📖 Ra‘d Suresi 43. Ayette “İnkâr Edenler ‘Sen Gönderilmiş Bir Peygamber Değilsin’ Diyorlar; De ki: Benimle Sizin Aranızda Şahit Olarak Allah ve Kitabı

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,421
2,736,288
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Ra‘d Suresi 43. Ayette “İnkâr Edenler ‘Sen Gönderilmiş Bir Peygamber Değilsin’ Diyorlar; De ki: Benimle Sizin Aranızda Şahit Olarak Allah ve Kitabın Bilgisine Sahip Olan Yeter” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Ra‘d Suresi 42. ayette önceki toplumların da planlar kurduğu, fakat bütün planların Allah’ın kuşatıcı bilgisi ve hükmü altında bulunduğu, Allah’ın her nefsin ne kazandığını bildiği ve sonunda güzel akıbetin kime ait olduğunun ortaya çıkacağı bildirilmişti. Sûrenin son ayeti olan 43. ayette ise tartışma doğrudan Hz. Muhammed’in peygamberliğine gelir: ‘İnkâr edenler, “Sen gönderilmiş bir peygamber değilsin” diyorlar. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitab’ın bilgisi bulunan kimse yeter.’ Ayet, peygamberliğin insanların alkışına veya çoğunluğun onayına bağlı olmadığını hatırlatır. Bununla birlikte ‘Kitab’ın bilgisine sahip olan’ ifadesinin kim veya kimler olduğu konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar vardır; ifadeyi kesin biçimde tek bir tarihsel kişiye hapsetmek ihtiyatlı değildir. Ayetin merkezindeki mesaj açıktır: Peygamberliğin kaynağı Allah’tır, vahiy önceki ilahî bilgi çizgisiyle bütünüyle kopuk değildir ve insanların reddedişi hakikati otomatik olarak geçersiz kılmaz.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Ra‘d Suresi 43. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “İnkâr edenler, ‘Sen gönderilmiş bir peygamber değilsin’ diyorlar. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitab’ın bilgisi bulunan kimse yeter.” Ayetin Arapçası ise “Ve yekûlullezîne keferû leste murselâ. Kul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum ve men indehû ilmu’l-kitâb.” şeklindedir.

Ra‘d Suresi bu ayetle sona erer. Sûrenin başında vahyin hak olduğu vurgulanmış, ortalarında tevhid, hidayet, Allah’ın kudreti, dua, tevekkül, insan sorumluluğu ve ahiret işlenmişti. Son ayette ise bütün bu mesajların taşıyıcısı olan Hz. Muhammed’in gerçekten Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olup olmadığı konusundaki itiraza cevap verilir.

Böylece sûrenin başlangıcı ile sonu birbirine bağlanır: Vahyin kaynağı Allah’tır ve peygamberlik de Allah’ın gönderme fiiline dayanır.

2️⃣ “Sen Gönderilmiş Bir Peygamber Değilsin” İtirazı Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette inkâr edenlerin Hz. Muhammed’e “leste murselâ”, yani “Sen gönderilmiş bir elçi değilsin” dedikleri belirtilir. Bu, yalnız onun söylediklerinin bazı ayrıntılarını reddetmek değil, peygamberlik görevinin kaynağını bütünüyle inkâr etmek anlamına gelir.

Hz. Muhammed’e yöneltilen itirazların merkezinde çoğu zaman “Neden sen?”, “Gerçekten Allah mı gönderdi?”, “Bunu kendin mi söylüyorsun?” gibi sorular bulunuyordu. Ra‘d 43 bu tartışmaya sûrenin son sözü olarak karşılık verir.

Ayet, peygamberin kendisini ilahlaştırmasına değil, görevinin Allah tarafından verilmiş olduğunu ilan etmesine dayanır.

3️⃣ Bir Peygamberin Reddedilmesi Onun Peygamber Olmadığını Gösterir mi ❓​

Hayır. İnsanların kabulü veya reddi, bir iddianın doğruluğunu tek başına belirlemez. Tarihte haklı insanların reddedildiği gibi yanlış fikirlerin büyük kitleler tarafından benimsendiği de olmuştur.

Bu nedenle çoğunluk = hakikat şeklinde bir denklem kurulamaz. Ancak bunun tersi de doğru değildir: Azınlıkta olmak veya reddedilmek bir insanı otomatik olarak haklı yapmaz.

Ölçü, iddianın delili, tutarlılığı ve kaynağıdır. Kur’an da Hz. Muhammed’in peygamberliğini yalnız “Bana inanın” sözüne bırakmaz; vahyin içeriği, peygamberlik zinciri ve çeşitli deliller üzerinden ortaya koyar.

4️⃣ Peygamberlik Popüler Oylamayla mı Belirlenir ❓​

Hayır. Peygamberlik, bir toplumun seçimle verdiği makam değildir. İnsanlar bir kişiyi yönetici veya temsilci seçebilir; fakat peygamberi Allah gönderir.

Bu nedenle Hz. Muhammed’in peygamberliğinin hakikati, Mekke toplumunun çoğunluğunun onu ilk anda kabul edip etmemesine bağlı değildir.

Ancak bu gerçek de “Ben Allah tarafından seçildim” diyen herkesin iddiasını sorgusuz kabul etmek anlamına gelmez. Peygamberlik iddiası son derece büyük bir iddiadır ve delil gerektirir.

5️⃣ “Allah Şahit Olarak Yeter” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Hz. Peygamber’e “Kul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum”, yani “De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter” denilir.

Buradaki şahitlik, Allah’ın Hz. Muhammed’in görevini, vahyin kaynağını ve tarafların gerçek tavırlarını eksiksiz bilmesi anlamına gelir. Allah’ın bilgisi insanların tahminlerine, söylentilerine veya eksik gözlemlerine bağlı değildir.

Bu nedenle peygamber, insanların bütün ithamları karşısında nihai olarak Allah’ın bilgisine ve hükmüne dayanır.

6️⃣ Allah’ın Şahitliği Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

İnsan şahitliği, bir olayı görüp daha sonra başkalarına anlatmak şeklinde gerçekleşebilir. Allah’ın şahitliği ise böyle bir bilgi edinme sürecine benzemez.

Allah olayı sonradan öğrenmez; başından sonuna kuşatıcı biçimde bilir. Bu nedenle ilahî şahitlik, eksik bilgiyi tamamlamak için yapılan insan gözleminden farklıdır.

Ayet Allah’ı gökyüzünde olayları kamerayla izleyen fiziksel bir gözlemci gibi tasavvur etmemizi gerektirmez. Allah’ın bilgisi yaratılmışların görme ve öğrenme biçimine indirgenemez.

7️⃣ “Allah Şahittir” Demek İnsan Mahkemelerinde Delil Yerine Geçer mi ❓​

Hayır. Bir insan “Allah benim doğru söylediğimi biliyor” diyebilir; fakat bu, insan mahkemesinde delil sunma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

Dünya hukukunda insanlar belge, tanık, maddi bulgu ve usule göre karar verir. Çünkü insanlar Allah gibi bütün gerçeği doğrudan bilemezler.

Dolayısıyla ilahî şahitlik ile beşerî ispat yöntemi birbirine karıştırılmamalıdır. Allah’ın her şeyi bilmesi, bizim delilsiz biçimde suçlama yapmamıza izin vermez.

8️⃣ Allah’ın Şahit Olması İnsanları Sürekli Gözetleme Yetkisi Verir mi ❓​

Hayır. Allah’ın bütün insanları bilmesi ile insanların birbirlerinin özel hayatlarını araştırması aynı şey değildir.

Bir insan “Allah zaten biliyor, ben de telefonunu, mesajlarını veya özel hayatını araştırabilirim” diyemez. İnsanların mahremiyet hakkı vardır ve meşru hukukî gerekçe bulunmadan özel hayata müdahale doğru değildir.

Allah’ın bilgisi bizim merakımızı kutsallaştırmaz. İlahi omniscience, insan gözetiminin sınırsızlaştırılması için gerekçe değildir.

9️⃣ “Kitabın Bilgisine Sahip Olan” Kimdir ❓​

Ayetin sonundaki “ve men indehû ilmu’l-kitâb”, yani “yanında Kitab’ın bilgisi bulunan kimse” ifadesinin kim veya kimleri anlattığı konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmaktadır.

Bazı açıklamalar bunu önceki ilahî kitapların bilgisine sahip ve Hz. Muhammed’in getirdiği mesajla önceki vahiyler arasındaki ilişkiyi fark eden ilim sahipleriyle ilişkilendirir. Bazı tefsirlerde belirli kişiler üzerinde de durulmuştur.

Ancak ayeti tek bir kişiye kesin biçimde hapsetmek zorunlu değildir. İfadenin daha genel biçimde önceki vahiy bilgisine sahip kimseleri kapsadığı yönündeki açıklamalar da güçlü bir tefsir çizgisidir.

🔟 Ayette Belirli Bir Kişi mi Kastediliyor ❓​

Tefsir literatüründe çeşitli isimler zikredilmiş olsa da bu konuda tek ve tartışmasız bir açıklama bulunduğunu söylemek doğru değildir.

Özellikle sûrenin iniş bağlamı ve farklı rivayetler değerlendirildiğinde, belirli bir kişiyi kesinlikle “Ayet yalnız onu anlatıyor” diye belirlemek dikkat gerektirir.

Daha güvenli olan, ayetin açık lafzını korumaktır: Kitabın bilgisine sahip olan kimselerin şahitliği, peygamberlik mesajının önceki vahiy geleneğiyle ilişkisini destekleyen bir unsur olarak zikredilmektedir.

1️⃣1️⃣ “Kitab” Burada Hangi Kitaptır ❓​

Tefsirlerde buradaki “Kitab” kelimesinin önceki ilahî vahiylerle ve özellikle Ehl-i kitabın sahip olduğu vahiy bilgisiyle ilişkili olduğu açıklanmıştır. Ayetin bağlamında bu yorum anlamlıdır.

Ama bundan tarih boyunca mevcut olmuş her dinî metnin her kelimesinin ve her yorumunun Kur’an tarafından bütünüyle tasdik edildiği sonucu çıkarılamaz. Kur’an önceki vahiylerin ilahî kökenini kabul ederken bazı tarihsel yorum ve inançları da eleştirir.

Bu nedenle vahyin aslı ile insan eliyle oluşan yorum geleneğini ayırmak yine önemlidir.

1️⃣2️⃣ Önceki Kitapları Bilenlerin Şahitliği Neden Önemlidir ❓​

Hz. Muhammed’in getirdiği mesaj tamamen tarih dışı ve hiçbir önceki vahiy geleneğiyle bağı olmayan bir iddia olarak sunulmaz. Kur’an kendisini İbrahim, Musa, İsa ve diğer peygamberlerin tevhid çizgisiyle bağlantılı görür.

Önceki vahiy geleneğini bilen bir insan, tevhid, peygamberlik, hesap ve ahlaki sorumluluk gibi ortak temaları fark edebilir.

Bu yüzden ayette Kitab’ın bilgisine sahip kimselerin şahitliği, vahyin tarihsel sürekliliğini düşündüren önemli bir unsur olarak yer alır.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet Bütün Ehl-i Kitabın Hz. Muhammed’i Kabul Ettiğini mi Söyler ❓​

Hayır. Zaten bir önceki ayet olan Ra‘d 36’da kendilerine kitap verilenlerden Kur’an’a sevinenlerin bulunduğu, bazı grupların ise onun bir kısmını reddettiği belirtilmişti.

Dolayısıyla Kur’an Ehl-i kitabı tek bir davranış kalıbına sokmaz. Kabul eden, kısmen kabul eden veya reddeden farklı insanlar ve gruplar bulunabilir.

Bu nedenle “Bütün Yahudiler şöyle düşünür” veya “Bütün Hristiyanlar böyle davranır” türündeki toptancı yargılar Kur’an’ın kendi ayrımlı dilini yansıtmaz.

1️⃣4️⃣ Kitap Bilgisine Sahip Olmak İnsanları Yanılmaz Yapar mı ❓​

Hayır. Bir insan kutsal metinler konusunda çok bilgili olabilir ama yine de yorumunda hata yapabilir. Bilgi ile yanılmazlık aynı şey değildir.

Âlimlerin bilgisi değerlidir ve ciddi biçimde dikkate alınmalıdır; fakat hiçbir sıradan insanın bilgisi Allah’ın bilgisiyle aynı seviyeye çıkarılamaz.

Bir kişinin “Ben kitabı biliyorum, dolayısıyla benim bütün yorumlarım tartışılmazdır” demesi, ilmî otoriteyi vahiy düzeyine yükseltmek olur.

1️⃣5️⃣ Bir Din Âliminin Sözü Vahyin Kendisi midir ❓​

Hayır. Âlim vahyi anlamaya çalışır; fakat onun açıklaması beşerî yorumdur. Çok güçlü delillere dayanabilir, asırlardır kabul edilmiş olabilir ve büyük ilmî değere sahip bulunabilir; yine de vahyin kendisi değildir.

Bu ayrım dinî düşüncenin sağlıklı kalması açısından son derece önemlidir. Kur’an’a itiraz etmek ile bir müfessirin Kur’an yorumuna itiraz etmek aynı şey değildir.

Bilgili insanlara saygı göstermek gerekir; fakat saygı yanılmazlık inancına dönüşmemelidir.

1️⃣6️⃣ Ayetin Peygamberlik Delili Açısından Mesajı Nedir ❓​

Ra‘d 43, Hz. Muhammed’in peygamberlik iddiasını iki büyük şahitlik ekseninde kapatır: Allah’ın şahitliği ve Kitab’ın bilgisine sahip olanların şahitliği.

Allah’ın şahitliği nihai ve mutlak olandır. Kitap bilgisine sahip insanların tanıklığı ise vahyin önceki peygamberlik geleneğiyle bağlantısına ilişkin beşerî bilgi düzeyinde destekleyici bir boyut taşır.

Böylece peygamberlik ne yalnız kişisel karizmaya ne de toplumun çoğunluk onayına dayanır. Merkezde vahiy ve Allah’ın gönderme iradesi vardır.

1️⃣7️⃣ İnsanların “Sen Peygamber Değilsin” Demesi Hz. Muhammed’i Neden Vazgeçirmedi ❓​

Çünkü peygamberin görevi insanların anlık kabulüne göre belirlenmemiştir. Ra‘d 40’ta “Senin görevin tebliğdir; hesap bize aittir” denilmişti.

Hz. Muhammed insanların reddedişi nedeniyle vahyi değiştirmek veya peygamberlik görevini bırakmakla görevlendirilmemiştir. Onun sorumluluğu mesajı ulaştırmak ve Allah’a sadık kalmaktır.

Bu bize de önemli bir ölçü verir: İnsanların alkışı hakikatin tek ölçüsü olmadığı gibi, insanların reddedişi de hakikatin otomatik olarak yanlış olduğunu göstermez.

1️⃣8️⃣ Ra‘d Suresi Bu Ayetle Nasıl Tamamlanıyor ❓​

Ra‘d Suresi’nin ilk ayetinde “Bunlar Kitab’ın ayetleridir; sana Rabbinden indirilen haktır” anlamındaki vurgu vardı. Son ayette ise inkârcıların “Sen peygamber değilsin” itirazına karşı Allah’ın şahitliği hatırlatılır.

Sûre böylece başından sonuna kadar vahiy ile peygamberlik arasındaki bağı korur. Arada gökler ve yer, tabiat, hidayet, dua, Rahmân, tevekkül, salih amel, takvâ, tarih, ilahî bilgi, insan planları ve hesap gibi çok geniş meseleler işlenmiş; sonunda tekrar vahyin taşıyıcısının elçilik görevi merkeze alınmıştır.

Bir sonraki sûre olan İbrâhîm Suresi 1. ayet, “Elif Lâm Râ. Bu, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye layık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır” anlamındaki güçlü ifadeyle başlayacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle “Elif Lâm Râ” harflerinin kesin anlamının bilinmediği, bunlardan gizli şifre veya kıyamet tarihi çıkarılamayacağı, “karanlıklardan aydınlığa” ifadesinin ahlaki ve manevi bir metafor olduğu ve insan ten rengiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığı, peygamberin hidayete vesile olduğu fakat hidayetin nihai olarak Allah’ın iznine bağlı bulunduğu ve Kur’an’ın insanları fiziksel değil manevi bir karanlıktan çıkarmayı amaçlayan rehberlik yönü üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Ra‘d Suresi 43. Ayetin Ana Mesajı ve Ra‘d Suresi’nin Genel Özeti Nedir ❓​

Ra‘d Suresi’nin son ayeti, bütün sûrenin başından beri devam eden tartışmayı peygamberlik meselesinde sonlandırır. İnkâr edenler “Sen gönderilmiş bir peygamber değilsin” demektedir; Hz. Muhammed’e ise nihai olarak Allah’ın şahitliğine dayanması öğretilir. Bu, peygamberliğin insan topluluklarının alkışına, siyasi güce veya çoğunluk kararına bağlı olmadığını gösterir. Allah gönderiyorsa elçilik gerçektir; insanların bunu kabul edip etmemesi ayrı bir sorumluluk alanıdır.

Bununla birlikte ayet, kör bir “Sadece inan, hiç düşünme” yaklaşımı da kurmaz. “Kitab’ın bilgisine sahip olan” kimselerin şahitliğinin anılması, peygamberlik mesajının önceki vahiy geleneği ve bilgi birikimi içinde de değerlendirilebileceğini gösterir. Kur’an kendisini tarihsiz ve bağlantısız bir iddia olarak sunmaz; önceki peygamberlerle aynı tevhid çizgisinin devamı olarak konumlandırır. Bu nedenle vahyi anlamak hem metnin kendi iç bütünlüğünü hem de peygamberlik tarihini dikkate almayı gerektirir.

Ancak “Kitab’ın bilgisine sahip olan” ifadesi üzerinden yeni bir yanılmaz insan otoritesi üretmek de ayetin mesajını bozar. Tefsirlerde bu kişinin veya kişilerin kim olduğu konusunda farklı açıklamalar bulunması zaten insan yorumunun çeşitliliğini gösterir. Bir âlim, kutsal metin konusunda çok bilgili olabilir; fakat yine de insandır. Vahyin bilgisine sahip olmak, Allah’ın bilgisine sahip olmak değildir. Dinî ilim, insanı tevazuya götürmelidir; kendisini Allah adına sorgulanamaz ilan etmeye değil.

Ayetin “Allah şahit olarak yeter” cümlesi de yanlış kullanılmamalıdır. Allah gerçekten her şeyi bilir; fakat bu gerçek insan hukukunda delili, soruşturmayı ve adil yargılamayı kaldırmaz. Bir kişinin “Allah benim haklı olduğumu biliyor” demesi onun iddiasını otomatik olarak hukukî gerçek yapmaz. Aynı şekilde Allah’ın her şeyi bilmesi, insanların birbirlerini gözetleme hakkı kazandığı anlamına gelmez. İlahî bilgi mutlak, insan bilgisi sınırlıdır. İman bu farkı silmek değil, kabul etmektir.

Ra‘d Suresi’nin tamamına baktığımızda bu sınırlılık bilinci birçok yerde karşımıza çıkar. İnsan gökleri ve yeri gözlemler ama Kur’an’ı zorla fizik kitabına çevirmemelidir; dua eder ama Allah’ı kendi arzularına mecbur bırakamaz; plan yapar ama planını mutlaklaştırmamalıdır; tevekkül eder ama tedbiri terk etmemelidir; hidayeti Allah’tan bilir ama kendi sorumluluğunu yok saymamalıdır. İnsan güçlüdür ama mutlak değildir; bilir ama her şeyi bilmez; seçer ama varlığın sahibi değildir.

Sûre aynı zamanda dinî hayatın yalnız korkudan ibaret olmadığını güçlü biçimde göstermiştir. Rahmân, kalplerin Allah’ın zikriyle huzur bulması, iman ve salih amel sahipleri için “tûbâ”, takvâ sahipleri için sürekli nimet ve cennet gibi temalar rahmet ve umut boyutunu ortaya koyarken; hesap, azap ve insanın yaptıklarından sorumlu oluşu adalet boyutunu hatırlatmıştır. Rahmet adaleti ortadan kaldırmaz, adalet de rahmeti anlamsızlaştırmaz. Kur’an’ın insanı çağırdığı denge tam da bu iki boyutu birlikte taşıyabilmektir.

Ra‘d Suresi boyunca tevhid sürekli merkezdedir. Güneş, ay, gökler, yeryüzü, yağmur, yıldırım, tarih, dua, hidayet, peygamberlik ve ahiret konuşulurken dönüp dolaşıp aynı temel gerçeğe gelinir: Mutlak Rab Allah’tır. Bu yüzden insanlardan yardım almak şirk değildir; fakat insanları mutlaklaştırmak tevhidle bağdaşmaz. Peygamber sevilir ama ilahlaştırılmaz; âlimden öğrenilir ama yanılmaz kabul edilmez; sebepler kullanılır ama mutlak güç sahibi yapılmaz. Tevhid, sebepleri yok etmek değil, hiçbir sebebi Allah’ın yerine koymamaktır.

Ra‘d Suresi’nin başından sonuna uzanan bir başka ana çizgi de insanın seçim ve sorumluluğudur. Allah’ın hidayet vermesi insanı iradesiz bir nesneye dönüştürmez; Allah’ın kaderi de insanın haksızlığına mazeret olmaz. “Allah bir toplum kendilerindekini değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez” mesajından, tevekkül ve tebliğe, oradan Allah’ın her nefsin ne kazandığını bilmesine kadar insan sürekli sorumlu bir varlık olarak ele alınır. Aynı zamanda insanın kontrolünün bir sınırı vardır. Sonuçlar, nihai hesap ve kalplerin tam bilgisi Allah’a aittir.

Ra‘d Suresi 43. ayet ve sûrenin bütünü bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hakikati çoğunluğun alkışına teslim etme ama azınlıkta olmayı da doğruluk belgesi sanma. Peygamberi sev fakat onu Allah’ın yerine koyma. Âlimlerden öğren fakat insan yorumunu vahiy hâline getirme. Allah’ın her şeyi bildiğine inan fakat bu inancı başkalarının mahremiyetini ihlal etmek veya delilsiz suçlamak için kullanma. Plan yap, çalış, tedbir al ve dua et; fakat bunları mutlaklaştırma. Hidayeti Allah’tan bil ama kendi sorumluluğundan kaçma. Çünkü Ra‘d Suresi’nin başından sonuna verdiği büyük mesaj şudur: Vahiy Allah’tandır, peygamber Allah’ın elçisidir, insan sorumludur, dünya geçicidir ve nihai hüküm yalnız Allah’a aittir.”

Bir sonraki ayetle İbrâhîm Suresi’ne geçeceğiz. İbrâhîm Suresi 1. ayet şöyle başlayacaktır: “Elif Lâm Râ. Bu, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve her türlü övgüye layık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” Bu ayeti ele alırken özellikle hurûf-ı mukattaa olan “Elif Lâm Râ”nın kesin anlamının bilinmediği ve bunlardan gizli sayılar veya kıyamet tarihleri çıkarılamayacağı, karanlık ve aydınlık ifadelerinin ten rengiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığı, Kur’an’ın hidayet işlevi, Hz. Muhammed’in insanları kendi kişiliğine değil Allah’ın yoluna çağırması, “Rablerinin izniyle” ifadesinin peygamberi bağımsız hidayet sahibi yapmaması ve “Azîz-Hamîd” isimlerinin anlamı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Ra‘d Suresi’nin son ayetinin bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hakikate inanırken dayanağımız gerçekten ne? Bir düşünceyi çoğunluk söylediği için mi doğru kabul ediyoruz, yoksa delilini mi araştırıyoruz? Dinî bir âlimi bilgisine saygı göstermekle onun her yorumunu yanılmaz saymak arasındaki farkı koruyabiliyor muyuz? “Allah biliyor” derken kendi sınırlı bilgimizin farkında mıyız? Peygamber sevgimizi onun öğrettiği tevhid sınırları içinde mi yaşıyoruz? Ve bütün bu sûrenin ardından kendimize en temel soruyu sorabiliyor muyuz: Hayatımızın gerçek merkezi Allah mı, yoksa farkında olmadan güç, insan, makam, korku, arzu veya kendi benliğimizi mi O’nun yerine koyuyoruz?

“Ra‘d 43, ‘İnkâr edenler, “Sen gönderilmiş bir peygamber değilsin” diyorlar. De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve Kitab’ın bilgisine sahip olan kimse yeter’ buyurarak sûrenin vahiy ve peygamberlik çizgisini tamamlar. İnsanların reddetmesi peygamberliği geçersiz kılmaz; çoğunluğun kabulü de tek başına hakikat ölçüsü değildir. ‘Kitab’ın bilgisine sahip olan’ ifadesi hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar vardır ve bunu tek bir kişiye kesin biçimde hapsetmek doğru değildir. Allah’ın şahitliği ise insanlara sınırsız gözetleme veya delilsiz hüküm verme yetkisi sağlamaz. Ra‘d Suresi’nin büyük dersi şudur: Vahyin kaynağı Allah, peygamber onun elçisi, insan ise tercihinden sorumlu kuldur; nihai bilgi, hüküm ve hesap yalnız Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt