📖 Yûnus Suresi 22. Ayette “Sizi Karada ve Denizde Yürüten O’dur; Gemide Güzel Bir Rüzgârla Sevinirken Fırtına Gelip Dalgalar Her Yandan Kuşattığında

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,060
2,736,256
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 22. Ayette “Sizi Karada ve Denizde Yürüten O’dur; Gemide Güzel Bir Rüzgârla Sevinirken Fırtına Gelip Dalgalar Her Yandan Kuşattığında Dini Yalnız Allah’a Has Kılarak O’na Dua Ederler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan kendisini güvende hissettiğinde ne kadar sınırlı olduğunu unutabilir; fakat kontrolün elinden çıktığı an kalbin hangi kapıya yöneldiği daha açık görünür. Tehlike bazen insana yeni bir hakikat öğretmez; rahatlıkta unuttuğu hakikati yeniden hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 22. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Sizi karada ve denizde yürüten O’dur. Nihayet gemilerde bulunduğunuzda, gemiler içindekileri güzel bir rüzgârla götürür ve onlar buna sevinirken birden şiddetli bir rüzgâr gelir, dalgalar her taraftan üzerlerine gelir ve kuşatıldıklarını sanırlar. İşte o zaman dini yalnız Allah’a has kılarak O’na dua ederler: ‘Eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız.’”

Yûnus Suresi 21. ayette insanlara:

sıkıntıdan sonra rahmet tattırıldığında

bazılarının yeniden Allah’ın ayetlerine karşı düzen kurabildiği anlatılmıştı.

Yûnus 22 ise bunun son derece canlı bir örneğini verir:

Deniz sakindir.

İnsan sevinmektedir.

Sonra şartlar bir anda değişir.

Ve insan, bütün güven araçlarının yetersiz kaldığını düşündüğü anda Allah’a yönelir.

2️⃣ “Sizi Karada ve Denizde Yürüten O’dur” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“Hüvellezî yüseyyirukum fi’l-berri ve’l-bahr”

denilir.

Yani:

“Sizi karada ve denizde hareket ettiren O’dur.”

İnsan:

yürür,

hayvana biner,

gemi yapar,

araç üretir,

yollar açar.

Bütün bunlarda insan emeği ve bilgisi vardır.

Fakat Kur’an daha temel bir düzeye dikkat çeker:

İnsana:

akıl,

beden,

malzeme,

doğa düzeni

ve hareket edebileceği dünya

verilmiştir.

Bu nedenle sebepleri kullanmak ile nihai imkânın Allah’tan geldiğini bilmek birbirine zıt değildir.

3️⃣ Bu Ayet İnsan Teknolojisini Önemsiz mi Görüyor ❓​

Hayır.

Gemi:

insan tarafından yapılır.

Onu yöneten kişi:

tecrübe edinir.

Denizcilik bilgisi gerekir.

Bugün:

motor,

radar,

uydu navigasyonu,

meteoroloji,

haberleşme sistemleri

kullanılır.

Kur’an bunları reddetmez.

Tevhid:

“İnsan hiçbir şey yapmıyor.”

demek değildir.

Tevhid:

“İnsanın yaptığı hiçbir şey onu mutlak ve bağımsız güç sahibi yapmaz.”

demektir.

Teknoloji değerlidir.

Fakat teknoloji ilah değildir.

4️⃣ Neden Özellikle Deniz Yolculuğu Örnek Veriliyor ❓​

Deniz yolculuğu insanın kontrol sınırlarını çok açık biçimde gösteren tecrübelerden biridir.

Karadan uzaklaşırsın.

Altında derin su vardır.

Hava değişebilir.

Dalgalar yükselebilir.

Fırtına çıkabilir.

Özellikle eski dönemlerde deniz yolculuğu bugün olduğundan çok daha büyük belirsizlikler taşıyordu.

Bu nedenle deniz:

insanın hem başarısını

hem de:

acizliğini

aynı anda görebildiği güçlü bir örnektir.

İnsan gemi yapabilir.

Ama denizi kendisi yaratmamıştır.

5️⃣ “Güzel Bir Rüzgârla Giderken” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“bi-rîhin tayyibetin”

ifadesi vardır.

Yani:

“Güzel, elverişli bir rüzgârla...”

Yelkenli gemiler için uygun rüzgâr:

yolculuğu kolaylaştıran büyük bir nimetti.

Deniz sakindir.

Rüzgâr uygundur.

Gemi ilerler.

İnsan kendisini güvende hisseder.

Ayet özellikle bu rahatlık hâlini anlatır.

Çünkü biraz sonra her şey değişecektir.

Böylece insan hayatının ne kadar hızlı biçimde:

güvenden korkuya

dönebildiği gösterilir.

6️⃣ “Bununla Sevindiler” İfadesi Neden Özellikle Söyleniyor ❓​

Ayette:

“ve ferihû bihâ”

denilir.

Yani:

“Bununla sevindiler.”

Sevinmek burada başlı başına kötü değildir.

Güzel hava varsa insan elbette sevinir.

Güvenli yolculuk nimettir.

Sorun:

sevinmek değil,

güvenliğin kalıcı olduğunu sanmak olabilir.

İnsan çoğu zaman işler yolundayken:

tehlikeyi,

kırılganlığını,

Allah’a ihtiyacını

unutabilir.

Ayet birkaç kelime içinde bu psikolojik dönüşümü gösterir.

Önce:

sevinç.

Sonra:

fırtına.

7️⃣ “Birden Şiddetli Bir Rüzgâr Geldi” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“câethâ rîhun âsıfun”

denilir.

Yani:

“O gemiye şiddetli, fırtınalı bir rüzgâr geldi.”

Buradaki görüntü çok canlıdır.

Biraz önce yolculuğu kolaylaştıran şey:

rüzgârdı.

Şimdi tehlike getiren şey de:

rüzgâr.

Bu, doğadaki şartların insan arzularına göre sabitlenmediğini gösterir.

İnsan:

doğayı kullanır,

ondan yararlanır.

Ama doğanın tamamını kendi kontrolüne alamaz.

8️⃣ “Dalgalar Her Yandan Geldi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve câehumu’l-mevcu min kulli mekân”

denilir.

Yani:

“Dalgalar onlara her taraftan geldi.”

Bu ifade insanın kendisini:

kaçış yolu kalmamış,

her taraftan kuşatılmış

hissettiği ânı tasvir eder.

Bir tehlike bir taraftan geldiğinde insan:

başka tarafa kaçabileceğini düşünebilir.

Ama:

“her taraftan”

ifadesi, bütün güven seçeneklerinin tükenmeye başladığı hissini verir.

İnsan artık yalnızca bir problemle değil, kontrol kaybıyla karşı karşıyadır.

9️⃣ “Kuşatıldıklarını Sandılar” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“ve zannû ennehum uhîta bihim”

denilir.

Genel anlamıyla:

“Artık kendilerinin kuşatıldığını, kurtuluş yollarının kapandığını düşündüler.”

Bu ifade:

ölüm tehlikesinin çok yaklaştığını

ve insanların artık sıradan çözümlerin yetmeyeceğini düşündüklerini anlatır.

Geminin kaptanı olabilir.

Denizcilik tecrübesi olabilir.

Araçları olabilir.

Ama bir noktada insan:

“Artık bizim gücümüz yetmiyor.”

diyebilir.

İşte ayet tam bu noktada insanın kalbine yönelir.

🔟 “Dini Allah’a Has Kılarak Dua Ettiler” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“deavullâhe muhlisîne lehü’d-dîn”

denilir.

Yani:

“Dini yalnız O’na has kılarak Allah’a dua ettiler.”

Burada çok güçlü bir tevhid vurgusu vardır.

Daha önce:

putlar,

şefaatçiler,

aracılar

konuşulmuştu.

Fakat gerçek ölüm tehlikesi geldiğinde:

Allah’a doğrudan yöneliyorlar.

Kalbin bütün sahte güvenleri geri çekiliyor.

Dua:

yalnız Allah’a

yöneliyor.

Ayet bu kriz anındaki samimiyeti özellikle vurgular.

1️⃣1️⃣ “Dini Allah’a Has Kılmak” Ne Anlama Gelir ❓​

“İhlâs”:

bir şeyi saflaştırmak,

karışıklıklardan arındırmak

anlamını taşır.

“Muhlisîne lehü’d-dîn”

ifadesi burada:

Allah’a kulluk ve yönelişi başka ilahî güçlerle paylaşmadan yalnız O’na yönelmek

anlamındadır.

Yani insan o anda:

putu düşünmez.

Kendi servetine güvenmez.

Kutsallaştırdığı aracılara nihai güç vermez.

Kalbi:

“Allah’ım kurtar.”

der.

Bu yöneliş tevhidin insanın en derin korku anında nasıl ortaya çıkabileceğini gösterir.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Her İnsanın Doğuştan Allah’a İnandığını Kesin Olarak mı Kanıtlar ❓​

Ayetin bağlamındaki insanlar tehlike anında Allah’a yönelmektedir.

Buradan insanın fıtratı ve yaratıcıya yönelişi konusunda önemli teolojik değerlendirmeler yapılmıştır.

Ancak:

“Dünyadaki istisnasız her insan ölüm tehlikesinde mutlaka aynı kelimelerle Allah’a dua eder.”

şeklinde deneysel ve evrensel bir psikoloji yasası kurmak ayetin söylemediği kadar geniş bir iddia olabilir.

Ayet belirli insan tavrını son derece güçlü biçimde anlatır:

Rahatlıkta ortaklar üretenler bile çaresizlikte Allah’a yöneliyor.

Ana mesaj budur.

1️⃣3️⃣ Tehlikede Allah’a Dua Etmek Samimiyetsiz midir ❓​

Hayır.

İnsan gerçekten korktuğunda Allah’a bütün kalbiyle dua edebilir.

O anki duası gerçekten samimi olabilir.

Problem sonraki ayette ortaya çıkacaktır:

İnsan kurtulduğunda verdiği sözü unutabilir.

Dolayısıyla:

kriz anındaki dua otomatik olarak sahte değildir.

Fakat gerçek sınav şudur:

Kriz bittikten sonra bu yöneliş devam ediyor mu?

Sıkıntıda samimi olmak güzel,

rahatlıkta da sadık kalmak gerekir.

1️⃣4️⃣ “Bizi Kurtarırsan Şükredenlerden Olacağız” Ne Demektir ❓​

Ayetin sonunda insanlar:

“Le-in enceytenâ min hâzihî le-nekûnenne mine’ş-şâkirîn.”

derler.

Yani:

“Eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız.”

Bu bir söz vermedir.

İnsan tehlike içindeyken:

“Allah’ım beni kurtar, hayatımı değiştireceğim.”

diyebilir.

Bu son derece insani bir tepkidir.

Ama ayet bizi şuna hazırlıyor:

Verilen söz, kurtulduktan sonra da hatırlanacak mı?

Çünkü şükür yalnızca:

“Teşekkür ederim.”

demek değildir.

Hayatı nimetin sahibini unutmadan yeniden düzenlemektir.

1️⃣5️⃣ Şükredenlerden Olmak Ne Gerektirir ❓​

Şükür üç boyutta düşünülebilir:

Kalple:

nimetin kaynağını bilmek.

Dille:

Allah’a hamd etmek.

Davranışla:

nimeti doğru yerde kullanmak.

Örneğin ölüm tehlikesinden kurtulan biri:

“Elhamdülillah.”

der.

Bu güzeldir.

Ama kurtuluşun ardından:

aynı zulme,

aynı haksızlığa,

aynı gaflete

hiç düşünmeden dönüyorsa şükrün davranış boyutu eksik kalmış olabilir.

Şükür, nimetin insanı değiştirmesine izin vermektir.

1️⃣6️⃣ Deniz Kazası veya Fırtına Allah’ın Cezası mıdır ❓​

Hayır, böyle bir genelleme yapılamaz.

Bir geminin fırtınaya yakalanması:

meteorolojik,

coğrafi,

teknik

sebeplerle açıklanabilir.

Fırtınaya yakalanan herkesin:

günahkâr,

cezalandırılan

kişi olduğunu söylemek doğru değildir.

Peygamberler ve salih insanlar da tehlikeli yolculuklar yaşamıştır.

Yûnus 22’nin amacı:

“Her fırtına ilahî cezadır.”

demek değil,

tehlikenin insanın Allah’a muhtaçlığını açığa çıkarabilmesini anlatmaktır.

Doğal afet ≠ otomatik ilahî ceza.

1️⃣7️⃣ Tedbir Almak Tevekküle Aykırı mıdır ❓​

Hayır.

Bir gemiye binerken:

hava durumuna bakmak,

güvenlik ekipmanını kontrol etmek,

can yeleği bulundurmak,

bakımı yapmak,

tecrübeli kaptan kullanmak

tevekküle aykırı değildir.

Tam tersine bunlar tedbirdir.

Tevekkül:

sebebi terk edip:

“Allah korur.”

demek değildir.

İnsan:

tedbirini alır,

bilgisini kullanır,

güvenlik kurallarına uyar

ve sonucu Allah’a bırakır.

Tevekkül ≠ tedbirsizlik.

1️⃣8️⃣ Bu Ayetin Bugünkü İnsana Mesajı Sadece Deniz Yolculuğuyla mı İlgilidir ❓​

Hayır.

Bugün insan:

uçakta,

arabada,

hastanede,

ameliyat masasında,

ekonomik krizde,

deprem sırasında

veya başka bir tehlikede

aynı kontrol kaybını yaşayabilir.

Modern insanın araçları çok gelişmiştir.

Bu büyük bir nimettir.

Ama gelişmiş teknoloji insanı:

ölümsüz,

yanılmaz,

her şeyi kontrol edebilir

hâle getirmemiştir.

Yûnus 22'nin temel sorusu hâlâ geçerlidir:

Bütün güvencelerin yetmediğini fark ettiğinde kalbin nereye dönüyor?

Ve daha önemlisi:

Tehlike geçtikten sonra kimi hatırlıyorsun?

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 22. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 22. ayet insan hayatındaki büyük değişimi birkaç sahne içinde gözümüzün önüne getirir.

Önce:

güven vardır.

Gemi ilerliyor.

Rüzgâr güzel.

İnsanlar seviniyor.

Her şey yolunda.

Sonra:

şartlar değişiyor.

Şiddetli bir rüzgâr geliyor.

Dalgalar her taraftan yükseliyor.

İnsanlar:

“Artık kuşatıldık.”

diye düşünüyorlar.

Ve işte tam o anda:

Allah’a yöneliyorlar.

Bu ayet bize insanın ne kadar hızlı biçimde:

“Her şey kontrolümde.”

duygusundan:

“Allah’ım yardım et.”

hâline geçebileceğini gösterir.

Bu insanı aşağılamak için anlatılmıyor.

Tam tersine ona gerçek konumunu hatırlatmak için anlatılıyor.

İnsan büyük işler yapabilir.

Gemi yapar.

Uçak yapar.

Denizin altına iner.

Uzaya çıkar.

Hastalıkları tedavi eder.

Bunların tamamı insan aklının olağanüstü başarılarıdır.

Kur’an:

“Bunları yapmayın.”

demiyor.

Fakat şunu söylüyor:

Başarın seni ilah olduğun yanılgısına götürmesin.

Çünkü insan ne kadar ilerlerse ilerlesin:

sınırlıdır.

Bilgisi sınırlıdır.

Ömrü sınırlıdır.

Kontrolü sınırlıdır.

Bu sınırı kabul etmek:

insanı küçültmez.

Onu gerçekçi yapar.

Ayetteki en güçlü ifadelerden biri:

“Dini yalnız Allah’a has kılarak O’na dua ettiler.”

sözüdür.

Çünkü birkaç ayet önce:

“Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.”

diyen anlayış eleştiriliyordu.

Şimdi ise ölüm tehlikesi geldiğinde bütün aracılar geri çekiliyor.

İnsan doğrudan:

Allah’a

sesleniyor.

Adeta kalp şöyle diyor:

“Şu anda beni gerçekten kurtarabilecek nihai kudret yalnız Sensin.”

Bu, tevhidin teorik bir cümleden hayatın içindeki yakıcı bir gerçeğe dönüşmesidir.

Fakat asıl mesele yalnızca fırtınada Allah’ı hatırlamak değildir.

Ayetin sonundaki söz çok önemlidir:

“Bizi kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız.”

İnsan tehlikede çok büyük sözler verebilir.

Allah’ım beni kurtar:

namazımı düzelteceğim.

Haksızlığı bırakacağım.

Hayatımı değiştireceğim.

Şükredeceğim.

Sonra kurtulur.

Ve asıl sınav başlar.

Çünkü bazen ölümden kurtulmak kolay değildir ama kurtulduktan sonra verdiğin sözü hatırlamak daha da zor olabilir.

İnsan çok çabuk alışır.

Dün büyük mucize gibi gördüğü şeyi bugün:

“Zaten böyle olması gerekiyordu.”

diye değerlendirebilir.

Bu yüzden şükür bir anlamda hafızadır.

Dün ne kadar korktuğunu hatırlamaktır.

Dün ne kadar dua ettiğini hatırlamaktır.

Sahip olduğun bugünün bir zamanlar yalvardığın şey olabileceğini hatırlamaktır.

Bu ayeti yalnızca denizdeki insanlara da bırakmamak gerekir.

Belki bir insan bir ameliyattan önce:

“Allah’ım beni kurtar.”

diye dua etti.

Ameliyat başarılı geçti.

Bir yıl sonra sağlığını sıradan görmeye başladı.

Başka biri büyük bir borçtan çıktı.

Bir zamanlar:

“Şu yükten kurtulsam yeter.”

diyordu.

Sonra ekonomik durumu düzeldi ve yeniden şükretmeyi unuttu.

Başka biri sevdiği bir insanı kaybetme korkusu yaşadı.

O gün:

“Yeter ki sağ olsun.”

dedi.

Bir süre sonra aynı insana küçük şeylerden dolayı eziyet etmeye başladı.

Yûnus 22 bu nedenle insana çok güçlü bir soru sorar:

Bir zamanlar kurtulmak için dua ettiğin şeylerden kurtulduysan, verdiğin sözü ne yaptın?

Bu ayet aynı zamanda tevekkül hakkında önemli bir denge kurar.

Gemiyi yap.

Bakımını yap.

Fırtınayı takip et.

Can yeleğini tak.

Tedbir al.

Sonra Allah’a güven.

Çünkü:

tedbir almak Allah’a güvenmemek değildir.

Tam tersine insanın kendisine verilen aklı ve imkânı sorumlu biçimde kullanmasıdır.

Tevekkül:

gemi delikken:

“Allah korur.”

deyip yola çıkmak değildir.

Tevekkül:

gemiyi onarıp sonra Allah’a güvenmektir.

Yûnus 22’nin en derin mesajlarından biri belki de şudur:

İnsanın gerçek inancı bazen kontrol kaybolduğunda daha görünür hâle gelir.

Ama daha büyük iman, yalnızca kontrol kaybolduğunda Allah’ı hatırlamak değildir.

Asıl olgunluk:

deniz sakinken de Allah’ı unutmamaktır.

Rüzgâr güzelken.

İşler yolundayken.

Sağlığın iyiyken.

Paran varken.

Sevdiklerin yanındayken.

Dua etmek.

Şükretmek.

Kendini mutlak güç sahibi sanmamak.

Çünkü Allah’a yalnızca fırtınada ihtiyacımız yoktur.

Sakin denizde de O’na muhtacız.

Ve belki Yûnus Suresi 22. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bütün imkânlarımız tükenip korkuya kapıldığımızda Allah’a samimiyetle yönelirken, hayat yeniden sakinleştiğinde de aynı Allah’ı hatırlayabiliyor muyuz; yoksa fırtınada verdiğimiz şükür sözlerini, deniz sakinleşir sakinleşmez yeniden rahatlığın içinde unutuyor muyuz?

“Allah’ı yalnızca dalgalar yükseldiğinde hatırlama. Sakin deniz de O’nun nimeti, seni taşıyan gemi de O’nun verdiği akıl ve imkânların sonucudur. Fırtınada dua et, tedbirini al ve kurtulduğunda verdiğin sözü unutma; çünkü gerçek şükür, tehlike geçtikten sonra da Rabbini hatırlamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt