📖 İbrâhîm Suresi 21. Ayette “Biz Size Uymuştuk; Şimdi Allah’ın Azabından Bir Şeyi Bizden Savabilir misiniz?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İbrâhîm Suresi 21. Ayette “Biz Size Uymuştuk; Şimdi Allah’ın Azabından Bir Şeyi Bizden Savabilir misiniz?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,437
2,736,288
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 21. Ayette “Biz Size Uymuştuk; Şimdi Allah’ın Azabından Bir Şeyi Bizden Savabilir misiniz?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 19 ve 20. ayetlerde insanın Allah karşısında vazgeçilmez ve bağımsız bir varlık olmadığı, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın dilerse yeni bir yaratılış getirmesinin O’nun için güç olmadığı hatırlatılmıştı. 21. ayette ise kıyamet gününde insanların dünyada kurdukları güç ilişkilerinin nasıl çözüleceği gösterilir: ‘Hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak. Zayıf bırakılanlar büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuştuk; şimdi Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?” diyecekler.’ Dünyada söz sahibi olan, kalabalıkları peşinden sürükleyen ve kendisini vazgeçilmez gösteren önderlerin ahirette takipçilerini kurtaramadığı ortaya çıkacaktır. Ancak ayet, güçlü liderlerin sorumluluğunu vurgularken takipçilerin iradesini tamamen ortadan kaldırmaz. “Zayıflar” ifadesi fiziksel engellilik anlamında değil, bağlamda güç ve nüfuz bakımından daha bağımlı takipçileri anlatır. Ayetin büyük uyarısı şudur: Hiçbir dinî, siyasi veya toplumsal otorite insanın vicdanını bütünüyle teslim edeceği yanılmaz bir makam değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 21. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Hepsi Allah’ın huzuruna çıkacaklar. Zayıf bırakılanlar büyüklük taslayanlara, ‘Biz size uymuştuk; şimdi Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?’ diyecekler. Onlar da, ‘Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi hidayete erdirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de bizim için birdir; kaçacak hiçbir yerimiz yoktur’ diyecekler.”

Ayetin Arapçası ise “Ve berezû lillâhi cemî‘an fe-kâle’d-duafâu lillezîne’stekberû innâ kunnâ lekum tebean fe-hel entum muğnûne annâ min azâbillâhi min şey’. Kâlû lev hedânallâhu le-hedeynâkum. Sevâun aleynâ e-cezi‘nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs.” şeklindedir.

Bu ayet dünyadaki önder–takipçi, güçlü–zayıf ve yönlendiren–yönlendirilen ilişkisini ahiret sahnesine taşır. Dünyada güç veren bütün görüntüler ortadan kalktığında herkes aynı hakikatin karşısında duracaktır: Allah’ın huzurunda hiç kimse mutlak otorite değildir.

2️⃣ “Hepsi Allah’ın Huzuruna Çıkacaklar” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve berezû lillâhi cemî‘an”, yani “hepsi topluca Allah’ın huzuruna çıkacaklar” denilir. “Berezû” kelimesi açığa çıkmak, gizlenemeyecek şekilde ortaya çıkmak anlam alanına sahiptir.

Dünya hayatında insan makamının, servetinin, çevresinin veya siyasi gücünün arkasına saklanabilir. Ahirette ise bunların hiçbiri kişiyi Allah’ın hükmünden gizleyemez.

Buradaki “Allah’ın huzuruna çıkmak” fiziksel olarak Allah’ın belirli bir mekânda bulunmasına doğru yolculuk yapmak şeklinde anlaşılmamalıdır. Vurgu hesap için Allah’ın hükmü karşısında eksiksiz biçimde ortaya çıkmaktır.

3️⃣ Allah Zaten Her Şeyi Biliyorsa Neden “Huzuruna Çıkmak” Deniliyor ❓​

Çünkü ahiret hesabı Allah’ın yeni bilgi edinmesi için değildir. Allah insanın dünyadaki davranışlarını zaten bilir.

Mahşerdeki ortaya çıkış, insanın kendi yaptıklarıyla yüzleşmesi ve ilahî hükmün açığa çıkması açısından anlam taşır. Gizlenen niyetler, sahte üstünlükler ve dünya hayatındaki propaganda artık kurtarıcı olamaz.

Dolayısıyla hesap günü Allah’ın öğrenme günü değil, insanın gerçeğin bütün ağırlığıyla karşılaştığı gündür.

4️⃣ Ayetteki “Zayıflar” Kimlerdir ❓​

Ayette “ed-duafâ”, yani “zayıflar” ifadesi geçer. Burada kastedilen fiziksel engelli, hasta veya bedensel bakımdan güçsüz kişiler değildir.

Bağlam, toplumsal güç bakımından daha aşağı konumda bulunan, güçlü önderlerin arkasından giden ve onların etkisi altında kalan takipçileri göstermektedir. Zayıflık ekonomik, siyasi, sosyal veya psikolojik bağımlılık biçiminde olabilir.

Bu yüzden ayeti engelli insanlarla ilişkilendirmek doğru değildir. Bedensel engellilik ahlaki veya imanî zayıflık anlamına gelmez.

5️⃣ “Büyüklük Taslayanlar” Kimlerdir ❓​

Ayet onların karşısında “ellezîne’stekberû”, yani “büyüklük taslayanlar” ifadesini kullanır. “İstikbâr”, kişinin kendisini üstün görerek hakikati küçümsemesi ve başkaları üzerinde kibirli bir hakimiyet kurması anlam alanına sahiptir.

Bunlar siyasi liderler, toplumun ileri gelenleri veya etkili kişiler olabilir; fakat her yönetici veya her güçlü insan otomatik olarak bu ayetin kapsamındaki kibirli önder değildir.

Sorun liderlik değil, liderliğin kibir, manipülasyon ve hakikate karşı baskı aracına dönüşmesidir.

6️⃣ “Biz Size Uymuştuk” Sözü Ne Anlama Gelir ❓​

Zayıf takipçiler güçlü önderlere “innâ kunnâ lekum tebean”, yani “Biz sizin takipçilerinizdik, size uymuştuk” derler.

Bu söz dünyada yaşanan bağımlılığı itiraf eder. İnsanlar düşüncelerini, davranışlarını veya inançlarını güçlü gördükleri kişilerin peşinden belirlemişlerdir.

Ayet böylece körü körüne bağlılığın tehlikesini gözler önüne serer. Bir lider çok etkileyici olabilir; fakat etkileyicilik doğruluk kanıtı değildir.

7️⃣ Bir Lideri Takip Etmek Başlı Başına Yanlış mıdır ❓​

Hayır. İnsan hayatında öğretmenler, âlimler, uzmanlar, yöneticiler ve rehberler doğal olarak vardır. Her insan her konuyu sıfırdan öğrenemez.

Sorun rehberlik ile iradenin tamamen teslim edilmesini birbirine karıştırmaktır. İnsan bir uzmana güvenebilir fakat onu yanılmaz görmemelidir.

Takip etmek sorumluluğu paylaşabilir; vicdanı ve aklı tamamen devretmek ise tehlikelidir.

8️⃣ “Biz Size Uymuştuk” Demek Takipçileri Sorumluluktan Kurtarır mı ❓​

Ayetin sahnesi tam tersine, onların bu bahaneyle kurtulamadığını gösterir. Takipçiler “Biz sadece onlara uyduk” demektedir; fakat yine de hesap sahnesindedirler.

Bu, insanın bütün ahlaki sorumluluğunu başkasına devredemeyeceğini gösterir. Elbette baskı, bilgisizlik, manipülasyon ve gerçek seçeneklerin bulunmaması kişinin sorumluluğunun derecesinde etkili olabilir; bunu en iyi Allah bilir.

Fakat genel ilke şudur: “Bana böyle söylendi” sözü her durumda ahlaki sorumluluğu sıfırlayan otomatik bir mazeret değildir.

9️⃣ Baskı Altında Takip Eden ile Gönüllü Takip Eden Aynı mıdır ❓​

Hayır. İnsanların tercih imkânları birbirinden çok farklı olabilir. Biri özgürce ve menfaat için bir zalimi desteklerken, başka biri gerçek tehdit altında hareket etmiş olabilir.

Allah’ın adaleti bu farklılıkları göz ardı etmez. Zorlama, bilgi düzeyi, niyet, imkân ve kişinin gerçek tercih alanı ilahî değerlendirmede önemlidir.

Bu nedenle ayeti kullanarak dünyadaki bütün takipçileri aynı ölçüde suçlu ilan etmek doğru olmaz. Allah eksiksiz şartları bilir; biz çoğu zaman yalnız dışarıdan görüneni biliriz.

🔟 “Şimdi Allah’ın Azabından Bir Şeyi Bizden Savabilir misiniz?” Ne Anlama Gelir ❓​

Takipçiler dünyada kendilerine güçlü görünen liderlerine ahirette şu soruyu sorarlar: “Şimdi Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden uzaklaştırabilir misiniz?”

Bu soru, dünyadaki güç görüntüsünün tamamen çöktüğünü gösterir. İnsanların önünde dokunulmaz görünen önderler, Allah’ın hükmü karşısında takipçilerine en küçük bir kurtuluş sağlayamaz.

Ayetin büyük ironisi buradadır: Dünyada başkalarının kaderini belirlediğini sanan kişiler, ahirette kendi durumlarını bile değiştiremezler.

1️⃣1️⃣ Dinî Liderler de Bu Uyarının Kapsamına Girer mi ❓​

Elbette ayetin ilk bağlamı belirli inkârcı toplumların güçlü önderleridir; ancak ortaya koyduğu ahlaki ilke dinî otorite açısından da düşündürücüdür.

Bir insan din konusunda çok bilgili olabilir fakat yanılmaz değildir. Âlim, şeyh, hoca veya cemaat lideri olmak kişiyi Allah adına mutlak konuşan bir varlığa dönüştürmez.

Dinî otorite vahiy değildir. Bir kişinin yorumuna saygı göstermek ile onu hatasız görmek arasında önemli bir fark vardır.

1️⃣2️⃣ Siyasi Liderlere İtaat de Sınırsız mıdır ❓​

Hayır. Bir siyasi liderin yönetme yetkisi bulunabilir; fakat hiçbir insanın yetkisi ahlaki ve hukuki sınırların tamamen üzerine çıkmaz.

Bir yöneticiye bağlılık, kişinin her söylediğini hakikat kabul etmek anlamına gelmez. Devlet, parti veya lider kutsallaştırıldığında insanların vicdanları kolayca propaganda ve grup baskısının etkisine girebilir.

İbrâhîm 21’in sahnesi bize şunu öğretir: Bugün peşinden gidilen kişi yarın bizim adımıza Allah’ın huzurunda hesap veremez.

1️⃣3️⃣ “Allah Bizi Hidayete Erdirseydi Biz de Sizi Hidayete Erdirirdik” Ne Anlama Gelir ❓​

Güçlü önderlerin cevabı “lev hedânallâhu le-hedeynâkum”, yani “Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi hidayete erdirirdik” şeklindedir.

Bu söz çeşitli biçimlerde açıklanmıştır. Genel anlamıyla önderler, kendilerinin de doğru yolda olmadığını ve artık takipçilerini kurtarabilecek bir rehberliğe sahip bulunmadıklarını kabul etmektedir.

Bu söz onların dünyadaki yanlış yönlendirmelerini masum hâle getirmez. Tam tersine, ahirette “Biz zaten hidayette değildik” gerçeği açığa çıkmaktadır.

1️⃣4️⃣ Bu Söz “Allah Bizi Bilerek Saptırdı, Bizim Suçumuz Yok” Demek midir ❓​

Ayet böyle kaderci bir mazereti onaylamaz. Eğer bu söz sorumluluğu Allah’a yükleyerek kendini temize çıkaran bir bahane olarak anlaşılırsa, ayetin bütün bağlamıyla çatışır; çünkü hem önderler hem takipçiler hesap vermektedir.

Kur’an’da hidayetin Allah’a ait olduğu vurgulanırken insanın tercihi, kibri, inkârı ve sorumluluğu da sürekli vurgulanır. İlâhî hidayet ile insan iradesini birbirini yok eden iki kavram hâline getirmek doğru değildir.

Dolayısıyla “Allah beni hidayete erdirmedi, benim hiçbir sorumluluğum yok” şeklindeki fatalist sonuç bu ayetten çıkarılamaz.

1️⃣5️⃣ Bir İnsan Başkasını Hidayete Erdirmeye Güç Yetirebilir mi ❓​

İnsan rehberlik edebilir, anlatabilir, öğretebilir ve güzel örnek olabilir; fakat kalbi dönüştüren mutlak hidayet gücü insana ait değildir.

Peygamberler bile tebliğ eder; insanların kalplerini zorla iman ettirme yetkisine sahip değildir. Bu nedenle bir liderin “Ben insanları hidayete erdiriyorum” sözü dikkatle anlaşılmalıdır.

İnsan ancak vesile, öğretici ve rehber olabilir; nihai hidayet Allah’a aittir.

1️⃣6️⃣ “Sızlansak da Sabretsek de Bizim İçin Birdir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin devamında önderler “sevâun aleynâ e-cezi‘nâ em sabernâ”, yani “Sızlansak da sabretsek de bizim için birdir” derler.

Buradaki sabır, dünyadaki övülen sabırla aynı bağlamda değildir. Dünyada sabır insana doğru davranışı sürdürme imkânı verirken, ahirette hüküm artık gerçekleşmiştir ve onların durumunu değiştirecek yeni bir amel fırsatı kalmamıştır.

Bu nedenle cümle, “Sabır anlamsızdır” dememektedir. Aksine dünya hayatındaki değişme fırsatı ile hüküm sonrası pişmanlık arasındaki farkı ortaya koymaktadır.

1️⃣7️⃣ “Kaçacak Yerimiz Yoktur” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonundaki “mâ lenâ min mahîs” ifadesi “Bizim için kaçış, kurtuluş veya sığınacak bir yer yoktur” anlamındadır.

Dünyada insan bir ülkeden başka ülkeye kaçabilir, makamını kullanabilir, avukat tutabilir veya çevresinden yardım alabilir. Ahirette ise Allah’ın hükmünden kaçılabilecek bağımsız bir alan yoktur.

Bu ifade hesabın kaçınılmazlığını anlatır. Allah’ın egemenliği dışında alternatif bir sığınak bulunmaz.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 20 ve 21. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 20. ayette “Bu, Allah için güç değildir” denilerek ilahî kudret vurgulanmıştı. 21. ayette ise bütün insanlar Allah’ın huzurunda toplanır ve dünyadaki güçlü–zayıf ilişkilerinin gerçek değeri ortaya çıkar.

Bu sıralama dikkat çekicidir: Allah mutlak kudret sahibidir; insanların birbirleri üzerinde kurduğu güç ise geçicidir. Dünya hayatında büyük görünen liderler, ahirette en küçük bir kurtuluş sağlayamaz.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 22. ayette, hesap sahnesinde bu kez şeytan konuşacaktır: “Allah size gerçek bir vaat verdi; ben de size vaat ettim fakat sözümden döndüm. Benim sizin üzerinizde zorlayıcı bir gücüm yoktu; yalnız sizi çağırdım, siz de bana uydunuz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız…” Bu ayeti ele alırken özellikle şeytanın insan üzerinde mutlak zorlayıcı gücü olmadığı, vesvese ile cebrin ayrılması, kişisel sorumluluk ile sosyal ve psikolojik baskıların yok sayılmaması, “kendinizi kınayın” sözünün sağlıksız öz-nefrete dönüştürülmemesi, şeytanın günah için nihai mazeret olmaması ve insanın tövbe imkânının dünya hayatında açık olması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 21. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 21. ayet, dünyada insanların gözünde devleşen otoritelerin ahirette ne kadar sınırlı olduğunu gösterir. Bir lider milyonlarca insan tarafından alkışlanabilir, büyük bir servete veya siyasi güce sahip olabilir ve takipçilerine “Benimle olursanız güvendesiniz” duygusu verebilir. Fakat Allah’ın huzurunda hiçbir insan başka bir insanın nihai hesabını üstlenemez. Dünyadaki nüfuz, ahirette kurtarıcı güç değildir.

Ayetin “zayıflar” ve “büyüklük taslayanlar” şeklindeki ayrımı toplumsal gücün ahlaki yönüne de dikkat çeker. Güç sahibi olmak başlı başına suç değildir; fakat insan bu gücü başkalarının düşünme ve seçme kapasitesini bastırmak için kullanabilir. Propaganda, korku, ekonomik bağımlılık ve sosyal baskı insanları peşinden sürükleyebilir. Bu nedenle liderlerin sorumluluğu sıradan takipçilerden daha ağır olabilir. İnsanları yönlendirme gücü arttıkça hesap sorumluluğu da büyür.

Bununla birlikte ayet takipçileri tamamen masum ilan etmez. “Biz size uymuştuk” demeleri onları kurtarmamaktadır. Bu, kişisel sorumluluğun önemli bir boyutudur. İnsan her zaman tam özgür olmayabilir; baskı, eğitim, çevre ve korku kararlarını etkileyebilir. Fakat imkânı olduğu ölçüde insanın neyi neden kabul ettiğini sorgulaması gerekir. Allah ise kimin ne kadar özgür olduğunu ve hangi şartlarda seçim yaptığını bizden daha iyi bilir.

Buradan çok önemli bir dinî ölçü çıkar: Hiçbir insanın yorumu vahyin kendisi değildir. Âlimler, hocalar ve dinî önderler değerli bilgi taşıyabilir; fakat hatadan korunmuş değillerdir. Bir kişinin çok takipçisi olması, etkileyici konuşması veya kutsal kavramları sık kullanması söylediklerinin otomatik olarak doğru olduğunu göstermez. Dinî saygı aklın iptali değildir.

Aynı durum siyasette ve toplumsal hayatta da geçerlidir. İnsan “Liderimiz söylüyorsa doğrudur” noktasına geldiğinde ahlaki sorumluluğunu tehlikeli biçimde dışarıya devredebilir. Oysa İbrâhîm 21, takip edilen liderin ahirette “Ben sizi kurtarırım” diyemeyeceğini gösterir. Bugün bizim adımıza karar veren kişi, yarın bizim vicdanımızın hesabını taşıyamaz.

Önderlerin “Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi hidayete erdirirdik” sözü de çok dikkatli okunmalıdır. Bu ifade kaderi suçlayarak sorumluluktan kaçma belgesi değildir. Aynı insanlar hesap sahnesinde bulunmaktadır; yani yanlış tercihleri sonuçsuz değildir. Kur’an’ın hidayet öğretisinde Allah’ın rehberliği merkezîdir fakat insanın kibri, tercihi ve hakikate verdiği cevap da gerçektir. İlâhî hidayeti insan iradesini yok eden bir cebir sistemi olarak okumak ayetin sorumluluk yapısını bozar.

“Sızlansak da sabretsek de birdir” sözü ise dünya hayatının ne kadar değerli bir fırsat olduğunu hatırlatır. Dünyada insan pişman olabilir, özür dileyebilir, yanlış liderden ayrılabilir ve yönünü değiştirebilir. Ahiretteki bu sahnede ise hüküm gerçekleşmiştir. Bu nedenle Kur’an insanı “Sonra düzeltirim” diyerek ahlaki kararlarını sürekli ertelememeye çağırır. Değişmek için en anlamlı zaman, hâlâ değiştirme imkânımız varken bugündür.

Ayetin sonundaki “Kaçacak yerimiz yoktur” sözü, insanın dünyada güvence sandığı bütün dayanakların sınırlılığını ortaya koyar. Para, statü, örgüt, parti, cemaat veya aile insan hayatında önemli olabilir; fakat hiçbirisi Allah’ın yerine geçemez. İnsan bu bağları kullanabilir, onlardan destek alabilir; fakat mutlak kurtuluş garantisini yaratılmışlardan beklemek Kur’an’ın tevhid anlayışıyla uyuşmaz.

İbrâhîm Suresi 21. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Liderlere saygı göster ama onları yanılmazlaştırma. Uzmandan öğren ama aklını tamamen devretme. Güçlü bir topluluğun parçası olmayı haklılığın kanıtı sanma. “Bana emredildi” veya “Herkes böyle yapıyordu” sözünü otomatik ahlaki mazeret hâline getirme. Zorlanan insanla gönüllü biçimde zulme ortak olanı aynı kefeye koyma; kişinin gerçek şartlarını Allah’ın bildiğini unutma. Ve nihayet, hiçbir insanın seni Allah’ın hesabından kurtaramayacağını bil. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Dünyada başkasının arkasından yürüyebilirsin, fakat Allah’ın huzuruna kendi sorumluluğunla çıkarsın; vicdanını tamamen bir başkasına teslim ettiğinde, onun gücü sona erdiğinde geriye senin tercihlerinin hesabı kalır.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 22. ayette, bu sorumluluk meselesi daha da çarpıcı bir boyuta taşınacaktır. Şeytan şöyle diyecektir: “Allah size gerçek vaatte bulundu; ben de size vaat ettim fakat size verdiğim sözden döndüm. Benim sizin üzerinizde hiçbir zorlayıcı gücüm yoktu; yalnız sizi çağırdım, siz de bana cevap verdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız.” Bu ayeti ele alırken özellikle şeytanın insanı zorla günaha sürükleyemediği, vesvesenin cebir olmadığı, şeytanı her günahın bahanesi yapmanın yanlışlığı, insanın sorumluluğunun sosyal ve psikolojik etkileri yok saymak anlamına gelmediği, öz eleştiri ile kendinden nefret etmenin farklı olduğu ve tövbe kapısının hesap günü gelmeden önce açık bulunduğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 21. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Kendi vicdanımızı ne kadar başkalarına teslim ediyoruz? Bir lideri sevdiğimiz için onun her sözünü doğru kabul ediyor muyuz? Dinî bir otoritenin yorumuyla vahyin kendisini birbirine karıştırıyor muyuz? Bir kalabalığın içinde olduğumuz için ahlaki sorumluluğumuzun azaldığını mı düşünüyoruz? Yanlış bir emre uyduğumuzda “Bana böyle söylendi” demenin bizi her zaman kurtaracağını mı sanıyoruz? Güç sahibi olduğumuzda peşimizden gelen insanların yanlışlarından ne kadar sorumlu olduğumuzu düşünüyoruz? Ve en önemlisi, bugün güvendiğimiz bütün insanlar yarın bizi Allah’ın huzurunda kurtaramayacaksa, verdiğimiz kararların sorumluluğunu gerçekten ne kadar kendimiz üstleniyoruz?

“İbrâhîm 21, ‘Biz size uymuştuk; şimdi Allah’ın azabından bir şeyi bizden savabilir misiniz?’ sözüyle dünyadaki körü körüne bağlılığın ahiretteki çaresizliğini gözler önüne serer. Güçlü önderler takipçilerini kurtaramaz; takipçiler de bütün sorumluluklarını ‘Biz yalnızca uyduk’ diyerek başkalarına devredemezler. İnsanların baskı ve imkân şartları farklı olabilir ve bunları en iyi Allah bilir; fakat hiçbir dinî, siyasi veya toplumsal otorite yanılmaz değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Rehber edin ama vicdanını teslim etme; öğren ama düşünmeyi bırakma; çünkü Allah’ın huzuruna çıktığında başkasının nüfuzu değil, senin hakikat karşısındaki tercihin konuşacaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt