Tevbe Suresi 35. Ayette “Biriktirdikleri Altın ve Gümüş Cehennem Ateşinde Kızdırılacak; Alınları, Böğürleri ve Sırtları Bunlarla Dağlanacaktır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan malı kendisini korusun diye biriktirebilir; fakat başkasının hakkını çiğneyerek korunan servet, sonunda insanın karşısına güvence olarak değil hesap olarak çıkabilir. Malın gerçek değeri kasada ne kadar kaldığıyla değil, vicdandan ne kadar eksiltmediğiyle ölçülür.”
Ersan Karavelioğlu
Tevbe Suresi 35. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“O gün bu altın ve gümüşler cehennem ateşinde kızdırılır da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanır. ‘İşte bu, kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık biriktirdiklerinizin karşılığını tadın!’ denilir.”
Bu ayet, Tevbe Suresi 34. ayetteki servet uyarısının doğrudan devamıdır.
Bir önceki ayette:
altın ve gümüşü yığıp,
Allah yolunda harcamayanlar
uyarılmıştı.
Bu ayet ise o bencil biriktirmenin ahiretteki sonucunu son derece çarpıcı bir tasvirle anlatmaktadır.
Ayet Neden Bu Kadar Sert Bir Tasvir Kullanıyor
Çünkü konu sıradan bir ekonomik tercih değildir.Burada insanın:
serveti,
başkasının hakkını,
toplumsal sorumluluğunu
ve Allah’a karşı mali yükümlülüğünü
nasıl kullandığı sorgulanmaktadır.
İnsan dünyada serveti güvence olarak görmüş olabilir.
Kur’an ise sorumluluklarını ihmal eden servetin ahirette güvence değil hesap sebebi hâline gelebileceğini gösterir.
Tasvirin sertliği de bu ahlaki tehlikenin büyüklüğünü vurgular.
“O Gün” Hangi Günü İfade Ediyor
Buradaki “o gün”, kıyamet ve hesap günüdür.Dünyada insan:
malı saklayabilir,
hesabını gizleyebilir,
servetinin gerçek miktarını başkalarından kaçırabilir.
Fakat ahiret anlayışında hiçbir ekonomik güç insanı ilahî hesaptan koruyamaz.
Dünyada:
“Benim malım.”
dediği şey,
ahirette:
“Bununla ne yaptın?”
sorusuna dönüşür.
Altın ve Gümüşün Ateşte Kızdırılması Gerçek Bir Azap Olarak mı Anlatılıyor
Ayet bunu son derece somut bir ahiret azabı şeklinde tasvir eder.Altın ve gümüşün ateşte kızdırılması ve insanın bedeniyle temas ettirilmesi anlatılır.
Ahiretin fiziksel gerçekliğinin tam mahiyetini dünyadaki ölçülerimizle açıklamaya çalışmak mümkün değildir.
Kur’an’ın verdiği mesaj ise açıktır:
İnsan dünyada tutkuyla biriktirdiği servetin hesabıyla yüzleşecektir.
Yani dünyada sevilen şey, yanlış kullanıldığında ahirette azap sebebine dönüşebilir.
Neden Özellikle Altın ve Gümüşten Söz Ediliyor
Çünkü o dönemde altın ve gümüş:para,
servet,
birikim
ve ekonomik güç
açısından temel araçlardı.
Bugün aynı ahlaki soru yalnızca fiziksel altın ve gümüş için geçerli değildir.
Servet:
nakit para,
banka hesabı,
gayrimenkul,
şirket,
hisse,
yatırım
ve başka ekonomik değerler
şeklinde bulunabilir.
Ayetin mesajını yalnızca altın külçesi saklayan kişilere indirgemek doğru olmaz.
Her Para Biriktiren Bu Ayetin Tehdidi Altında mıdır
Hayır.Bir önceki ayetle birlikte okunmalıdır.
Kur’an’ın eleştirdiği şey yalnızca tasarruf etmek değildir.
İnsan:
geleceği için birikim yapabilir,
çocuklarının ihtiyaçlarını düşünebilir,
ev alabilir,
iş kurmak için sermaye biriktirebilir,
yaşlılığı için hazırlık yapabilir.
Asıl problem, malın gerekli haklarını vermeden ve Allah yolunda harcama sorumluluğunu terk ederek serveti yığmaktır.
Yani birikim ile sorumsuz yığma aynı şey değildir.
Zekâtı Verilen Servet de “Kenz” Sayılır mı
Klasik İslam hukukunda yaygın görüşlerden biri, zekâtı ve gerekli mali hakları yerine getirilmiş servetin sırf biriktirilmiş olması sebebiyle ayette kınanan “kenz” sayılmayacağı yönündedir.Ancak erken dönemden itibaren servet birikimine daha sert yaklaşan yorumlar da olmuştur.
Özellikle Ebû Zer’in büyük servet birikimi konusunda son derece güçlü uyarılarıyla tanındığı aktarılır.
Dolayısıyla yorum geleneğinde ayrıntılar konusunda farklılık vardır.
Ama temel ortak nokta şudur:
Servet sorumluluksuz değildir.
Neden Alınlar Dağlanıyor
Ayet özellikle:alın,
böğür
ve sırt
bölgelerini zikreder.
Tefsirlerde bunun nedenleri hakkında çeşitli yorumlar yapılmıştır.
Bazı açıklamalarda alın:
kibir,
yüz çevirme
ve sahip olunan servetle gururlanma
ile ilişkilendirilmiştir.
Ancak ayetin açıkça söylemediği sembolik anlamları kesin hüküm gibi sunmamak gerekir.
Kesin olan şey, azabın insanın bütün varlığını kuşatan ağır bir hesap olarak tasvir edilmesidir.
Böğürlerin Dağlanması Ne Anlama Gelir
Böğür veya yan tarafın zikredilmesi konusunda da klasik tefsirlerde farklı yorumlar vardır.Bazı yorumcular bunu kişinin muhtaçlardan yüz çevirip yan dönmesiyle ilişkilendirmiştir.
Bazıları ise bedenin farklı bölgelerinin sayılmasının azabın kapsamlılığını gösterdiğini düşünmüştür.
Burada en güvenli anlam şudur:
İnsanın büyük değer verdiği servet, sorumluluğu yerine getirilmediğinde ahirette onun karşısına acı bir sonuç olarak çıkmaktadır.
Sırtların Dağlanması Neden Zikrediliyor
Sırtla ilgili de:ihtiyaç sahibine sırt çevirmek,
sorumluluktan kaçmak
veya azabın bütün bedeni kapsaması
gibi yorumlar yapılmıştır.
Kur’an burada çok güçlü bir görsel dil kullanmaktadır.
Dünyada insan, kendisinden yardım isteyen kişiden yüzünü ve sırtını çevirmiş olabilir.
Ahirette ise sakladığı servetin hesabından yüz çeviremeyecektir.
Fakat bu sembolik bağlantıyı ayetin doğrudan söylediği kesin bir açıklama gibi sunmamak gerekir.

“İşte Bu Kendiniz İçin Biriktirdiğinizdir” Ne Demektir
Bu ifade son derece dikkat çekicidir.İnsan dünyada servet biriktirirken:
“Bunu kendim için saklıyorum.”
der.
Ayet ise ahirette ironik biçimde:
“İşte kendiniz için biriktirdiğiniz budur.”
denileceğini bildirir.
Yani insanın kendisi için fayda sandığı şey, yanlış kullanıldığında kendi aleyhine sonuç doğurabilir.
Kur’an burada insanın değer hesabını tersine çevirir.
Her sahip olduğumuz şey gerçekten kazanç değildir.

İnsan Parasını Biriktirerek Kendisine Zarar Verebilir mi
Evet, eğer para insanı:cimriliğe,
hak yemeye,
zekâtı terk etmeye,
merhametsizliğe,
kibre
ve sürekli servet korkusuna
sürüklüyorsa maddi kazanç manevi kayba dönüşebilir.
İnsan hesabında milyonlar görebilir.
Ama aynı anda:
vicdanını,
huzurunu,
adaletini
ve insanlığını
kaybedebilir.
Kur’an malın yalnızca miktarına değil, insanda oluşturduğu karaktere de dikkat çeker.

Malı Sevmek Günah mıdır
Hayır.İnsan malını sevebilir.
Çalışmasının karşılığını görmekten memnun olabilir.
Güzel bir ev,
iyi bir yaşam,
ailesinin güvenliği
ve maddi rahatlık
isteyebilir.
Sorun sevgi değildir.
Sorun mal sevgisinin:
Allah’a karşı sorumluluğun,
kul hakkının,
adaletin
ve merhametin
önüne geçmesidir.
Mal insanın elinde bulunabilir.
Ama kalbinin tek efendisi hâline gelmemelidir.

İnsan Servetini Neden Paylaşmakta Zorlanır
Çünkü mal insana güven duygusu verir.İnsan şöyle düşünebilir:
“Ya yarın param olmazsa?”
“Ya işler bozulursa?”
“Ya başıma bir şey gelirse?”
Bu kaygıların bir kısmı doğaldır.
Bu nedenle İslam insana:
“Bütün malını dağıt ve hiçbir tedbir alma.”
demez.
Fakat korku büyüyüp:
“Ne kadar sahip olursam olayım asla paylaşmam.”
noktasına gelirse servet insanın güvenliği değil bağımlılığı hâline gelebilir.

Zengin Olmak Bu Ayette Kınanıyor mu
Hayır.Ayet zenginliği değil, servetin yanlış kullanımını kınar.
Zengin bir insan:
zekâtını verebilir,
çalışanlarının hakkını koruyabilir,
yoksulları destekleyebilir,
eğitime yatırım yapabilir,
borçlusuna kolaylık gösterebilir,
hayır kurumlarına yardım edebilir.
Böyle bir servet büyük iyiliklerin aracına dönüşebilir.
Dolayısıyla İslam’ın sorusu:
“Zengin misin?”
değildir.
Daha önemli soru şudur:
Zenginliğinle ne yapıyorsun?

Fakir Bir İnsan da Cimri Olabilir mi
Evet.Cimrilik yalnızca zenginlere ait bir özellik değildir.
Servet miktarı ile insanın mal tutkusu aynı şey değildir.
Az parası olan biri de elindekine aşırı bağlanabilir.
Çok zengin biri ise son derece cömert olabilir.
Ancak mal arttıkça insanın sorumluluğu ve yaptığı tercihlerin toplumsal etkisi de büyüyebilir.
Bu nedenle ayet özellikle birikmiş büyük servetin sorumluluğuna dikkat çeker.

Bu Ayet Sosyal Adalet Açısından Ne Söylüyor
Çok güçlü bir mesaj taşır.Kur’an serveti toplumdan tamamen kopmuş bir özel güç olarak görmez.
Toplumda:
açlık,
borç,
yoksulluk
ve temel ihtiyaç sıkıntısı
varken servet sahibinin de ahlaki ve dini sorumluluğu vardır.
Bu, herkesin servetinin zorla eşitlenmesi anlamına gelmez.
Ama zenginliğin:
“Ben kazandım, kimseyi ilgilendirmez.”
anlayışıyla tamamen sorumsuzlaştırılmasını da reddeder.
Servetin içinde başkalarının hakkı bulunabilir.

Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir
Bugün insanlar serveti çoğu zaman ekrandaki rakamlarla görüyor.Banka hesabı...
Yatırım hesabı...
Gayrimenkul değeri...
Şirket değeri...
Hisse portföyü...
Rakam yükseldikçe insan daha güvende hissedebilir.
Fakat Tevbe 35 çok sert biçimde şu soruyu sordurur:
Bu rakamların içinde ödenmemiş bir hak var mı?
Çalışanın emeği...
Ödenmemiş borç...
Kaçırılmış zekât...
Dolandırılmış müşteri...
Haksız kazanç...
Bunlar varsa servetin büyüklüğü tek başına başarı değildir.
Hesabın bir başka tarafı daha vardır.

Sonuç: Tevbe Suresi 35. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Tevbe Suresi 35. ayet, bir önceki ayetin servet uyarısını çok güçlü bir ahiret sahnesiyle tamamlamaktadır.Dünyada değerli görülen:
altın...
gümüş...
servet...
Ahirette ateşte kızdırılan bir hesap aracına dönüşmektedir.
Bu görüntünün temel mesajı şudur:
Mal tarafsız bir güç değildir; onu nasıl kazandığın ve nasıl kullandığın önemlidir.
İnsan servetini:
helal biçimde kazanabilir.
Biriktirebilir.
Yatırım yapabilir.
Ailesinin geleceğini güvenceye alabilir.
Bunların hiçbiri tek başına bu ayetin kınadığı davranış değildir.
Sorun:
verilmesi gereken hakkı vermemek,
zekâtı terk etmek,
başkalarının malını yemek,
serveti hayatın mutlak amacı hâline getirmek
ve Allah’ın verdiği imkânı yalnızca kendi çıkarına kapatmaktır.
Ayetin en sarsıcı cümlesi belki de şudur:
“İşte bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir.”
İnsan dünyada:
“Kendim için biriktiriyorum.”
derken gerçekten kendisine ne hazırladığını düşünmelidir.
Çünkü servetin iki hikâyesi olabilir.
Birincisi:
İnsan onu kazanır, paylaşır, hakkını verir ve iyiliğin aracına dönüştürür.
İkincisi:
İnsan ona bağlanır, başkasının hakkını saklar ve sonunda mal kendisinin efendisi hâline gelir.
Kur’an ikinci yolu ağır biçimde uyarır.
Burada mesele servete düşmanlık değildir.
Mesele servetin insanı insanlıktan çıkarmasına izin vermemektir.
Para:
ev yapabilir.
Hastaya ilaç olabilir.
Öğrenciye eğitim sağlayabilir.
Aç insana yemek olabilir.
İş kurabilir.
Aileyi güvenceye alabilir.
Ama aynı para:
kibir,
sömürü,
cimrilik
ve zulüm
aracına da dönüşebilir.
Bu nedenle ayet paranın kendisini değil, insanın parayla kurduğu ahlaki ilişkiyi sorgular.
Tevbe 35 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:
Bugün “kendim için biriktiriyorum” dediğimiz şeyler gerçekten yarın bizim lehimize mi çıkacak, yoksa başkasının hakkını ve kendi vicdanımızı içine gömdüğümüz bir servet, sonunda en ağır hesabımız hâline mi gelecek?
“Servet insanın geleceğini güvenceye almak için biriktirilebilir; fakat başkasının hakkı o servetin içine karışmışsa artık yalnızca para biriktirmiyorsun, hesabını da biriktiriyorsun. Gerçek zenginlik, sahip olduğun malın vicdanına yük olmamasıdır.”
Ersan Karavelioğlu