📖 Tevbe Suresi 60. Ayette “Sadakalar Ancak Fakirler, Yoksullar, Zekât İşinde Çalışanlar, Kalpleri Isındırılacaklar, Kölelikten Kurtarılacaklar

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,970
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 60. Ayette “Sadakalar Ancak Fakirler, Yoksullar, Zekât İşinde Çalışanlar, Kalpleri Isındırılacaklar, Kölelikten Kurtarılacaklar, Borçlular, Allah Yolunda Olanlar ve Yolda Kalmışlar İçindir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Adalet, kaynağı herkese eşit dağıtmak değil; ihtiyacı, sorumluluğu ve hakkı doğru tanıyıp emaneti doğru yere ulaştırmaktır. İyilik yalnızca vermekle tamamlanmaz; kime, neden ve hangi ölçüyle verildiğini bilmek de iyiliğin parçasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 60. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Sadakalar ancak fakirler, yoksullar, onların toplanması ve dağıtılması işinde çalışanlar, kalpleri kazanılacak kimseler, özgürlüğüne kavuşturulacaklar, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmış yolcular içindir. Bu, Allah tarafından farz kılınmış bir hükümdür. Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.”

Bu ayet, İslam’ın mali ve sosyal yardım sisteminin en önemli ayetlerinden biridir.

Çünkü zekât gelirinin kimlere verilebileceğini sekiz ana sınıf hâlinde belirler.

Bir önceki ayetlerde bazı kişiler Hz. Muhammed’i zekât ve sadaka dağıtımı konusunda eleştiriyordu.

Tevbe 60 ise adeta şunu açıklamaktadır:

Bu malların dağıtımı kişisel beğeniye göre değil, Allah’ın koyduğu ölçülere göre yapılır.

2️⃣ Ayetteki “Sadakalar” Zekât mı Demektir ❓​

Bu bağlamda “sadakât” kelimesi özellikle farz zekâtları ifade etmektedir.

Türkçede “sadaka” denildiğinde çoğu zaman gönüllü olarak verilen para anlaşılır.

Fakat Kur’an'daki kullanım her zaman bu kadar dar değildir.

Tevbe 60'ın konusu:

toplanan zekâtın hangi sınıflara dağıtılacağıdır.

Gönüllü sadaka ise daha geniş bir alana verilebilir.

Bu nedenle:

Her sadaka zekât değildir; zekât ise belirli hükümlere bağlı mali bir ibadettir.

3️⃣ Zekâtın İlk Grubu “Fakirler” Kimlerdir ❓​

Ayette ilk olarak:

“Fukarâ”

yani fakirler zikredilir.

Fakir genel olarak temel ihtiyaçlarını karşılamakta yeterli maddi imkâna sahip olmayan kişidir.

Ancak fakir ile miskin arasındaki teknik fark konusunda İslam hukuk ekolleri arasında farklı açıklamalar bulunmaktadır.

Bazı âlimler fakiri daha muhtaç,

bazıları ise miskini daha muhtaç

kabul etmiştir.

Bu ayrıntıda farklı görüşler olsa da ortak nokta açıktır:

Zekâtın temel hedeflerinden biri ekonomik sıkıntı içindeki insanı desteklemektir.

4️⃣ “Miskinler” Kimlerdir ❓​

İkinci grup:

“mesâkîn”

yani miskinlerdir.

Buradaki miskin kelimesi Türkçedeki:

“tembel insan”

anlamında değildir.

Kur’an dilinde miskin, geçimini yeterince sağlayamayan ve ihtiyaç içinde bulunan kişi anlamına gelir.

Bir insan çalışıyor olabilir.

Ama kazancı:

kirasına,

yiyeceğine,

sağlığına,

çocuklarının temel ihtiyaçlarına

yetmeyebilir.

Dolayısıyla yoksulluk sadece:

“Hiç geliri olmayan insan”

demek değildir.

Çalıştığı hâlde temel ihtiyaçlarını karşılayamayan kişi de gerçek bir muhtaç olabilir.

5️⃣ Fakir ile Miskin Neden Ayrı Ayrı Zikrediliyor ❓​

Bu iki kelimenin ayrı kullanılması, ihtiyaç durumlarının tek tip olmadığını gösterir.

Bir insanın hiçbir geliri olmayabilir.

Başka birinin geliri vardır ama yeterli değildir.

Bir başkası geçici bir ekonomik kriz içindedir.

Dolayısıyla sosyal yardım:

“Herkese aynı miktarı verelim.”

mantığıyla değil, ihtiyaç seviyesini dikkate alarak yapılmalıdır.

Kur’an burada yoksulluğu tek renkli değil, farklı dereceleri bulunan toplumsal bir gerçeklik olarak ele alır.

6️⃣ “Zekât İşinde Çalışanlar” Kimlerdir ❓​

Üçüncü grup:

“el-âmilîne aleyhâ”

ifadesidir.

Bunlar zekâtın:

toplanması,

kaydedilmesi,

korunması

ve hak sahiplerine ulaştırılması

gibi işlerde görev alan kimselerdir.

Bu çok önemli bir ayrıntıdır.

Çünkü Kur’an yalnızca yardım edilecek kişileri değil, yardım sistemini işleten profesyonel yapıyı da dikkate almaktadır.

Bir sosyal yardım sistemi:

organizasyon,

kayıt,

ulaştırma

ve denetim

gerektirir.

Bunların da bir maliyeti vardır.

7️⃣ Zekât Görevlisinin Fakir Olması Şart mıdır ❓​

Klasik fıkıhta genel olarak zekât görevlisinin aldığı pay, yalnızca fakir olduğu için değil yaptığı görev karşılığında değerlendirilmiştir.

Yani kişi maddi bakımdan fakir olmayabilir.

Fakat zekât sisteminde gerçekten görev yapıyorsa emeği karşılığında pay alabilir.

Bu durum önemli bir yönetim ilkesini ortaya koyar:

Hayır faaliyetlerinin de düzgün yönetilmesi gerekir.

İyi niyet tek başına yeterli değildir.

Kaynağın doğru yere ulaşması için güvenilir ve düzenli bir sistem gerekir.

8️⃣ “Kalpleri Isındırılacak Olanlar” Kimlerdir ❓​

Dördüncü grup:

“el-müellefeti kulûbuhum”

yani kalpleri ısındırılacak kimselerdir.

Bu kategori hakkında İslam hukukunda farklı yorumlar ve uygulamalar bulunmaktadır.

İlk dönemlerde:

İslam’a yeni yaklaşmış,

Müslümanlarla ilişkisi güçlendirilmek istenen,

toplumsal barış açısından kazanılması önemli görülen

bazı kişilere bu kapsamda pay verildiği aktarılmıştır.

Amaç insanların imanını parayla satın almak değildir.

Daha çok toplumsal barış, güven ve yeni oluşan topluluğun istikrarıyla ilgili bir uygulamadır.

9️⃣ “Kalpleri Isındırmak” İnsanları Para ile Müslüman Yapmak mıdır ❓​

Hayır.

İman zorla veya para karşılığında gerçek iman hâline getirilemez.

Birine para verip:

“Şimdi inanmak zorundasın.”

demek Kur’an’ın iman anlayışıyla bağdaşmaz.

Buradaki mali destek:

ilişkileri yumuşatmak,

düşmanlığı azaltmak,

yeni Müslüman olmuş kişiyi desteklemek

ve toplumsal uyumu güçlendirmek

gibi amaçlarla ilişkilendirilmiştir.

Bu kategorinin sonraki dönemlerde uygulanıp uygulanmayacağı konusunda fıkıh ekolleri arasında farklı değerlendirmeler bulunmuştur.

🔟 “Kölelikten Kurtarılacaklar” Ne Demektir ❓​

Beşinci kategori:

“fi’r-rikâb”

ifadesidir.

Kelime anlamıyla:

boyunduruk altındaki insanların özgürleştirilmesi

ile ilgilidir.

Klasik toplumlarda kölelik yaygın bir kurumdu.

Kur’an birçok farklı hükümle kölelerin özgürleştirilmesini teşvik etmiş ve burada zekât gelirinin bir bölümünü de insan özgürlüğüne ayırmıştır.

Bu, son derece dikkat çekici bir sosyal ilkedir:

Toplumun dini mali kaynağı, insanların özgürlüğüne kavuşması için kullanılabilir.

1️⃣1️⃣ Günümüzde “Fi’r-Rikâb” Kategorisi Nasıl Anlaşılabilir ❓​

Klasik kölelik sistemi günümüzde büyük ölçüde hukuken ortadan kaldırılmıştır.

Bu nedenle modern dönemde bu kategorinin nasıl uygulanacağı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır.

Bazı çağdaş yorumcular:

insan ticareti mağdurları,

zorla çalıştırılan kişiler,

modern kölelik biçimleri altında bulunan insanlar

gibi durumlarla bağlantı kurmaktadır.

Ancak bu tür çağdaş uygulamaların fıkhî ayrıntılarında farklı görüşler vardır.

Temel Kur’ânî yönelim ise açıktır:

Zekât sistemi özgürlüğün yeniden kazanılmasına hizmet edebilen bir sosyal araçtır.

1️⃣2️⃣ “Borçlular” Kimlerdir ❓​

Altıncı kategori:

“el-gārimîn”

yani borçlularıdır.

Ancak burada:

“Borcu olan herkes otomatik olarak zekât alır.”

gibi sınırsız bir hüküm düşünülmemelidir.

Genel olarak borcunu ödeyemeyecek duruma düşmüş ve meşru bir sebeple borçlanmış kişiler dikkate alınır.

Örneğin:

hastalık,

geçim sıkıntısı,

beklenmedik zarar,

zorunlu ihtiyaç

veya toplumsal bir sorumluluk

sebebiyle borçlanmış kişi bu kapsama girebilir.

Zekât böylece insanı borç batağından çıkaran sosyal bir güvenlik mekanizmasına dönüşür.

1️⃣3️⃣ Savurganlıkla Borçlanan Kişiye de Zekât Verilir mi ❓​

Bu konuda kişinin durumu ve borcun niteliği önemlidir.

İslam hukukunda haram veya sorumsuz harcamalarla oluşmuş borçlar konusunda sınırlamalar ve farklı ayrıntılar bulunmaktadır.

Temel amaç:

sorumsuzluğu ödüllendirmek değil, gerçek sıkıntı içindeki insanı ayağa kaldırmaktır.

Fakat burada merhamet de unutulmamalıdır.

İnsan hata yapmış olabilir.

Borç krizine düşmüş olabilir.

Tövbe edip hayatını düzeltmeye çalışıyorsa ona yeniden ayağa kalkma imkânı vermek de büyük bir sosyal değerdir.

1️⃣4️⃣ “Allah Yolunda Olanlar” Kimlerdir ❓​

Yedinci kategori:

“fî sebîlillâh”

yani “Allah yolunda” olanlardır.

Klasik fıkıhta bu ifade ağırlıklı olarak Allah yolundaki meşru askerî faaliyetlerle ilişkilendirilmiştir.

Ancak modern dönemde bazı âlimler kavramın:

dini hizmetler,

eğitim,

davet,

toplumsal yarar sağlayan bazı faaliyetler

gibi daha geniş alanları kapsayabileceğini savunmuştur.

Başka âlimler ise zekât kategorilerinin kapsamını genişletmede daha ihtiyatlı davranmıştır.

Bu nedenle burada:

“Kesinlikle yalnızca şudur.”

demek yerine fıkhî görüş farklılıklarını kabul etmek gerekir.

1️⃣5️⃣ “Allah Yolunda” Denilen Her Faaliyete Zekât Verilebilir mi ❓​

Hayır.

“Allah yolunda” çok değerli bir ifade olduğu için onu her hayırlı işe sınırsızca uygulamak, Tevbe 60’ta belirlenen kategorilerin anlamını ortadan kaldırabilir.

Örneğin:

bir işin güzel olması,

faydalı görünmesi

veya dini bir kurum tarafından yapılması

onu otomatik olarak zekât için uygun hâle getirmeyebilir.

Bu nedenle zekât verirken güvenilir fıkhî değerlendirme ve açık hesap verebilirlik önemlidir.

Özellikle kurumsal zekât kullanımında:

“Allah yolunda kullanıyoruz.”

gibi geniş bir cümlenin mali şeffaflığın yerini almaması gerekir.

1️⃣6️⃣ “Yolda Kalmış Yolcu” Kimdir ❓​

Sekizinci ve son kategori:

“ibnü’s-sebîl”

yani yolcudur.

Kelime anlamı adeta:

“yolun çocuğu”

şeklindedir.

Burada kastedilen, yolculuk sırasında maddi imkânından mahrum kalmış ve bulunduğu yerde yardıma ihtiyaç duyan kişidir.

İlginç olan şudur:

Bu kişinin memleketinde malı bulunabilir.

Fakat bulunduğu yerde ona ulaşamıyorsa fiilen muhtaçtır.

Bu, Kur’an'ın ihtiyaç kavramına ne kadar gerçekçi baktığını gösterir.

Zenginlik yalnızca sahip olduğun mal değil, o anda kullanabildiğin imkândır.

1️⃣7️⃣ Sekiz Grubun Tamamına Aynı Anda Zekât Vermek Şart mıdır ❓​

Bu konuda fıkıh mezheplerinin ayrıntılı görüşleri farklıdır.

Bazı yaklaşımlar ayetteki kategorilerin dağıtımda dikkate alınmasına daha geniş biçimde vurgu yaparken, bazıları zekâtın ihtiyaç ve şartlara göre bir veya birkaç uygun kategoriye verilebileceğini kabul eder.

Dolayısıyla herkes kendi zekâtını mutlaka sekize bölmek zorundadır şeklinde basit bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.

Fakat değişmeyen ilke şudur:

Zekât, ayetin belirlediği hak sahiplerinden bağımsız keyfî bir harcama değildir.

1️⃣8️⃣ “Allah Tarafından Farz Kılınmış Bir Hükümdür” İfadesi Neden Çok Önemlidir ❓​

Ayet sekiz grubu saydıktan sonra:

“Farîdaten minallâh”

der.

Yani:

“Bu Allah tarafından belirlenmiş bir farzdır.”

Bu cümle Tevbe 58’deki tartışmanın da cevabıdır.

Bazı kişiler dağıtımdan memnun olmadığı için Hz. Muhammed’i eleştiriyordu.

Kur’an şimdi dağıtımın esaslarını açıklayarak adeta şöyle der:

Zekât malı, kişisel sempatiye veya baskıya göre dağıtılacak bir servet değildir.

Bu kaynak bir emanettir.

Ve hemen ardından:

“Allah bilendir, hikmet sahibidir.”

denilir.

Yani Allah:

kimin ihtiyaç sahibi olduğunu,

toplumun hangi alanlarda korunması gerektiğini

ve sosyal dengenin nasıl kurulacağını

en iyi bilendir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 60. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 60. ayet, yalnızca:

“Zekât kimlere verilir?”

sorusunun cevabı değildir.

Aynı zamanda Kur’an'ın nasıl bir sosyal dayanışma düzeni düşündüğünü gösteren son derece önemli bir ayettir.

Sekiz grup zikredilir:

Fakirler.

Yoksullar.

Zekât işinde çalışanlar.

Kalpleri ısındırılacak kimseler.

Özgürleştirilecek insanlar.

Borçlular.

Allah yolunda olanlar.

Yolda kalmış yolcular.


Bu listeye dikkat edildiğinde zekâtın yalnızca:

“Fakire biraz para vermek”

olmadığı görülür.

Zekât:

yoksulluğu azaltır.

Borç krizindeki insanı ayağa kaldırır.

Yolcuyu korur.

Özgürlüğünü kaybetmiş insana destek olur.

Sosyal yardım sisteminin işlemesini sağlar.

Toplumsal barışa hizmet edebilir.

Ve Allah yolundaki meşru ihtiyaçlara kaynak oluşturur.

Yani zekât, sadece bireysel merhamet değil kurumsal bir sosyal sorumluluk anlayışıdır.

Ayet aynı zamanda mali adalet açısından çok güçlü bir ders verir:

Kamuya veya topluma ait kaynak, yöneticinin kişisel malı değildir.

Hz. Muhammed bile bu dağıtımda kişisel keyfine göre sınırsız bir tasarruf sahibi gibi gösterilmez.

Kur’an kategorileri belirler.

Bu nedenle modern dünyada da yardım fonları, vakıflar, zekât kurumları ve benzeri yapılar açısından önemli bir ahlaki ilke vardır:

Emanet edilen para şeffaf, hesap verebilir ve amacına uygun kullanılmalıdır.

“Hayır yapıyoruz.”

demek tek başına yeterli değildir.

Para gerçekten hak sahibine ulaşıyor mu?

Ne kadar idari gider kullanılıyor?

Kim karar veriyor?

Hangi ölçü uygulanıyor?

Bunlar da önemlidir.

Ayetin bir başka güçlü yönü, insan onurunu korumasıdır.

Yoksulu yalnızca doyurmaz.

Borçluyu borç yükünden çıkarmaya çalışır.

Özgürlüğünü kaybedenin özgürleşmesini destekler.

Yolda kalanın memleketine ulaşmasını sağlar.

Yani amaç insanı sürekli yardıma bağımlı hâle getirmek değil, mümkün olduğunca yeniden ayağa kaldırmaktır.

Ve ayetin sonunda iki ilahî isim gelir:

Alîm — Her şeyi bilen.

Hakîm — Her hükmünde hikmet sahibi olan.


Bu da bize zekâtın yalnızca ekonomik bir işlem olmadığını hatırlatır.

Zekât:

malın,

toplumun,

adaletin

ve insan onurunun

birlikte düşünüldüğü bir ibadettir.

Tevbe 60 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:

Birine yardım ederken yalnızca “Ne kadar verdim?” diye mi düşünüyoruz, yoksa verdiğimiz şeyin gerçekten doğru kişiye ulaşıp onu yeniden ayağa kaldırmasına, borcundan kurtarmasına, özgürleştirmesine ve onurunu korumasına da önem veriyor muyuz?

“Gerçek yardım, yalnızca bir insanın bugünkü açığını kapatmak değildir; mümkünse yarın yeniden kendi ayakları üzerinde durabileceği bir kapı açmaktır. Çünkü iyiliğin en güzel hâli, alanı küçültmeden veren ve verdiğini bir lütuf değil emanet bilen iyiliktir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt