📖 İbrâhîm Suresi 6. Ayette “Allah’ın Size Olan Nimetini Hatırlayın; Hani Sizi Firavun Ailesinden Kurtarmıştı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,421
2,736,288
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 6. Ayette “Allah’ın Size Olan Nimetini Hatırlayın; Hani Sizi Firavun Ailesinden Kurtarmıştı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 5. ayette Hz. Musa’ya ‘Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat’ buyurulmuştu. 6. ayet, bu hatırlatmanın somut bir örneğini verir: ‘Hani Musa kavmine şöyle demişti: Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı. Onlar size azabın en kötüsünü uyguluyor, oğullarınızı boğazlıyor ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.’ Ayet, kurtuluşu Allah’ın nimeti olarak hatırlatırken yaşanan zulmün büyüklüğünü de örtmez. “İmtihan” denilmesi zulmü meşru, zalimi masum veya mağduru suçlu yapmaz. Firavun düzenindeki sistematik baskının sorumluluğu zalimlere aittir. Kur’an’ın mesajı, acı çeken insanlara ‘Bunu hak ettiniz’ demek değil; zulmün ne kadar ağır olabileceğini, kurtuluş nimetinin unutulmaması gerektiğini ve özgürlüğe kavuşan toplumların geçmişte uğradıkları zulmü başkalarına tekrar etmemeleri gerektiğini hatırlatmaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 6. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Hani Musa kavmine demişti ki: Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı. Onlar size azabın en kötüsünü uyguluyor, oğullarınızı boğazlıyor ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.”

Ayetin Arapçası ise “Ve iz kâle Mûsâ li-kavmihizkurû ni‘metallâhi aleykum iz encâkum min âli Fir‘avne yesûmûnekum sûe’l-azâbi ve yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum. Ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm.” şeklindedir.

Bu ayet, tarihsel hafıza ile şükrü birbirine bağlar. İsrailoğullarına yalnız “Kurtuldunuz” denilmez; nereden kurtuldukları, nasıl bir zulüm yaşadıkları ve bu kurtuluşun neden nimet olduğu hatırlatılır.

2️⃣ Hz. Musa Neden Kavmine Geçmişteki Zulmü Hatırlatıyor ❓​

Çünkü özgürlüğe kavuşan insan, zaman geçtikçe özgürlüğün ne kadar büyük bir nimet olduğunu unutabilir. Bir neslin yaşadığı acılar sonraki kuşaklar için yalnız anlatılan eski hikâyelere dönüşebilir.

Hz. Musa’nın “Allah’ın size olan nimetini hatırlayın” çağrısı, toplumsal hafızanın canlı tutulmasını ister. Geçmiş acının amacı sürekli nefret üretmek değil, bugünkü nimetin değerini bilmek ve benzer zulümlerin tekrarına karşı bilinç geliştirmektir.

Bu yüzden Kur’an tarih anlatırken yalnız geçmişi öğretmez; bugünün ahlakını da şekillendirir.

3️⃣ “Allah’ın Üzerinizdeki Nimetini Hatırlayın” Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki büyük nimet, Firavun yönetiminin ağır baskısından kurtarılmalarıdır. İnsan için özgürlük, can güvenliği ve zulümden kurtuluş son derece büyük nimetlerdir.

Şükür bu nimeti yalnız sözle anmak değildir. Eğer bir toplum zulümden kurtulduktan sonra kendisi başka insanlara zulmetmeye başlıyorsa, kurtuluş nimetinin ahlaki anlamını yeterince kavramamış demektir.

Zulümden kurtuluşun gerçek şükrü, yeni bir zulüm düzeni kurmamakla da gösterilir.

4️⃣ “Firavun Ailesinden Sizi Kurtarmıştı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “âli Fir‘avn”, yani Firavun ailesi, hanedanı veya onun yönetim düzenine bağlı çevrelerden söz edilir. Burada mesele yalnız tek bir kişinin bireysel kötülüğü değildir; zulmü uygulayan bir iktidar düzeni de söz konusudur.

Firavun sembolik olarak bu düzenin başındadır, fakat zulmün uygulanabilmesi için emir verenler, uygulayanlar ve sistemi sürdürenler de bulunmaktadır.

Ayet böylece zulmün bazen yalnız kötü bir bireyden değil, örgütlenmiş bir güç yapısından kaynaklanabileceğini düşündürür.

5️⃣ Firavun’un Zulmü Nasıl Bir Zulümdü ❓​

Ayet bunu “size azabın en kötüsünü uyguluyorlardı” sözleriyle tanımlar. Ardından bunun bazı biçimleri açıklanır: Erkek çocukların boğazlanması ve kadınların sağ bırakılması.

Bu, sıradan bir yönetim sertliği değildir. İnsanların can güvenliğini ve aile bütünlüğünü hedef alan son derece ağır ve sistematik bir baskıdır.

Kur’an burada zalimin gücünü romantikleştirmez. Firavun’un siyasi kudreti büyük olabilir; fakat güçlü olmak haklı olmak anlamına gelmez.

6️⃣ “Size Azabın En Kötüsünü Uyguluyorlardı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “yesûmûnekum sûe’l-azâb” ifadesi, sürekli ağır eziyete maruz bırakmayı ve kötü muameleyi anlatır. Burada tek seferlik bir olaydan ziyade süreklilik taşıyan bir baskı düzeni görülür.

İnsanların yalnız bedenleri değil, gelecekleri ve aileleri de tehdit altındadır. Bir toplumu sürekli korku altında tutmak, onun özgür iradesini ve toplumsal güvenini de zedeleyebilir.

Bu nedenle zulüm yalnız fiziksel yaralama değildir; sistematik korkutma, aşağılanma ve insanın geleceğini elinden alma da zulmün parçaları olabilir.

7️⃣ “Oğullarınızı Boğazlıyorlardı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet açık biçimde erkek çocukların öldürülmesinden söz eder. Bu, masum çocukların siyasi bir baskı düzeninin hedefi hâline getirildiğini gösteren son derece ağır bir durumdur.

Çocuğun hiçbir siyasi suçu veya sorumluluğu yoktur. Onu ailesinin, soyunun veya toplumunun kimliği üzerinden öldürmek büyük bir zulümdür.

Bu nokta bugün için de temel bir ahlaki ilke taşır: Hiçbir çocuk, ait olduğu halkın, ailesinin veya toplumun eylemleri nedeniyle suçlu kabul edilemez.

8️⃣ Çocukları Hedef Alan Zulüm Neden Özellikle Anılıyor ❓​

Çünkü çocuklara yönelik saldırı, yalnız mevcut insanları değil bir toplumun geleceğini de hedef alır. Ailelerin çocuklarını kaybetmesi ağır bireysel travmanın yanında toplumsal bir yıkım oluşturur.

Ayet çocukların öldürülmesini ayrıntılı biçimde zikrederek baskının boyutunu görünür hâle getirir. Kur’an, mağduriyetin ağırlığını soyut ifadelerin arkasına saklamaz.

Savunmasız insanları hedef almak güç göstergesi değil, zulmün derinliğidir.

9️⃣ “Kadınlarınızı Sağ Bırakıyorlardı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “yestahyûne nisâekum”, yani kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı denilir. Bu ifade ilk bakışta olumlu gibi görünebilir; fakat cümlenin bütünü bunun zulüm düzeninin bir parçası olduğunu gösterir.

Erkek çocukların öldürüldüğü, ailelerin parçalandığı ve toplumun ağır baskı altında tutulduğu bir ortamda kadınların sağ bırakılması, bütün toplumun özgür olduğu anlamına gelmez. Tefsirlerde bunun baskı düzeninin amaçlarıyla ilişkili çeşitli açıklamaları vardır.

Bu nedenle “kadınları öldürmediler, demek merhametliydiler” gibi bir sonuç çıkarılamaz. Zulmün bazı insanları öldürmeyip hayatta bırakması, zulmü merhamete dönüştürmez.

🔟 Ayet Kadınların Yaşadığı Acıyı Küçümsüyor mu ❓​

Hayır. Kadınların sağ bırakılması onların güvende veya özgür olduğu anlamına gelmez. Eşlerini, çocuklarını veya aile üyelerini kaybetmek, baskı altında yaşamak ve sürekli korku içinde bulunmak da son derece ağır bir acıdır.

Metnin vurgusu, erkek çocukların özel olarak öldürülmesi ve kadınların başka bir baskı koşulunda hayatta bırakılmasıdır. Mağduriyet yalnız öldürülen kişiye ait değildir; geride bırakılan insanlar da travmanın taşıyıcılarıdır.

Bu yüzden tarihsel zulmü değerlendirirken yalnız ölüm sayılarına değil, hayatta kalanların yaşadığı psikolojik ve toplumsal yıkıma da dikkat etmek gerekir.

1️⃣1️⃣ “Bunda Rabbinizden Büyük Bir Belâ Vardı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm” denilir. “Belâ” kelimesi sınama, imtihan ve denenme anlam alanına sahiptir.

Tefsirlerde ifadenin özellikle Firavun’un ağır zulmüne, bazı açıklamalarda ise Allah’ın onları kurtarmasıyla karşılaştıkları nimet sınavına işaret ettiği yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır. Çünkü Kur’an dilinde insan hem sıkıntıyla hem nimetle sınanabilir.

Bu nedenle ayeti “Allah zulmü sevdi veya Firavun’un yaptığını onayladı” şeklinde anlamak kesinlikle doğru değildir.

1️⃣2️⃣ “İmtihan” Demek Zulmü Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır. Bir olayın insan için imtihan olması, o zulmü yapan kişinin masum olduğu anlamına gelmez. Zalimin zulmü kendi ahlaki sorumluluğudur.

Bir insan saldırıya uğradığında onun sabır, direnç veya tercih bakımından sınanması mümkündür; fakat saldırgan yine yaptığı saldırıdan sorumludur. “İmtihan” kavramı failin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bu yüzden mağdura “Bu senin imtihanın, ses çıkarma” demek Kur’anî sabır anlayışını yanlış kullanmak olabilir. İnsan hakkını arayabilir, yardım isteyebilir ve zulme karşı meşru biçimde mücadele edebilir.

1️⃣3️⃣ Firavun’un Zulmü Allah’ın İradesiyle Olduysa Firavun Neden Sorumludur ❓​

Kur’an, Allah’ın evren üzerindeki hükümranlığını kabul ederken insanların gerçek eylem ve sorumluluklarını da açık biçimde kabul eder. Allah’ın bir davranışın gerçekleşmesine yaratılış düzeninde izin vermesi, o davranıştan razı olduğu anlamına gelmez.

Firavun emir verir, baskı kurar ve kendi tercihlerinde bulunur. Bu yüzden ahlaki sorumluluğu vardır. İlahi kader düşüncesi zalime “Ben mecburdum” diye kaçış yolu sağlamaz.

İzin vermek ile onaylamak aynı şey değildir.

1️⃣4️⃣ Mağdurlar Yaşadıkları Zulmü Hak Ettikleri İçin mi Bu İmtihanla Karşılaştılar ❓​

Hayır. Ayetten böyle bir sonuç çıkarılamaz. İsrailoğullarının Firavun zulmüne uğraması, çocukların kendi günahları nedeniyle öldürüldüğü anlamına gelmez.

Dünyadaki her acıyı kişinin günahıyla açıklamak mağduru suçlamaya dönüşebilir. Masum bir çocuk veya baskı altındaki bir insan, başka insanların zulmünün mağduru olabilir.

Acı çekmek suçluluk kanıtı değildir. Kur’an’ın imtihan dili, mağdurları günahkâr ilan etmek için kullanılmamalıdır.

1️⃣5️⃣ Kurtuluş Allah’ın Nimeti ise Hz. Musa’nın Mücadelesi Önemsiz mi Oluyor ❓​

Hayır. Allah’ın kurtuluşun nihai sahibi olması, Hz. Musa’nın çabasını anlamsızlaştırmaz. Musa Firavun’a gider, tebliğ eder, kavmini yönlendirir ve Allah’ın emrettiği sebeplere başvurur.

Bu, Kur’an’daki ilahî yardım ile insan çabasının birlikte bulunmasının güzel örneklerinden biridir. Allah’ın nimeti, insanın hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmez.

Tevekkülde olduğu gibi burada da ölçü aynıdır: İnsan görevini yapar; nihai sonucu Allah’tan bilir.

1️⃣6️⃣ Geçmiş Zulümleri Hatırlamak Yeni Nefret Üretmek İçin midir ❓​

Hayır. Tarihsel zulmü hatırlamanın amacı yeni kuşaklara sınırsız intikam duygusu miras bırakmak değildir. Asıl amaç zulmün nasıl başladığını, neye dönüştüğünü ve tekrar etmemesi için hangi ahlaki derslerin çıkarılması gerektiğini anlamaktır.

Bir halk geçmişte mağdur edilmiş olabilir; fakat bu geçmiş mağduriyet, sonraki kuşaklara başkalarına zulmetme hakkı vermez. Mağduriyet ahlaki dokunulmazlık üretmez.

Geçmiş acıyı doğru hatırlamak, “Bize yapıldı, biz de yapabiliriz” değil; “Bize yapılanın hiç kimseye yapılmaması gerekir” sonucuna götürmelidir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayetin Bugünkü Toplumlara Verdiği En Önemli Derslerden Biri Nedir ❓​

Toplumların özgürlüğün değerini unutmamasıdır. Baskı altında yaşayan bir toplum özgürlüğe kavuştuğunda, zamanla geçmişte yaşananları uzak bir hikâye gibi görmeye başlayabilir.

Bu unutma, yeni otoriterlik biçimlerine karşı duyarlılığı azaltabilir. Kur’an’ın “Allah’ın nimetini hatırlayın” sözü yalnız geçmişe minnet değil, bugünkü sorumluluğa da çağrıdır.

Özgürlüğün şükrü, başkasının özgürlüğünü de koruyabilmektir.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 5 ve 6. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 5. ayette Hz. Musa’ya “Onlara Allah’ın günlerini hatırlat” denilmişti. 6. ayet bu “günler”den birinin nasıl hatırlatıldığını gösterir: Firavun zulmünden kurtuluş.

Böylece “Allah’ın günleri” kavramının uğurlu-uğursuz takvim olmadığı daha da belirginleşir. Burada tarihsel bir kurtuluş, nimet ve büyük imtihan hafızası vardır.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 7. ayette, bu hatırlatmanın ardından çok meşhur bir ilke gelecektir: “Rabbiniz şöyle bildirmişti: Eğer şükrederseniz elbette size artırırım; eğer nankörlük ederseniz şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” Bu ayeti ele alırken özellikle şükrün yalnız söz değil nimetleri doğru kullanmak olduğu, “şükrederseniz artırırım” ifadesinin sınırsız para ve servet garantisi olmadığı, şükrün bir zenginleşme formülüne dönüştürülemeyeceği, nankörlüğün yalnız teşekkür kelimesini söylememek olmadığı ve ağır azap uyarısının insanlara şiddet uygulama izni vermediği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 6. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 6. ayet, bir toplumun özgürlük hafızasını şükür bilinciyle birbirine bağlar. İsrailoğullarına yalnız kurtuldukları söylenmez; neyin içinden kurtuldukları ayrıntılı biçimde hatırlatılır. Çünkü nimet, insan çoğu zaman yokluğunu yaşamışsa daha iyi fark edilir. Can güvenliği, aile bütünlüğü ve zulümden uzak yaşamak sıradan görülebilir; fakat bunlar kaybedildiğinde ne kadar büyük nimet oldukları anlaşılır.

Firavun örneği aynı zamanda siyasi gücün ahlaki değerle eşit olmadığını gösterir. Firavun güçlüdür, emir verebilmektedir ve sistem onun talimatlarını uygulamaktadır; fakat Kur’an onu gücünden dolayı haklı ilan etmez. Tam tersine, gücün masum insanlara karşı kullanılması zulmü daha da ağırlaştırır. Böylece ayet bize çok temel bir ilke öğretir: Bir devletin veya liderin bir şeyi yapabilecek güce sahip olması, onu yapmaya ahlaken hakkı olduğu anlamına gelmez.

Erkek çocukların öldürülmesinin açıkça anılması, özellikle savunmasız insanların korunması açısından son derece güçlüdür. Çocuklar yetişkinlerin siyasi çatışmalarının bedelini ödemek zorunda değildir. Hiçbir çocuğa ailesinin, halkının, etnik kökeninin veya toplumunun eylemleri yüklenemez. Topluca suçluluk üretmek, masumu failin yerine koymak demektir ve Kur’an’ın bireysel sorumluluk anlayışıyla bağdaşmaz.

Kadınların sağ bırakılması da zulmün daha hafif olduğu anlamına gelmez. Hayatta kalan kişi özgür, güvende ve yaralanmamış olmayabilir. Bir anne çocuğunu kaybedebilir, bir kadın ailesinin parçalanmasına tanık olabilir veya baskı düzeni altında yaşamaya devam edebilir. Bu nedenle tarihsel acıları yalnız ölenlerle ölçmek yetersizdir. Hayatta kalmak, yaşanan travmanın yok olduğu anlamına gelmez.

Ayetin “Bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı” sözü ise özellikle dikkatli kullanılmalıdır. İmtihan kavramı mağduru susturma aracı değildir. Zulme uğrayan kişiye “Bu Allah’ın imtihanı, şikâyet etme” diyerek zalime karşı mücadeleyi engellemek doğru olmaz. Hz. Musa’nın kendisi bu baskı karşısında harekete geçen peygamberdir. Sabır, Firavun’a boyun eğmek değil; Firavun karşısında doğruluğu kaybetmeden mücadele edebilmek olabilir.

Aynı şekilde “imtihan” zalimin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Allah insanın yaşadığı olaylardan ahlaki bir sınanma çıkarabilir; fakat zulmü gerçekleştiren kişi yine seçimlerinden sorumludur. Allah’ın bir kötülüğün gerçekleşmesine izin vermesi, kötülüğü sevdiği veya emrettiği anlamına gelmez. Bu ayrım korunmadığında kader anlayışı zalimin mazeretine, mağdurun ise suçlanmasına dönüşebilir.

Hz. Musa’nın “Allah’ın nimetini hatırlayın” sözü kurtuluştan sonraki sorumluluğu da gündeme getirir. Geçmişte zulme uğramış olmak, bugün başkasına zulmetme hakkı vermez. Tam tersine geçmiş acıyı bilen bir toplumun başka insanların acısına karşı daha duyarlı olması beklenir. Gerçek tarih bilinci intikamı nesilden nesile taşımak değil, zulmün yeniden üretilmesini engellemektir.

Bu yönüyle ayet, toplumsal hafızanın nasıl korunması gerektiğini de öğretir. Geçmişi unutmak tehlikelidir; fakat geçmişi yalnız düşmanlık üretmek için kullanmak da tehlikelidir. Sağlıklı hafıza kurbanları unutmadan, zalimin yöntemlerini tanıyarak ve aynı yöntemlerin başka insanlara uygulanmasını reddederek yaşatılır. Tarih bize yalnız kimin ne yaptığını değil, bizim bugün ne yapmamamız gerektiğini de öğretmelidir.

İbrâhîm Suresi 6. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Özgürlüğünü sıradan sanma; geçmişteki zulmü unutma ama onu yeni zulümlerin bahanesine de dönüştürme. Çocukları ve diğer masumları toplu suçlulukla hedef hâline getirme. “İmtihan” diyerek mağduru suçlama veya zalimi aklama. Allah’ın kurtuluş nimetini kabul ederken insanın mücadele ve sorumluluğunu yok sayma. Geçmiş mağduriyetten kalıcı üstünlük veya dokunulmazlık üretme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Zulüm altında geçen günleri hatırlamanın gerçek amacı, kurtuluş nimetine şükretmek ve bir daha hiçbir insanın aynı zulme uğramaması için adaleti korumaktır.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 7. ayette, Kur’an’ın en çok bilinen şükür ifadelerinden biri gelecektir: “Rabbiniz şöyle bildirmişti: Eğer şükrederseniz elbette size artırırım; eğer nankörlük ederseniz şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” Bu ayeti ele alırken özellikle şükrün yalnız “Elhamdülillah” demek olmadığı, nimetin doğru kullanılmasıyla tamamlandığı, “artırırım” vaadinin herkes için otomatik para, sağlık veya servet artışı şeklinde yorumlanamayacağı, şükrün bir zenginlik manifestasyonu veya mekanik başarı formülü olmadığı, insanın şükredip yine de dünyada zorluk yaşayabileceği ve nankörlük kavramının Allah’ın nimetini bilinçli biçimde tanımama ve kötü kullanma yönlerinin üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 6. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Özgürlük ve güven içinde yaşarken bunların ne kadar büyük nimetler olduğunu gerçekten hatırlıyor muyuz? Geçmişte bize yapılan bir haksızlığı bugün başkasına yaptığımızda hâlâ mağduriyetimizi mazeret olarak mı kullanıyoruz? Acı çeken insana yardım etmek yerine “Bu senin imtihanın” diyerek onu yalnız mı bırakıyoruz? Bir toplumun çocuklarını yetişkinlerin eylemlerinden sorumlu tutuyor muyuz? Geçmişteki zulümleri yeni nefretler üretmek için mi, yoksa gelecekte aynı zulmü önlemek için mi hatırlıyoruz? Ve en önemlisi, Allah’ın bize verdiği kurtuluş ve güven nimetinin şükrünü başkalarının güvenliğini de koruyarak gösterebiliyor muyuz?

“İbrâhîm 6, ‘Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı. Onlar size azabın en kötüsünü uyguluyor, oğullarınızı boğazlıyor ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı’ buyurarak zulümden kurtuluşun büyük bir nimet olduğunu hatırlatır. İmtihan kavramı zulmü meşrulaştırmaz, zalimin sorumluluğunu kaldırmaz ve mağduru suçlu hâle getirmez. Geçmiş acıları hatırlamak da yeni intikamlar üretmek için değil, aynı zulmün tekrarını önlemek için anlamlıdır. Ayetin büyük dersi şudur: Kurtuluş nimetinin gerçek şükrü, geçmişte sana yapılan haksızlığı unutmamak ve o haksızlığı başka insanlara yapmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt