Mürselât Suresi 24. Ayette “O Gün Yalanlayanların Vay Hâline” Uyarısının İnsan Yaratılışı Anlatıldıktan Sonra Tekrarlanması Ne Anlama Gelir
“İnsan kendi yaratılışını her gün üzerinde taşıdığı hâlde onun ne kadar olağanüstü bir süreç olduğunu unutabilir. Mürselât’ın tekrar eden uyarısı, insanı en yakındaki delile, yani bizzat kendisine yeniden bakmaya çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
Mürselât Suresi 24. Ayet Ne Söyler
Mürselât Suresi’nin 24. ayeti şöyledir:
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
Türkçeye:
“O gün yalanlayanların vay hâline!”
şeklinde çevrilir.
Bu ifade surede daha önce de tekrar edilmişti.
Fakat 24. ayetteki tekrarın hemen öncesinde çok önemli bir konu anlatılmıştır:
İnsanın kendi yaratılışı.
Kur’an insanın başlangıcını, rahimdeki gelişimini, belirlenmiş süreyi ve yaratılıştaki ölçüyü hatırlattıktan sonra aynı güçlü hükmü yeniden söyler:
“O gün yalanlayanların vay hâline!”
Bu Tekrarın Öncekilerden Farkı Nedir
Cümle aynıdır.
Fakat öncesindeki delil değişmiştir.
- ayette kıyamet ve Fasl Günü anlatılmıştı.
- ayette geçmiş toplumların sonu hatırlatılmıştı.
- ayette ise insanın kendi yaratılışı delil olarak sunulur.
Böylece sure adeta insanı üç farklı yöne baktırır:
Sonra her defasında aynı soru yükselir:
Bütün bunlardan sonra neyi yalanlıyorsun
İnsan Yaratılışı Neden Bir Delil Olarak Sunulur
Çünkü insanın kendi varlığı ona en yakın gerçeklerden biridir.
Kıyameti görmemiş olabilir.
Geçmiş kavimlerin yaşadığı olaylara şahit olmamış olabilir.
Fakat kendi varlığını inkâr edemez.
Bir zamanlar bugünkü hâlinde yoktu.
Sonra:
sonucunda dünyaya geldi.
Kur’an bu gerçeği yeniden diriliş düşüncesine bağlar.
İlk Yaratılış İle Yeniden Diriliş Arasında Nasıl Bir Mantık Kurulur
Mürselât’ın ana konularından biri kıyamet ve yeniden diriliştir.
İnsan:
“Öldükten sonra yeniden nasıl yaratılacağım?”
diye sorabilir.
Kur’an ise onun dikkatini ilk yaratılışına çeker:
Bir zamanlar bugünkü bedenin de yoktu.
İlk yaratılış mümkün olduysa Kur’an’ın teolojik mantığı açısından ikinci yaratılışın mutlak biçimde imkânsız olduğunu söylemek için bir gerekçe kalmaz.
Bu nedenle insanın yaratılışı yalnızca biyolojik bir hatırlatma değil, aynı zamanda ahiret tartışmasının bir parçasıdır.
İnsan Kendi Yaratılışını Neden Yeterince Düşünmez
Çünkü insan kendisine alışır.
Ellerimiz bize sıradan gelir.
Gözlerimiz sıradan gelir.
Kalbimizin atması sıradan gelir.
Beynimizin düşünmesi sıradan gelir.
Oysa insan bedeni olağanüstü derecede karmaşık bir yapıdır.
Alışkanlık hayreti azaltabilir.
Kur’an ise insanın sıradanlaştırdığı kendi varlığını tekrar gündeme getirir:
“Kendine yeniden bak.”
Kendimize Bakmak Ne Öğretebilir
İnsan kendi bedenine baktığında yalnızca et ve kemik görmez.
Aynı zamanda:
gibi çok farklı özelliklerle karşılaşır.
Bir zamanlar bunların hiçbiri bugünkü biçimiyle görünür değildi.
Bu nedenle insanın kendi varlığı büyük bir felsefi sorudur:
Nasıl oldu da böylesine küçük bir başlangıçtan kendisinin farkında olan bir varlık ortaya çıktı
Yalanlayanların Eleştirildiği Asıl Şey Nedir
Mürselât bağlamında temel eleştiri:
kıyametin,
yeniden dirilişin,
hesabın,
ilahî uyarının
yalanlanmasıdır.
Ancak burada dikkat çekici olan şudur:
Kur’an yalnızca:
“İnan.”
demez.
Önce insanın önüne birtakım işaretler koyar.
Sonra:
“O gün yalanlayanların vay hâline!”
der.
Yani uyarı deliller ve hatırlatmaların ardından gelir.
Şüphe Etmek İle Yalanlamak Aynı Şey midir
Hayır.
Bir insanın soru sorması, araştırması veya ikna olmak istemesi doğrudan yalanlamak anlamına gelmez.
Gerçek sorgulama:
kanıt arar,
farklı görüşleri değerlendirir,
kendi düşüncesinin yanlış olabileceğini kabul eder.
Yalanlama ise bağlama göre daha sert bir tutumu ifade eder.
İnsan bazen bir fikri araştırdığı için değil, onu kabul etmek istemediği için reddedebilir.
Kur’an’ın eleştirisi özellikle bu bilinçli direnç tavrına yönelir.
İnsan Kendi Varlığını Görüp Yaratılışı Yine de Sorgulayabilir mi
Elbette sorgulayabilir.
İnsanın var olması tek başına bütün metafizik soruları otomatik olarak cevaplamaz.
Bilim insan gelişiminin biyolojik mekanizmalarını araştırır.
Felsefe:
bilinç,
varlık,
kimlik
gibi soruları tartışır.
Din ise bu varoluşun anlamı ve kaynağı hakkında cevap verir.
Mürselât’ın yaklaşımı, insanın kendi varlığını düşünmeye değer bir işaret olarak görmesidir.
Kur’an Neden Delilleri Tek Bir Alanda Toplamaz
Mürselât Suresi’nin dikkat çekici yönlerinden biri budur.
İnsan yalnızca tek bir şeye baktırılmaz.
Kur’an:
dikkat çeker.
Böylece düşünme alanı genişler.
Mesaj yalnızca:
“Gökyüzüne bak.”
değildir.
Aynı zamanda:
“Tarihe bak, kendine bak, yaşadığın dünyaya bak.”
denilir.

Yaratılışta Ölçü Varsa İnsan Davranışında da Ölçü Aranmalı mıdır
Ayet doğrudan böyle bir ahlak kuralı koymaz.
Fakat güçlü bir düşünsel bağlantı kurulabilir.
İnsan bedeninde:
denge,
oran,
sınır
vardır.
İnsan yaşamında da ölçüsüzlük çoğu zaman sorun üretir.
Ölçüsüz:
hırs,
öfke,
tüketim,
güç arzusu,
kibir
insana ve çevresine zarar verebilir.
Dolayısıyla yaratılıştaki ölçüyü düşünen insan kendi yaşamındaki ölçüyü de sorgulayabilir.

İnsan Başlangıcını Hatırlarsa Kibiri Azalır mı
Azalabilir.
Bir insan bugün çok güçlü olabilir.
Servet sahibi olabilir.
Binlerce insan onu tanıyabilir.
Fakat bir zamanlar:
konuşamıyordu,
yürüyemiyordu,
kendi başına hayatta kalamıyordu.
Daha da önce anne rahminde gelişen küçücük bir canlıydı.
Bu gerçek insanın değerini düşürmez.
Ama üstünlük duygusunu sorgulatır.
Başlangıcımız ortaksa, kibir için temelimiz ne kadar güçlü olabilir

İnsan Yaratılışının Hatırlatılması Şükürle de İlişkili midir
Evet, Kur’an’ın genel yaklaşımında yaratılışın düşünülmesi şükür bilincine bağlanabilir.
İnsan:
görebiliyor,
işitebiliyor,
düşünebiliyor,
sevebiliyor,
öğrenebiliyorsa
bunları tamamen kendi üretimi olan şeyler gibi görmemesi istenir.
İnsanın kendi varlığını bir nimet olarak görmesi:
“Bana verilen bu hayatla ne yapıyorum?”
sorusunu doğurabilir.

Hayatın Verilmiş Olması Ona Karşı Sorumluluk Doğurur mu
Dinî perspektifte evet.
İnsan hayatı yalnızca tüketilecek bir zaman parçası değildir.
Bir imkândır.
İnsan bu imkân içerisinde:
iyilik yapabilir,
öğrenebilir,
sevebilir,
üretebilir,
başkalarının hayatını güzelleştirebilir.
Aynı imkânı:
zulüm,
bencillik,
haksızlık
için de kullanabilir.
Bu nedenle yaratılışın ardından hesap fikrinin gelmesi anlamlıdır.

Uyarının Tekrar Edilmesi İnsanın Mazeretini Azaltıyor mu
Surenin retorik yapısında evet.
İnsan önce kıyametle uyarılır.
Sonra tarihle.
Sonra kendi yaratılışıyla.
Her bölümde başka bir pencere açılır.
Ve her pencerenin ardından aynı cümle gelir:
“O gün yalanlayanların vay hâline!”
Böylece sure insanın:
“Bana hiç işaret gösterilmedi.”
diyebileceği alanı giderek daraltır.

İnsan Kendi Yaratılışını Bilimsel Olarak Daha İyi Öğrendikçe Hayret Azalır mı
Tam tersine artabilir.
Bir sürecin mekanizmasını bilmek onu mutlaka sıradanlaştırmaz.
İnsan:
hücre bölünmesini,
genetik aktarımı,
embriyonik gelişimi,
sinir sisteminin oluşumunu
öğrendikçe sürecin karmaşıklığını daha iyi anlayabilir.
Bilgi bazen hayreti ortadan kaldırmaz.
Hayreti daha bilinçli hâle getirir.
Bilim “nasıl?” sorusunu derinleştirirken insan “neden?” ve “ne anlam taşıyor?” sorularını ayrıca sorabilir.

İnsan Yaratılışı Geçiciliği de Hatırlatır mı
Evet.
İnsan:
bebek olur,
çocuk olur,
genç olur,
yetişkin olur,
yaşlanır.
Beden sürekli değişir.
Bir zamanlar başlayan bu biyolojik süreç sonunda ölümle dünya hayatındaki son aşamasına ulaşır.
Dolayısıyla yaratılışı düşünmek yalnızca başlangıca değil, sona da götürür.
Mürselât’ın kıyamet bağlamında yaratılışı anlatmasının güçlü taraflarından biri budur.

Mürselât 24 Bugünün İnsanına Hangi Soruyu Sordurur
Belki de ayetin en güçlü sorusu şudur:
“Kendi varlığım bile böylesine büyük bir düşünme konusu iken hayatımı neden hiçbir hesabı ve amacı yokmuş gibi yaşayım
İnsan başkasında delil arayabilir.
Gökyüzünde delil arayabilir.
Tarihte delil arayabilir.
Fakat Kur’an bu ayetlerde ona çok daha yakın bir şey gösterir:
Kendisi.
Belki de insanın en uzun süre baktığı ama en az düşündüğü varlık yine kendisidir.

Sonuç: İnsan Yaratılışı Anlatıldıktan Sonra “O Gün Yalanlayanların Vay Hâline” Neden Tekrarlanır
Mürselât Suresi’nin 24. ayeti:
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
yani:
“O gün yalanlayanların vay hâline!”
ifadesini yeniden tekrar eder.
Fakat bu kez uyarının hemen öncesinde insanın kendi yaratılışı anlatılmıştır:
Sonra insanın karşısına şu soru çıkar:
Bütün bunları kendi varlığında taşıyan insan yeniden yaratılmayı neden kesin biçimde imkânsız görsün
Mürselât’ın yöntemi dikkat çekicidir.
Önce kıyamet gösterilir.
Sonra geçmiş gösterilir.
Sonra insanın kendisi gösterilir.
Her seferinde aynı uyarı yeniden yükselir.
Bu nedenle tekrarın amacı yalnızca korkutmak değildir.
İnsanın düşünmekten kaçabileceği bütün yönleri tek tek önüne getirmektir.
Gökyüzüne bak.
Tarihe bak.
Kendi bedenine bak.
Sonra hayatının hiçbir anlamı, sonucu ve hesabı bulunmadığı sonucuna ne kadar kolay ulaşabileceğini yeniden düşün.
Belki de 24. ayetin insanın önüne koyduğu en çarpıcı gerçek şudur:
İnsan bazen evrende işaret ararken en yakın işareti, yani kendi varlığını unutabilir.
Ve surenin tekrar eden sesi yeniden duyulur:
“O gün yalanlayanların vay hâline!”
“İnsan kendisini tanıdığını sanır; oysa kendi varlığının başlangıcını, oluşumunu ve bilincinin sırrını düşündükçe ne kadar büyük bir bilinmezin içinde yaşadığını fark eder. Kendine gerçekten bakmak bazen evrene bakmak kadar büyük bir yolculuktur.”
Ersan Karavelioğlu