📖 İbrâhîm Suresi 32. Ayette “Allah Gökleri ve Yeri Yarattı; Gökten Su İndirip Onunla Size Rızık Olarak Ürünler Çıkardı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İbrâhîm Suresi 32. Ayette “Allah Gökleri ve Yeri Yarattı; Gökten Su İndirip Onunla Size Rızık Olarak Ürünler Çıkardı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,453
2,736,288
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 32. Ayette “Allah Gökleri ve Yeri Yarattı; Gökten Su İndirip Onunla Size Rızık Olarak Ürünler Çıkardı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 31. ayette iman edenlere namazı dosdoğru kılmaları ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan gizli ve açık infak etmeleri emredilmişti. 32. ayet ise insanın paylaşması istenen bu rızkın arkasındaki büyük nimet düzenini hatırlatır: ‘Allah gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak ürünler çıkaran, emriyle denizde akıp gitmeleri için gemileri hizmetinize veren ve nehirleri de hizmetinize sunandır.’ Ayet, yağmurdan tarıma, deniz ulaşımından nehirlere kadar insan hayatını mümkün kılan şartları Allah’ın nimeti olarak gösterir. Bununla birlikte bu anlatım, yağmurun atmosferik süreçlerini veya gemilerin insan mühendisliğiyle yapılmasını reddetmez. Doğal sebepleri bilmek, Kur’an’ın yaratıcıya nispet ettiği nihai nimeti inkâr etmek değildir. Aynı şekilde ‘hizmetinize verdi’ sözü de doğayı sınırsızca tüketme ve kirletme yetkisi vermez; nimet aynı zamanda emanet ve sorumluluk demektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 32. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkaran, emriyle denizde akıp gitmeleri için gemileri hizmetinize veren ve nehirleri de sizin hizmetinize sunandır.” Ayetin Arapçası ise “Allâhullezî halaka’s-semâvâti ve’l-arda ve enzele mine’s-semâi mâen fe-ahrace bihî mine’s-semerâti rızkan lekum ve sehhara lekumu’l-fulke li-tecriye fi’l-bahri bi-emrihî ve sehhara lekumu’l-enhâr.” şeklindedir.

Bu ayette insanın günlük hayatında sıradanlaşabildiği su, gıda, deniz ve nehirler, daha büyük bir yaratılış perspektifi içinde yeniden gösterilir. İnsan sofradaki meyveyi yalnız markette, gemiyi yalnız limanda veya nehri yalnız haritada görmemelidir; bunların var olabilmesini sağlayan geniş düzen üzerinde de düşünmelidir.

Ayetin ana mesajı, nimeti fark etmek ve nimetin kaynağı karşısında şükür bilinci geliştirmektir.

2️⃣ “Allah Gökleri ve Yeri Yarattı” İfadesi Burada Neden Tekrar Ediliyor ❓​

İbrâhîm Suresi 19. ayette de Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığı bildirilmişti. Burada aynı temel hakikat, insanın günlük hayatındaki nimetlerle ilişkilendirilir.

Kur’an yalnız “Evrenin yaratıcısı Allah’tır” şeklinde soyut bir teolojik cümle kurmakla yetinmez; ardından yağmur, ürün, gemi ve nehir gibi hayatın içinde karşılaşılan unsurları gösterir. Böylece yaratıcı inancı ile günlük hayat arasındaki bağ kurulmuş olur.

Gökleri ve yeri yaratan Allah, insanın yaşamasını mümkün kılan düzenin de nihai kaynağıdır.

3️⃣ Bu Ayet Evrenin Nasıl Oluştuğuna Dair Bilimsel Bir Model mi Veriyor ❓​

Hayır. “Allah gökleri ve yeri yarattı” ifadesi, evrenin fiziksel oluşum aşamalarını ayrıntılı biçimde açıklayan bir kozmoloji dersidir denilemez.

Astronomi ve fizik evrenin gelişimi, yıldızların oluşumu veya maddenin davranışı gibi süreçleri araştırabilir. Kur’an ise burada varlığın nihai kaynağını ve insanın yaratılmış düzen karşısındaki konumunu vurgular.

Bu nedenle ayeti zorlayarak belirli bir modern teoriye “Kur’an bunu tam olarak bin dört yüz yıl önce teknik ayrıntısıyla söyledi” şeklinde bağlamak gerekmez. Vahyin teolojik mesajı ile bilimin teknik açıklaması birbirinin yerine geçmek zorunda değildir.

4️⃣ “Gökten Su İndirdi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve enzele mine’s-semâi mâen”, yani “gökten su indirdi” denilir. Burada insanın doğrudan gözlemlediği yağmur olayı anlatılır.

Kur’an’ın “semâ” kelimesi bağlama göre gök, yukarı taraf veya üzerimizdeki göksel alan anlamında kullanılabilir. Bu ifade, suyun uzayın bilinmeyen bir bölgesinden doğrudan yeryüzüne düştüğü şeklinde teknik bir meteoroloji iddiasına dönüştürülmemelidir.

Yağmurun atmosferdeki buharlaşma, yoğunlaşma, hava hareketleri ve yağış süreçleriyle açıklanması ayete aykırı değildir. Kur’an bu süreçlerin nihai imkânını Allah’ın yaratma düzenine bağlar.

5️⃣ Yağmurun Bilimsel Olarak Açıklanması Allah’ın Yağmuru İndirdiği İnancıyla Çelişir mi ❓​

Hayır. Nasıl gerçekleştiğini açıklamak ile neden var olduğunu ve nihai kaynağını tartışmak aynı soru değildir.

Bir meteorolog hangi hava koşullarında yağmur oluşacağını açıklayabilir, uydu verileriyle tahmin yapabilir ve atmosferik süreçleri ayrıntılı biçimde inceleyebilir. Müslüman açısından bütün bu doğal süreçler, Allah’ın yaratmış olduğu düzen içinde işleyen sebepler olarak düşünülebilir.

Bu yüzden “Yağmurun sebebini bilim açıkladı, artık Allah’a gerek kalmadı” sonucu zorunlu olmadığı gibi, “Allah yağdırıyor, meteorolojiye gerek yok” sonucu da doğru değildir. Sebepleri öğrenmek, yaratıcı inancının alternatifi değildir.

6️⃣ “Onunla Size Rızık Olarak Ürünler Çıkardı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “fe-ahrace bihî mine’s-semerâti rızkan lekum”, yani “o suyla size rızık olarak ürünler çıkardı” der. Yağmur ile yeryüzündeki üretim arasındaki hayatî bağ hatırlatılır.

Su toprağa ulaşır, bitkiler gelişir ve meyveler ile çeşitli ürünler meydana gelir. İnsan bunlardan beslenir, ticaret yapar ve hayatını devam ettirir.

Bütün bu süreç rızık kavramıyla ifade edilir. Burada rızık yalnız insanın cebine giren para değil, hayatı sürdüren gıda ve nimetlerin bütünüyle ilişkilidir.

7️⃣ Rızık Sadece Para mıdır ❓​

Hayır. Günlük dilde “rızık” çoğu zaman gelir ve para ile özdeşleştirilse de Kur’an’daki kullanım çok daha geniştir.

Yiyecek, içecek ve insanın hayatını sürdürebilmesini sağlayan meşru imkânlar rızık kavramı içinde düşünülebilir. Bu ayette doğrudan meyveler ve ürünler rızık olarak isimlendirilmiştir.

Dolayısıyla insanın rızkı yalnız banka hesabındaki rakam değildir. Temiz suya ulaşabilmek, yiyecek bulabilmek ve hayatı sürdürebilecek imkânlara sahip olmak da büyük nimetlerdir.

8️⃣ Ürünü Çiftçi Yetiştiriyorsa “Allah Çıkardı” Demek İnsan Emeğini Yok Saymak mıdır ❓​

Hayır. Çiftçinin emeği gerçektir ve son derece değerlidir. İnsan toprağı işler, tohumu seçer, sulama yapar, hastalıklarla mücadele eder ve ürünün yetişmesi için ciddi emek harcar.

Ancak insan tohumun canlılık kapasitesini, suyun temel özelliklerini, toprağın bütün kimyasını ve güneşin enerjisini yoktan yaratmış değildir. İnsan kendisine verilmiş bir doğa düzeni içinde çalışır.

Bu nedenle “Allah ürün çıkardı” sözü çiftçinin emeğini silmez; insan emeğini mümkün kılan daha geniş yaratılış düzenini hatırlatır. İnsan üretir, fakat üretim için gerekli bütün varlık şartlarını kendisi yaratmaz.

9️⃣ Tarımsal Başarı Tamamen Allah’a Bırakılıp Tedbir Alınmamalı mıdır ❓​

Hayır. Tevekkül tarımsal bilgi, sulama, gübreleme, hastalık kontrolü veya planlamayı terk etmek anlamına gelmez.

Çiftçi hava durumunu takip eder, uygun tohumu seçer, toprağını analiz ettirir ve modern tarım tekniklerinden yararlanabilir. Bunların hiçbiri Allah’a güvensizlik değildir.

Aksine insan kendisine verilen aklı ve bilgiyi kullanmakla sorumludur. Allah’a tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebepleri kullanırken onları mutlaklaştırmamaktır.

🔟 Kuraklık Olduğunda Bu Allah’ın Ceza Verdiği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Bir bölgedeki kuraklığı otomatik olarak “Allah bu insanları cezalandırıyor” şeklinde yorumlayamayız.

Kuraklık atmosferik dolaşım, yağış düzenleri, iklim değişkenliği, su yönetimi ve başka doğal veya insan kaynaklı faktörlerle ilişkili olabilir. Bunları bilimsel olarak araştırmak gerekir.

Kur’an bazı tarihsel toplumlar hakkında özel vahiy bilgisiyle ceza veya azap hükmü verebilir; fakat bizim her kuraklık için aynı gaybî hükmü vermemiz doğru değildir. Doğal bir olayın bilimsel sebebini açıklamak ile onun özel ilahî maksadını bildiğini iddia etmek farklıdır.

1️⃣1️⃣ “Gemileri Sizin Hizmetinize Verdi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve sehhara lekumu’l-fulk”, yani “gemileri sizin için hizmete elverişli kıldı” denilir. İnsanlar denizlerde hareket edebilecek araçlar yapabilmiş, ticaret ve ulaşım gerçekleştirebilmişlerdir.

Burada ilginç olan nokta, gemilerin insanlar tarafından yapılmasına rağmen Kur’an’ın onları Allah’ın insanlara “teshir ettiği”, yani yararlanılabilir kıldığı düzen içinde anlatmasıdır.

İnsan gemiyi tasarlar; fakat suyun kaldırma özelliklerini, maddenin temel yasalarını, rüzgârı veya fiziksel evrenin işleyişini kendisi yaratmaz. İnsan aklı bu hazır düzeni keşfeder ve kullanır.

1️⃣2️⃣ İnsan Yapımı Bir Geminin Allah’ın Nimeti Sayılması Nasıl Mümkündür ❓​

Bir şeyin insan emeğiyle yapılması onun Allah’ın nimeti olarak görülmesine engel değildir. İnsan emeğinin kendisi de bilgi, akıl, malzeme ve doğal yasalar içinde gerçekleşir.

Örneğin bir köprü mühendisler tarafından yapılır; fakat onu mümkün kılan matematiksel düzen, malzemelerin özellikleri ve insanın öğrenme kapasitesi insanın yoktan yarattığı şeyler değildir.

Bu nedenle Kur’anî nimet anlayışı insan başarısını küçümsemez. İnsan emeğini kabul ederken emeğin gerçekleştiği büyük imkân alanını da Allah’ın yaratmasıyla ilişkilendirir.

1️⃣3️⃣ “Emriyle Denizde Akıp Gitsin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette gemilerin “bi-emrihî”, yani Allah’ın emriyle denizde akıp gittiği bildirilir. Bu, geminin kaptanının direksiyonunu doğrudan görünmez biçimde Allah’ın çevirdiği anlamına gelmek zorunda değildir.

Kur’an’da “emir” kavramı bağlama göre Allah’ın hükmü, iradesi ve kurduğu düzen anlam alanları taşıyabilir. Denizlerin belirli fiziksel özelliklere sahip olması ve gemilerin bu şartlardan yararlanarak hareket edebilmesi de ilahî düzen içinde düşünülebilir.

Bu ifade ayrıca her gemi yolculuğunun veya denizde yapılan her faaliyetin ahlaken Allah tarafından onaylandığı anlamına gelmez. Bir gemi ticaret de yapabilir, haksız bir iş için de kullanılabilir; insan yaptığı tercihten sorumludur.

1️⃣4️⃣ “Nehirleri Sizin Hizmetinize Verdi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda “ve sehhara lekumu’l-enhâr”, yani “nehirleri sizin hizmetinize verdi” denilir. Nehirler insanlık tarihi boyunca içme suyu, tarım, ulaşım, enerji ve yerleşim açısından büyük öneme sahip olmuştur.

Birçok medeniyet nehirlerin çevresinde gelişmiştir. Suya erişim, tarımın ve şehir hayatının temel şartlarından biri olmuştur.

Kur’an bu gerçeği yalnız ekonomik bir kaynak olarak değil, şükredilmesi gereken bir nimet olarak gösterir.

1️⃣5️⃣ “Doğa İnsan İçin Hizmete Verildi” Demek Doğayı İstediğimiz Gibi Sömürebileceğimiz Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. “Sizin hizmetinize verdi” ifadesi, insana sınırsız tahrip ve tüketim yetkisi vermez.

Bir nehirden yararlanmak ile onu zehirli atıklarla kullanılamaz hâle getirmek aynı şey değildir. Denizden beslenmek ile ekosistemi yok edecek ölçüde sömürmek de aynı değildir.

Nimetin varlığı sorumluluğu ortadan kaldırmaz; tam tersine artırır. İnsana yarar sağlayan bir şeyi gelecek nesiller için yaşanamaz hâle getirmek, nimet bilinciyle çelişebilir.

1️⃣6️⃣ Çevreyi Korumak Dinî Bir Sorumluluk Olarak Düşünülebilir mi ❓​

Evet. Kur’an modern anlamdaki çevre bilimi terminolojisini kullanmaz; fakat israf, fesat, emanet ve nimet gibi temel kavramlar çevresel sorumluluk açısından güçlü bir ahlaki zemin oluşturabilir.

Su kaynaklarını kirletmemek, toprağı bilinçsizce tüketmemek ve doğal varlıkları gelecek nesilleri düşünerek kullanmak, nimete karşı sorumlu davranmanın günümüzdeki önemli biçimlerindendir.

Bu yaklaşım doğayı insanın üzerine çıkarıp kutsallaştırmak anlamına gelmez. İnsan doğadan yararlanabilir; fakat yararlanmak ile tahrip etmek birbirinden ayrılmalıdır.

1️⃣7️⃣ Ayet İnsan Merkezli Bir Dünya Görüşü mü Sunuyor ❓​

Ayet birçok nimetin “sizin için” kullanılabilir hâle getirildiğini söyler; bu anlamda insanın yararını açıkça dikkate alır. Fakat bundan evrendeki her şeyin yalnız insanın sınırsız tüketimi için var olduğu sonucu çıkarılamaz.

Kur’an başka yerlerde diğer canlıları da topluluklar olarak anmakta ve yeryüzündeki düzenin bozulmasına karşı uyarmaktadır. İnsan yararlanırken aynı zamanda sorumluluk taşıyan bir varlıktır.

Bu nedenle insanın ayrıcalığı, sınırsız mülkiyet hakkından çok emanet ve hesap sorumluluğuyla birlikte düşünülmelidir.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 31 ve 32. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 31. ayette iman edenlere kendilerine verilen rızıktan infak etmeleri emredilmişti. 32. ayette ise bu rızkın arkasındaki yaratılış düzeni gösterilir: Gökler ve yer, yağmur, ürünler, denizler, gemiler ve nehirler.

Bu sıralama son derece anlamlıdır. İnsan “Benim malım, yalnız benim kazancım” demeden önce, o kazancı mümkün kılan dünyayı kendisinin yaratmadığını hatırlamalıdır. İnfakın ahlaki temellerinden biri de budur: Nimeti veren Allah’tır; insan ise nimetin sorumlu kullanıcısıdır.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 33. ayette bu nimet tablosu göksel düzene doğru genişleyecektir: “Sürekli hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi; geceyi ve gündüzü de sizin hizmetinize sundu.” Bu ayeti ele alırken özellikle güneş ve ayın ‘hizmete verilmesinin’ bilimsel astronomiye alternatif bir model olmadığı, ‘sürekli hareket’ ifadesinin teknik yörünge teorisine zorlanmaması, gece ve gündüz döngüsünün hayat için taşıdığı önem, gök cisimlerinin ilahlaştırılmaması ve insanın doğa üzerindeki yararlanma imkânının sorumlulukla birlikte okunması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 32. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 32. ayet, insanın her gün kullandığı fakat çoğu zaman olağan olduğu için fark etmediği nimetleri yeniden görünür hâle getirir. Yağmur yağar, tarlalar ürün verir, gemiler denizde ilerler ve nehirler akar. Bütün bunlara alıştığımız için onları sıradan sanabiliriz. Kur’an ise alışkanlığın örttüğü hayreti yeniden uyandırır: Bu düzenin var olması başlı başına düşünmeye değer bir nimettir.

Ayet aynı zamanda iman ile bilimi gereksiz biçimde çatıştırmamak gerektiğini gösteren önemli bir örnektir. “Allah yağmur indirir” demek, buharlaşma ve yoğunlaşmayı reddetmek anlamına gelmez. Meteoroloji yağmurun nasıl oluştuğunu açıklayabilir; teoloji ise bu düzenin nihai varlık anlamını başka bir düzeyde ele alır. Mekanizmayı öğrenmek, nimeti anlamsızlaştırmaz.

Aynı denge tarım için de geçerlidir. Çiftçi emek vermeden yalnız dua ederek ürün beklememelidir; tohum seçmek, sulamak, toprağı korumak ve hastalıklarla mücadele etmek gerekir. Fakat başarılı mahsul alan insan da “Bütün şartları yalnız ben yarattım” diyemez. Güneş, su, toprak ve canlılık kapasitesi insanın ürünü değildir. Emek gerçektir fakat emek bağımsız yaratıcı değildir.

Gemiler örneği de insan teknolojisinin Kur’anî nimet anlayışıyla çatışmadığını gösterir. Gemi insan tarafından tasarlanır ve yapılır; yine de onu mümkün kılan doğal düzen Allah’ın nimeti olarak görülür. Buradan çok önemli bir sonuç çıkar: İnsan icadı ile Allah’ın yaratması birbirinin rakibi olmak zorunda değildir. İnsan, yaratılmış imkânları keşfeder ve onları yeni biçimlerde kullanır.

Nehirler ve denizlerin “hizmete verilmiş” olması ise bize yararlanma hakkıyla birlikte sorumluluğu da hatırlatmalıdır. Bir nimetin bize yarar sağlaması, onu yok etme hakkı vermez. Bir nehri kimyasal atıkla öldürmek veya denizi gelecek nesiller için kullanılamaz hâle getirmek, “Nasıl olsa bize verildi” anlayışıyla savunulamaz. Emanet bilinci, yararlanmayı ölçüsüz tüketimden ayırır.

Bu yüzden çevre meselesi yalnız modern bir teknik tartışma değildir; aynı zamanda ahlaki bir sorudur. Bugün kullanılan suyun yarın başka insanların hayatını etkileyebileceğini biliyoruz. Toprağın verimini korumak, suyu israf etmemek ve doğal kaynakları sorumlu kullanmak, şükür anlayışının güncel karşılıkları arasında düşünülebilir. Nimete teşekkür, nimeti yok ederek yapılmaz.

Ayet rızık kavramını da yeniden düşündürür. İnsan çoğu zaman rızkı maaş, para veya ticari kazançla sınırlar. Oysa sofradaki bir meyvenin arkasında su, toprak, güneş, çiftçi emeği, ulaşım ve sayısız başka şart bulunur. Bu zinciri gördükçe insanın “Her şeyi tek başıma kazandım” duygusu yerini daha gerçekçi bir tevazuya bırakabilir. Şükür, insan emeğini küçümsemek değil; emeğin içinde bulunduğu büyük bağımlılık ağını fark etmektir.

Ayet aynı zamanda dünya nimetlerinden yararlanmayı kötülemez. Gemilerden, nehirlerden ve ürünlerden insanın faydalanması açıkça nimet olarak sunulur. Dolayısıyla dinî hayat dünyadan kaçmak veya üretimi küçümsemek değildir. İnsan tarım yapabilir, ticaret yapabilir, teknoloji geliştirebilir ve seyahat edebilir. Önemli olan bunların ilahlaştırılmaması, haksızlık üretmemesi ve sorumlulukla kullanılmasıdır.

Bununla birlikte doğal nimetlerin varlığı, dünyada her insanın bunlara eşit biçimde eriştiği anlamına gelmez. Su bolluğu olan bir yerde bazı insanlar temiz suya ulaşamayabilir; gıda çok üretilirken insanlar aç kalabilir. Böyle durumlarda sorun yalnız “Allah rızık vermedi” diye açıklanamaz; dağıtım adaletsizliği, savaş, yoksulluk veya kötü yönetim gibi insani nedenler de araştırılmalıdır. İlahî nimet söylemi, insan kaynaklı haksızlıkların üzerini örtmemelidir.

İbrâhîm Suresi 32. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Yağmuru yalnız sıradan bir hava olayı, ürünü yalnız ticari mal, nehri yalnız ekonomik kaynak ve gemiyi yalnız insan mühendisliğinin zaferi olarak görme; bunların tamamının içinde bulunduğu daha büyük nimet düzenini fark et. Fakat Allah’ın yaratmasını savunmak adına bilimi reddetme, doğal sebepleri küçümseme veya insan emeğini yok sayma. ‘Hizmetinize verdi’ sözünü doğayı sınırsız sömürme yetkisine dönüştürme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan yeryüzündeki nimetlerden yararlanabilir, çalışabilir, üretebilir ve geliştirebilir; fakat bütün bunları kendisinin yaratmadığını bilerek şükür, tevazu ve sorumlulukla yaşamalıdır.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 33. ayette, bu yaratılış ve nimet tablosu gökyüzüne doğru genişleyecektir: “Sürekli hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi; geceyi ve gündüzü de sizin hizmetinize sundu.” Bu ayeti ele alırken özellikle güneş ve ayın insan hayatındaki ölçü, zaman ve düzen açısından önemi, “dâibeyn” ifadesinin süreklilik ve düzenli işleyiş anlamı, ayetin modern astronominin teknik ayrıntılarını öğretme amacı taşımadığı, güneş veya ayın ilahlaştırılmaması, gece ve gündüzün dinlenme ve çalışma düzenindeki yeri ve ‘hizmete sunma’ ifadesinin insanı evrenin sınırsız efendisi hâline getirmediği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 32. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Her gün kullandığımız nimetleri ne kadar fark ediyoruz? Musluğu açınca gelen suyu sınırsız mı sanıyoruz? Soframızdaki ürünün arkasındaki toprağı, yağmuru ve emeği düşünüyor muyuz? Bilimsel açıklamaları Allah inancına rakip mi görüyoruz, yoksa yaratılmış düzeni daha iyi anlamanın yolu olarak mı değerlendiriyoruz? Doğanın bize hizmet etmesini onu kirletme hakkı olarak mı yorumluyoruz? Elimizdeki rızkı yalnız kendimize mi kapatıyoruz? Ve en önemlisi, bu kadar çok nimetin içinde yaşarken şükrümüz yalnız sözümüzde mi kalıyor, yoksa nimeti koruma ve paylaşma biçimimize de yansıyor mu?

“İbrâhîm 32, ‘Allah gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak ürünler çıkaran, gemileri ve nehirleri hizmetinize sunandır’ buyurarak insanın gündelik hayatını taşıyan büyük nimet düzenini hatırlatır. Yağmurun meteorolojiyle, tarımın bilim ve emekle, gemilerin mühendislikle açıklanması Allah’ın yaratıcı oluşuna zorunlu olarak karşıt değildir; sebepleri anlamak nimetin kaynağını reddetmek değildir. ‘Hizmetinize verdi’ ifadesi de doğayı sınırsızca tüketme ve kirletme hakkı vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Nimetten yararlan, üret ve geliştir; fakat suyun, toprağın, denizin ve emeğin sana mutlak mülk olarak değil, şükür ve sorumluluk bilinciyle kullanılacak imkânlar olarak verildiğini unutma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt