📖 Tevbe Suresi 70. Ayette “Onlara Nûh Kavminin, Âd’ın, Semûd’un, İbrahim Kavminin, Medyen Halkının ve Altüst Edilmiş Şehirlerin Haberi Gelmedi mi?

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,970
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 70. Ayette “Onlara Nûh Kavminin, Âd’ın, Semûd’un, İbrahim Kavminin, Medyen Halkının ve Altüst Edilmiş Şehirlerin Haberi Gelmedi mi? Allah Onlara Zulmetmedi; Onlar Kendilerine Zulmediyorlardı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Geçmişin yıkılışlarını yalnızca eski insanların başına gelmiş uzak hikâyeler gibi okumak kolaydır. Asıl mesele, onları yıkan kibir, zulüm ve hakikate direnme biçimlerinin bugün kendi hayatımızda hangi adlarla yaşadığını fark edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 70. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh kavminin, Âd’ın, Semûd’un, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst edilmiş şehirlerin haberi gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.”

Tevbe 69’da genel olarak:

“Sizden öncekiler de güç, mal ve imkân sahibiydi; fakat onlar da bâtıla daldılar.”

denilmişti.

Tevbe 70 ise bu genel uyarıyı somutlaştırır ve geçmişten örnekler verir.

Kur’an adeta şöyle sorar:

“Tarih size hiçbir şey öğretmedi mi?”

2️⃣ Ayette Neden Geçmiş Kavimler Tek Tek Sayılıyor ❓​

Çünkü soyut uyarı bazen insan üzerinde yeterince etkili olmayabilir.

“Geçmişte insanlar hata yaptı.”

demek başka,

Nûh kavmini,

Âd’ı,

Semûd’u,

İbrahim’in kavmini,

Medyen halkını

ve altüst edilen şehirleri

hatırlatmak başka bir etki oluşturur.

Kur’an geçmişi yalnızca bilgi vermek için anlatmaz.

Tarihi ahlaki bir ayna hâline getirir.

Amaç:

“Onlar ne kötü insanlarmış.”

demek değil,

“Aynı yanlışa bugün biz düşüyor muyuz?”

diye sormaktır.

3️⃣ Nûh Kavmi Neden İlk Örneklerden Biri Olarak Veriliyor ❓​

Hz. Nûh’un kavmi Kur’an’da uzun süre uyarıldığı hâlde hakikate direnmesiyle anılır.

Nûh peygamber:

gece gündüz,

açık ve gizli,

çeşitli yollarla

insanları Allah’a çağırmıştır.

Fakat kavmin önemli bir bölümü:

inat etmiş,

alay etmiş

ve çağrıyı reddetmiştir.

Bu kıssanın temel derslerinden biri şudur:

Bir uyarının uzun süre gelmesi, insanın mutlaka onu kabul edeceği anlamına gelmez.

İnsan bazen delil eksikliğinden değil, kendi yönelişinden dolayı direnebilir.

4️⃣ Âd Kavmi Kimdir ve Neden Hatırlatılıyor ❓​

Âd kavmi Kur’an’da özellikle:

güç,

fiziksel imkân,

yapılar

ve kibir

ile ilişkilendirilir.

Onlar kendilerini güçlü görüyorlardı.

Bu güç zamanla:

“Bizden daha güçlü kim var?”

diyebilecek bir gurura dönüşmüştü.

Kur’an’ın cevabı açıktır:

İnsan ne kadar güçlü olursa olsun, gücün kaynağı üzerinde mutlak hâkimiyet sahibi değildir.

Âd kıssasının büyük uyarısı şudur:

Güç, hesap vermeme hakkı değildir.

5️⃣ Semûd Kavmi Neden Önemlidir ❓​

Semûd kavmi de gelişmiş imkânları ve kayaları oyarak oluşturdukları yapılarıyla Kur’an’da anılır.

Onlara Hz. Sâlih gönderilmiştir.

Fakat verilen uyarıya rağmen:

kibir,

itaatsizlik

ve meydan okuma

devam etmiştir.

Semûd örneği insanın teknik becerisinin veya güçlü yapılar kurmasının tek başına ahlaki üstünlük anlamına gelmediğini gösterir.

Medeniyet inşa etmek başka, adaletli bir medeniyet kurmak başka şeydir.

Bir toplum mühendislikte ilerleyebilir.

Ama ahlakta gerileyebilir.

6️⃣ İbrahim Kavmi Hangi Yönüyle Örnek Veriliyor ❓​

Hz. İbrahim’in kavmi özellikle:

putperestlik,

atalardan gelen inançlara körü körüne bağlılık

ve sorgulamaya karşı direnç

ile anlatılır.

İbrahim peygamber onlara çok temel sorular yöneltmiştir:

“Taptığınız şeyler gerçekten sizi duyuyor mu?”

“Size fayda veya zarar verebiliyor mu?”

Bu, sadece putlarla ilgili bir tartışma değildir.

Daha büyük mesele şudur:

İnsan sırf ataları yaptığı için bir şeyi doğru kabul etmeli midir?

Kur’an burada geleneğin sorgulanabileceğini öğretir.

7️⃣ Medyen Halkı Kimdir ❓​

Medyen halkı Hz. Şuayb’ın gönderildiği toplum olarak bilinir.

Kur’an onların özellikle:

ölçü ve tartıda hile,

ticari adaletsizlik,

insanların hakkını eksiltme

ve ekonomik sömürü

gibi davranışlarını eleştirir.

Bu nedenle Medyen kıssası yalnızca inanç meselesi değildir.

Ekonomik ahlak da imanın bir parçasıdır.

İnsan namaz kılıp ticarette hile yapıyorsa din ile ekonomik davranışını birbirinden ayırmış olur.

Kur’an buna izin vermez.

8️⃣ Medyen Kıssasının Bugünkü Ekonomiye Söyleyeceği Bir Şey Var mı ❓​

Kesinlikle vardır.

Bugün ölçü ve tartı yalnızca pazardaki terazi değildir.

Modern dünyada:

sözleşme,

fatura,

kredi,

maaş,

vergi,

ürün kalitesi,

reklam,

yatırım

ve tüketici hakkı

da aynı ahlaki alanın parçalarıdır.

Bir malı olduğundan kaliteli göstermek,

eksik hizmeti tam hizmet gibi satmak,

çalışanın hakkını azaltmak,

bilgiyi gizleyerek insanı yanıltmak

da ekonomik haksızlık biçimleri olabilir.

Medyen’in terazisi bugün dijital olabilir; ama adalet ilkesi değişmez.

9️⃣ “Altüst Edilmiş Şehirler” Hangi Toplumdur ❓​

Ayette geçen “el-mu’tefikât” ifadesi genellikle Hz. Lût’un kavmiyle ilişkilendirilen şehirler olarak açıklanmıştır.

Kelime:

altüst edilen, ters çevrilen şehirler

anlamı taşır.

Kur’an’ın farklı yerlerinde Lût kavminin:

ahlaki bozulma,

saldırganlık,

misafirlere yönelik tehdit,

toplumsal sınırların ihlali

ve peygamberin uyarısına karşı direnç

gibi davranışlarından söz edilir.

Bu kıssayı tek bir davranışa indirgemek, Kur’an’daki daha geniş toplumsal tabloyu eksik bırakabilir.

🔟 Bu Kavimlerin Hepsinin Ortak Özelliği Neydi ❓​

Hepsi aynı suçu işlememiştir.

Nûh kavminin hikâyesi başka ayrıntılar taşır.

Âd’ın problemi başka yönlerden görünür.

Semûd farklıdır.

Medyen farklıdır.

Lût kavmi farklıdır.

Ama ortak çizgi şudur:

Peygamberler açık uyarılar getirmiş, insanlar ise hakikate karşı bilinçli direnç göstermiştir.

Yani ortak sorun:

tek bir suç değil,

hakikatin karşısında kibir ve ısrarla durmaktır.

1️⃣1️⃣ “Peygamberleri Onlara Apaçık Deliller Getirmişti” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Peygamberleri onlara beyyinelerle geldi.”

denilmektedir.

“Beyyinât”:

açık deliller,

açıklayıcı işaretler,

gerçeği ortaya koyan kanıtlar

anlamına gelir.

Bu ifade çok önemlidir.

Çünkü Kur’an cezayı:

hiçbir uyarı almamış insanların ansızın yok edilmesi

şeklinde anlatmaz.

Önce tebliğ vardır.

Uyarı vardır.

Delil vardır.

Zaman vardır.

Sonra insanın tercihi vardır.

Sorumluluk bilgi ve uyarıyla bağlantılıdır.

1️⃣2️⃣ İnsan Delili Gördüğü Hâlde Neden İnanmayabilir ❓​

Çünkü insan yalnızca akıldan ibaret değildir.

Kararlarında:

çıkar,

kibir,

alışkanlık,

statü,

çevre baskısı,

korku

ve aidiyet

de rol oynayabilir.

Bazen insan gerçeği kabul ederse hayatını değiştirmesi gerektiğini bilir.

Bu yüzden sorun:

“Delil var mı?”

olmaktan çıkıp:

“Bu gerçeği kabul edersem nelerden vazgeçmem gerekecek?”

sorusuna dönüşebilir.

Kur’an’ın birçok kıssasında bu psikoloji görülür.

1️⃣3️⃣ “Allah Onlara Zulmedecek Değildi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin en önemli cümlelerinden biri budur:

“Allah onlara zulmedecek değildi.”

Bu ifade ilahî adaletin temelini açıklar.

Yani insanların başına gelen sonuç:

Allah’ın keyfî biçimde masum insanlara zulmetmesi

olarak sunulmaz.

Önce:

uyarı,

delil,

peygamber,

sorumluluk

ve insanın tercihi

vardır.

Kur’an’ın açık iddiası şudur:

Allah zulmetmez.

1️⃣4️⃣ “Onlar Kendilerine Zulmediyorlardı” Ne Demektir ❓​

Bu ifade Kur’an’da çok güçlü bir ilkedir.

İnsan başkasına zulmedebilir.

Ama aynı zamanda kendisine de zulmedebilir.

Nasıl?

Yanlışta ısrar ederek.

Kendisini ahlaken bozarak.

Hakikati bile bile reddederek.

Bağımlılıklara teslim olarak.

Başkalarına zarar veren bir hayat kurup sonunda bunun sonuçlarını yaşayarak.

Yani insan bazen kendi geleceğini kendi tercihleriyle yaralar.

1️⃣5️⃣ İnsan Kendisine Nasıl Zulmedebilir ❓​

İlk bakışta tuhaf görünebilir.

Çünkü insanın doğal olarak kendi iyiliğini istediğini düşünürüz.

Fakat kısa vadeli haz, uzun vadeli zarar doğurabilir.

İnsan:

öfkesine yenilir,

ilişkisini yıkar.

Bağımlılığa kapılır,

sağlığını kaybeder.

Haksız kazanç elde eder,

karakterini bozar.

Kibirle gerçeği reddeder,

kendini gelişme imkânından mahrum bırakır.

İnsanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan biri, yanlışını savunarak değişme ihtimalini yok etmektir.

1️⃣6️⃣ Her Felaket İnsanların Günahının Cezası mıdır ❓​

Hayır.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Tevbe 70 belirli geçmiş toplumlar hakkında vahyin bildirdiği ilahî hükmü anlatmaktadır.

Buradan:

“Deprem oldu, demek ki o insanlar günahkârdı.”

“Sel geldi, kesin Allah cezalandırdı.”

“Birinin başına hastalık geldi, günahının karşılığıdır.”

gibi hükümler çıkaramayız.

Bizim bugün böyle bir olayın ilahî ceza olduğunu kesin biçimde bildiren vahyimiz yoktur.

Doğal afetler:

masumları,

çocukları,

iyi insanları

da etkileyebilir.

Her musibet ceza değildir.

1️⃣7️⃣ Geçmiş Kavimlerin Helakı Bugün Bireylere Ceza Uygulama Yetkisi Verir mi ❓​

Hayır.

Bu kıssalarda Allah’ın tarih içindeki belirli hükmü anlatılmaktadır.

Bunlar:

“Şu davranışı gördüğünüz insanları siz cezalandırın.”

diye verilmiş bireysel şiddet talimatları değildir.

Bir insan:

“Bu toplum günahkâr, cezalandırılması gerekir.”

diyerek kendisini ilahî hükmün uygulayıcısı ilan edemez.

Allah’ın belirli geçmiş toplumlara verdiği hüküm ile insanların bugün kendi başlarına şiddet uygulaması tamamen farklı şeylerdir.

Dünyevi suçlar hukukla değerlendirilir.

Nihai ilahî hesap ise Allah’a aittir.

1️⃣8️⃣ Tevbe 69 ile Tevbe 70 Nasıl Birbirini Tamamlıyor ❓​

Tevbe 69:

“Sizden öncekiler sizden daha güçlü ve daha zengindi; onlar da dünyadaki paylarından yararlandı ve bâtıla daldı.”

demişti.

Tevbe 70 ise:

“Kimdi bu öncekiler?”

sorusuna örneklerle cevap verir:

Nûh kavmi.

Âd.

Semûd.

İbrahim’in kavmi.

Medyen halkı.

Altüst edilen şehirler.

Sonra bütün anlatının temel ahlaki hükmünü verir:

“Allah onlara zulmetmedi; onlar kendilerine zulmediyorlardı.”

Böylece tarih, ilahî adalet ve insan sorumluluğu tek ayette birleşir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 70. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 70. ayet, insanı geçmişi seyretmeye değil, geçmişten kendisini okumaya çağırmaktadır.

Kur’an:

Nûh kavmini,

Âd’ı,

Semûd’u,

İbrahim’in kavmini,

Medyen’i

ve altüst edilen şehirleri

hatırlatır.

Bu toplumların hepsi aynı değildi.

Aynı çağda yaşamadılar.

Aynı ekonomik yapıya sahip değillerdi.

Aynı yanlışı da aynı biçimde işlemediler.

Ama ortak bir çizgi vardı:

Kendilerine gelen hakikate karşı direnmek.

Bazısı gücüne güvendi.

Bazısı servetine.

Bazısı geleneklerine.

Bazısı ekonomik çıkarına.

Bazısı toplumsal düzenini değiştirmek istemedi.

Fakat Kur’an bütün bu farklı hikâyeleri tek bir cümlede birleştirir:

“Peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti.”

Yani problem yalnızca bilgisizlik değildi.

Uyarı gelmişti.

Sonra çok güçlü bir adalet ilkesi gelir:

“Allah onlara zulmetmedi.”

Kur’an burada yaşanan sonucun keyfî bir ilahî öfke olmadığını vurgular.

Ardından asıl cümle gelir:

“Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.”

Bu ifade insan sorumluluğunun özüdür.

İnsan bazen kendi hayatını dışarıdan bir düşman olmadan da mahvedebilir.

Yanlış kararlarla.

Kibirle.

Bağımlılıkla.

Haksızlıkla.

Hakikati reddederek.

Yanlışını savunarak.

Ve belki en önemlisi:

değişebileceği hâlde değişmemeyi seçerek.

Ayetin tarih anlayışı da son derece güçlüdür.

Geçmiş toplumların hikâyelerini bilmenin amacı:

“Bakın onlar helak edilmiş.”

deyip korku üretmek değildir.

Asıl amaç:

“Onları oraya götüren hangi düşünce biçimi bugün bende var?”

sorusunu sordurmaktır.

Âd’ın:

“Bizden güçlü kim var?”

kibri bugün:

teknolojik üstünlük,

askerî güç,

ekonomik büyüklük

veya bireysel başarı

şeklinde karşımıza çıkabilir.

Medyen’in ölçü ve tartı problemi bugün:

hileli ticaret,

yanıltıcı reklam,

emeğin karşılığını vermemek,

tüketiciyi kandırmak

şeklinde yaşayabilir.

İbrahim’in kavminin:

“Biz atalarımızı böyle bulduk.”

tavrı bugün:

“Herkes böyle yapıyor.”

cümlesine dönüşebilir.

Biçimler değişir.

Ama insanın zaafları şaşırtıcı biçimde benzer kalabilir.

Bu nedenle Kur’an'ın tarih sorusu yalnızca:

“Geçmişte ne oldu?”

değildir.

Daha önemli soru:

“O geçmiş bugün nerede tekrar ediyor?”

sorusudur.

Ve ayetin sonunda verilen ölçü, insanın sorumluluğunu başka bir yere atmasını engeller:

Allah onlara zulmetmedi; onlar kendilerine zulmettiler.

Elbette bu ifade bugün başına musibet gelen herkesi suçlamak için kullanılamaz.

Her hastalık,

her deprem,

her kayıp

ve her felaket

ilahî ceza değildir.

Kur’an'ın belirli kavimler hakkında vahiy ile bildirdiği hüküm, bizim her acının arkasında gizli bir günah arama yetkimiz olduğu anlamına gelmez.

Asıl yapmamız gereken başkalarının felaketinden hüküm çıkarmak değil, kendi tercihlerimizi sorgulamaktır.

Tevbe 70 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:

Geçmiş toplumların nasıl kaybettiklerini okurken yalnızca onların yanlışlarını mı görüyoruz, yoksa güce güvenme, çıkar uğruna gerçeği eğip bükme, geleneği sorgulamama ve yanlışta ısrar etme biçimlerinin bugün kendi hayatımızda hangi yeni isimlerle yaşadığını da fark edebiliyor muyuz?

“Geçmişin yıkıntıları bize yalnızca kimlerin kaybettiğini anlatmaz; insanın kendisini hangi tercihlerle yavaş yavaş kaybedebileceğini de gösterir. Tarihten alınacak en büyük ders, eskilerin hatalarını ezberlemek değil, aynı hatanın bugünkü yüzünü kendi hayatımızda tanıyabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt