Leyl Suresi 12. Ayette “Şüphesiz Doğru Yolu Göstermek Bize Aittir” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Hidayet, Rehberlik, Özgür İrade, İlahi Bildirim, Vicdan, Akıl, Sorumluluk Ve Doğru Yolu Seçme Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsana yol gösterilebilir, işaretler sunulabilir ve doğru ile yanlış arasındaki fark açıklanabilir; fakat yürümek yine insanın kendi iradesiyle vereceği karardır.”
Ersan Karavelioğlu
“إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَىٰ — İnne Aleynâ Le’l Hüdâ” Ne Demektir
Leyl Suresi’nin on ikinci ayetinde şöyle buyrulur:
إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَىٰ
Anlam olarak:
“Şüphesiz doğru yolu göstermek bize aittir.”
(Leyl Suresi, 92/12)
Bir önceki ayette:
“Yuvarlanıp helâke düştüğü zaman malı ona hiçbir fayda sağlamaz.”
buyrulmuştu.
Şimdi sure insanın önündeki asıl meseleye döner:
Mal değil, yön.
Sahiplik değil, hidayet.
Çünkü insanın hayatını belirleyen yalnız neye sahip olduğu değil, hangi yolda yürüdüğüdür.
“Hüdâ” Ne Anlama Gelmektedir
Hüdâ kelimesi:
doğru yolu göstermek,
rehberlik etmek,
istikamet bildirmek,
hakikate yöneltmek
anlamlarını taşır.
Hidayet yalnız:
“Şuraya git.”
demek değildir.
Aynı zamanda:
neyin doğru,
neyin yanlış,
neyin hayırlı,
neyin zararlı
olduğunu insana bildiren bir rehberliktir.
Bu nedenle hidayet, ahlaki yön bilgisidir.
“Bize Aittir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:
“Doğru yolu göstermek bize aittir.”
der.
Bu ifade, nihai hakikat ölçüsünün Allah’a ait olduğunu vurgular.
İnsan:
fikir üretir,
yorum yapar,
yollar önerir.
Ama mutlak doğruyu belirleyen nihai kaynak insanın değişken arzuları değildir.
Kur’anî bakışta Allah:
yaratan,
bilen,
rehberlik eden
olarak insanın önüne doğru yolu koyar.
Hidayet İnsanın Aklını Devre Dışı mı Bırakır
Hayır.
Tam tersine Kur’an’ın birçok yerinde insan:
düşünmeye,
akletmeye,
ibret almaya,
sorgulamaya
çağrılır.
Hidayet ile akıl birbirinin düşmanı değildir.
Aklın görevi:
işaretleri değerlendirmek,
sonuçları düşünmek,
doğruyu yanlıştan ayırmaya çalışmaktır.
Vahiy rehberlik eder.
Akıl ise bu rehberliği anlama ve değerlendirme sorumluluğu taşır.
Hidayet Varsa İnsan Neden Yanlış Yolu Seçebiliyor
Çünkü yolun gösterilmesi ile kişinin o yolda yürümesi aynı şey değildir.
Bir insana:
“Bu yol güvenlidir.”
denilebilir.
Ama o yine de başka yolu seçebilir.
Leyl Suresi’nin önceki ayetleri zaten iki farklı insan tipini anlatmıştır:
Bu, insanın seçme sorumluluğunun bulunduğunu gösterir.
Rehberlik vardır; fakat zorunlu itaat yoktur.
Yol Göstermek İle Zorlamak Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Bir yol levhası:
doğru yönü gösterir.
Ama insanın ayaklarını zorla hareket ettirmez.
Benzer şekilde hidayet:
insana yön verir,
uyarır,
sonuçları bildirir.
Ama ahlaki anlamda insanın tercihini anlamsızlaştıracak biçimde otomatikleştirmez.
Çünkü seçim yoksa:
sorumluluk,
erdem,
ahlaki değer
de anlamını kaybedebilir.
Vicdan Hidayetin Bir Parçası Olarak Düşünülebilir mi
İnsan vicdanı birçok durumda:
haksızlık,
zulüm,
ihanet,
merhametsizlik
karşısında rahatsızlık üretebilir.
Bu nedenle vicdan, insanın içindeki ahlaki farkındalık araçlarından biri olarak düşünülebilir.
Ancak vicdan da:
alışkanlık,
çevre,
çıkar
tarafından etkilenebilir.
Bu yüzden yalnız iç ses değil:
akıl,
bilgi,
vahiy,
ahlaki muhasebe
birlikte önem taşır.
Vahyin Rehberlikteki Rolü Nedir
Vahiy, insanın yalnız kendi arzularına dayanarak oluşturduğu ölçünün dışına çıkar.
İnsana:
adaleti,
sorumluluğu,
merhameti,
hesabı
hatırlatır.
İnsan bazen kendi çıkarını doğru gibi gösterebilir.
Vahiy ise insanın karşısına onu aşan bir ölçü koyar:
“Doğru olan, yalnız sana yarayan şey değildir.”
Bu nedenle vahiy, nefsin kendi kendisini haklı çıkarma eğilimine karşı harici bir ahlaki ölçü sunar.
İnsan Hakikati Bildiği Hâlde Neden Uymayabilir
Çünkü bilmek ile yapmak aynı değildir.
İnsan:
sigaranın zararlı olduğunu bilir ama içebilir.
Öfkenin zarar verdiğini bilir ama kendisini kontrol etmeyebilir.
Haksızlığın yanlış olduğunu bilir ama çıkarı uğruna yapabilir.
Ahlaki hayatta sorun her zaman bilgi eksikliği değildir.
Bazen asıl sorun:
iradenin bilgiyi takip etmemesidir.
Bu nedenle hidayet yalnız bilme değil, yönelme meselesidir.
Doğru Yol Neden Her Zaman Kolay Görünmez
Çünkü doğru yol bazen:
fedakârlık,
sabır,
öz denetim,
çıkar kaybı
gerektirebilir.
Yalan söylemek kısa vadede kolay olabilir.
Doğruyu söylemek ise bedel doğurabilir.
Ama kolay görünen her yol doğru değildir.
Leyl Suresi’nin önceki ayetleri de bunu göstermişti:
Bir yol insana davranış düzeyinde kolaylaşabilir ama sonucu zor ve ağır olabilir.

Hidayet İle Takva Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Takva, insanın rehberliği ciddiye almasıdır.
Kişi yalnız:
“Doğruyu biliyorum.”
demez.
Aynı zamanda:
“Bu doğruya göre yaşamaya çalışıyorum.”
der.
Bu nedenle hidayet yönü gösterirken takva o yönde yürümeye yönelik ahlaki hassasiyeti temsil eder.
Bilgi yol haritasıdır.
Takva ise o haritaya göre yürümeye çalışma iradesidir.

Kendini İhtiyaçsız Görmek Hidayeti Neden Zorlaştırabilir
Çünkü:
“Ben zaten biliyorum.”
diyen insan öğrenmeye kapanabilir.
“Ben kimseye muhtaç değilim.”
diyen kişi rehberliği küçümseyebilir.
Önceki ayetlerde cimri insanın:
kendini ihtiyaçsız gördüğü
özellikle belirtilmişti.
Bu yalnız ekonomik bir kibir değildir.
Daha derinde:
“Bana yol gösterecek kimseye ihtiyacım yok.”
tavrına dönüşebilir.
Kibir, hidayetin en büyük engellerinden biri hâline gelebilir.

İnsanların Farklı Din Ve Dünya Görüşlerine Sahip Olması Bu Ayetle Nasıl Düşünülebilir
İnsanlar farklı:
kültürlerde,
ailelerde,
bilgi ortamlarında
yetişir.
Bu nedenle hakikate erişim şartları herkes için aynı olmayabilir.
Ayetin temel mesajı, Allah’ın doğru yolu bildirdiğini vurgular.
Bireylerin nihai sorumluluk düzeyi ise:
bildikleri,
ulaşabildikleri,
niyetleri
gibi unsurlarla birlikte ilahi adalet kapsamında değerlendirilir.
Bu nedenle insanların iç dünyaları hakkında kesin hükümler vermek yerine kendi sorumluluğumuza odaklanmak daha sağlıklıdır.

Hidayet Arayan İnsan Nasıl Bir Tutum İçinde Olmalıdır
Hakikati gerçekten arayan kişi:
soru sorabilir,
öğrenebilir,
kendi hatasını kabul edebilir,
kanıt ve gerekçeleri değerlendirebilir.
En önemli özelliklerden biri zihinsel tevazudur:
“Şu anda düşündüğüm şey yanlış olabilir.”
diyebilmek.
Çünkü hakikat arayışı, yalnız başkasının yanlışını bulmak değil, kendi yanılma ihtimalini de kabul etmek demektir.

Hidayet Bir Defalık mı, Sürekli Bir İhtiyaç mıdır
Sürekli bir ihtiyaçtır.
İnsan bir konuda doğru yolu bulmuş olabilir.
Ama hayat boyunca yeni:
kararlar,
sınavlar,
çatışmalar
ortaya çıkar.
Para konusunda doğru davranıp öfke konusunda zorlanabilir.
Aile hayatında adil olup güç elde ettiğinde kibirlenebilir.
Bu nedenle hidayet yalnız:
“Doğru yolu bir kez bulmak”
değil, hayat boyunca istikameti korumaya çalışmak olarak da düşünülebilir.

İlahi Rehberlik İle Dua Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
İnsan kendi bilgisinin sınırlı olduğunu fark ettiğinde rehberlik isteyebilir.
Bu yüzden İslam’ın en temel dualarından biri:
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
anlamındaki Fâtiha duasıdır.
Bu dikkat çekicidir.
İman eden kişi bile sürekli:
hidayet
ister.
Çünkü mesele yalnız yolun varlığını bilmek değil, o yolda kalabilmektir.

Leyl Suresi’nin Önceki Ayetleri Bu Ayete Nasıl Hazırlık Yapar
Surenin önceki bölümünde iki yol gösterildi:
Birinci yol:
İkinci yol:
Şimdi 12. ayet:
“Doğru yolu göstermek bize aittir.”
diyerek şunu ortaya koyar:
İnsan yollar arasında bilgisiz bırakılmamıştır.
Yön gösterilmiştir.
Asıl mesele artık insanın hangi yolu seçeceğidir.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Leyl Suresi’nin on üçüncü ayetinde şöyle buyrulacaktır:
“Şüphesiz ahiret de dünya da bize aittir.”
Bu ayet çok büyük bir sahiplik perspektifi getirecektir.
İnsan:
dünyada mala sahip olduğunu düşünebilir.
Fakat hem:
hem de
nihai anlamda Allah’a aittir.
Böylece sure insanın:
“Benim malım.”
iddiasından,
“Bütün varlığın gerçek sahibi kimdir?”
sorusuna geçecektir.

Sonuç: Doğru Yolun Gösterilmesi İlahi Rehberliği, O Yolda Yürümek İse İnsanın Ahlaki Sorumluluğunu Ortaya Koyar
Leyl Suresi’nin on ikinci ayetindeki:
“Şüphesiz doğru yolu göstermek bize aittir.”
ifadesi, surenin bütün ahlaki karşıtlıklarının arkasındaki temel gerçeği açıklar.
İnsan önünde:
bulur.
Allah:
yolu gösterir,
uyarır,
sonucu bildirir.
Ama insan:
seçer,
yürür,
alışkanlık geliştirir,
karakter oluşturur.
Bu nedenle hidayet ile özgür irade birbirini ortadan kaldırmaz.
Tam tersine:
Hidayet sorumluluğu mümkün kılar.
Çünkü yol hiç gösterilmeseydi insan:
“Bilmiyordum.”
diyebilirdi.
Ama yol gösterildiğinde soru değişir:
“Bildikten sonra ne yaptın?”
İnsan hayatının en temel sorularından biri belki de budur.
Doğruyu yalnız bilmek mi?
Yoksa doğruyu yaşamak mı?
İnsan çok şey bilebilir.
Fakat bilgi:
karaktere,
davranışa,
adalete
dönüşmediğinde eksik kalabilir.
Leyl Suresi insanı bilgiyle davranış arasında köprü kurmaya çağırır.
Ve bir sonraki ayette perspektif daha da büyüyecektir:
“Şüphesiz ahiret de dünya da bize aittir.”
Böylece insanın sahip olduğunu sandığı her şeyin, nihai sahiplik açısından çok daha büyük bir bütünün içinde bulunduğu hatırlatılacaktır.
“Doğru yolun varlığı insanı otomatik olarak doğruya götürmez; fakat yol gösterildiğinde insanın bahanesi azalır, sorumluluğu büyür. Asıl mesele ışığın bulunup bulunmaması değil, ışık gösterildiğinde hangi yöne yürümeyi seçtiğimizdir.”
Ersan Karavelioğlu