Tevbe Suresi 59. Ayette “Allah’ın ve Resulünün Kendilerine Verdiğine Razı Olsalar ve ‘Allah Bize Yeter; Allah ve Resulü Bize Lütfundan Verecektir, Biz Yalnız Allah’a Yöneliriz’ Deselerdi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan huzuru her istediğini elde ettiğinde değil, elindekinin kıymetini bilip eksik olan için umudunu kaybetmediğinde bulmaya başlar. Kanaat, istemekten vazgeçmek değil; isteğinin seni şükürsüz ve haksız bir insana dönüştürmesine izin vermemektir.”
Ersan Karavelioğlu
Tevbe Suresi 59. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Eğer onlar Allah’ın ve Resulünün kendilerine verdiğine razı olsalar ve ‘Allah bize yeter. Allah bize lütfundan verecektir, Resulü de verecektir. Biz gerçekten Allah’a yönelenleriz.’ deselerdi...”
Bu ayet, Tevbe 58’de anlatılan davranışın olması gereken karşılığını gösterir.
Önceki ayette bazı kişiler:
kendilerine sadakadan pay verilirse memnun oluyor,
verilmezse öfkeleniyordu.
Tevbe 59 ise başka bir tavır öğretir:
Kanaat, Allah’a güven ve geleceğe dair umut.
Tevbe 58 ile Tevbe 59 Arasındaki Temel Fark Nedir
Tevbe 58’de zihniyet şuydu:“Bana verirsen memnunum, vermezsen öfkeliyim.”
Tevbe 59’da olması gereken tavır ise şöyledir:
“Bize verilene razıyız; Allah bize yeter ve O’nun lütfundan ümidimizi kesmeyiz.”
Birinci tavrın merkezinde kişisel pay vardır.
İkinci tavrın merkezinde ise Allah’a güven vardır.
Dolayısıyla iki ayet, aynı ekonomik olay karşısında iki farklı insan karakterini ortaya koymaktadır.
“Allah’ın ve Resulünün Kendilerine Verdiğine Razı Olsalardı” Ne Demektir
Burada söz konusu olan, özellikle sadaka ve zekât mallarının dağıtımıdır.Hz. Muhammed bu malları belirlenmiş hak sahiplerine dağıtıyordu.
Bazı insanlar ise kendi beklentilerini karşılamayan dağıtımdan rahatsız oluyordu.
Ayet onlara:
“Her şeyi kendi payınız üzerinden değerlendirmeyin.”
mesajı verir.
Razı olmak, insanın:
aldığı şeyi küçümsememesi,
başkasının payına göz dikmemesi
ve hakkından fazlasını istememesi
anlamına gelir.
“Razı Olmak” Ne Demektir
Rıza:Allah’ın verdiğine karşı içten bir kabul, şükür ve teslimiyet
anlamı taşır.
Ancak rıza:
hiçbir şey istememek,
çalışmayı bırakmak,
hayat şartlarını geliştirmemek
demek değildir.
İnsan elindekine şükrederken daha iyisini istemeye devam edebilir.
Bu ikisi çelişmez.
Kanaat, hedeflerin bitmesi değil; açgözlülüğün insanı yönetmemesidir.
Kanaat ile Tembellik Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Tembellik şöyle diyebilir:“Nasıl olsa Allah verir, uğraşmayayım.”
Kanaat ise şöyle der:
“Çalışacağım, isteyeceğim, gayret edeceğim; fakat elde edemediğim şey yüzünden şükürsüzleşmeyeceğim.”
Kanaat insanı hareketsiz bırakmak zorunda değildir.
Tam tersine, insanı:
hırsın,
kıskançlığın,
başkasının malına göz dikmenin
ve sürekli doyumsuzluğun
esaretinden kurtarabilir.
“Allah Bize Yeter” Ne Anlama Gelir
Ayetteki:“Hasbunallâh”
ifadesi:
“Allah bize yeter.”
anlamına gelir.
Bu, hayatın bütün araçlarını reddetmek değildir.
İnsan:
çalışır,
ticaret yapar,
yardım alır,
insanlardan destek görür.
Fakat kalbinin nihai güvenini bunlara bağlamaz.
Çünkü bütün bu sebepler değişebilir.
Asıl dayanak Allah’tır.
“Allah Bize Yeter” Demek İnsanlardan Hiçbir Şey İstememek midir
Hayır.İnsan ihtiyaç hâlinde:
yardım isteyebilir,
hakkını talep edebilir,
iş arayabilir,
borç isteyebilir,
devlet veya kurumların sağladığı desteklerden yararlanabilir.
Bunlar tevekküle aykırı değildir.
“Allah bize yeter” ifadesinin anlamı:
“İnsanlar benim mutlak kurtarıcım değildir.”
demektir.
Sebep insandır.
Nihai veren ise Allah’tır.
“Allah Bize Lütfundan Verecektir” Ne Anlama Gelir
Bu ifade güçlü bir ümit taşır.İnsan bugün istediğini elde etmemiş olabilir.
Ama bu, gelecekte hiçbir hayır gelmeyeceği anlamına gelmez.
Ayet:
“Bugün pay alamadın diye Allah’ın lütfunun bittiğini düşünme.”
mesajı verir.
Allah’ın lütfu yalnızca para değildir.
Lütuf:
sağlık,
huzur,
yeni fırsat,
bilgi,
dostluk,
iş,
bereket
ve başka birçok biçimde gelebilir.
Bu İfade “Nasıl Olsa Allah Beni Zengin Edecek” Garantisi midir
Hayır.Ayet bir zenginlik garantisi vermemektedir.
“Allah’ın lütfu” ifadesini:
“İstediğim parayı mutlaka alacağım.”
şeklinde anlamak doğru değildir.
Allah’ın lütfu insanın beklediği biçimde gelebilir.
Farklı biçimde de gelebilir.
Bazen insan istediğini alır.
Bazen daha faydalı başka bir kapı açılır.
Bazen de istediği şey gerçekleşmez.
Tevekkül, Allah’ı kendi talebimizi yerine getirmek zorunda olan bir makam gibi görmek değildir.
“Allah ve Resulü Bize Verecektir” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır
Bu ifade dikkatli anlaşılmalıdır.Hz. Muhammed, toplumdaki zekât ve diğer mali kaynakların dağıtımında fiilî yetkiye sahipti.
Bu nedenle Resulün vermesi, dağıtımın onun eliyle gerçekleşmesini ifade eder.
Fakat Allah ile Resulü aynı anlamda “veren iki bağımsız güç” olarak düşünmek doğru değildir.
Asıl lütuf Allah’tandır.
Peygamber ise Allah’ın hükmü doğrultusunda dağıtım yapan elçidir.
Bu ayrım tevhid açısından önemlidir.

Peygamberin Verdiği Her Şey Aslında Allah’ın Lütfu mudur
Bu bağlamda evet; çünkü kaynak, imkân ve hükmün nihai sahibi Allah olarak görülür.Hz. Muhammed:
mal dağıtabilir,
yardım yapabilir,
hak sahibine pay verebilir.
Ancak Kur’an’ın inanç dünyasında:
nimetin nihai kaynağı Allah’tır.
Bu, günlük hayatta da düşünülebilir.
Bir insan size yardım eder.
O kişiye teşekkür edersiniz.
Bu çok önemlidir.
Ama aynı zamanda:
“Bu imkânı önüme çıkaran Allah’tır.”
diye şükredebilirsiniz.
İkisi birbirini dışlamaz.

“Biz Yalnız Allah’a Yöneliriz” Ne Demektir
Ayette geçen:“İnnâ ilallâhi râğıbûn”
ifadesi:
Allah’a yönelmek,
O’nun lütfunu istemek,
ümidi O’na bağlamak
anlamlarını taşır.
“Ragbet” burada güçlü bir arzu ve yöneliş içerir.
Yani kişi sadece:
“Allah’a razıyım.”
demiyor.
Aynı zamanda:
“Gelecekteki umudumu da Allah’a bağlıyorum.”
diyor.
Bu, rıza ile umudun birlikte bulunmasıdır.

Kanaat İnsanın Daha Fazlasını İstemesine Engel midir
Hayır.İnsan:
daha iyi bir iş,
daha yüksek gelir,
daha güzel bir ev,
daha iyi eğitim
ve daha rahat bir hayat
isteyebilir.
Bunları istemek tek başına açgözlülük değildir.
Sorun, insanın istediği olmadığında:
haksızlaşması,
başkasına saldırması,
Allah’a karşı şükürsüzleşmesi
ve sahip olduğu her şeyi değersiz görmesidir.
İstemek başka, doyumsuzluk başka şeydir.

Rıza Haksızlığa Sessiz Kalmak Demek midir
Hayır.Bu ayetin yanlış anlaşılabileceği en önemli noktalardan biri budur.
Bir kişinin gerçekten hakkı yenmişse:
itiraz edebilir,
hakkını arayabilir,
adalet talep edebilir.
Ona:
“Allah’ın verdiğine razı ol, sus.”
demek rıza kavramını haksızlığı koruyan bir araca dönüştürebilir.
Tevbe 59’un bağlamında sorun, hakkı yenilen insan değil; kişisel menfaati karşılanmadığında adalet suçlaması yapan kişilerdir.
Gerçek rıza, zulme boyun eğmek değildir.

Şükür ile Rıza Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Şükür:elindeki nimeti fark etmektir.
Rıza ise:
elde ettiğin sonuç karşısında Allah’a karşı iç isyana kapılmadan dengeni koruyabilmektir.
İnsan şükrettikçe:
sürekli eksik olana bakmak yerine
sahip olduklarını da görmeye başlar.
Bu, gelişme arzusunu öldürmez.
Aksine insanı doyumsuzluğun psikolojik baskısından kurtarabilir.

İnsan Neden Sahip Olduğuna Değil Sahip Olmadığına Odaklanır
Çünkü insan zihni eksik olana çok hızlı odaklanabilir.Dokuz şey vardır.
Bir şey eksiktir.
İnsan bazen dokuzu unutup yalnızca eksik olanı düşünür.
Başkasında gördüğü şey de bu duyguyu büyütebilir.
Tevbe 59 insanın dikkatini yeniden düzenler:
Elindekini küçümseme, gelecekteki hayrı da Allah’ın lütfundan bekle.
Bu iki tutum birlikte insanı hem şükre hem ümide taşır.

Tevbe 58 ile 59 Bize Para Psikolojisi Hakkında Ne Öğretiyor
Tevbe 58:“Bana düşen pay ne?”
merkezli insanı gösterir.
Tevbe 59 ise:
“Bana düşene razıyım, gelecekteki rızkım için de Allah’a güveniyorum.”
diyen zihniyeti gösterir.
İlkinde para insanın ruh hâlini belirler.
Pay gelirse mutlu.
Gelmezse öfkeli.
İkincisinde ise para önemlidir ama insanın bütün iç dengesini yönetmez.
Mal insanın elinde bulunur; insanın karakterinin sahibi olmaz.

Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir
Bugünün dünyası insanı sürekli daha fazlasına çağırıyor:daha büyük ev,
daha yeni araba,
daha pahalı telefon,
daha yüksek gelir,
daha fazla takipçi,
daha fazla statü.
İnsan sürekli karşılaştırınca sahip olduğu şey hızla sıradanlaşabilir.
Tevbe 59 bize başka bir denge sunar:
Şükret ama gelişmeyi bırakma.
İste ama hırsa teslim olma.
Çalış ama sonucu ilahlaştırma.
Umut et ama hakkın olmayanı talep etme.
Bu denge kanaatin özüdür.

Sonuç: Tevbe Suresi 59. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Tevbe Suresi 59. ayet, bir önceki ayette anlatılan çıkar merkezli memnuniyetsizliğin karşısına rıza, tevekkül ve ümidi koymaktadır.Tevbe 58’de bazı kişiler:
kendilerine verilirse memnun,
verilmezse öfkeli
oluyordu.
Tevbe 59 ise şöyle bir tavır önerir:
“Allah’ın ve Resulünün verdiğine razı olsalardı...”
Sonra:
“Allah bize yeter.”
deselerdi...
Ardından:
“Allah bize lütfundan verecektir.”
diye umut etselerdi...
Ve sonunda:
“Biz yalnız Allah’a yöneliyoruz.”
deselerdi...
Bu sıralama son derece anlamlıdır.
Önce:
Rıza.
Sonra:
Tevekkül.
Sonra:
Ümit.
Son olarak:
Allah’a yöneliş.
Bu dört kavram, insanın maddi hayatla sağlıklı ilişkisinin güçlü bir özetidir.
Rıza:
“Elimdekini küçümsemeyeceğim.”
der.
Tevekkül:
“Rızkımın nihai sahibi Allah’tır.”
der.
Ümit:
“Bugün alamadığım şey yüzünden yarından umudumu kesmeyeceğim.”
der.
Allah’a yöneliş ise:
“Malı değil, malın sahibini hayatımın merkezine koyacağım.”
der.
Fakat rıza kesinlikle:
haksızlığa sessiz kalmak,
emeğinin karşılığını istememek,
hak aramaktan vazgeçmek
demek değildir.
İnsan hakkını arar.
Ama hakkının ötesine geçmez.
Çalışır.
Ama bütün değerini kazancına bağlamaz.
İster.
Ama istediği gerçekleşmediğinde öfkesinin esiri olmaz.
Belki de ayetin bugünkü insan için en önemli mesajı tam burada ortaya çıkar:
Huzur, hiçbir eksik bırakmayacak kadar çok şeye sahip olmaktan gelmeyebilir.
Çünkü insanın arzuları sürekli büyüyebilir.
Huzur daha çok:
sahip olduğunun farkında olmak,
olmayan için çalışmak
ve sonucu Allah’a bırakabilmek
arasındaki dengede ortaya çıkabilir.
Tevbe 59 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:
Hayatta istediğimiz şey bize verilmediğinde hemen öfkelenip bütün nimetleri unutuyor muyuz, yoksa elimizdekine şükredip hakkımız için çalışmaya devam ederken gelecekteki lütuf konusunda Allah’a güvenebilecek bir kalp dengesi kurabiliyor muyuz?
“Kanaat, ‘Daha fazlasını istemiyorum’ demek değildir; ‘Daha fazlasını isterken elimdekini değersizleştirmeyeceğim’ diyebilmektir. Çalış, iste, dua et ve büyü; fakat huzurunu henüz sahip olmadığın şeylerin rehin almasına izin verme.”
Ersan Karavelioğlu