Mürselât Suresi 20. Ayette “Sizi Değersiz Bir Sudan Yaratmadık mı” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Kur’an İnsana Kendi Yaratılış Başlangıcını Neden Hatırlatır
“İnsan bugün sahip olduğu akla, güce ve kimliğe bakıp kendisini büyük görebilir; Mürselât ise ona bir zamanlar görünmeyecek kadar küçük bir başlangıçtan geldiğini hatırlatarak kibri kırar ve varoluşun mucizevi dönüşümünü düşündürür.”
Ersan Karavelioğlu
Mürselât Suresi 20. Ayet Ne Söyler
Mürselât Suresi’nin 20. ayeti şöyledir:
أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ
Türkçeye genel olarak:
“Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı?”
veya:
“Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?”
şeklinde çevrilir.
Önceki ayetlerde geçmiş toplumların sonu anlatılmıştı.
Şimdi Kur’an insanın dikkatini tarihten çok daha yakındaki bir delile çevirir:
Kendi bedenine ve kendi başlangıcına.
İnsan kıyameti uzak görebilir.
Fakat kendi yaratılışı onunla birlikte taşıdığı bir gerçektir.
“Mâin Mehîn” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen:
“mâin mehîn”
ifadesi kelime anlamıyla:
değersiz, güçsüz, önemsiz görülen bir su
şeklinde anlaşılabilir.
Buradaki ifade insanın değerini küçültmek için kullanılmaz.
Dikkat insanın başlangıcının fiziksel sadeliğine çekilir.
Bugün:
düşünen,
konuşan,
seven,
üreten,
hatırlayan
bir insanın başlangıcı son derece küçük ve görünüşte basit bir biyolojik süreçtir.
Bu karşıtlık ayetin asıl etkisini oluşturur.
Ayette Kastedilen Su Menî midir
Klasik tefsirlerde ayet genel olarak üreme sıvısıyla, yani insanın biyolojik yaratılışının başlangıcıyla ilişkilendirilmiştir.
Kur’an’ın başka ayetlerinde de insanın:
“nutfe”
olarak adlandırılan başlangıcından söz edilir.
Ancak ayetin amacı modern embriyolojinin bütün aşamalarını açıklamak değildir.
Burada vurgulanan temel gerçek şudur:
İnsan bugünkü karmaşık hâline son derece küçük bir biyolojik başlangıçtan ulaşmıştır.
Kur’an İnsana Neden Kendi Başlangıcını Hatırlatır
Çünkü insan bugünkü hâline bakarak başlangıcını unutabilir.
Bilgisi vardır.
Serveti olabilir.
Makam sahibi olabilir.
Başka insanlar üzerinde güç sahibi olabilir.
Fakat Kur’an ona sorar:
Sen nereden başladın
Bu soru kibri kıran güçlü bir hatırlatmadır.
İnsan kendi varlığını kendi başına başlatmamıştır.
Doğacağı zamanı,
ailesini,
genetik mirasını
kendisi seçmemiştir.
İnsan Başlangıcını Unutunca Neden Kibirlenebilir
İnsan sahip olduğu özellikleri tamamen kendi başarısı olarak görebilir.
Oysa hayatın büyük kısmının başlangıç şartları insanın seçimi değildir.
İnsan:
hangi ülkede doğacağını,
hangi bedene sahip olacağını,
hangi genetik özellikleri taşıyacağını,
hangi çağda yaşayacağını
belirlemez.
Bu gerçek insanın başarısını değersizleştirmez.
Fakat ona şunu öğretir:
Başarı kibir için değil, sorumluluk için gerekçe olmalıdır.
Küçük Bir Başlangıçtan Böylesine Karmaşık Bir İnsan Nasıl Oluşur
İnsan gelişimi gerçekten olağanüstü derecede karmaşık bir biyolojik süreçtir.
Döllenmeden sonra hücre bölünmeleri başlar.
Embriyonik gelişim ilerler.
Dokular farklılaşır.
Organ sistemleri oluşur.
Sinir sistemi gelişir.
Sonunda dünyaya gelen insan yıllar içerisinde:
konuşmayı,
düşünmeyi,
hatırlamayı,
öğrenmeyi
başarır.
Mürselât’ın dikkati, bu sürecin teknik ayrıntılarından çok başlangıç ile sonuç arasındaki olağanüstü dönüşüme yönelir.
Bu Ayet Modern Embriyolojiyi Önceden Haber Veriyor mu
Ayeti modern bilim kitaplarındaki kavramlarla birebir eşleştirmek konusunda dikkatli olmak gerekir.
Kur’an burada:
DNA,
kromozom,
zigot,
blastokist,
embriyolojik farklılaşma
gibi bilimsel ayrıntılar vermez.
Bu yüzden ayetin değerini zorlayıcı bilimsel mucize iddialarına bağlamak gerekli değildir.
Ayetin kendi bağlamındaki mesaj zaten son derece güçlüdür:
Kendi yaratılışınıza bakın ve yeniden yaratılışın neden imkânsız olduğunu düşündüğünüzü sorgulayın.
İnsan Yaratılışı İle Yeniden Diriliş Arasında Nasıl Bir Bağ Kurulur
Bu ayetin Mürselât Suresi içerisindeki asıl bağlantılarından biri budur.
Sure kıyameti ve yeniden dirilişi anlatmaktadır.
İnsan ise:
“Öldükten sonra yeniden nasıl yaratılacağım?”
diye sorabilir.
Kur’an buna insanın ilk yaratılışını hatırlatarak cevap verir:
Bir zamanlar hiç yoktun veya bugünkü bedeninle mevcut değildin; sonra bu beden oluştu. İlk yaratılışı kabul ediyorsan ikinci yaratılışı neden mutlak biçimde imkânsız görüyorsun
Bu, Kur’an’da tekrar edilen önemli bir akıl yürütmedir.
İlk Yaratılış İkinci Yaratılışın Kanıtı mıdır
Dinî argüman açısından ilk yaratılış, yeniden yaratılışın mümkünlüğüne yönelik bir delil olarak sunulur.
Mantık şudur:
Bir varlığı ilk defa meydana getirmeye güç yetiren yaratıcı için onu yeniden meydana getirmek imkânsız değildir.
Bu elbette bilimsel deneyle doğrulanmış bir ahiret kanıtı değildir.
Kur’an’ın kendi teolojik mantığı içerisinde kullanılan bir akıl yürütmedir.
Ayet insana:
“Kendi varlığını sıradan görme.”
der.
İnsan Kendi Bedenine Bakınca Neyi Fark Etmelidir
İnsan bedeni sürekli değişmektedir.
Çocukluk bedenimiz ile yetişkinlik bedenimiz aynı görünmez.
Hücreler yenilenir.
Organlar çalışır.
Beden yaşlanır.
Bütün bunların içerisinde insan:
“Ben”
dediği bir kimlik sürekliliği hisseder.
Bu durum bile derin bir varoluş sorusu doğurur:
Beni ben yapan şey tam olarak nedir
Mürselât doğrudan bu felsefi soruyu cevaplamaz.
Fakat insanın kendi bedenine yabancılaşmasını engeller:
Kendine bak; sen de büyük işaretlerden birisin.

“Değersiz Su” İfadesi İnsan Onuruyla Çelişir mi
Hayır.
Ayet insanın ahlaki değerinin değersiz olduğunu söylemez.
Kur’an’ın başka yerlerinde insanın onurlandırıldığından söz edilir.
Buradaki karşılaştırma insanın maddi başlangıcıyla ilgilidir.
Başlangıç küçüktür.
Fakat ortaya çıkan insan:
bilinç,
irade,
ahlaki sorumluluk
taşıyan bir varlıktır.
Asıl dikkat çekici nokta da budur:
Maddi başlangıcın sadeliği ile insanın sonradan kazandığı karmaşıklık arasındaki büyük fark.

Mütevazı Bir Başlangıç Ahlaki Eşitliği de Hatırlatır mı
Evet, ayet bu yönde güçlü bir çağrışım oluşturabilir.
İnsanlar dünyada:
zengin,
fakir,
yönetici,
işçi,
ünlü,
tanınmayan
gibi farklı toplumsal konumlarda bulunabilir.
Fakat insan türünün biyolojik başlangıcı açısından temel ortaklık vardır.
Hiç kimse dünyaya:
taçla,
servetle,
makamla
gelmez.
Bu gerçek insanların birbirlerine üstünlük taslamasını sorgulatan güçlü bir eşitlik hatırlatmasıdır.

İnsan Kendi Yaratılışını Neden Sıradan Görür
Çünkü sürekli gördüğümüz şeylere alışırız.
Bir bebeğin oluşması bize sıradan gelebilir çünkü insanlık tarihi boyunca milyarlarca kez gerçekleşmiştir.
Fakat sık gerçekleşmesi bir olayın basit olduğu anlamına gelmez.
Bir insan bedeninin oluşması:
trilyonlarca hücrenin,
karmaşık organ sistemlerinin,
sinir ağlarının
ortaya çıkmasına kadar ilerleyen olağanüstü bir süreçtir.
Alışkanlık bazen hayret duygusunu azaltır.
Kur’an ise bu hayreti yeniden uyandırmak ister.

İnsan Başlangıcını Hatırlarsa Başkalarına Daha Farklı Davranır mı
Hatırlaması tevazu oluşturabilir.
İnsan:
“Ben kimim ki herkesi küçümseyeyim?”
diye sorabilir.
Hepimiz:
bakıma ihtiyaç duyan bebekler olarak başladık.
Başkalarının yardımıyla büyüdük.
Hayatta kalmak için uzun süre başkalarına bağımlıydık.
Bu gerçek insanın bağımsızlık ve üstünlük iddialarını yumuşatabilir.
Kendi kırılganlığını bilen insan, başkasının kırılganlığına daha fazla merhamet gösterebilir.

Başlangıç Ve Son Arasındaki Bağ Nedir
İnsan başlangıcını seçmediği gibi ölümün bütün şartlarını da kontrol edemez.
Hayat iki büyük bilinmez arasındadır:
Nereden geldim
ve
Nereye gidiyorum
Mürselât’ın bu bölümü bu iki soruyu birbirine bağlar.
Önce kıyamet ve ölüm anlatılır.
Sonra insanın başlangıcı hatırlatılır.
Adeta:
Başlangıcına bakarak sonunu düşün.
denilmektedir.

İnsan Kendini Evrenin Merkezi Sanabilir mi
İnsan bilinci nedeniyle dünyayı kendi bakış açısından deneyimler.
Bu doğal bir durumdur.
Fakat bu, evrenin insan etrafında döndüğü anlamına gelmez.
Mürselât’ın kozmik tasvirleri:
yıldızları,
gökyüzünü,
dağları
anlattıktan sonra insanın küçük biyolojik başlangıcına geçer.
Bu büyük ölçek farkı insana:
Hem küçüklüğünü hem de sorumluluğunu
aynı anda hatırlatır.

Küçük Bir Başlangıç İnsanı Değersiz mi Yapar, Yoksa Daha Anlamlı mı Kılar
Ayetin mesajı insanı küçümsemek değildir.
Tam tersine dönüşümün büyüklüğünü göstermektir.
Bir zamanlar:
konuşamayan,
düşünemeyen,
kendisinin farkında bile olmayan
bir biyolojik başlangıçtan bugün:
evreni sorgulayan,
ahlak hakkında düşünen,
sanat üreten,
sevebilen
bir insan ortaya çıkmıştır.
Bu durum insanın değersizliğini değil, varoluşunun şaşırtıcılığını düşündürür.

Mürselât 20 Bugünün İnsanına Hangi Soruyu Sordurur
Belki de ayetin en güçlü sorusu şudur:
“Başlangıcımı bile kendim belirlememişken, bugün sahip olduğum güç nedeniyle neden kibirleniyorum
İnsan başarılarıyla gurur duyabilir.
Ama başarı:
başkalarını küçümsemeyi,
haksızlık etmeyi,
kendini mutlak görmeyi
haklı çıkarmaz.
Kendi başlangıcını hatırlamak insanın kendisini değersiz hissetmesi için değil, ölçüsünü unutmaması için önemlidir.

Sonuç: “Sizi Değersiz Bir Sudan Yaratmadık mı” Ne Anlama Gelir
Mürselât Suresi’nin 20. ayeti:
أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ
yani:
“Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı?”
sorusuyla insanı kendi başlangıcıyla yüzleştirir.
Önceki ayetlerde:
anlatılmıştı.
Şimdi Kur’an:
“Uzağa bakmadan önce kendine bak.”
der.
İnsan bir zamanlar bugünkü hâlinde değildi.
Küçücük bir biyolojik başlangıçtan:
beden,
beyin,
bilinç,
hafıza,
kişilik
ortaya çıktı.
Kur’an bu gerçeği iki büyük nedenle hatırlatır:
Birincisi:
İnsanın kibrini kırmak.
İkincisi:
Yeniden yaratılışı imkânsız gören insana ilk yaratılışını hatırlatmak.
Çünkü insanın başlangıcı kendi kontrolünde değilse, bugünkü varlığı da ona mutlak bir üstünlük sağlamaz.
Bir kralın başlangıcıyla sıradan bir insanın başlangıcı arasında insanlık bakımından aynı temel kırılganlık vardır.
Bu nedenle ayet insanın onurunu ortadan kaldırmaz.
Tam tersine çok daha derin bir değer anlayışı kurar:
İnsanın değeri nereden başladığında değil, kendisine verilen hayatı nasıl kullandığında ortaya çıkar.
Ve belki de Mürselât 20’nin insana bıraktığı en büyük soru şudur:
Bir zamanlar böylesine küçük bir başlangıçtan geldiğimi biliyorsam, bugün sahip olduğum hayatı ne için kullanıyorum
“İnsanın başlangıcının küçüklüğü onun değerini azaltmaz; yalnızca kibrinin ne kadar anlamsız olduğunu gösterir. Asıl büyüklük nereden geldiğimizi unutmakta değil, bize verilen hayatı neye dönüştürdüğümüzde saklıdır.”
Ersan Karavelioğlu