Mürselât Suresi 18. Ayette “İşte Biz Suçlulara Böyle Yaparız” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Kur’an’da Suçluluk Hangi Davranışlarla İlişkilendirilir
“İnsanı suçlu yapan yalnızca yaptığı kötülüğün büyüklüğü değildir; gerçeği bildiği hâlde haksızlıkta ısrar etmesi, vicdanını susturması ve sorumluluğundan kaçması da insanın ahlaki yönünü belirler.”
Ersan Karavelioğlu
Mürselât Suresi 18. Ayet Ne Söyler
Mürselât Suresi’nin 18. ayeti şöyledir:
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
Türkçeye genel olarak:
“İşte biz suçlulara böyle yaparız.”
şeklinde çevrilir.
Bir önceki ayetlerde geçmiş toplumların sonu hatırlatılmıştı.
- ayette:
“Biz öncekileri helak etmedik mi?”
denilmiş,
- ayette ise:
“Sonra onların ardından gelenleri de onlara katarız.”
buyrulmuştu.
- ayet bütün bu anlatının temel ilkesini ortaya koyar:
Bu sonuç rastgele değildir; suç ve ahlaki sorumlulukla bağlantılıdır.
“Mücrimîn” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “mücrimîn” kelimesi genel olarak:
suçlular, günaha saplananlar, kötülük işleyenler
anlamına gelir.
Ancak Kur’an’daki “mücrim” kavramını yalnızca modern hukuk sistemindeki “suçlu” kelimesiyle sınırlamak doğru değildir.
Burada:
Allah’ın ölçülerini bilinçli biçimde çiğneyen,
zulmeden,
hakikati reddeden,
başkalarının hakkını yiyen,
kötülükte ısrar eden
kişileri kapsayan daha geniş bir ahlaki anlam vardır.
Kur’an’da Suçluluk Yalnızca Kanun İhlali midir
Hayır.
Modern hukuk bir davranışın suç olup olmadığını yürürlükteki yasalar üzerinden değerlendirir.
Kur’an’ın ahlaki dili ise daha geniştir.
Bir davranış yasal olabilir ama ahlaken yanlış olabilir.
Örneğin insan:
başkasını aşağılayabilir,
emanete ihanet edebilir,
haksız avantaj sağlayabilir,
vicdansız davranabilir.
Bunların bazıları her hukuk sisteminde aynı biçimde cezalandırılmayabilir.
Kur’an ise insan davranışını yalnızca yasa açısından değil, ahlaki sorumluluk açısından değerlendirir.
Ayetteki “Böyle Yaparız” İfadesi Neye Gönderme Yapar
Bu ifade önceki ayetlere bağlanır.
Geçmişte:
uyarılara rağmen kötülükte ısrar eden,
peygamberleri yalanlayan,
zulmü sürdüren
toplumların sonuçları hatırlatılmıştır.
Dolayısıyla:
“İşte suçlulara böyle yaparız.”
ifadesi bu sonuçların ilkesiz ve rastlantısal olmadığını vurgular.
Kur’an açısından ahlaki seçimlerin sonuçları vardır.
Her Günah İşleyen İnsan “Mücrim” midir
İnsan hata yapabilir.
Kur’an insanı kusursuz bir varlık olarak tasvir etmez.
Burada önemli ayrımlardan biri:
hata yapmak ile kötülükte bilinçli biçimde ısrar etmek
arasındadır.
Bir insan yanlış yapıp:
pişman olabilir,
özür dileyebilir,
zararı telafi edebilir,
davranışını değiştirebilir.
Başka biri ise yanlış olduğunu bildiği bir davranışı savunabilir ve sürekli tekrarlayabilir.
Kur’an’ın ağır suçluluk dili özellikle bu ikinci tavırla güçlü biçimde ilişkilidir.
Tövbe Suçluluk Döngüsünü Değiştirebilir mi
Kur’an’ın temel mesajına göre evet.
İslam’daki tövbe anlayışının önemli tarafı budur.
İnsan geçmişte yanlış yapmış olabilir.
Fakat bu geçmiş onun geleceğini zorunlu biçimde belirlemek zorunda değildir.
Gerçek tövbe:
yanlışın fark edilmesini,
pişmanlığı,
davranıştan vazgeçmeyi,
mümkünse verilen zararı düzeltmeyi
içerir.
Dolayısıyla Kur’an’ın ceza uyarılarının yanında sürekli bir dönüş kapısı da bulunur.
İnsan Yanlışını Neden Kabul Etmekte Zorlanır
Çünkü hata kabul etmek insanın benlik algısını zorlayabilir.
İnsan kendisini:
iyi,
haklı,
dürüst
biri olarak görmek ister.
Yanlış yaptığı ortaya çıktığında iki yol vardır:
Davranışı değiştirmek
veya
davranışı haklı gösterecek bahaneler üretmek.
İkinci yol psikolojik olarak daha kolay olabilir.
Bu nedenle insan bazen kötülüğünden vazgeçmek yerine kötülüğü yeniden tanımlamaya çalışır.
Suçun İlk Aşaması Kendini Kandırmak Olabilir mi
Bazı durumlarda evet.
İnsan doğrudan:
“Ben kötülük yapmak istiyorum.”
demeyebilir.
Bunun yerine:
“Herkes yapıyor.”
“Mecburdum.”
“O da hak etmişti.”
“Benim başka seçeneğim yoktu.”
gibi gerekçeler üretebilir.
Bazı gerekçeler gerçekten geçerli olabilir.
Fakat bazıları insanın vicdanıyla yüzleşmesini önlemek için kurulmuş savunmalardır.
Bu nedenle ahlaki hesaplaşma yalnızca davranışı değil, insanın kendisine anlattığı hikâyeyi de sorgulamayı gerektirir.
Kibir Neden Suçluluğun Önemli Kaynaklarından Biri Olabilir
Kur’an’ın geçmiş toplum anlatılarında kibir tekrar tekrar karşımıza çıkar.
Kibirli insan:
yanlış yapamayacağını,
başkasından üstün olduğunu,
gücünün kendisini koruyacağını
düşünebilir.
Bu düşünce insanı eleştiriye kapatır.
Eleştiriye kapalı insan ise hatasını düzeltme imkânını kaybedebilir.
Bu yüzden kibir yalnızca kötü bir kişilik özelliği değil, başka yanlışların büyümesine izin veren bir kapı hâline gelebilir.
Zulüm Kur’an’daki Suçluluğun Merkezinde midir
Kur’an’da zulüm son derece merkezi bir kavramdır.
Zulüm:
bir şeyi hakkı olmayan yere koymak,
haksızlık etmek,
başkasının hakkını çiğnemek
anlam alanına sahiptir.
İnsan:
başkasına,
topluma,
hatta kendi hayatına
zulmedebilir.
Bu nedenle ahlaki suçluluk yalnızca inanç iddialarından ibaret değildir.
İnsanların birbirlerine nasıl davrandığı da hesabın temel meselelerinden biridir.

Başkasının Hakkını Yemek Neden Büyük Bir Ahlaki Sorundur
Çünkü insanın davranışının etkisi yalnızca kendisiyle sınırlı değildir.
Bir insan:
dolandırıcılık yaptığında,
emeğin karşılığını vermediğinde,
gücünü kötüye kullandığında,
adil olmayan biçimde kazanç sağladığında
başkasının hayatına doğrudan zarar verir.
Bu nedenle Kur’an’da:
ölçü,
tartı,
emanet,
borç,
yetim hakkı
gibi ekonomik ve toplumsal meseleler de ahlakın merkezinde yer alır.

Yalan Söylemek Neden Ahlaki Düzeni Bozar
Çünkü insanlar arasındaki ilişkilerin büyük kısmı güvene dayanır.
İnsanlar birbirlerinin söylediklerinin genel olarak doğru olduğunu varsayamazsa:
ticaret,
dostluk,
aile,
hukuk,
toplumsal kurumlar
zarar görür.
Yalan yalnızca bir cümledeki yanlış bilgi değildir.
Sürekli hâle geldiğinde insanların birbirlerine güvenme kapasitesini aşındırır.
Bu nedenle Kur’an’da doğruluk güçlü bir ahlaki değer olarak öne çıkar.

Gizli Yapılan Kötülük Suç Olmaktan Çıkar mı
Hayır.
Bir davranışın kimse tarafından görülmemesi onun ahlaki niteliğini değiştirmez.
İnsan dünyada birçok şeyi saklayabilir.
Hiç yakalanmayabilir.
Delilleri gizleyebilir.
Başkalarının kendisi hakkında iyi düşünmesini sağlayabilir.
Fakat Kur’an’ın hesap anlayışında mesele:
“Yakalandın mı?”
değildir.
Asıl soru:
“Ne yaptın?”
sorusudur.
Bu nedenle ahlakın ölçüsü yalnızca toplumsal görünürlük değildir.

İnsanın Başkasına Verdiği Acı Hesabın Parçası mıdır
Kur’an’ın genel adalet anlayışına göre insanın başkalarına yaptıkları son derece önemlidir.
Bir insanın:
kalbini kırmak,
hakkını yemek,
onu küçük düşürmek,
haksızlığa uğratmak
ahlaki sorumluluk doğurabilir.
Bu yüzden dindarlık yalnızca ritüeller üzerinden değerlendirilmez.
İnsanın diğer insanlarla ilişkisi de büyük önem taşır.
Gerçek ahlak, yalnız kaldığımızda değil başkasının hakkıyla karşılaştığımızda da ortaya çıkar.

Suçta Israr Etmek Neden Suçun Kendisinden Daha Tehlikeli Olabilir
Çünkü tekrar edilen davranış zamanla normalleşebilir.
İlk yanlışta insan vicdan azabı hissedebilir.
İkinci kez daha az rahatsız olabilir.
Tekrarlar arttıkça davranış sıradanlaşabilir.
Sonunda insan yaptığı şeyi artık yanlış olarak bile görmeyebilir.
Bu durum ahlaki duyarlılığın aşınmasıdır.
Mürselât’ın sert uyarıları insanın tam da bu normalleşme tehlikesine karşı uyanık kalmasını ister.

Toplumlar Da “Suçlu” Bir Düzen Kurabilir mi
Kur’an’ın geçmiş kavim anlatıları bireysel hataların yanında toplumsal düzenlere de dikkat çeker.
Bir toplumda:
zulüm sistematik hâle gelmişse,
zayıfların hakkı sürekli yeniyorsa,
güçlüler hesap vermiyorsa,
yalan ve haksızlık normalleşmişse
problem yalnızca birkaç bireyden ibaret olmayabilir.
Yanlış davranışlar kurumsallaşabilir.
Bu durumda ahlaki sorumluluk da daha geniş bir boyut kazanır.

İlahi Ceza Fikri Neden Sonuç İlkesiyle Bağlantılıdır
Kur’an’da ceza çoğu zaman insanın seçimlerinden bağımsız keyfî bir olay gibi anlatılmaz.
İnsan uyarılır.
Mesaj ulaştırılır.
Seçim yapar.
Sonra sonuç gelir.
Mürselât’ın ilk ayetlerinden beri bu sıra kurulmuştur:
- ayetteki:
“İşte biz suçlulara böyle yaparız.”
ifadesi de bu ahlaki neden-sonuç ilişkisinin güçlü bir hükmüdür.

Mürselât 18 Bugünün İnsanına Hangi Soruyu Sordurur
Belki de ayetin en önemli sorusu şudur:
“Ben yanlış yaptığımda onu düzeltmeye mi çalışıyorum, yoksa haklı göstermek için yeni bahaneler mi üretiyorum
İnsan hatasız değildir.
Bu nedenle ahlaki olgunluğun ölçüsü hiçbir zaman yanlış yapmamak olmayabilir.
Daha önemli ölçülerden biri:
Yanlış fark edildiğinde insanın ne yaptığıdır.
Kabul ediyor mu?
Düzeltiyor mu?
Özür diliyor mu?
Yoksa kibirle devam mı ediyor?

Sonuç: “İşte Biz Suçlulara Böyle Yaparız” Ne Anlama Gelir
Mürselât Suresi’nin 18. ayeti:
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
yani:
“İşte biz suçlulara böyle yaparız.”
ifadesiyle geçmiş toplumların anlatımından genel bir ahlaki ilkeye geçer.
Kur’an açısından suçluluk:
yalnızca hata yapmak değildir.
gibi davranışlarla bağlantılıdır.
Fakat ayetin sert uyarısının yanında Kur’an’ın genel mesajında önemli bir kapı açık kalır:
İnsan değişebilir.
Yanlışından dönebilir.
Zarar verdiği şeyi düzeltmeye çalışabilir.
Özür dileyebilir.
Tövbe edebilir.
Bu nedenle en tehlikeli durum hata yapmak değil, hatasını artık hata olarak görmemeye başlamaktır.
Mürselât’ın geçmiş toplumları hatırlatmasının amacı yaşayan insanları geçmişe mahkûm etmek değildir.
Amaç:
aynı yanlışları tekrarlamadan önce insanı uyandırmaktır.
Belki de 18. ayetin bıraktığı en güçlü soru şudur:
Bir insanı gerçekten suçlu yapan şey yaptığı ilk yanlış mı, yoksa yanlış olduğunu gördüğü hâlde onu savunmaya ve sürdürmeye devam etmesi mi
“İnsan hata yaptığı için değil, hatasını hakikat hâline getirmeye çalıştığında daha büyük bir tehlikeye yaklaşır. Vicdanın gücü hiç yanılmamakta değil, yanıldığını anlayınca yön değiştirebilmekte saklıdır.”
Ersan Karavelioğlu