📖 İbrâhîm Suresi 35. Ayette “Rabbim! Bu Şehri Güvenli Kıl; Beni ve Oğullarımı Putlara Kulluk Etmekten Uzak Tut” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,454
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 35. Ayette “Rabbim! Bu Şehri Güvenli Kıl; Beni ve Oğullarımı Putlara Kulluk Etmekten Uzak Tut” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 32–34. ayetlerde göklerin ve yerin yaratılması, yağmur, ürünler, nehirler, güneş, ay, gece ve gündüz gibi sayılamayacak kadar çok nimetten söz edilmişti. 35. ayette ise surenin adını taşıyan Hz. İbrâhîm’in duasına geçilir: ‘Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.’ Hz. İbrâhîm’in ilk olarak güvenli bir şehir istemesi, güvenliğin yalnız siyasi veya ekonomik değil, insan hayatının temel nimetlerinden biri olduğunu gösterir. Ardından kendisi ve çocukları için şirkten korunma dilemesi son derece dikkat çekicidir: Peygamberlik makamı bile insanın Allah karşısında tevazusunu ortadan kaldırmaz. Ayrıca salih bir babanın çocuğu olmak otomatik iman garantisi değildir; dua, eğitim ve güzel örneklik önemlidir fakat çocukların iradesini ortadan kaldırmaz. Ayetteki putperestlik eleştirisi de insanları gelişigüzel müşrik ilan etmek için değil, kulluğun yalnız Allah’a ait olduğunu korumak için anlaşılmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 35. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Hani İbrâhîm şöyle demişti: Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.” Ayetin Arapçası ise “Ve iz kâle İbrâhîmu rabbi’c‘al hâze’l-belede âminen vecnubnî ve beniyye en na‘bude’l-asnâm.” şeklindedir.

Bu ayet, İbrâhîm Suresi’nin önceki bölümündeki nimet anlatısından Hz. İbrâhîm’in duasına geçiş yapar. Duanın iki ana isteği vardır: toplumsal güvenlik ve tevhidin korunması.

Bu ikisinin aynı ayette yan yana gelmesi önemlidir. İnsan yalnız doğru inanca değil, güven içinde yaşayabileceği bir toplumsal ortama da ihtiyaç duyar.

2️⃣ “Hani İbrâhîm Demişti” İfadesi Neden Kullanılıyor ❓​

Ayette “ve iz kâle İbrâhîm”, yani “Hani İbrâhîm demişti” ifadesi geçer. Kur’an bu anlatımla geçmişte gerçekleşmiş önemli bir dua ve olayı yeniden hatırlatır.

Amaç yalnız tarih anlatmak değildir. Hz. İbrâhîm’in duası üzerinden sonraki nesillere güvenlik, kulluk, aile sorumluluğu ve şirkten korunma konusunda örnek verilir.

Kur’an’da peygamber kıssaları çoğu zaman yalnız “Ne olmuştu?” sorusuna değil, “Bundan bugün ne öğrenmeliyiz?” sorusuna da cevap verir.

3️⃣ “Bu Şehir” Hangi Şehirdir ❓​

Ayetteki “hâze’l-beled”, yani “bu şehir” ifadesi Mekke’yi ifade eder. Hz. İbrâhîm’in Mekke ve çevresiyle ilişkisi, Kâbe’nin inşası ve ailesini buraya yerleştirmesi Kur’an’ın başka ayetlerinde de anlatılır.

Dolayısıyla dua genel anlamda herhangi bir şehir için değil, Mekke için yapılan özel bir dua bağlamındadır.

Bununla birlikte duadaki güvenlik değerinin yalnız Mekke’ye özgü ahlaki bir anlam taşıdığı söylenemez. İnsanların korkmadan yaşayabildiği güvenli şehirlerin kurulması, bütün toplumlar açısından büyük bir nimettir.

4️⃣ Hz. İbrâhîm Neden İlk Olarak Güvenlik İstiyor ❓​

Çünkü güvenlik, diğer birçok nimetin kullanılabilmesinin ön şartlarından biridir. İnsan sürekli can korkusu içindeyse ticaret, eğitim, ibadet, aile hayatı ve toplumsal gelişim ciddi biçimde zarar görür.

Bu nedenle güvenlik yalnız askerî bir kavram değildir. Can güvenliği, mal güvenliği, hukuk güvenliği ve insanların keyfî şiddetten korunması da bu geniş alanın parçalarıdır.

Hz. İbrâhîm’in duası bize önemli bir ölçü verir: İyi bir toplum yalnız zengin değil, güvenilir ve güvenli de olmalıdır.

5️⃣ Güvenlik Neden Dinî Bir Nimet Sayılır ❓​

İnsan bazen güvenliği ancak kaybettiğinde fark eder. Savaş, iç çatışma, terör veya yaygın suç ortamında yaşayan toplumlar, normal bir gündelik hayatın ne kadar büyük bir nimet olduğunu daha açık biçimde hisseder.

Kur’an’ın birçok yerinde nimet anlatıları yalnız yiyecek ve servetle sınırlı değildir. Güven içinde yaşamak da bir nimettir.

Bu nedenle dinî düşüncede güvenlik, yalnız devletlerin teknik işi olarak görülmemelidir. İnsanların canını, onurunu ve hakkını koruyan bir düzen ahlaki değer de taşır.

6️⃣ Güvenlik Adına Özgürlük Tamamen Yok Edilebilir mi ❓​

Hayır. Güvenlik önemli bir nimet olsa da “Güvenlik için her şey yapılabilir” sonucu çıkarılamaz. İnsanların temel haklarını, hukuk güvencesini ve onurunu tamamen yok eden bir sistem gerçek anlamda güven üretmeyebilir.

Korkuya dayalı sessizlik ile güven aynı şey değildir. İnsanlar konuşmaya korktuğu için sokakların sessiz olması, toplumun gerçekten güvenli olduğu anlamına gelmez.

Gerçek güvenlik, yalnız tehlikenin bastırılması değil, insanın hukuka güvenebilmesi ve keyfî muameleden korunmasıyla da ilgilidir.

7️⃣ Hz. İbrâhîm Neden Kendisi İçin de Şirkten Korunma Duası Ediyor ❓​

Ayette Hz. İbrâhîm “beni ve oğullarımı putlara kulluk etmekten uzak tut” diye dua eder. Bu son derece dikkat çekicidir; çünkü Hz. İbrâhîm zaten tevhid mücadelesinin en güçlü peygamberlerinden biridir.

Buna rağmen kendisini manevi olarak tamamen garanti altında görüp kibirlenmez. Allah’a yönelir ve korunma ister.

Bu, mümine önemli bir tevazu öğretir: “Ben artık asla yanılmam” anlayışı yerine insan sürekli Allah’tan istikamet istemelidir.

8️⃣ Peygamberin Böyle Dua Etmesi İmanından Şüphe Ettiği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Dua etmek, kişinin içinde mutlaka aktif bir şirk şüphesi bulunduğunu göstermez. İnsan Allah’tan zaten sahip olduğu bir nimetin devamını ve korunmasını da isteyebilir.

Bir insan sağlıklı olduğu hâlde “Allah’ım bana sağlık ver” diyebilir; burada mevcut sağlığını inkâr etmiş olmaz. Benzer şekilde Hz. İbrâhîm’in şirkten korunma duası, tevhid üzere kalmayı istemesi olarak anlaşılabilir.

Korunma duası şüphenin değil, kulluk ve tevazunun göstergesi olabilir.

9️⃣ “Beni ve Oğullarımı” Demesi Aile Sorumluluğu Hakkında Ne Öğretiyor ❓​

Hz. İbrâhîm yalnız kendisi için dua etmez; çocuklarının manevi geleceğini de önemser. Bu, ebeveynin yalnız çocuğunun maddi geleceğiyle değil, ahlaki ve manevi gelişimiyle de ilgilenmesi gerektiğini düşündürür.

Anne baba çocuğuna eğitim verir, güzel örnek olmaya çalışır, dua eder ve doğru ile yanlışı öğretir. Fakat bütün bunlar çocuğun iradesini yok etmez.

Ebeveynlik rehberliktir; mutlak kontrol değildir. İnsan çocuklarını sevebilir ve yönlendirebilir fakat onların kalplerinin sahibi olamaz.

🔟 Salih Bir Ailenin Çocuğu Olmak İman Garantisi midir ❓​

Hayır. Kur’an’da soy bağı hiçbir zaman tek başına kurtuluş garantisi değildir.

Hz. İbrâhîm gibi büyük bir peygamberin kendi çocukları için dua etmesi bile, nesebin otomatik iman sağlamadığını gösterir. İnsan çok dindar bir ailede doğabilir fakat yine de kendi seçimlerinden sorumludur.

Aynı şekilde dindar olmayan bir ailede yetişen kişi de hakikati arayabilir ve iman edebilir. İman biyolojik miras değildir.

1️⃣1️⃣ Anne Babanın Duası Çocuğun İradesini Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır. Dua çok değerli olabilir fakat çocuğu iradesiz hâle getiren bir mekanizma değildir.

Ebeveyn çocuğunun iyi olması için dua eder; aynı zamanda ona sevgi, eğitim ve ahlaki örneklik sunar. Çocuk büyüdüğünde ise kendi kararlarıyla karşılaşır.

Bu nedenle “Ben dua ettim, artık çocuğumun kesin şöyle olması gerekir” şeklinde bir beklenti doğru değildir. Dua Allah’a yöneliştir; başka insanın iradesine sahip olma yöntemi değildir.

1️⃣2️⃣ “Putlara Kulluk Etmekten Uzak Tut” İfadesindeki Putlar Nedir ❓​

Ayette “el-asnâm”, yani putlar ifadesi geçer. Tarihsel bağlamda bunlar insanların kutsallaştırıp ibadet ettiği fiziksel putlardır.

Hz. İbrâhîm’in hayatındaki en belirgin mücadelelerden biri de putperestlikle ilgilidir. Dolayısıyla ayetin doğrudan anlamını bırakıp putları yalnızca modern metaforlara dönüştürmek doğru değildir.

Öncelikle açık anlam korunmalıdır: Hz. İbrâhîm kendisi ve nesli için putlara ibadetten korunma istemektedir.

1️⃣3️⃣ Para, Makam veya İnsanlar “Modern Put” Olarak Adlandırılabilir mi ❓​

Benzetme düzeyinde, insanın bir şeyi aşırı derecede mutlaklaştırması putlaştırma olarak ifade edilebilir. Örneğin kişinin para uğruna bütün ahlaki ilkelerini feda etmesi, paranın hayatındaki konumunu sorgulatabilir.

Ancak bu mecazı dikkatli kullanmak gerekir. Para sahibi olmak, bir lideri sevmek veya mesleğine önem vermek otomatik olarak putperestlik değildir.

Teolojik şirk kavramıyla ahlaki “putlaştırma” benzetmesini birbirine karıştırmamak gerekir. Her güçlü bağlılığı gerçek anlamda puta tapma ilan etmek doğru değildir.

1️⃣4️⃣ Putlara Tapınmak Neden Bu Kadar Ciddi Bir Sorun Olarak Görülüyor ❓​

Çünkü tevhid, İslam inancının merkezidir. İbadet ve ilahlık yalnız Allah’a aittir.

Bir yaratılmışa Allah’a özgü ibadet hakkı vermek, yaratıcı ile yaratılmış arasındaki temel ayrımı bozar. Hz. İbrâhîm’in mücadelesinin merkezinde de bu ayrım vardır.

Bununla birlikte tevhidi savunmak, putperest inançtaki insanlara zulmetme hakkı vermez. Teolojik yanlışlık hakkında hüküm vermek ile insana yönelik haksızlığı meşrulaştırmak farklı şeylerdir.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Başka İnançlara Sahip İnsanlara Zorla Müdahaleyi Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır. Ayet Hz. İbrâhîm’in Allah’a yaptığı bir duadır; başka insanlara yönelik zor kullanma talimatı değildir.

“Beni ve oğullarımı putlara kulluk etmekten uzak tut” demektedir; “insanları zorla inandırın” dememektedir. İman, baskıyla kalbe yerleştirilebilecek bir şey değildir.

Bir Müslüman kendi tevhid inancını açıkça savunabilir ve putperestliği yanlış görebilir; fakat teolojik farklılık, insana şiddet uygulama ruhsatı değildir.

1️⃣6️⃣ Bu Dua Ebeveynlere Nasıl Bir Eğitim Modeli Sunuyor ❓​

Ayet, çocukların yalnız dünya başarısı için yetiştirilmesini yeterli görmeyen bir bakış sunar. Ebeveyn çocuğunun eğitimini, mesleğini ve ekonomik geleceğini önemserken ahlaki karakterini ve Allah’la ilişkisini de önemseyebilir.

Fakat bunu baskıcı kontrol sistemine dönüştürmek doğru değildir. Çocuğun her sorusunu susturmak, korkutarak inanç üretmeye çalışmak veya onun adına bütün kararları vermek uzun vadede ters sonuçlar doğurabilir.

En güçlü din eğitimi yalnız söz değil, örnekliktir. Çocuk anne babanın dürüstlüğünü, adaletini ve merhametini gördüğünde dinî sözlerin hayattaki karşılığını da görür.

1️⃣7️⃣ Hz. İbrâhîm’in Duası Tevekkül ile Çabayı Nasıl Birleştiriyor ❓​

Hz. İbrâhîm dua eder fakat hayatında hiçbir şey yapmadan bekleyen biri değildir. Kâbe’nin inşası, ailesiyle ilgili kararları ve tevhid mücadelesi onun fiilî çaba gösterdiğini de ortaya koyar.

Bu yüzden “Allah’ım çocuklarımı koru” duası, ebeveynin eğitim sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde “Bu şehri güvenli kıl” duası da güvenlik için adaletli kurumlar ve toplumsal tedbirler geliştirmeyi gereksiz hâle getirmez.

Dua çabanın alternatifi değil, çabaya eşlik eden kulluktur.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 34 ve 35. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 34. ayette Allah’ın nimetlerinin sayılamayacağı, buna rağmen insanın zulüm ve nankörlüğe düşebileceği bildirilmişti. 35. ayette Hz. İbrâhîm bu nimetlerden ikisine özellikle yönelir: güvenlik ve tevhid üzere kalmak.

Böylece bize nimetin yalnız mal ve gıda olmadığını gösteren çok önemli bir geçiş yapılır. Güven içinde yaşamak ve inancını koruyabilmek de büyük nimetlerdir.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 36. ayette, Hz. İbrâhîm putlarla ilgili duasını açıklamaya devam edecektir: “Rabbim! Çünkü onlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa bendendir; kim bana karşı gelirse şüphesiz Sen çok bağışlayansın, çok merhametlisin.” Bu ayeti ele alırken özellikle putların kendiliğinden irade sahibi bağımsız güçler olmadığı, insanların putperestlik etrafında geliştirdiği inanç ve geleneklerin saptırıcı etkisi, ‘kim bana uyarsa bendendir’ sözünün soy yerine iman ve yol birlikteliğini öne çıkarması, ‘kim bana karşı gelirse Sen bağışlayansın, merhametlisin’ duasının Hz. İbrâhîm’in merhametini göstermesi fakat Allah adına herkes için otomatik kurtuluş garantisi oluşturmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 35. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 35. ayet, çok kısa bir dua içinde toplum, aile, iman ve insanın Allah karşısındaki tevazusu hakkında büyük bir düşünce dünyası kurar. Hz. İbrâhîm önce şehrin güvenli olmasını ister, ardından kendisi ve çocukları için şirkten korunma duası eder. Bu sıralama bize insan hayatının hem dış güvenliğe hem iç istikamete ihtiyaç duyduğunu gösterir. Bir toplum huzurlu ama ahlaki olarak çürümüş olabilir; başka bir toplum doğru değerlerden söz ettiği hâlde insanların can güvenliğini sağlayamayabilir. Kur’anî idealde ikisi birbirinden kopuk değildir.

Güvenlik, ayetin ilk büyük dersidir. İnsan korku içindeyken hayatını sağlıklı biçimde kurmakta zorlanır. Çocuğunu okula gönderemediği, evine dönerken canından endişe ettiği veya hukuk karşısında kendisini korumasız hissettiği bir ortamda yalnız ekonomik büyüme yeterli olmaz. Hz. İbrâhîm’in duası bize güvenli toplum inşa etmenin de büyük bir nimet ve sorumluluk olduğunu hatırlatır.

Ancak gerçek güvenliği yalnız silah ve baskıyla karıştırmamak gerekir. Korkutulmuş toplum ile güvenli toplum aynı şey değildir. Güvenliğin içinde adalet, hukuk ve insanların temel haklarının korunması da bulunmalıdır. Bir yönetim herkesi susturmuş olabilir; fakat insanların keyfî cezalandırılma korkusu varsa buna gerçek anlamda huzur demek zordur. Güven, insanın devlete ve birbirine güvenebilmesiyle anlam kazanır.

Ayetin ikinci büyük dersi manevi tevazudur. Hz. İbrâhîm gibi tevhidin sembolü olmuş bir peygamber bile “Beni putlara kulluk etmekten uzak tut” diye dua etmektedir. Bu, kendisini iman bakımından başkalarından üstün görüp gevşemenin ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterir. Mümin “Ben artık garanti altındayım” demek yerine Allah’tan sebat istemeye devam eder. Gerçek iman güven verir fakat kibir üretmemelidir.

Hz. İbrâhîm’in çocuklarını duasına katması, aile sorumluluğunu da öne çıkarır. Ebeveyn çocuğunun yalnız okulunu, mesleğini ve maddi geleceğini düşünmekle yetinmeyebilir; onun iyi insan olması için de çaba gösterir. Fakat bu sorumluluk çocuğu mülkiyet gibi görmek anlamına gelmez. Çocuk ayrı bir kişidir ve zamanla kendi tercihlerini yapacaktır. Anne baba dua eder, öğretir ve örnek olur; fakat iman düğmesine basarak sonucu garanti edemez.

Bu nokta soy ve din ilişkisini de aydınlatır. Hz. İbrâhîm’in neslinden gelmek bile tek başına yeterli değilse, herhangi bir aile veya toplum için “Bizim soyumuz zaten seçilmiş, kurtuluşumuz garanti” anlayışı sürdürülemez. Kur’an’da değer, yalnız nesep üzerinden değil, iman, takva ve ahlaki sorumluluk üzerinden anlam kazanır. Büyük bir insanın torunu olmak, onun ahlakını otomatik olarak miras almak değildir.

Ayetin putperestlik uyarısını günümüze taşırken de ölçüyü korumak gerekir. Putlar ayetin doğrudan tarihsel anlamında ibadet edilen fiziksel putlardır. Bunun yanında para, makam veya liderin aşırı biçimde mutlaklaştırılması için “putlaştırmak” benzetmesi kullanılabilir; fakat bu mecaz teolojik hükümle karıştırılmamalıdır. Bir insan parayı seviyor diye otomatik müşrik olmaz. Şirk ağır bir inanç kavramıdır ve gelişigüzel suçlama sözüne dönüştürülmemelidir.

Tevhidin asıl özgürleştirici tarafı da burada ortaya çıkar. Allah mutlaksa hiçbir insan mutlak değildir. Hiçbir lider, âlim, aile büyüğü veya kurum Allah’ın yerine geçemez. İnsanlara saygı gösterebiliriz, onlardan yardım alabiliriz ve meşru otoriteye uyabiliriz; fakat onları yanılmaz ve sorgulanamaz hâle getiremeyiz. Tevhid insanı Allah’a kul yaparken insanlara kulluktan özgürleştirir.

Bu ayet aynı zamanda dua ile tedbiri birbirinden koparmamayı öğretir. Hz. İbrâhîm güvenlik için dua eder; bizim de güvenlik için dua etmemiz mümkündür. Fakat aynı zamanda hukuk, adalet, eğitim ve toplumsal dayanışma için çalışmak gerekir. Çocukların imanını korumak için dua edilir; ama onlara yalnız emir verip “Allah korusun” demek yeterli olmayabilir. Duanın samimiyeti, mümkün olan yerde sorumlulukla desteklenmelidir.

Ayetteki dua zorlayıcı din anlayışına da dönüşmemelidir. Bir ebeveyn çocuğunun imanını istediği için onun bütün sorularını yasaklarsa, korku ve baskıyla görünür itaat üretse bile kalpte ne olduğunu kontrol edemez. Sağlam iman çoğu zaman güvenli biçimde soru sorabilme, öğrenme ve örnek görebilme ortamında daha bilinçli gelişir. Hz. İbrâhîm’in duası çocuğa zor kullanma değil, Allah’tan yardım isteme dilidir.

İbrâhîm Suresi 35. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Güvenliği küçümseme; onu Allah’ın büyük nimetlerinden biri bil. Fakat güvenliği zulüm ve korku düzeniyle karıştırma. İnancına güven ama kendini manevi bakımdan dokunulmaz görme. Çocuklarının iyiliği için dua et ve güzel örnek ol; fakat onların iradesini mülkün sanma. Salih soyu otomatik kurtuluş garantisine dönüştürme. Putperestliği reddet ama şirk kavramını insanları kolayca damgalamak için kullanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan hem yaşadığı toplumun güvenliği hem kendi kalbinin tevhidi hem de kendisinden sonraki nesillerin ahlaki geleceği için Allah’a yönelmeli; fakat dua ettiği her alanda sorumluluk taşımayı da unutmamalıdır.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 36. ayette, Hz. İbrâhîm duasını şu sözlerle sürdürecektir: “Rabbim! Çünkü onlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa bendendir; kim bana karşı gelirse şüphesiz Sen çok bağışlayansın, çok merhametlisin.” Bu ayeti ele alırken özellikle “putlar insanları saptırdı” ifadesinin cansız heykellere bağımsız irade yüklemek anlamına gelmediği, putperestlik sisteminin ve insanın ona verdiği kutsal konumun saptırıcı etkisi, Hz. İbrâhîm’e uymanın yalnız soy bağı değil tevhid yolunu izlemekle ilişkisi, “kim bana karşı gelirse Sen bağışlayansın, merhametlisin” sözünün peygamberin merhametini yansıtması ve Allah’ın nihai hükmünü insanın belirleyemeyeceği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 35. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Çocuklarımız için en çok ne istiyoruz? Yalnız iyi okul, yüksek gelir ve rahat hayat mı, yoksa dürüstlük, vicdan ve sağlam bir iman da mı? Güvenli toplum isterken güvenliği insanların özgürlüğünü yok eden bir korku düzenine mi dönüştürüyoruz? Kendi imanımızdan o kadar emin miyiz ki Allah’tan istikamet istemeyi bıraktık mı? Dinî kimliğimizi aile mirası gibi mi görüyoruz, yoksa her neslin kendi sorumluluğunu taşıdığını kabul ediyor muyuz? İnsanları kolayca “müşrik” diye damgalarken şirk kavramının ağırlığını düşünüyor muyuz? Ve en önemlisi, Hz. İbrâhîm gibi hem şehrimizin güvenliği hem kendi kalbimizin istikameti hem de bizden sonraki nesillerin hayrı için dua ederken, bu duaların gerektirdiği sorumlulukları gerçekten üstleniyor muyuz?

“İbrâhîm 35, ‘Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara kulluk etmekten uzak tut’ buyurarak güvenlik ile tevhidi aynı duada buluşturur. Güvenli toplum büyük bir nimettir; fakat gerçek güvenlik korku ve baskı değil, adalet ve hukukla korunmuş huzurdur. Hz. İbrâhîm’in kendisi için bile şirkten korunma istemesi, iman sahibine kibir değil tevazu öğretir. Salih bir aileye mensup olmak otomatik kurtuluş sağlamadığı gibi ebeveyn duası da çocuğun iradesini ortadan kaldırmaz. Ayetin büyük dersi şudur: Hem yaşadığın toplumun güvenliği hem kendi imanının istikameti hem de senden sonraki nesillerin hayrı için dua et; fakat duayı sorumluluktan kaçışa değil, doğru hayatı kurma çabasına dönüştür.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt