📖 Nahl Suresi 116. Ayette “Dillerinizin Yalan Yere Nitelendirmesiyle ‘Bu Helaldir, Bu Haramdır’ Demeyin ve Allah’a Karşı Yalan Uydurmayın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,711
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 116. Ayette “Dillerinizin Yalan Yere Nitelendirmesiyle ‘Bu Helaldir, Bu Haramdır’ Demeyin ve Allah’a Karşı Yalan Uydurmayın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Din adına konuşmak, insanın kendi zevkini Allah’ın hükmü gibi sunabileceği bir alan değildir. ‘Helal’ ve ‘haram’ kelimeleri sıradan tercihler değil, Allah adına hüküm ifade eden ağır sözlerdir. Bilmediğimiz yerde susabilmek, bazen çok konuşmaktan daha büyük bir dindarlık ve sorumluluktur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 116. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 116. ayeti, insanların kendi istekleri, gelenekleri veya tahminleri doğrultusunda Allah adına helal ve haram hükümleri üretmesini son derece ciddi biçimde yasaklayan bir ayettir.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Dillerinizin yalan yere nitelendirmesiyle ‘Şu helaldir, şu haramdır’ demeyin; böylece Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.”
Nahl Suresi, 16:116
Bir önceki ayette Allah bazı temel haramları açıklamış ve zaruret hâlinde tanınan kolaylığı bildirmişti.

116. ayet ise hemen ardından çok önemli bir sınır koymaktadır:

Allah'ın helal kıldığını keyfî biçimde haram, haram kıldığını da helal ilan etmeyin.

Bu, din adına konuşmanın ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığını göstermektedir.

2️⃣ “Bu Helaldir, Bu Haramdır” Demek Neden Bu Kadar Ciddidir ❓​

Çünkü helal ve haram kavramları doğrudan Allah'ın hükmüyle ilgilidir.

Bir insan:

“Ben bunu sevmiyorum.”

diyebilir.

“Ben bunu yapmayı uygun bulmuyorum.”

diyebilir.

“Sağlığım için bundan uzak duruyorum.”

diyebilir.

Fakat:

“Allah bunu haram kılmıştır.”

dediği anda artık kişisel tercih değil, Allah adına bir hüküm ileri sürmüş olur.

Bu nedenle delilsiz biçimde helal-haram hükmü vermek sıradan bir konuşma hatası değildir.

Allah'ın söylemediği bir şeyi Allah'a nispet etme tehlikesi taşır.

Ayetin sert uyarısının sebebi budur.

3️⃣ İnsan Neden Kendi Kendine Haram Üretebilir ❓​

Bunun birçok sebebi olabilir.

Gelenek.

Kişisel zevk.

Toplumsal alışkanlık.

Yanlış bilgi.

Aşırı dindarlık görüntüsü oluşturma isteği.

Bir davranıştan hoşlanmama.

Bazen insan kendi kültüründe ayıp görülen bir şeyi doğrudan:

“Bu haramdır.”

diye tanımlayabilir.

Oysa ayıp, gelenek, kişisel tercih ve dinî haram aynı kavramlar değildir.

Bir toplumda hoş karşılanmayan bir davranış dinen mutlaka haram olmayabilir.

Bu ayrımı korumak gerekir.

Din ile kültürü birbirine karıştırmak, Allah adına hüküm üretme riskini doğurabilir.

4️⃣ Allah’ın Helal Kıldığını Haramlaştırmak Neden Yanlıştır ❓​

Çünkü Allah'ın kullarına izin verdiği bir şeyi yasaklamak, dinin sınırlarını insan eliyle değiştirmek anlamına gelebilir.

İnsan bazen:

“Daha dindar olmak için bunu da yasaklayalım.”

diye düşünebilir.

Fakat dindarlık, Allah'ın koyduğu sınırların üzerine yeni yasaklar eklemek değildir.

Allah'ın helali helal, haramı haram kabul etmek kulluğun bir parçasıdır.

İnsan kendisi için bazı helallerden vazgeçebilir.

Örneğin sevmediği bir yiyeceği yemeyebilir.

Fakat:

“Ben yemiyorum, dolayısıyla herkes için haramdır.”

diyemez.

Kişisel tercih ile ilahi hüküm arasındaki çizgi korunmalıdır.

5️⃣ Allah’ın Haram Kıldığını Helal Saymak Neden Yanlıştır ❓​

Bunun tersi de aynı şekilde ciddi bir problemdir.

İnsan kendi arzusuna uygun olmadığı için açık bir haramı hafifletmeye çalışabilir.

“Artık çağ değişti.”

“Bunun bir önemi yok.”

“Herkes yapıyor.”

gibi gerekçelerle Allah'ın açık hükmünü yok saymak doğru değildir.

Kalabalık bir davranışı normalleştirebilir; fakat haramı otomatik olarak helal hâle getiremez.

Burada kişinin günah işlemesi ile haramı helal ilan etmesi arasında da önemli bir fark vardır.

Bir insan günaha düşebilir ve:

“Yanlış yaptım.”

diyebilir.

Bu başka bir durumdur.

Fakat:

“Bu zaten haram değil.”

diyerek Allah'ın açık hükmünü değiştirmeye kalkmak daha farklı ve ciddi bir tavırdır.

6️⃣ “Dillerinizin Yalan Yere Nitelendirmesi” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade insanın sözleriyle gerçek olmayan dinî hükümler üretmesini anlatmaktadır.

Dil küçük görülebilir.

Bir kelime söylenir ve geçer.

Fakat bazı kelimeler çok ağır sonuçlar doğurabilir.

Özellikle Allah adına konuşurken insanın dili büyük bir sorumluluk taşır.

“Allah kesin böyle ister.”

“Bu kesin haramdır.”

“Bu kesin helaldir.”

gibi ifadeler bilgiye dayanmıyorsa insan çok dikkatli olmalıdır.

Bilmediğimiz şeyi Allah'a nispet etmek, bilgisizlikten daha ağır bir hata hâline gelebilir.

Bazen en doğru cevap:

“Bilmiyorum.”

demektir.

7️⃣ Din Hakkında “Bilmiyorum” Demek Eksiklik Midir ❓​

Hayır.

Tam tersine, insanın bilmediği konuda:

“Bilmiyorum.”

diyebilmesi büyük bir ilmî ve ahlaki olgunluktur.

Hiç kimse her dinî meseleyi bilmek zorunda değildir.

Bazı konular açık olabilir.

Bazıları ayrıntılı fıkıh bilgisi gerektirebilir.

Bazıları hakkında farklı görüşler bulunabilir.

Böyle durumlarda insan kesin konuşmamalıdır.

Bilmediğini kabul etmek cehalet değil, cehaletinin sınırını bilmektir.

Asıl tehlike, bilmediği hâlde biliyormuş gibi konuşmaktır.

Din hakkında söylenen yanlış bir hüküm başkalarının hayatını da etkileyebilir.

Bu yüzden “bilmiyorum” kelimesi bazen büyük bir sorumluluğu korur.

8️⃣ Her Dinî Konuda Tek Bir Görüş mü Vardır ❓​

Hayır.

İslam'ın bazı hükümleri açık ve kesindir.

Fakat bazı ayrıntılı meselelerde farklı fıkhî yorumlar bulunabilir.

Bu nedenle bir konuda farklı görüş bulunduğu hâlde kendi tercih ettiği yorumu:

“İslam'da başka görüş yoktur.”

şeklinde sunmak yanlış olabilir.

Burada iki uçtan kaçınmak gerekir.

Birincisi:

“Her şey tartışmalıdır, kesin hiçbir hüküm yoktur.”

demek.

İkincisi ise:

“Benim bildiğim yorum dışındaki her şey yanlıştır.”

demek.

İlmî dürüstlük, kesin olanla yoruma açık olanı birbirinden ayırabilmektir.

Bu özellikle din hakkında içerik üreten ve insanlara bilgi veren kişiler için son derece önemlidir.

9️⃣ Geleneksel Bir Yasak Otomatik Olarak Dinî Haram Sayılır Mı ❓​

Hayır.

Toplumların gelenekleri vardır.

Bazı davranışlar kültürel olarak hoş karşılanmayabilir.

Aileler kendi kurallarını koyabilir.

Bunların bazıları güzel ve yararlı olabilir.

Fakat gelenek ile dinî hüküm aynı değildir.

Bir aile:

“Bizim ailemizde bu yapılmaz.”

diyebilir.

Ama bunu:

“Allah bunu haram kılmıştır.”

şeklinde sunabilmesi için dinî dayanak gerekir.

Kültürün dine dönüşmesi veya dinin yalnızca kültürden ibaret görülmesi iki farklı hatadır.

İslam'ı doğru anlamak için Allah'ın hükmü ile insanların alışkanlıklarını ayırmak gerekir.

🔟 Kişisel Olarak Bir Şeyden Uzak Durmak ile Onu Haram İlan Etmek Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Aradaki fark büyüktür.

İnsan kendisi için birçok tercih yapabilir.

Şeker yemeyebilir.

Et tüketmeyebilir.

Belirli bir kıyafet tarzını tercih etmeyebilir.

Bir eğlence biçiminden uzak durabilir.

Bunlar kişisel tercihler olabilir.

Fakat kişi:

“Ben bunu yapmıyorum.”

demek yerine:

“Bunu yapan herkes haram işliyor.”

dediğinde artık dinî hüküm vermektedir.

Kişisel takva tercihi, herkesi bağlayan şeriat hükmüne dönüştürülemez.

İnsan kendisi için daha ihtiyatlı davranabilir.

Ama Allah'ın geniş bıraktığı alanı bütün insanlar için daraltmamalıdır.

1️⃣1️⃣ Din Adına Yanlış Bilgi Yaymak Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü yanlış bilgi yalnızca söyleyen kişide kalmayabilir.

Bir kişi yanlış bir dinî hüküm söyler.

Başka biri ona inanır.

Sonra üçüncü kişiye aktarır.

Bir süre sonra yüzlerce insan aynı yanlış bilgiyi doğru sanabilir.

Özellikle günümüzde sosyal medya bu süreci çok hızlandırmaktadır.

Yanlış dinî bilgi saniyeler içerisinde binlerce kişiye ulaşabilir.

Bu nedenle din adına bir bilgi paylaşmadan önce kaynağından emin olmak önemlidir.

“Bir yerde duydum.”

“Bir videoda söylediler.”

“Biri bana böyle dedi.”

her zaman yeterli değildir.

Dinin ciddiyeti, bilgiyi doğrulama sorumluluğu getirir.

1️⃣2️⃣ Sosyal Medyada Her Dinî Videoya Güvenilebilir Mi ❓​

Hayır.

Bir videonun çok izlenmesi onun doğru olduğunu garanti etmez.

Konuşanın etkileyici olması da yeterli değildir.

Bir insan kendinden emin biçimde yanlış bilgi söyleyebilir.

Videoda müzik olabilir.

Güzel görüntüler olabilir.

Milyonlarca beğeni olabilir.

Fakat bütün bunlar ilmî doğruluk sağlamaz.

Popülerlik, dinî bilginin doğruluk ölçüsü değildir.

Özellikle:

“Bunu yapan kesin cehennemliktir.”

“Şu kesin haramdır.”

“Bunu yaparsan bütün ibadetlerin boşa gider.”

gibi çok ağır iddialarda daha da dikkatli olunmalıdır.

Dinî hüküm, sosyal medya heyecanıyla değil sağlam bilgiyle ele alınmalıdır.

1️⃣3️⃣ Allah Adına Yalan Uydurmak Ne Anlama Gelir ❓​

Allah'ın söylemediği bir şeyi:

“Allah böyle buyurdu.”

diye sunmak, Allah adına yalan uydurma kapsamına girebilecek son derece ciddi bir davranıştır.

Bu yalnızca helal-haram konusunda olmayabilir.

İnsan kendi görüşünü dinin kesin hükmü gibi sunabilir.

Kendi öfkesini Allah'ın öfkesi gibi gösterebilir.

Kendi siyasi veya kişisel çıkarını dinî zorunluluk gibi anlatabilir.

İşte burada büyük bir tehlike başlar.

Allah adına konuşmak, insanın kendi görüşünü kutsallaştırma aracı olmamalıdır.

Kişisel görüş açıkça kişisel görüş olarak ifade edilmelidir.

Dinî hüküm ise bilgi ve delile dayanmalıdır.

1️⃣4️⃣ İnsanlar Neden Din Adına Kesin Konuşmayı Sever ❓​

Kesin konuşmak güçlü görünür.

“Bence böyle olabilir.”

demektense:

“Kesin budur.”

demek insanın daha bilgili görünmesini sağlayabilir.

Bazı insanlar otorite kazanmak için kesin ifadeler kullanabilir.

Fakat gerçek ilim her zaman kesin konuşmayı gerektirmez.

Bazı meselelerde:

“Bu konuda farklı görüşler vardır.”

demek gerekir.

Bazılarında:

“Bilmiyorum.”

demek gerekir.

Bilginin göstergesi her soruya cevap vermek değil, hangi soruda kesin konuşulamayacağını da bilmektir.

İnsan Allah adına konuştuğunda kendi itibarını değil, dinin doğru anlaşılmasını düşünmelidir.

1️⃣5️⃣ Haram Konusunda Aşırı Rahatlık ile Aşırı Katılık Arasında Nasıl Bir Denge Kurulur ❓​

İki uç da tehlikelidir.

Bir tarafta:

“Allah affeder, önemli değil.”

diyerek açık haramları küçümsemek vardır.

Diğer tarafta ise Allah'ın helal bıraktığı birçok şeyi sürekli haramlaştırmak vardır.

Doğru yol Allah'ın koyduğu ölçüyü korumaktır.

Haramı haram kabul etmek.

Helali helal kabul etmek.

Şüpheli veya ayrıntılı konularda bilgi edinmek.

Bilmediğinde kesin konuşmamak.

İşte denge budur.

Takva, dini zorlaştırmak değildir; Allah'ın sınırlarını samimiyetle korumaktır.

İnsan daha ihtiyatlı bir hayat seçebilir fakat kendi ihtiyatını bütün insanlara Allah'ın zorunlu hükmü gibi dayatmamalıdır.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Din Adamları ve Dinî İçerik Üretenler İçin Nasıl Bir Sorumluluk Taşır ❓​

Çok büyük bir sorumluluk taşır.

İnsanların din hakkında bilgi aldığı kişilerin söyledikleri binlerce kişiyi etkileyebilir.

Bir yanlış hüküm insanların helali terk etmesine neden olabilir.

Bir başka yanlış hüküm haramı normalleştirebilir.

Bu nedenle din anlatan kişi:

“Ben söyledim, sorumluluk bitti.”

diyemez.

Araştırmalıdır.

Bilmediğinde açıkça söylemelidir.

Kesin olmayan konuda kesinlik görüntüsü vermemelidir.

Hata yaptığında düzeltmelidir.

Din anlatmanın itibarı kadar sorumluluğu da büyüktür.

İnsanların güvenini kullanarak Allah adına uydurma hükümler üretmek son derece ağır bir ahlaki problemdir.

1️⃣7️⃣ Nahl Suresi 114, 115 ve 116. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu üç ayet birlikte okunduğunda helal ve haram konusunda güçlü bir bütünlük görülür.

114. ayette:

Allah'ın verdiği helal ve temiz rızıklardan yenmesi ve nimete şükredilmesi emredilir.

115. ayette:

Leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesilenlerin yasak olduğu; zaruret durumunda ise ölçülü bir ruhsat bulunduğu bildirilir.

116. ayette ise çok önemli bir koruma gelir:

Bunların dışına kendi kafanıza göre yeni helal ve haram hükümleri üretmeyin.

Yani önce nimet.

Sonra sınır.

Sonra da insanın bu sınırı keyfî biçimde değiştirmesinin yasaklanması.

Bu sıralama son derece anlamlıdır.

Helal ve haram Allah'a aittir; insanın görevi hüküm icat etmek değil, hükmü doğru anlamaya çalışmaktır.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 116. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri, din adına konuşurken tevazu sahibi olmaktır.

İnsan Allah'ın dinini kendi düşüncesinden daha büyük görmelidir.

Bir konuda emin değilse:

“Bilmiyorum.”

diyebilmelidir.

Bir konuda farklı görüşler varsa bunu dürüstçe söylemelidir.

Kendi kişisel tercihini dinin kesin hükmü gibi sunmamalıdır.

Allah adına konuşurken insanın dili, kendi egosundan daha dikkatli olmalıdır.

Ayet aynı zamanda dinin insan tarafından keyfî biçimde genişletilemeyeceğini veya daraltılamayacağını öğretir.

Allah'ın helalini haramlaştırmak da, haramını helalleştirmek de doğru değildir.

Asıl kulluk, Allah'ın çizdiği sınırda durabilmektir.

1️⃣9️⃣ Nahl Suresi 116. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 116. ayeti, insanın kendi görüşlerinden, geleneklerinden veya arzularından hareketle Allah adına helal ve haram hükümleri üretmesinin büyük bir yanlış olduğunu açık biçimde bildirmektedir.

Bu ayetin ilk büyük mesajı, helal ve haram kavramlarının ciddiyetidir.

Bugün insanlar günlük konuşmalarında çok kolay:

“Bu haram.”

“Bu kesin helal.”

diyebilir.

Fakat bu ifadelerin ağırlığı unutulmamalıdır.

Çünkü insan böyle konuştuğunda sadece kendi görüşünü ifade etmiyor olabilir.

Allah adına hüküm nispet ediyor olabilir.

Helal ve haram kelimeleri, düşünmeden kullanılacak sıradan etiketler değildir.

İkinci büyük mesaj, din adına bilgi üretirken doğruluktur.

Bir insanın güzel niyetli olması yanlış bilgiyi doğru hâle getirmez.

Kişi:

“Ben insanları dindar yapmak istiyorum.”

diyerek Allah'ın koymadığı yasaklar üretemez.

İyi niyet, yanlış hükmün sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz.

Dini korumak, dine ekleme yapmak değildir.

Üçüncü büyük mesaj, kişisel tercih ile ilahi hükmü ayırmaktır.

Bir insan belirli bir davranışı kendisi için uygun görmeyebilir.

Bu son derece normaldir.

Fakat kendi yaşam tercihinin bütün Müslümanlar için ilahi zorunluluk olduğunu ileri sürmemelidir.

“Ben yapmıyorum.”

ile:

“Allah bunu yasaklamıştır.”

arasında büyük fark vardır.

Kişinin vicdani tercihi ile Allah'ın hükmü birbirine karıştırılmamalıdır.

Dördüncü büyük mesaj, kültür ile dinin ayrılmasıdır.

Toplumlarda yüzlerce yıllık alışkanlıklar bulunabilir.

Bazıları İslam ahlakıyla uyumludur.

Bazıları yalnızca gelenektir.

Bazıları ise dine aykırı bile olabilir.

Bu nedenle:

“Atalarımız hep böyle yaptı.”

cümlesi tek başına bir davranışı helal veya haram yapmaz.

Geleneğin eski olması, ilahi hüküm olduğu anlamına gelmez.

Beşinci büyük mesaj, dinî bilginin sorumluluğudur.

Bugün herhangi bir insan bir telefon açıp saniyeler içerisinde binlerce kişiye din hakkında konuşabilir.

Bu büyük bir imkândır.

Ama aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.

Yanlış bir bilgi binlerce kişiye ulaşabilir.

Sonra başka hesaplarda tekrar edilebilir.

Bir süre sonra insanların zihninde:

“Din böyle söylüyor.”

algısı oluşabilir.

Bu yüzden paylaşmadan önce doğrulamak da bir ahlak meselesidir.

Altıncı büyük mesaj, bilmediğimiz yerde susabilmektir.

İnsan her soruya cevap vermek zorunda değildir.

“Bilmiyorum.”

demek bazen insanın sahip olabileceği en doğru cevaptır.

Üstelik bu ifade insanın değerini azaltmaz.

Tam tersine güvenilirliğini artırabilir.

Çünkü insanlar şunu görür:

Bu kişi bildiği yerde konuşuyor, bilmediği yerde uydurmuyor.

İlim ahlakının önemli özelliklerinden biri budur.

Yedinci büyük mesaj, Allah'ın dinini kişisel çıkar aracı hâline getirmemektir.

İnsan kendi görüşünü kabul ettirmek için:

“Allah böyle istiyor.”

ifadesini kullanırsa çok tehlikeli bir noktaya gelebilir.

Bir siyasi tercih.

Bir ticari çıkar.

Bir aile kavgası.

Bir kişisel hoşnutsuzluk.

Dinî hüküm gibi gösterilmemelidir.

Allah'ın adı, insanın kendi çıkarını kutsallaştırma aracı değildir.

Sekizinci büyük mesaj, aşırı dindarlık görüntüsüyle yeni yasaklar üretmemektir.

Bazen insanlar ne kadar çok şeyi haram ilan ederlerse o kadar takvalı görüneceklerini düşünebilir.

Oysa takva başka bir şeydir.

Takva, Allah'ın koyduğu sınıra saygı göstermektir.

Allah'ın helal kıldığını sebepsiz yere haramlaştırmak da bu sınıra müdahaledir.

Dinin kolaylıklarını yok etmek dindarlık değildir.

Dokuzuncu büyük mesaj, aynı şekilde açık haramları küçümsememektir.

Bu ayetin verdiği denge tek yönlü değildir.

“Keyfî haram üretmeyin.”

demek:

“Artık hiçbir şey haram değildir.”

anlamına gelmez.

Allah'ın açıkça yasakladığı şeyler vardır.

Mümin bunları kendi arzularına göre değiştirmeye çalışmamalıdır.

Denge, ne dine ekleme yapmak ne de dinden eksiltmektir.

Onuncu büyük mesaj, sözün sorumluluğudur.

İnsan bazen bir kelimeyi söylediğinde unutabilir.

Fakat o kelime başkasının hayatını etkileyebilir.

Özellikle Allah adına söylenmiş sözler konusunda çok daha dikkatli olmak gerekir.

Bu yüzden ayetin başında özellikle “dilleriniz” ifadesinin bulunması düşündürücüdür.

İnsan diliyle iyilik de yapabilir.

Yalan da üretebilir.

Hakikati de anlatabilir.

Allah adına yanlış hüküm de verebilir.

Dil küçük bir organ olabilir fakat taşıdığı sorumluluk küçümsenemez.

Nahl Suresi'nin 116. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sormasını ister:

Din hakkında söylediğim şeylerin kaynağını gerçekten biliyor muyum?

Kişisel görüşümü Allah'ın hükmü gibi mi anlatıyorum?

Hoşlanmadığım şeylere kolayca “haram” mı diyorum?

İşime gelen bir haramı normalleştirmeye mi çalışıyorum?

Bilmediğim zaman “bilmiyorum” diyebiliyor muyum?

Sosyal medyada dinî bir bilgiyi doğrulamadan yayıyor muyum?


Bu sorular yalnızca din âlimleri için değildir.

Allah adına konuşan her insan için önemlidir.

Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 116. ayeti bize şunu öğretmektedir:

Allah adına bilmediğin hükmü verme.

Helali keyfî biçimde haramlaştırma.

Haramı arzuların uğruna helalleştirme.

Kültür ile dini birbirine karıştırma.

Bilmediğinde susmaktan utanma.

Dinî bilgiyi paylaşırken doğruluğunu önemse.

Kendi görüşünü Allah'ın sözü gibi kutsallaştırma.


Çünkü insanın din adına yapabileceği en büyük hatalardan biri yalnızca yanlış davranmak değildir.

Allah'ın söylemediği bir şeyi Allah söylemiş gibi insanlara anlatmaktır.

⠀

🌿 Son Söz​

“‘Bilmiyorum’ diyebilmek bazen imanın ve ilmin en dürüst cümlelerinden biridir. Çünkü insan kendi görüşünü Allah’ın hükmüne dönüştürdüğü anda yalnızca yanlış konuşmuş olmaz; kutsal olanın üzerine kendi sözünü yazmaya kalkar. Helali daraltmayalım, haramı hafifletmeyelim ve dini kişisel zevklerimizin şekline sokmayalım. Allah’ın koyduğu sınır bize yetmeli. Çünkü gerçek kulluk, Allah adına daha çok hüküm üretmek değil, O’nun bildirdiği hükme sadakat gösterebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt