📖 İbrâhîm Suresi 44. Ayette “Rabbimiz! Bizi Yakın Bir Süreye Kadar Ertele; Çağrına Uyalım ve Peygamberlere Tâbi Olalım” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İbrâhîm Suresi 44. Ayette “Rabbimiz! Bizi Yakın Bir Süreye Kadar Ertele; Çağrına Uyalım ve Peygamberlere Tâbi Olalım” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,458
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 44. Ayette “Rabbimiz! Bizi Yakın Bir Süreye Kadar Ertele; Çağrına Uyalım ve Peygamberlere Tâbi Olalım” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 42 ve 43. ayetlerde Allah’ın zalimlerin yaptıklarından habersiz olmadığı ve hesap günündeki büyük dehşetin insanı nasıl çaresiz bırakacağı anlatılmıştı. 44. ayette ise insanlara bu gün gelmeden önce uyarı yapılması emredilir ve artık sonucu gören zalimlerin pişmanlık sözü aktarılır: ‘Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele; Senin çağrına uyalım ve peygamberlere tâbi olalım.’ Fakat dünya hayatında kendilerine verilen zamanı değerlendirmeyen insanlar için artık yeni bir deneme süresi talep edilmektedir. Ayet, özgür iradeyle verilen ahlaki karar ile sonuç kesinleştikten sonra korkuyla yapılan zorunlu kabulün aynı olmadığını gösterir. Bununla birlikte dünyada yaşayan insan için dönüş kapısı henüz açıktır; bu ayet, ‘artık çok geç’ demek için değil, çok geç olmadan dönmek için okunmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 44. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “İnsanları, azabın kendilerine geleceği gün konusunda uyar. O zaman zulmedenler, ‘Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele; Senin çağrına uyalım ve peygamberlere tâbi olalım’ derler. ‘Daha önce sizin için hiçbir sona erişme, yok olma veya değişme olmayacağına yemin eden siz değil miydiniz?’” Ayetin Arapçası ise “Ve enziri’n-nâse yevme ye’tîhimu’l-azâbu fe-yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahhirnâ ilâ ecelin karîbin nucib da‘veteke ve nettebi‘i’r-rusul. E ve lem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl.” şeklindedir.

Bu ayet, insanın dünyadayken sahip olduğu zaman ve tercih imkânının değerini çok güçlü biçimde ortaya koyar. Hesap kesinleştiğinde insanlar kısa bir süre daha istemekte ve bu defa Allah’ın çağrısına uyacaklarını söylemektedirler.

Fakat ayetin sorusu tam da buradadır: Bu imkân zaten dünyadayken verilmemiş miydi?

2️⃣ “İnsanları Uyar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “ve enziri’n-nâs”, yani “insanları uyar” emriyle başlar. Buradaki uyarı, insanları anlamsız korkuya sürüklemek için değil, sonuç gelmeden önce seçim yapabilecekleri zamanı değerlendirmeleri içindir.

Kur’an’daki uyarı dili, sorumluluk bilinci doğurmayı amaçlar. Bir tehlike gerçekse onu söylemek merhametsizlik değildir; asıl mesele, uyarının hakaret, baskı ve psikolojik tehdit aracına dönüştürülmemesidir.

Peygamberin görevi insanları zorla inandırmak değil, hakikatin sonuçlarını bildirerek bilinçli tercihe çağırmaktır.

3️⃣ “Azabın Kendilerine Geleceği Gün” Hangi Gündür ❓​

Bağlam, önceki ayetlerle birlikte düşünüldüğünde ahiret hesabını ve ilahî azabın artık açık biçimde karşılaşıldığı günü anlatmaktadır.

İbrâhîm 42’de zalimlerin gözlerin donakalacağı bir güne ertelendiği, 43. ayette ise o günkü dehşet tasvir edilmişti. 44. ayet bu sahnenin içinde insanların geri dönmek için ek süre istemelerini aktarır.

Dolayısıyla burada sıradan bir dünyevî felaketten değil, geri dönüş imkânının artık son derece farklılaştığı nihai hesap bağlamından söz edilmektedir.

4️⃣ “Rabbimiz! Bizi Ertele” Demeleri Ne Anlama Gelir ❓​

Zalimler “rabbenâ ahhirnâ”, yani “Rabbimiz! Bizi ertele” derler. Burada istenen şey, mevcut sonucu bir süre geciktirip yeniden davranabilme fırsatı kazanmaktır.

İnsan dünyadayken zamanın değerini fark etmeyebilir. Tövbeyi, özrü, hakkı iade etmeyi veya doğru bildiği şeyi yapmayı sürekli “sonra” diyerek erteleyebilir.

Ayet, insanın bir gün tam tersine “Keşke biraz daha zamanım olsaydı” diyeceğini hatırlatır. Dünya hayatındaki zaman bu yüzden yalnız takvim değil, ahlaki imkândır.

5️⃣ “Yakın Bir Süreye Kadar” Neden Deniliyor ❓​

Ayette “ilâ ecelin karîb”, yani “yakın bir süreye kadar” ifadesi kullanılır. Artık uzun bir dünya hayatı bile istenmemektedir; kısa bir ek süre dahi yeterli görülmektedir.

Bu son derece çarpıcıdır. Dünyada yıllar insana az gelebilir, fakat hesabın kesinliği görüldüğünde küçücük bir zaman dilimi bile paha biçilemez hâle gelir.

Ayet böylece bize şunu düşündürür: Bugün elimizde bulunan ve sıradan gördüğümüz zaman, bir gün geri alınması en çok istenecek nimetlerden biri olabilir.

6️⃣ “Senin Çağrına Uyalım” Ne Anlama Gelir ❓​

Zalimler “nucib da‘veteke”, yani “Senin çağrına cevap verelim” derler. Buradaki çağrı Allah’ın insanı iman, kulluk ve doğru hayata yönelten davetidir.

İlginç olan, dünyadayken reddedilen çağrının ahirette artık inkâr edilemeyecek kadar açık hâle gelmesidir. İnsan orada “Bilmiyorum, emin değilim” diyerek aynı konumda kalamaz; karşılaştığı gerçeklik doğrudan önündedir.

Fakat hakikat zorunlu biçimde görünür hâle geldikten sonraki kabul ile gayba iman ve özgür iradeyle verilen cevap aynı değildir.

7️⃣ “Peygamberlere Tâbi Olalım” Sözü Neden Özellikle Geçiyor ❓​

Ayet yalnız “Sana inanalım” demiyor; “ve nettebi‘i’r-rusul”, yani “peygamberlere uyalım” ifadesini de kullanıyor. Çünkü Allah’ın çağrısı insanlara peygamberler aracılığıyla ulaştırılmıştır.

Peygamberlere uymak yalnız onların isimlerini saygıyla anmak değildir. Onların getirdiği tevhid, adalet, kulluk ve ahlaki sorumluluk çağrısına uymayı gerektirir.

Bu nedenle peygamber sevgisi, peygamberin mesajından koparılamaz. Peygamberi sevdiğini söyleyip onun adalet ve kulluk çağrısını hayat dışında bırakmak eksik bir bağlılık olur.

8️⃣ İnsanlar Ahirette Gerçekten İman Etmiş mi Oluyorlar ❓​

Burada çok önemli bir ayrım vardır. Sonucun artık göz önüne geldiği bir anda gerçeği kabul etmek, dünyadaki özgür ve sınanabilir iman şartlarıyla aynı değildir.

Bir insan sınav devam ederken doğru seçeneği araştırabilir, tereddüt edebilir ve karar verir. Cevap anahtarı herkesin önüne konduktan sonra ise artık aynı tür bir seçimden söz edilemez.

Bu nedenle ayet, zorunlu kabul ile özgür iman arasındaki farkı düşündürür. Ahiretteki itiraf gerçeğin görünürleşmesine verilen zorunlu cevaptır; dünya ise sorumluluk içinde seçim yapılan alandır.

9️⃣ Korkuyla Gelen Tövbe Hiçbir Zaman Geçerli Değil midir ❓​

Bunu dünyadaki bütün korku hâllerine uygulamak doğru olmaz. İnsan hastalık, ölüm korkusu veya büyük bir olay sonrasında samimi biçimde tövbe edebilir. Korkunun tövbeyi başlatması, tövbeyi otomatik olarak sahte yapmaz.

Buradaki problem, geri dönüş imkânının fiilen sona erdiği ahiret sahnesidir. Artık insan gelecekte farklı davranabileceği normal dünya şartlarında değildir.

Bu nedenle hayattayken korkuyla başlayan samimi dönüş ile nihai hüküm görüldükten sonra istenen ikinci fırsat birbirine karıştırılmamalıdır.

🔟 Bu Ayet “Ölmeden Önce Yapacağın Tövbe Kesin Kabul Edilir” mi Diyor ❓​

Ayet bu kadar mekanik bir garanti vermez. Fakat Kur’an’ın genel öğretisinde insan hayatta ve gerçek tercih imkânına sahip olduğu sürece tövbe ve dönüş kapısı önemlidir.

Tövbe yalnız ölüm anına yakın birkaç kelime söylemekten ibaret değildir. Samimi dönüş, yanlışın bırakılmasını ve mümkünse zararın düzeltilmesini içerir.

Bu nedenle en güvenli yaklaşım, tövbeyi son saniyeye planlamamak ve bugün fark edilen yanlışı bugün düzeltmeye çalışmaktır.

1️⃣1️⃣ “Sonra Tövbe Ederim” Düşüncesi Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü insan ne kadar yaşayacağını bilmediği gibi, gelecekte aynı ahlaki duyarlılığa sahip olup olmayacağını da bilemez. Sürekli ertelenen yanlış zamanla alışkanlık hâline gelebilir.

Bugün vicdanı rahatsız eden bir davranış, yıllarca tekrar edildiğinde normalleşebilir. İnsan sadece zaman kaybetmez; aynı zamanda yanlışla arasındaki iç mesafeyi de kaybedebilir.

Bu nedenle ayet, “Bir gün düzelirim” rahatlığını sarsar. Elimizde kesin bulunan tek ahlaki zaman şimdiki zamandır.

1️⃣2️⃣ Günahı veya Haksızlığı Düzeltmek İçin Neden Beklememeliyiz ❓​

Çünkü bazı zararların telafisi zaman geçtikçe zorlaşabilir. Kırılan güven, yenilen hak veya söylenen iftira yıllar içinde çok daha geniş sonuçlar doğurabilir.

Birinden özür dilemek, borcu ödemek, haksız kazancı iade etmek veya yanlış bilgiyi düzeltmek mümkünse ertelemek zararı büyütebilir.

Tövbe yalnız insan ile Allah arasında içsel bir duygu değildir. Başkalarına zarar verilmişse dönüş, mümkün olan yerde telafiyi de gerektirir.

1️⃣3️⃣ “Daha Önce Yemin Etmiyor muydunuz?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin ikinci yarısında güçlü bir hatırlatma gelir: “Daha önce yemin eden siz değil miydiniz?”

Bu ifade, dünya hayatındaki aşırı güven ve inkâr tavrını karşılarına çıkarır. İnsanlar kendi mevcut durumlarının süreceğini, bu düzenin değişmeyeceğini veya kendileri için bildirilen sonucun gerçekleşmeyeceğini düşünmüşlerdir.

Kur’an böylece ahiretteki “Bize biraz süre ver” yalvarışı ile dünyadaki “Bize bir şey olmaz” güvenini yan yana getirir. Aradaki çelişki son derece çarpıcıdır.

1️⃣4️⃣ “Sizin İçin Zevâl Yoktur” Ne Demektir ❓​

Ayette “mâ lekum min zevâl” ifadesi vardır. “Zevâl”, sona erme, ortadan kalkma, mevcut hâlin değişmesi veya bulunduğu durumdan ayrılma gibi anlamlar taşır.

Tefsirlerde bu ifade hakkında farklı açıklamalar vardır. Genel bağlamda insanların dünyevî güçlerinin kalıcı olduğunu, kendilerinin yok olmayacağını veya yeniden diriliş ve hesap gibi bir dönüşümün gerçekleşmeyeceğini düşündükleri anlaşılır.

Ayetin merkezî mesajı şudur: İnsan geçici olanı kalıcı sanmamalıdır. Güç, servet, makam ve hatta dünya hayatının kendisi zevâlden bağımsız değildir.

1️⃣5️⃣ Dünya Gücünün Kalıcı Olduğunu Sanmak Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü insan elindeki gücün bitebileceğini unutunca kendisini hesap üstü görebilir. “Bana kim ne yapabilir?” düşüncesi, zulmün en güçlü psikolojik kaynaklarından biri hâline gelebilir.

Oysa tarih boyunca çok güçlü devletler çökmüş, servetler el değiştirmiş ve kendisini dokunulmaz gören insanlar ölmüştür. Bu gerçeği görmek için her tarihsel çöküşü özel ilahî ceza ilan etmeye gerek yoktur.

Ayetin daha temel dersi şudur: Dünyevî hiçbir insan gücü mutlak ve sonsuz değildir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Dünyadan Elimizi Çekmemizi mi İstiyor ❓​

Hayır. Dünya hayatının geçici olması, onu değersiz kılmaz. Tam tersine sınırlı olması zamanın değerini artırır.

İnsan çalışabilir, ev kurabilir, yatırım yapabilir, sanat ve bilimle uğraşabilir. Sorun gelecek planı yapmak değil; dünyadaki imkânları nihai ve sarsılmaz gerçeklik sanmaktır.

Ahiret bilinci dünyayı terk etmek için değil, dünyada daha sorumlu yaşamak için verilmiştir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet İnsanları Korkutarak İmana Zorlamayı Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır. Ayetin tam tersine gösterdiği şey, zorunlu kabul ile özgür tercih arasındaki farktır. İnsanları dünyada baskıyla görünür biçimde inandırmak, kalpte gerçek iman üretmez.

Peygamberin görevi uyarmaktır; insanların kalplerini zorla kontrol etmek değildir. Tehdit, işkence veya sosyal baskıyla alınan dinî beyan, bilinçli imanla aynı şey sayılamaz.

Bu nedenle ahiret azabını anlatmak başka, ahiret korkusunu insanları kendi otoritemize boyun eğdirmek için kullanmak başka şeydir.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 42–44. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 42. ayette Allah’ın zalimlerden habersiz olmadığı, 43. ayette onların hesap günündeki dehşeti, 44. ayette ise artık ek süre isteyerek Allah’ın çağrısına ve peygamberlere uyacaklarını söylemeleri anlatılır.

Bu üç ayette güçlü bir zaman çizgisi vardır: Dünyada mühlet ve tercih, ahirette ise sonuç ve pişmanlık. İnsan dünyadayken kendisini güvende hissedebilir; fakat sonunda zamanın en kıymetli şeylerden biri olduğunu anlayabilir.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 45. ayette, bu insanlara yalnız peygamberlerin sözleri değil, kendilerinden önce zulmeden toplumların yaşadıkları örneklerin de açık olduğu hatırlatılacaktır: “Siz kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz; onlara ne yaptığımız size açıkça belli olmuştu ve size örnekler vermiştik.” Bu ayeti ele alırken özellikle geçmiş toplumların kalıntılarından ibret alma, tarihsel çöküşleri otomatik ilahî ceza ilan etmeme, geçmiş zalimlerin evlerinde yaşamanın günahı miras almak anlamına gelmemesi ve tarih bilgisinin ahlaki sorumluluğa dönüşmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 44. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 44. ayet, insanın sahip olduğu en büyük fakat en kolay fark edilmeyen nimetlerden birini önümüze koyar: Henüz seçebilmek için zamanımızın olması. Dünyada insan yanlış yapabilir, düşünebilir, itiraz edebilir, tövbe edebilir ve yönünü değiştirebilir. Ahiret sahnesinde ise insanlar bir miktar daha süre istemektedir. Bu talep, bugün elimizde bulunan zamanın değerini son derece çarpıcı biçimde ortaya çıkarır.

İnsanın en yaygın yanılgılarından biri “Sonra yaparım” düşüncesidir. İbadet sonra, özür sonra, borcu ödeme sonra, haksızlığı düzeltme sonra, aileye zaman ayırma sonra olabilir. Fakat bu “sonra”ların gerçekleşeceğine dair hiçbir mutlak garantimiz yoktur. Erteleme bazen yalnız takvim meselesi değil, ahlaki tercih hâline gelir.

Üstelik zaman geçtikçe insanın yalnız ömrü azalmayabilir; vicdanı da değişebilir. İlk kez yapılan bir haksızlık rahatsız ederken yüzüncü kez yapıldığında alışkanlık hâline gelebilir. Bu nedenle tövbeyi ertelemek, yalnız gelecekte bir gün düzeltilecek dosya bırakmak değildir. Yanlışla yaşamaya alışmak da bir risktir.

Ayetin zalimler üzerinden konuşması özellikle önemlidir. Zulmeden kişi çoğu zaman gücünün devam edeceğini düşünür. Makamı, serveti, çevresi veya otoritesi ona “Bu düzen hep böyle sürecek” hissi verebilir. Kur’an ise “zevâl” kelimesiyle bu güveni sarsar. Dünya üzerindeki hiçbir insan düzeni ebedî değildir.

Fakat bunu basit bir “Her kötü insan dünyada mutlaka kısa sürede çöker” yasasına çevirmek doğru değildir. Bazı zalimler uzun yaşayabilir ve dünyada ağır bir karşılık görmeden ölebilir. Kur’an’ın vurgusu mekanik bir dünyevî karma öğretisi değil, nihai hesap gerçeğidir. Dünya başarısı haklılığın, dünya çöküşü de tek başına ilahî cezanın kesin göstergesi değildir.

Ayetin “Senin çağrına uyalım ve peygamberleri izleyelim” cümlesi, doğru yolun yalnız zihinsel kabulden ibaret olmadığını da gösterir. Allah’ın çağrısına cevap vermek, davranışta da bir yön değişikliği gerektirir. Peygamberlere tâbi olmak, onların isimlerini yüceltmenin ötesinde getirdikleri ahlaki ve imanî mesajı yaşamaya çalışmaktır.

Bununla birlikte sonucun açıkça görüldüğü anda ortaya çıkan kabul, dünya hayatındaki imanla aynı şartlarda değildir. İşte ayetin çok derin bir özgürlük mesajı burada bulunur: İmanın değeri, insanın her şey gözünün önüne zorunlu biçimde serilmeden önce verebildiği bilinçli cevapla bağlantılıdır. Bu nedenle din adına zor kullanmak, ayetin sınav mantığına da ters düşebilir.

Dünyadaki korkuyla yapılan tövbeyi ise otomatik olarak değersiz saymamak gerekir. İnsan ciddi bir hastalık yaşayıp hayatını gözden geçirebilir, bir ölüm tehlikesinden sonra gerçekten değişebilir veya başına gelen olay onun kalbini uyandırabilir. Korku başlangıç sebebi olabilir; önemli olan dönüşün samimiyetidir. Ayetteki durum, artık dünya hayatına normal biçimde geri dönüşün bulunmadığı nihai hesap sahnesidir.

Bu ayet insanı umutsuzlaştırmak için değil, tam tersine bugünün hâlâ fırsat olduğunu hatırlatmak için okunmalıdır. Yaşayan bir insana “Senin için artık çok geç” demek yerine, elinde gerçek tercih imkânı varken dönüşe teşvik etmek daha uygundur. Ne kadar hata yapılmış olursa olsun, insan hayattayken samimi tövbe ve mümkün olan telafi önemini korur.

Ancak tövbe özellikle zulüm söz konusu olduğunda yalnız içsel pişmanlığa indirgenemez. Bir insan yıllarca başkasının malını almışsa malın iadesi, birinin itibarını haksız yere yok etmişse mümkün olan düzeltme, çalışanının hakkını yemişse hakkın ödenmesi gündeme gelir. Allah’tan bağışlanma istemek mağdurun hakkını silen sihirli bir formül değildir.

Ayetin “Daha önce yemin etmiyor muydunuz?” sorusu ise insanın kendine aşırı güvenini yüzüne vurur. Bugün “Bana hiçbir şey olmaz” diyen insan, yarın küçük bir süre isteyebilir. Bu, yalnız ahiretle ilgili değil, dünya hayatında da tanıdığımız bir psikolojidir. Sağlık, makam ve servet kalıcıymış gibi yaşanır; kaybedildiğinde ne kadar kırılgan oldukları fark edilir. İnsanın en büyük yanılgılarından biri geçici olanı kalıcı sanmasıdır.

Buradan çıkarılacak sonuç dünyadan kaçmak değildir. Tam tersine, geçici olan zamanın içine daha fazla anlam ve sorumluluk koymaktır. Sevdiğine sevgini bugün söylemek, borcunu mümkünse bugün ödemek, kırdığın insandan özür dilemek, yanlış bilgiyi düzeltmek ve yapabileceğin hayrı gereksiz yere ertelememek bu bilincin güncel karşılıklarıdır. Ahiret bilinci, hayatı değersizleştirmez; hayatın her gününü daha değerli hâle getirir.

İbrâhîm Suresi 44. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İnsanlara uyarıyı hakaret için değil, zaman varken dönüş imkânını göstermek için ulaştır. Tövbeni sürekli yarına bırakma. Dünyadaki gücünü ve konumunu kalıcı sanma. Sonuç kesinleştikten sonraki zorunlu kabul ile özgür iradeyle yapılan imanı birbirine karıştırma. Yaşayan insanın dönüş ihtimalini kolayca kapatma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Bir gün insanın en büyük isteği biraz daha zaman olabilir; bugün elimizde bulunan zaman ise iman etmek, iyilik yapmak, zulümden dönmek ve hakları düzeltmek için henüz gerçek bir fırsattır.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 45. ayette, uyarının yalnız sözle değil, tarihin gözle görülebilen örnekleriyle de desteklendiği hatırlatılacaktır: “Siz kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz; onlara ne yaptığımız size açıkça belli olmuştu ve size örnekler vermiştik.” Bu ayeti ele alırken özellikle geçmiş toplumların yaşadığı sonuçlardan ders çıkarma, tarihsel kalıntıları ahlaki düşüncenin konusu yapma, her antik yıkıntıyı kesin ilahî azap eseri ilan etmeme, önceki kuşakların günahının sonraki insanlara biyolojik olarak miras geçmediği, aynı mekânda yaşamanın aynı suçu taşımak anlamına gelmediği ve tarihten ders almanın geçmişi siyasi propaganda için kullanmaktan farklı olduğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 44. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir gün ‘Bana biraz daha zaman ver’ dememek için bugün neyi değiştirmemiz gerekiyor? Özrünü ertelediğimiz biri var mı? Ödememiz gereken bir hak, düzeltmemiz gereken bir haksızlık veya bırakmamız gerektiğini bildiğimiz bir davranış bulunuyor mu? “Daha çok vaktim var” düşüncesini neye dayanarak söylüyoruz? Gücümüzü, sağlığımızı veya servetimizi sanki hiç sona ermeyecekmiş gibi mi kullanıyoruz? Peygamberlerin çağrısını yalnız sevgi sözleriyle mi anıyoruz, yoksa hayatımıza da taşıyor muyuz? Ve en önemlisi, özgürce seçme fırsatımız henüz elimizdeyken neden doğru bildiğimizi sürekli yarına erteliyoruz?

“İbrâhîm 44, ‘Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele; Senin çağrına uyalım ve peygamberlere tâbi olalım’ sözleriyle insanın zamanın değerini bazen ancak artık geri alamadığında fark ettiğini gösterir. Ahirette gerçeğin zorunlu biçimde görülmesinden sonra yapılan kabul ile dünyada özgür iradeyle verilen iman ve tövbe aynı şartlarda değildir. Bununla birlikte hayatta olan insan için dönüş, telafi ve değişim imkânı devam eder. Ayetin büyük dersi şudur: ‘Sonra yaparım’ diyerek iyiliği ve tövbeyi erteleme; geçici olan gücünü kalıcı sanma ve bugün sahip olduğun zamanı, bir gün geri dönmek için isteyeceğin en büyük nimet hâline gelmeden önce doğru kullan.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt