, seçenekleri kıyaslamak kadar doğru seçeneğin neden mümkün olmadığını da dürüstçe sorgulamayı gerektirir.

1️⃣7️⃣ Yûsuf’un Hayatında Bu Ayet Nasıl Bir Dönüm Noktasıdır ❓​

Bu öneri sayesinde Yûsuf’un öldürülmesi planı gerçekleşmeyecektir. Kuyu, Yûsuf’un hayatının sona erdiği yer değil, yeni bir dönemin başladığı yer olacaktır.

Bir kafile onu bulacak, Mısır’a götürülecek ve kıssa bambaşka bir aşamaya geçecektir.

İnsan açısından bakıldığında kuyu korkunç bir düşüştür. Fakat kıssanın bütünü açısından bu olay, Yûsuf’un ilerideki hayatına açılan beklenmedik bir geçiş hâline gelecektir.

Bu bize umut verebilir, ancak yine önemli sınırı korumak gerekir: Her mağduriyetin dünyada kesin olarak aynı türden güzel sonuçlara dönüşeceğini garanti edemeyiz. Yûsuf’un hikâyesinin sonucunu vahiyden biliyoruz.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 9 ve 10 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 9’da ağır teklif ortaya çıkmıştı: Yûsuf’u öldürmek veya uzaklaştırmak. Yûsuf 10’da ise grup içinden biri öldürme seçeneğini reddeder ve kuyu planını önerir.

Bu iki ayet birlikte bize kötülük içinde bile dereceler bulunduğunu, insanın daha ağır yanlışa karşı çıkabileceğini fakat bunun onu kalan haksızlıktan otomatik olarak aklamadığını gösterir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 11. ayette kardeşler artık babaları Hz. Yakup’u ikna etmeye çalışacak ve “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Oysa biz onun iyiliğini isteyen kimseleriz” diyeceklerdir. Burada kıssanın yeni bir ahlaki boyutu başlayacaktır: Güven talep ederken gerçekte güveni kötüye kullanma, güzel söz ile gizli niyet arasındaki fark, manipülasyon ve güvenin sadece sözle değil davranışla kazanılması konusu gündeme gelecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 10. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 10. ayet, kıssanın çok kritik bir anında bir insanın daha büyük kötülüğe karşı çıkmasının önemini gösterir. Kardeşlerin içinden biri cinayete itiraz eder. Bu itiraz küçümsenmemelidir; çünkü Yûsuf’un hayatının korunmasında etkili olacaktır. Fakat aynı zamanda ayet bize, daha büyük kötülüğü reddetmenin daha küçük görünen haksızlığı otomatik olarak doğru yapmadığını da öğretir.

Ayetin ilk büyük mesajı ahlaki cesaretin bazen kendi grubuna karşı konuşmak olduğudur. İnsan dışarıdaki birine karşı sert konuşmayı cesaret sanabilir, fakat kendi ailesi, arkadaş çevresi veya bağlı olduğu grup yanlış yaptığında sessiz kalabilir. Oysa gerçek adalet, sevdiğimiz insanların da yanlışını görebilmeyi gerektirir. Kendi grubumuza:

“Burada durmalıyız.”

diyebilmek bazen çok daha büyük bir cesarettir.

İkinci büyük mesaj kısmi iyiliği küçümsememek, fakat onu mutlaklaştırmamaktır. Yûsuf’u öldürmeme önerisi değerlidir. Eğer bu müdahale olmasaydı sonuç çok daha ağır olabilirdi. Fakat aynı kişinin kuyu planına katılması bize şunu öğretir: İnsan bazen bir noktada doğru davranırken başka bir noktada yine yanlışın parçası olabilir.

Bu yüzden insanları yalnız bir davranış üzerinden tamamen melek veya şeytan ilan etmek doğru değildir. İnsan davranışları katmanlıdır; bir konuda iyi olan, başka bir konuda hata yapabilir.

Üçüncü büyük mesaj, “Daha kötüsünü yapmadım” savunmasının yeterli olmadığıdır. Ahlaki hayat yalnız suçların büyüklüğünü kıyaslamakla yürütülemez. İnsan “öldürmedim” diyebilir; fakat birini tehlikeye atmış olabilir. “Çalmadım” diyebilir; fakat hakkını başka biçimde yemiş olabilir. “Yalan söylemedim” diyebilir; fakat gerçeği manipüle etmiş olabilir.

Bu yüzden doğru soru yalnız:

“En kötü şeyi yaptım mı?”

değil, “Yaptığım şey adil miydi?” sorusudur.

Dördüncü büyük mesaj niyet ile sonuç arasındaki dengeyi kurmaktır. Kardeşlerden biri Yûsuf’un ölmesini istemiyor olabilir; fakat onu kuyuya bırakmak yine ciddi bir risk üretmektedir. Bu bize iyi niyet iddiasının tek başına yeterli olmadığını gösterir.

İnsan:

“Ben kötü niyetli değildim.”

diyebilir. Fakat davranışının öngörülebilir zararlarını da hesaba katmalıdır.

Ahlak yalnız kalbin içini değil, eylemin sonuçlarını da ciddiye alır.

Beşinci büyük mesaj zararı azaltmanın değeridir. Bazen insan ideal sonucu sağlayamayabilir. Bir çatışmayı tamamen bitiremeyebilir ama şiddeti durdurabilir. Bir haksızlığı bütünüyle düzeltemeyebilir ama daha büyük zararı engelleyebilir. Böyle durumlarda küçük bir müdahale bile gerçekten kıymetli olabilir.

Ancak insan bununla yetinip:

“Ben üzerime düşeni yaptım.”

demeden önce kalan haksızlığı da görmelidir.

Zararı azaltmak iyidir; mümkünse adalete ulaşmak daha iyidir.

Altıncı büyük mesaj grup baskısına karşı vicdanı korumaktır. Kardeşlerin ortak öfkesi içinde birinin farklı konuşması, insanın kalabalığa rağmen bir ölçüde kendi kararını koruyabileceğini gösterir. Bugün sosyal medyada, işyerinde veya aile içinde bir kişi hedef hâline getirildiğinde herkes aynı yönde konuşabilir. O anda tek bir kişinin:

“Bu kadar ileri gitmeyelim.”

demesi bile önemlidir.

Bazen insan büyük bir haksızlığı tek başına tamamen durduramaz; ama normalleşmesini bozabilir.

Yedinci büyük mesaj insanı bütünüyle günah keçisi hâline getirmemektir. Kardeşlerin zihnindeki temel problem hâlâ aynıdır: Yûsuf’u aile içindeki sorunların nedeni olarak görmektedirler. Öldürme teklifinden vazgeçilse bile onu ortadan kaldırma fikri devam eder.

Bu bize şunu öğretir: Çözüm yalnız yöntemi yumuşatmak değil, problemi doğru teşhis etmek olmalıdır. Yûsuf’u kuyuya atmak yerine öldürmemek yöntemi değiştirir; fakat kıskançlığın kendisini çözmez.

Gerçek iyileşme, yalnız:

“Ona ne yapalım?”

sorusunu değiştirmek değil, “Neden onu problem olarak görüyoruz?” sorusunu sormaktır.

Sekizinci büyük mesaj kader ile insan sorumluluğunu karıştırmamaktır. Yûsuf’un kuyuya atılması daha sonra Mısır’a uzanan yolun bir parçası olacaktır. Fakat kardeşlerin davranışı bu yüzden doğru olmaz. Allah’ın bir haksızlıktan iyi sonuç çıkarması, haksızlığı yapan kişinin sorumluluğunu silmez.

Bu ilke günlük hayatta da çok önemlidir. Bir mağdur yaşadığı zorluktan sonra güçlenmiş olabilir. Bu, ona zarar veren kişinin:

“Bak, sana iyilik yapmış oldum.”

deme hakkı vermez.

Mağdurun güçlenmesi, failin haksızlığını haklılaştırmaz.

Dokuzuncu ve belki en önemli mesaj ise ahlaki itirazı mümkün olduğunca ileri taşımaktır. Kardeşlerden biri öldürmeye “hayır” demiştir. Bu önemlidir. Fakat kıssa bize şu soruyu bırakarak devam eder: Neden yalnız orada durdu? Neden “Yûsuf’a hiç zarar vermeyelim” demedi?

Bu soru bugün bize de yönelir. Bir yanlışın yalnız en ağır bölümüne mi karşı çıkıyoruz, yoksa yanlışın köküne kadar gitmeye cesaret edebiliyor muyuz? Bir arkadaşımıza “Bu kadar hakaret etme” derken aslında haksız suçlamasına ortak mı oluyoruz? Bir grubun şiddetine karşı çıkarken ayrımcılığını normal mi görüyoruz? Bir haksızlığın yalnız yöntemini mi eleştiriyoruz, yoksa temelindeki adaletsizliği de sorguluyor muyuz?

Yûsuf Suresi 10. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Daha büyük kötülüğü engellemek değerlidir; fakat daha küçük kötülüğü doğru hâle getirmez. Kendi grubunun yanlışına karşı konuşmaktan korkma. “En kötüsünü yapmadım” diyerek vicdanını susturma. İyi niyetini davranışının sonuçlarıyla birlikte değerlendir. Allah’ın bir haksızlıktan hayırlı sonuç çıkarmasını, haksızlığı yapanı aklamak için kullanma. Ve mümkünse yalnız zararı azaltmakla yetinme; adalete kadar ilerle.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 11. ayette, kardeşler artık babaları Hz. Yakup’u ikna etmeye çalışacak ve “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Oysa biz onun iyiliğini isteyenleriz” diyeceklerdir. Burada çok önemli bir ahlaki mesele gündeme gelecektir: İnsan güzel sözlerle güven talep ederken gerçekte o güveni kötüye kullanmayı planlayabilir mi? Güven yalnız sözle mi kazanılır, yoksa geçmiş davranışlarla mı? Manipülasyon ile samimi ikna arasındaki fark nasıl anlaşılır? Kıssa artık yalnız kıskançlıktan değil, güvenin istismarından da söz etmeye başlayacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 10. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir grubun içinde yanlış bir şey yapılırken “Ben en kötü olanına karşı çıktım” diyerek rahatlıyor muyuz, yoksa kalan haksızlığa da itiraz edebiliyor muyuz? Kendi tarafımızın yanlışını söyleyebilecek kadar adil miyiz? Ve daha büyük zararı engellediğimizde, daha küçük zararı otomatik olarak doğru ilan etmeden vicdanımızı açık tutabiliyor muyuz?

“Yûsuf 10, ‘Yûsuf’u öldürmeyin; onu kuyunun derinliklerine bırakın da bir kafile onu bulup alsın’ diyerek grup içindeki ilk ciddi freni gösterir. Cinayete karşı çıkmak önemlidir; fakat Yûsuf’u kuyuya bırakmak yine haksızlıktır. Daha büyük kötülüğü engellemek değerlidir, ama daha küçük kötülüğü masumlaştırmaz. Kendi grubunun yanlışına karşı konuş, ‘en kötüsünü yapmadım’ diyerek vicdanını susturma ve mümkün olduğunda yalnız zararı azaltmayı değil, haksızlığı tamamen durdurmayı hedefle.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt