Tevbe Suresi 73. Ayette “Ey Peygamber! İnkârcılara ve Münafıklara Karşı Mücadele Et, Onlara Karşı Kararlı Ol; Onların Varacağı Yer Cehennemdir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Merhamet, kötülüğe sınırsız alan açmak değildir. Bazen adaletin korunması için yumuşaklığın yanına kararlılık, affın yanına sınır ve sabrın yanına mücadele koymak gerekir. Fakat gerçek güç, öfkeyi serbest bırakmak değil; hakkı korurken ölçüyü kaybetmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
Tevbe Suresi 73. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Ey Peygamber! İnkârcılara ve münafıklara karşı mücadele et ve onlara karşı kararlı ol. Onların varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü varış yeridir.”
Bu ayet ilk bakışta oldukça sert bir ifade taşımaktadır.
Ancak doğru anlaşılabilmesi için:
surenin savaş bağlamı, münafıklarla ilgili önceki ayetler, Hz. Muhammed’in uygulaması ve Kur’an’ın diğer hükümleri
birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle ayetteki:
“cihad et”
ve
“sert/kararlı ol”
ifadelerini bağlamdan koparmak ciddi yanlışlara yol açabilir.
Ayetteki “Cihad Et” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“câhidi’l-kuffâra ve’l-münâfikîn”
ifadesi kullanılır.
“Cihad” kelimesi temel olarak:
bütün gücüyle mücadele etmek, gayret göstermek, direnmek
anlamına gelir.
Her cihad kelimesi otomatik olarak:
“silahlı savaş”
anlamına gelmez.
Bağlama göre:
sözle,
delille,
siyasi tedbirle,
hukuki uygulamayla
ve bazı durumlarda silahlı mücadeleyle
ilişkili olabilir.
Bu ayette iki farklı grup birlikte anıldığı için mücadelenin biçiminin de her iki grup için aynı olması gerekmez.
İnkârcılarla Mücadele Burada Kimleri Kastediyor
Tevbe Suresi’nin önemli bir bölümü:antlaşmaları bozan,
savaş başlatan,
Müslüman toplumu tehdit eden
ve fiilî düşmanlık içinde bulunan
gruplarla ilgilidir.
Dolayısıyla buradaki “inkârcılar” ifadesini:
“Dünyadaki bütün Müslüman olmayan insanlar”
şeklinde okumak doğru değildir.
Kur’an aynı surede bile antlaşmasına sadık kalan müşriklere karşı antlaşmanın tamamlanmasını emretmişti.
Ayrıca sığınma isteyen müşriğe:
güvenlik verilmesini ve güvenli yerine ulaştırılmasını
emretmişti.
Bu nedenle ayetin savaş bağlamını barış içinde yaşayan bütün farklı inanç sahiplerine genişletmek Kur’an’ın kendi iç bağlamıyla çelişir.
Münafıklara Karşı “Cihad” Nasıl Olabilir
İşte ayetin en dikkat çekici noktalarından biri budur.Münafıklar Medine toplumunun içinde görünüşte Müslüman olarak bulunuyordu.
Hz. Muhammed onları topluca:
silahla öldürmedi,
şehirden topluca çıkarmadı
ve yalnızca nifak şüphesiyle cezalandırmadı.
Bu tarihsel gerçek çok önemlidir.
Bu nedenle müfessirler münafıklara karşı cihadı:
sözle karşılık verme, delille mücadele etme, ikiyüzlülüklerini ortaya koyma, gerektiğinde hukuki ve siyasi tedbir alma ve onlara karşı tavizsiz durma
şeklinde açıklamışlardır.
Yani:
“Münafıklara karşı cihad” = otomatik olarak silahlı savaş
demek değildir.
Hz. Muhammed Münafıkları Neden Topluca Öldürmedi
Bu soru ayetin nasıl anlaşılması gerektiğini gösteren en güçlü noktalardan biridir.Hz. Muhammed, bazı kişilerin nifakından haberdar olduğu hâlde onlara karşı genel bir infaz politikası uygulamadı.
Bunun birçok hikmeti vardır.
İnsanların kalbi hakkında yalnızca şüpheyle hüküm verilmemesi,
toplumda:
“Devlete veya Peygamber’e karşı çıkan herkes öldürülüyor.”
algısının oluşmaması
ve dünyevi hukukun görünen fiiller üzerinden yürütülmesi
bunlardan bazılarıdır.
Dolayısıyla ayetin:
“Münafık olduğunu düşündüğünüz kişileri öldürün.”
şeklinde anlaşılması Hz. Muhammed’in kendi uygulamasıyla bile uyuşmaz.
“Onlara Karşı Sert Ol” Ne Demektir
Ayetteki:“vağluz aleyhim”
ifadesi:
sert,
kararlı,
tavizsiz,
ciddi
davranmak anlamına gelir.
Buradaki sertliği:
zalim olmak,
işkence etmek,
hakaret etmek,
öfkeyle hareket etmek
şeklinde anlamak doğru değildir.
Daha uygun anlam:
zararlı davranış karşısında gevşek davranmamak ve sınır koymaktır.
Yani merhamet:
her şeye izin vermek değildir.
Sertlik ile Zulüm Arasındaki Fark Nedir
Sertlik bazen adaletin korunması için gerekli olabilir.Örneğin:
bir dolandırıcılığa karşı hukuk uygulanır.
Bir saldırı durdurulur.
Bir antlaşma ihlali karşılıksız bırakılmaz.
Bir kişinin topluma zarar vermesine sınır konulur.
Bu kararlılıktır.
Zulüm ise:
hak ettiğinden fazlasını yapmak,
masumu cezalandırmak,
delilsiz hüküm vermek,
işkence etmek
veya öfkeyle intikam almaktır.
Kur’an’ın kararlılık emri zulüm yetkisi değildir.
Peygamberin Merhameti ile Bu Ayetin Sertliği Çelişiyor mu
Hayır.Gerçek merhamet her durumda yumuşak davranmak değildir.
Bir insan sürekli başkasına zarar veriyorsa:
ona sınır koymak
hem toplum için
hem bazen o kişinin kendisi için
gerekli olabilir.
Hz. Muhammed:
affetmiş,
sabretmiş,
dinlemiş,
insanlara fırsat vermiştir.
Ama gerektiğinde:
antlaşma ihlaline,
saldırıya,
ihanete
ve toplumsal bozgunculuğa
karşı da tedbir almıştır.
Merhamet ile adalet birbirinin düşmanı değildir.
Bu Ayet Bütün Gayrimüslimlere Karşı Sert Olmayı mı Emrediyor
Hayır.Kur’an farklı inanç gruplarıyla ilişkileri tek bir kalıba sokmaz.
Barış içinde yaşayan,
antlaşmasına sadık kalan,
Müslümanlarla savaşmayan
insanlarla savaşan düşman aynı kategoride değildir.
Kur’an başka ayetlerde, din yüzünden savaşmayan ve insanları yurtlarından çıkarmayanlara karşı:
iyilik ve adaletle davranmayı
yasaklamaz.
Dolayısıyla:
farklı inanç = düşman
denklemi Kur’an’ın bütünlüğüne aykırıdır.
“Kâfir” Kelimesi Her Müslüman Olmayanı Aynı Hukuki Konuma mı Koyar
Hayır.Kelime inanç açısından inkârı ifade edebilir.
Fakat dünyevi ilişki ve hukuk açısından insanlar farklı konumlarda olabilir:
barış içinde yaşayan,
antlaşmalı,
komşu,
vatandaş,
savaşan,
antlaşma bozan,
sığınma isteyen
kişiler aynı değildir.
Tevbe Suresi’nin ilk ayetleri bile bu ayrımları açık biçimde göstermektedir.
İnanç kategorisi ile savaş hukuku kategorisini birbirine karıştırmak büyük bir hatadır.

Münafıklara Karşı Mücadele Neden Önemli Görülüyor
Çünkü açık düşmanlık ile gizli bozgunculuk aynı değildir.Açık düşmanın tavrı görülebilir.
Münafık karakter ise:
dışarıdan destek veriyor gibi görünürken
içeriden:
yanlış bilgi,
moral bozma,
fitne,
çıkarcılık
ve güven erozyonu
üretebilir.
Bu nedenle iç bozgunculuk toplum için ciddi bir risk olabilir.
Fakat çözüm yine:
şüphe üzerinden insan avı yapmak değil, somut davranışlara karşı hukuk ve bilinçle mücadele etmektir.

Bu Ayet “Münafık Avcılığına” İzin Verir mi
Hayır.Bir kişinin:
“Ben bunun münafık olduğunu hissediyorum.”
demesi delil değildir.
Bugün hiç kimsenin elinde insanların kalbini kesin olarak bildiren vahiy yoktur.
İnsan:
davranışı eleştirebilir.
Yalanı gösterebilir.
İhaneti delillendirebilir.
Suçu hukuken ortaya koyabilir.
Ama:
“Kalbinde kesin nifak var.”
diye ilahî bilgi iddia edemez.
Bu nedenle ayet:
kalp avcılığı değil, zararlı fiillere karşı kararlılık
öğretir.

“Cihad” Kavramı Neden Sadece Savaşa İndirgenmemelidir
Çünkü Kur’an ve İslam geleneğinde cihad daha geniş bir mücadele kavramıdır.İnsan:
nefsine karşı,
yanlışa karşı,
haksızlığa karşı,
düşman saldırısına karşı
ve hakikati savunmak için
çeşitli biçimlerde mücadele edebilir.
Silahlı savaş bu alanlardan biridir ama cihadın tamamı değildir.
Aynı şekilde her savaş da otomatik olarak:
“Allah yolunda cihad”
değildir.
Bir savaş:
işgal,
çıkar,
intikam
veya zulüm
için yapılabilir.
Bir eyleme “cihad” adını vermek onu otomatik olarak meşru yapmaz.

Birey Bu Ayeti Okuyup Kendi Başına Savaş Başlatabilir mi
Kesinlikle hayır.Savaş:
kamu otoritesi,
hukuk,
antlaşmalar,
askerî sorumluluk,
sivillerin korunması
ve çok sayıda hukuki şartla
ilgili bir meseledir.
Bir kişinin:
“Ben bu insanları kâfir görüyorum, o hâlde savaşırım.”
demesi dinî açıdan da hukuken de kabul edilemez.
Tevbe 73 bireysel şiddet ruhsatı değildir.
Bu ayetin muhatabı doğrudan:
“Ey Peygamber!”
hitabıyla başlayan bir devlet ve toplum liderliği bağlamıdır.

Savaşta Bile Sınırlar Var mıdır
Evet.İslam’ın savaş hukukunda:
saldırıya katılmayanların korunması,
antlaşmalara bağlılık,
eman verilen kişiye güvenlik sağlanması,
haddi aşmama
gibi ilkeler vardır.
Bu nedenle:
“Sert olun.”
ifadesi sınırsız şiddet anlamına gelemez.
Kur’an’ın başka hükümleriyle birlikte okunmalıdır.
Savaşın varlığı ahlakı iptal etmez.
Düşmanlık bile adaletsizliği meşru hâle getirmez.

“Onların Varacağı Yer Cehennemdir” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda:“Onların barınağı cehennemdir.”
denilir.
Burada dünyadaki mücadeleden ahiret sonucuna geçilir.
Bu cehennem hükmü:
Kur’an’ın belirli nifak ve inkâr üzerinde ısrar eden gruplar hakkındaki ilahî değerlendirmesidir.
Bundan:
“Ben şu kişinin cehennemlik olduğunu kesin biliyorum.”
sonucu çıkarılamaz.
Çünkü insanın son hâlini,
tövbesini
ve kalbini
Allah bilir.
Nihai ahiret hükmü Allah’a aittir.

“Ne Kötü Varış Yeridir” İfadesi Ne Öğretiyor
Ayet:“ve bi’se’l-masîr”
yani:
“Ne kötü varış yeridir.”
ifadesiyle biter.
İnsan dünyada yaptığı bir tercihin yalnızca o anki faydasını görebilir.
Bir yalan onu kurtarabilir.
Bir ihanet ona avantaj sağlayabilir.
Bir çıkar hesabı kısa vadede başarı getirebilir.
Fakat Kur’an sürekli sonuca dikkat çeker.
Bir yolun ilk kazancı değil, sonunda insanı nereye götürdüğü önemlidir.

Tevbe 72 ile Tevbe 73 Nasıl Birbirini Tamamlıyor
Tevbe 72 müminlerin sonunu anlatmıştı:cennet, güzel meskenler ve Allah’ın rızası.
Tevbe 73 ise Peygamber’e:
hakikate karşı aktif düşmanlık ve nifak karşısında kararlı olmayı
emreder.
Bir tarafta:
rahmet,
cennet,
rıza.
Diğer tarafta:
mücadele,
sorumluluk,
cehennem uyarısı.
Bu iki ayet birlikte bize Kur’an’ın hayat anlayışındaki dengeyi gösterir:
İman yalnızca ödül beklemek değildir; doğruyu korumak için sorumluluk da taşımaktır.

Sonuç: Tevbe Suresi 73. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Tevbe Suresi 73. ayet, Kur’an’ın merhamet ile kararlılığı birlikte taşıyan adalet anlayışını ortaya koyan önemli ayetlerden biridir.Ayet:
“Ey Peygamber!”
diye başlar.
Ardından:
“İnkârcılarla ve münafıklarla mücadele et.”
buyurur.
Fakat bu cümleyi:
“Bütün Müslüman olmayan insanlarla savaş.”
şeklinde okumak doğru değildir.
Tevbe Suresi’nin kendi içinde bile:
antlaşmasına sadık kalan müşrik korunmuştur.
Sığınma isteyen müşriğe güvenlik verilmesi emredilmiştir.
Dolayısıyla Kur’an savaşan düşman ile barış içinde yaşayan farklı inanç sahibini aynı hukuk kategorisine koymaz.
Münafıklar açısından da aynı dikkat gerekir.
Hz. Muhammed’in uygulaması bize son derece önemli bir ölçü verir:
Münafıkları topluca öldürmedi.
Bu nedenle onlara karşı cihad:
silahlı saldırıdan çok,
sözle karşı koyma, açığa çıkan bozgunculuğa karşı tedbir alma, hukuku uygulama ve nifak karşısında tavizsiz olma
şeklinde anlaşılmıştır.
Ayetin:
“Onlara karşı sert ol.”
emri de zulüm anlamına gelmez.
Sertlik burada:
kararlılık
olarak anlaşılmalıdır.
Çünkü insan bazen merhamet ile sınırsız tavizi karıştırabilir.
Bir kişi sürekli zarar veriyorsa:
sınır koymak gerekir.
Bir yapı sürekli yalan yayıyorsa:
gerçeği ortaya koymak gerekir.
Bir saldırı varsa:
meşru biçimde durdurmak gerekir.
Bir antlaşma ihlal edilmişse:
hukuk işletilir.
Bütün bunlar kararlılıktır.
Fakat:
masuma saldırmak,
işkence etmek,
delilsiz suçlamak,
öfkeden hareket etmek
ve bireysel intikam almak
adalet değildir.
Bu ayetin en önemli modern uyarılarından biri de burada ortaya çıkar:
Dini metinleri bireysel şiddetin gerekçesine dönüştürmek, metnin hukuki ve tarihsel bağlamını yok eder.
Hiç kimse kendi başına:
“Bu insan kâfir.”
“Bu kişi münafık.”
diyerek:
ceza verme,
saldırma
veya savaş başlatma
yetkisine sahip değildir.
Özellikle “münafık” kavramı daha da hassastır.
Çünkü nifak kalple ilgilidir.
Biz:
yalanı görebiliriz.
İhaneti delillendirebiliriz.
Suçu tespit edebiliriz.
Ama insanın kalbini Allah gibi bilemeyiz.
Bu yüzden ayetin doğru mesajı:
insan avı değil, kötülük karşısında ölçülü kararlılıktır.
Ve sonunda Kur’an:
“Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeridir.”
der.
Bu da meselenin son hükmünün Allah’a ait olduğunu hatırlatır.
Dünya hukukunda insan:
somut fiilden,
delilden
ve yetkiden
hareket eder.
Ahiretin nihai hükmünü ise Allah verir.
Tevbe 73 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:
Merhametli olmak adına kötülüğe sınırsız alan mı açıyoruz; yoksa hakkı koruyacak kadar kararlı, fakat kararlılık adına adalet sınırını aşmayacak kadar da ölçülü davranabiliyor muyuz?
“Adaletin gerçek gücü, karşısındakini ezebilmesinde değil; kötülüğü durdururken kendisinin kötülüğe dönüşmemesinde ortaya çıkar. Merhamet sınırı yok etmek değildir, kararlılık da zulüm değildir; olgunluk, gerektiğinde sağlam dururken hakkın çizgisinden bir adım bile çıkmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu