Mürselât Suresi 25. Ayette “Biz Yeryüzünü Toplayıp Barındıran Bir Yer Yapmadık mı” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Dünya Neden Hem Yaşayanları Hem Ölüleri Barındıran Bir Mekân Olarak Anlatılır
“İnsan yeryüzünde yaşadığını düşünür; Mürselât ise daha derin bir gerçeği hatırlatır: Dünya bizi yalnızca yaşarken taşımıyor, ölümümüzden sonra da bedenimizi bağrına alıyor. Aynı toprak hem başlangıcımıza hem sonumuza sessizce şahitlik ediyor.”
Ersan Karavelioğlu
Mürselât Suresi 25. Ayet Ne Söyler
Mürselât Suresi’nin 25. ayeti şöyledir:
أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا
Türkçeye genel olarak:
“Biz yeryüzünü toplayıp barındıran bir yer yapmadık mı?”
şeklinde çevrilir.
Bazı meallerde:
“Yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı?”
ifadesi de kullanılır.
Bu ayetle birlikte surenin bakışı insanın yaratılışından yaşadığı gezegene çevrilir.
Önce insanın nasıl oluştuğu anlatılmıştı.
Şimdi ise insanın bütün hayatını geçirdiği yeryüzü düşünme konusu yapılır.
“Kifâten” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “kifâten” kelimesi:
toplayan,
içine alan,
barındıran,
bir araya getiren
anlam alanına sahiptir.
Bu nedenle yeryüzü yalnızca üzerinde yürüdüğümüz katı bir zemin olarak anlatılmaz.
Aynı zamanda:
insanları ve diğer varlıkları bünyesinde barındıran büyük bir mekân
olarak sunulur.
Bir sonraki ayet bu anlamı daha da açık hâle getirecektir:
“Dirileri ve ölüleri.”
Dünya Yaşayanları Nasıl Barındırır
İnsan hayatı bütünüyle yeryüzündeki şartlara bağlıdır.
Topraktan besin elde ederiz.
Sudan yararlanırız.
Atmosferde nefes alırız.
Evlerimizi yeryüzüne kurarız.
Tarım yaparız.
Şehirler inşa ederiz.
Hayvanlar ve bitkiler de aynı büyük yaşam alanının parçalarıdır.
Bu nedenle dünya yalnızca bulunduğumuz bir mekân değil, hayatın devam ettiği büyük sistemdir.
Dünya Ölüleri Nasıl Barındırır
İnsan öldüğünde bedeni tekrar toprağa döner.
Tarih boyunca insanlığın büyük bölümü ölülerini toprağa gömmüştür.
Mezarlıklar bunun en görünür örneğidir.
Bugün üzerinde yürüdüğümüz topraklarda bizden önce sayısız insan yaşamış ve ölmüştür.
Bu yüzden yeryüzü yalnızca:
yaşayanların evi
değil,
aynı zamanda:
geçmiş nesillerin bedenlerini taşıyan büyük bir mezarlık
gibidir.
İnsan Topraktan Gelip Toprağa mı Döner
Kur’an’ın genel anlatısında insanın toprakla çok güçlü bir ilişkisi vardır.
İnsanın ilk yaratılışı toprakla ilişkilendirilir.
Yaşam sırasında yediğimiz besinlerin önemli bir bölümü de doğrudan veya dolaylı olarak topraktan gelir.
Ölümün ardından beden yine toprağa karışır.
Bu nedenle insanın dünya yolculuğunda dikkat çekici bir döngü vardır:
İnsan Yeryüzünü Neden Kendisine Ait Sanabilir
İnsan mülkiyet kavramları oluşturur.
Bir araziye:
“Benim.”
der.
Bir eve:
“Benim.”
der.
Bir ülkenin sınırlarını belirler.
Bunlar toplumsal düzen açısından gerekli olabilir.
Fakat daha büyük ölçekte bakıldığında insan yeryüzünde çok kısa süre bulunur.
Bugün bize ait olan yer geçmişte başkasına aitti.
Gelecekte de başka insanlara ait olacaktır.
Bu yüzden mutlak anlamda insan toprağa sahip olmaktan çok, toprak üzerinde geçici olarak yaşamaktadır.
Aynı Toprak Kaç Nesli Taşımıştır
Bir şehirde bugün milyonlarca insan yaşayabilir.
Fakat aynı coğrafyada:
yüz yıl önce,
bin yıl önce,
on bin yıl önce
başka insanlar yaşamış olabilir.
Nesiller birbirini takip eder.
İnsanlar değişir.
Diller değişebilir.
Devletler değişir.
Şehirlerin isimleri bile değişebilir.
Fakat yeryüzü yeni nesilleri taşımaya devam eder.
Mürselât’ın “toplayan ve barındıran yer” tasviri bu büyük tarihsel sürekliliği düşündürür.
Mezarlıklar İnsana Ne Hatırlatır
Mezarlık insana hayatın en açık gerçeklerinden birini gösterir:
Burada yaşayanlar da bir zamanlar bizim gibi hayatın içindeydi.
Onların da:
planları,
sevdikleri,
sorunları,
umutları,
korkuları
vardı.
Bugün ise bedenleri toprağın içerisindedir.
Bu nedenle mezarlık yalnızca ölülerin bulunduğu yer değildir.
Yaşayanlara:
“Sen de geçicisin.”
diyen sessiz bir hatırlatıcıdır.
Yeryüzünün Yaşayanları Taşıması Bir Nimet Olarak Görülebilir mi
Kur’an’ın genel bakışında evet.
İnsan dünyada yaşamını sürdürebilmek için çok sayıda uygun koşula ihtiyaç duyar.
Su,
hava,
toprak,
besin,
uygun sıcaklık aralıkları
bunlardan bazılarıdır.
Mürselât bu ayrıntıları bilimsel olarak açıklamaz.
Fakat insanın üzerinde yaşadığı yeryüzünü bir barınma alanı olarak düşünmesini ister.
İnsan çoğu zaman ayağının altındaki zemini sıradan görür.
Ayet ise onu düşünme konusu hâline getirir.
Dünya İnsan İçin Gerçek Bir Ev midir
Dünya insanın dünya hayatındaki evidir.
Burada doğarız.
Burada büyürüz.
Burada ilişkiler kurarız.
Burada çalışırız.
Burada yaşlanırız.
Fakat Kur’an’ın ahiret anlayışına göre dünya insanın nihai ve sonsuz evi değildir.
Bu nedenle dünya:
gerçek,
değerli,
önemli
ama aynı zamanda:
geçici bir yaşam alanıdır.
Bu ayrım Kur’an’ın dünya anlayışında çok önemlidir.

Toprak Neden Hayat İle Ölümün İkisini Birden Simgeler
Toprak son derece ilginç bir semboldür.
Bir taraftan mezarı düşündürür.
Diğer taraftan hayatın kaynağıdır.
Bir tohum toprağa düşer.
Toprak içerisinde görünmez olur.
Sonra filizlenir.
Aynı toprak ölü bir bedeni de içine alır.
Bu nedenle toprak:
aynı anda düşündürebilir.
Kur’an’ın yeniden diriliş anlatılarında toprağın ve bitkilerin örnek olarak kullanılması da bu açıdan dikkat çekicidir.

Ölü Toprağın Yağmurla Canlanması Yeniden Dirilişle İlişkilendirilir mi
Kur’an’ın başka ayetlerinde evet.
Kurumuş toprak yağmur aldığında yeniden canlanır.
Bitkiler çıkar.
Toprağın görünümü değişir.
Kur’an bu gözle görülen doğal süreci ölümden sonra dirilişin mümkünlüğünü düşündüren bir benzetme olarak kullanır.
Mantık şudur:
Ölü görünen toprak yeniden hayat üretebiliyorsa, yeniden dirilişi mutlak biçimde imkânsız saymak neden zorunlu olsun
Mürselât’ın bu bölümü de benzer bir düşünce atmosferine sahiptir.

İnsan Bedeni Ölümden Sonra Gerçekten Toprağın Parçası Hâline Gelir mi
Doğal gömülme koşullarında beden zaman içerisinde çeşitli biyolojik ve kimyasal süreçlerle parçalanır.
Organik maddeler dönüşür.
Bedenin maddi bileşenleri çevredeki doğal döngülere katılabilir.
Bu açıdan:
“Toprağa dönmek”
yalnızca şiirsel bir ifade değildir.
İnsanın bedeninin doğal süreçlere yeniden katılması açısından gerçek bir fiziksel anlamı da vardır.

Doğada “Atık” Kavramı İnsan Dünyasındaki Gibi midir
Doğal ekosistemlerde bir canlının ölümü bütünüyle anlamsız bir son değildir.
Organik maddeler ayrışabilir.
Mikroorganizmalar bu süreçte rol oynar.
Besin maddeleri yeniden çevre döngülerine katılabilir.
Böylece bir organizmanın bedeni başka yaşam süreçlerine dolaylı biçimde katkıda bulunabilir.
Doğa çok büyük ölçüde dönüşüm ve döngüler üzerinden işler.
Bu gerçek Mürselât’ın yeryüzünü “toplayan” mekân olarak anlatmasını düşünsel açıdan daha da dikkat çekici kılar.

Dünya Hem Yaşayanları Hem Ölüleri Barındırıyorsa Bu İnsanın Eşitliğini Hatırlatır mı
Evet, güçlü biçimde hatırlatabilir.
İnsanlar yaşarken birbirlerinden çok farklı olabilir.
Biri zengindir.
Biri fakirdir.
Biri ünlüdür.
Biri kimse tarafından tanınmaz.
Biri yönetir.
Biri yönetilir.
Ama ölümden sonra aynı toprağın içerisinde bu dünyevi unvanların büyük kısmı anlamını kaybeder.
Toprak:
krala da,
işçiye de,
zengine de,
fakire de
aynı sessizlikle yer açar.

Toprak İnsan Kibrini Nasıl Sorgular
İnsan yaşarken kendisini çok önemli görebilir.
Serveti,
gücü,
ünvanı,
başarısı
ona kalıcı bir üstünlük duygusu verebilir.
Fakat bir mezarlıkta birkaç dakika yürümek bütün bu farkların geçiciliğini gösterebilir.
Bir zamanların:
yöneticileri,
zenginleri,
ünlüleri
artık toprağın altındadır.
Bu gerçek insanı değersizleştirmez.
Ama kibri için güçlü bir sınır çizer:
Sonunda hepimiz aynı dünyanın misafirleriyiz.

Yeryüzüne Karşı Sorumluluğumuz Var mıdır
İnsan yeryüzünden faydalanıyorsa onu sınırsız biçimde tahrip etme hakkına sahip olduğu sonucu çıkmaz.
Toprak:
besin verir,
yaşam alanı sağlar,
su döngüsünün parçasıdır,
sayısız canlı türünü barındırır.
Bu nedenle insanın dünyayla ilişkisi yalnızca tüketim üzerinden kurulamaz.
Yaşadığı çevreyi gelecek nesiller için de koruma sorumluluğu düşünülebilir.
Mürselât doğrudan modern çevre politikası anlatmasa da yeryüzünün bir barınak olarak görülmesi bu sorumluluğu düşündürür.

Mürselât 25 Bugünün İnsanına Hangi Soruyu Sordurur
Belki de ayetin en güçlü sorusu şudur:
“Bir gün beni de bağrına alacak olan bu yeryüzünde bugün nasıl yaşıyorum
Toprak üzerinde:
ne kadar yer kapladığımızdan çok,
nasıl bir iz bıraktığımız önemlidir.
İnsan dünyaya:
iyilik,
bilgi,
merhamet,
adalet
bırakabilir.
Aynı şekilde:
zarar,
nefret,
haksızlık
da bırakabilir.
Yeryüzü hepsine şahitlik eder gibi sessizce bizi taşır.

Sonuç: “Biz Yeryüzünü Toplayıp Barındıran Bir Yer Yapmadık mı” Ne Anlama Gelir
Mürselât Suresi’nin 25. ayeti:
أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا
yani:
“Biz yeryüzünü toplayıp barındıran bir yer yapmadık mı?”
sorusuyla insanın dikkatini kendi bedeninden üzerinde yaşadığı dünyaya çevirir.
Bir önceki bölümde insan:
düşünmeye çağrılmıştı.
Şimdi ise daha büyük bir “barınak” gösterilir:
Dünya bizi yaşarken taşır.
Evlerimizi üzerinde kurarız.
Besinimizi ondan elde ederiz.
Nesiller onun üzerinde yaşar.
Öldüğümüzde ise bedenlerimiz yine ona döner.
Bu nedenle yeryüzü insanın:
hem yaşam mekânı hem ölüm sonrası bedensel dönüş mekânıdır.
İnsan dünyanın sahibi olduğunu düşünebilir.
Fakat ayetin perspektifi daha farklıdır:
Bizden önce milyarlarca insan burada yaşadı.
Onlar gittiler.
Biz geldik.
Bizden sonra başkaları gelecek.
Dolayısıyla dünya bizim kalıcı mülkümüz değil, nesiller arasında devredilen büyük bir yaşam alanıdır.
Ve ayetin insanın zihnine bıraktığı belki de en derin soru şudur:
Bir gün bedenimi de içine alacak olan bu toprağın üzerinde bugün neyin peşinden gidiyorum ve benden sonra burada nasıl bir iz kalacak
“Yeryüzü bizi doğduğumuz günden mezara kadar taşır; fakat hiçbirimize sonsuza kadar ait olmaz. İnsan toprağa sahip olduğunu sanır, oysa sonunda toprağın kendisini bağrına alacağını unutur.”
Ersan Karavelioğlu