📖 Ra‘d Suresi 40. Ayette “Senin Görevin Yalnız Tebliğdir; Hesap Bize Aittir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Ra‘d Suresi 40. Ayette “Senin Görevin Yalnız Tebliğdir; Hesap Bize Aittir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,420
2,736,287
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Ra‘d Suresi 40. Ayette “Senin Görevin Yalnız Tebliğdir; Hesap Bize Aittir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Ra‘d Suresi 39. ayette Allah’ın dilediğini silip dilediğini sabit bıraktığı ve Ümmü’l-Kitâb’ın O’nun katında bulunduğu bildirilmişti. 40. ayet ise Hz. Muhammed’in görevinin sınırını son derece açık biçimde çizer: ‘Onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de seni vefat ettirsek de senin görevin yalnız tebliğdir; hesap ise bize aittir.’ Bu cümle peygamberlik anlayışı açısından temel bir ölçüdür. Hz. Muhammed hakikati insanlara ulaştırmakla görevlidir; insanların kalplerini zorla değiştirmek, bütün sonuçları kendi ömrü içinde görmek veya onların nihai hesabını üstlenmek onun görevi değildir. Ayet aynı zamanda başarıyı yalnız hemen alınan sonuçlarla ölçmemeyi öğretir. Bir peygamber bütün insanların iman ettiğini görmeden vefat edebilir; bu, tebliğinin değersiz olduğu anlamına gelmez. Görev insana, nihai hesap Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Ra‘d Suresi 40. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de seni vefat ettirsek de senin görevin yalnız tebliğdir; hesap ise bize aittir.” Ayetin Arapçası ise “Ve in mâ nuriyenneke ba‘dallezî ne‘iduhum ev neteveffeyenneke fe-innemâ aleyke’l-belâğu ve aleynâ’l-hisâb.” şeklindedir.

Ayet oldukça kısa olmasına rağmen peygamberlik, insan sorumluluğu, ilahî hesap ve sonuçların Allah’a bırakılması konusunda son derece geniş bir çerçeve kurar. Hz. Peygamber’e, insanlara yönelik ilahî vaadin bazı sonuçlarını dünyada görebileceği gibi bunları görmeden de vefat edebileceği hatırlatılır.

Ardından görev ile sonuç kesin biçimde ayrılır: “Senin üzerine düşen tebliğdir; hesap bize aittir.”

2️⃣ “Onlara Vaat Ettiğimiz Şeylerin Bir Kısmını Sana Göstersek…” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Hz. Peygamber’in, inkâr ve karşı koyuş içinde bulunanların karşılaşacağı bazı sonuçları kendi hayatı sırasında görebileceği ifade edilir. Bu sonuçların mahiyeti konusunda tefsirlerde tarihsel gelişmeler, yenilgiler ve çeşitli dünyevî karşılıklar üzerinden açıklamalar bulunmaktadır.

Ancak ayetin söylediği şey, peygamberin bütün ilahî vaatlerin gerçekleşmesini dünyada mutlaka göreceği değildir. Özellikle “bir kısmını” ifadesi bu açıdan dikkat çekicidir.

Allah’ın vaadinin doğruluğu, peygamberin bütün sonuçları kendi gözleriyle görmesine bağlı değildir. Hakikat, onu anlatan insanın ömründen daha uzun bir zaman çizgisinde sonuç verebilir.

3️⃣ Peygamber Bütün Mücadelesinin Sonucunu Görmek Zorunda mıdır ❓​

Hayır. Ayet tam tersine bunun zorunlu olmadığını bildirir. Hz. Muhammed’e, vaat edilen bazı şeyleri görebileceği gibi bunları görmeden önce vefat edebileceği söylenmektedir.

Bu son derece önemli bir mesajdır. İnsan bazen yaptığı doğru bir işin sonucunu mutlaka kendi ömründe görmek ister. Oysa bazı eğitimlerin, ahlaki mücadelelerin veya toplumsal dönüşümlerin etkisi yıllar sonra ortaya çıkabilir.

Bir işin sonucunu görememek, o işin değersiz olduğu anlamına gelmez.

4️⃣ “Ya da Seni Vefat Ettirsek” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ev neteveffeyenneke”, yani “yahut seni vefat ettirsek” denilir. Bu ifade Hz. Muhammed’in de bir insan olduğunu ve dünya hayatının onun için de sınırlı bulunduğunu açık biçimde hatırlatır.

Peygamberlik insanı ölümsüz yapmaz. Peygamber Allah’ın elçisidir; fakat yaratılmış bir kul olarak ölümü tadacaktır.

Bu gerçek peygambere saygıyı azaltmaz. Tam tersine onun görevini ilahlaştırmadan anlamamızı sağlar: Peygamber ebedî ilah değil, görevini tamamlayan Allah’ın kuludur.

5️⃣ Peygamberin Vefatı Mesajın Sona Ermesi Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Peygamber vefat eder fakat vahyin mesajı ve onun bıraktığı tebliğ devam edebilir. Bir öğretinin doğruluğu, onu ilk taşıyan kişinin biyolojik olarak hayatta kalmasına bağlı değildir.

Bu nedenle Hz. Muhammed’in vefatı, Allah’ın mesajının ortadan kalkması anlamına gelmez. İnsan gider; hakikat, onu koruyan ve taşıyan topluluklar içinde yaşamaya devam eder.

Ayet böylece peygamberi mesajla özdeşleştirirken bile mesajın kaynağının peygamberin kişisel varlığından daha büyük olduğunu gösterir.

6️⃣ “Senin Görevin Yalnız Tebliğdir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “fe-innemâ aleyke’l-belâğ”, yani “senin üzerine düşen yalnız tebliğdir” denilir. “Belâğ”, mesajı ulaştırmak, açıklamak ve muhatabına erişmesini sağlamak anlam alanına sahiptir.

Bu, peygamberin görevinin önemsiz veya pasif olduğu anlamına gelmez. Tebliğ, vahyi insanlara ulaştırmak, açıklamak, yaşamak ve örneklemek gibi büyük bir sorumluluğu içerir.

Fakat görevin sınırı vardır: Peygamber mesajı ulaştırır; insanların kalplerini zorla yönetmez.

7️⃣ Tebliğ Yalnız Kur’an Ayetlerini Sesli Okumak mıdır ❓​

Hayır. Kur’an’ın okunması tebliğin temel parçalarındandır; fakat peygamberlik görevi yalnız kelimeleri seslendirmekten ibaret değildir. İnsanların anlayacağı biçimde açıklama, sorularına cevap verme ve vahyin ahlaki karşılığını hayatta gösterme de bu sürecin içindedir.

Ancak tebliğ ne kadar kapsamlı olursa olsun insan iradesini ortadan kaldıran bir zorlamaya dönüşmez.

Tebliğin amacı yalnız sesin kulağa ulaşması değil, mesajın anlaşılabilir biçimde insana sunulmasıdır.

8️⃣ Bir İnsanı Zorla İman Ettirmek Tebliğ Sayılır mı ❓​

Hayır. Zorla söyletilen bir inanç cümlesi, bilinçli biçimde benimsenmiş imanla aynı değildir. İnsan korku veya baskı nedeniyle dışarıdan uyum gösterebilir; fakat kalbinin ne durumda olduğunu zor kullanan kişi belirleyemez.

Ra‘d 40’ın “Senin görevin tebliğdir” vurgusu, peygamberin insanların nihai tercihlerini kendi gücüyle üretmek zorunda olmadığını gösterir.

Bu nedenle tebliğ ile baskıyı birbirine karıştırmak, peygamberlik görevinin sınırını aşmaktır.

9️⃣ Peygamber İnsanların İman Etmemesinden Sorumlu mudur ❓​

Peygamber görevini gereği gibi yerine getirmişse, insanların her birinin yaptığı tercih onun kişisel başarısızlığı sayılmaz. İnsanlara mesajın ulaşması önemlidir; fakat kabul etmek veya reddetmek konusunda muhatapların da sorumluluğu vardır.

Bu, peygamberin insanların hidayetini önemsemediği anlamına gelmez. Onların iyiliğini ister, reddedişlerinden üzülür ve samimiyetle tebliğe devam eder.

Fakat başkasının iradesinin bütün sorumluluğunu kendi omuzlarında taşımak zorunda değildir.

🔟 Tebliğde Başarı Nasıl Ölçülmelidir ❓​

Dünyevî bakış çoğu zaman başarıyı sayılarla ölçer: Kaç kişi katıldı, ne kadar büyüdü, ne kadar görünür oldu? Kur’an’ın peygamberlik anlayışında ise sayısal sonuç tek başına doğruluk ölçüsü değildir.

Bir mesaj milyonlarca kişi tarafından benimsenebilir ve yanlış olabilir; az sayıda insan tarafından savunulabilir ve doğru olabilir. Elbette azınlıkta olmak da otomatik olarak doğruluk sağlamaz.

Ölçü, sadakat, delil, hakikat ve görevin doğru biçimde yerine getirilmesidir. Popülerlik hakikatin yerine geçmez.

1️⃣1️⃣ Bir Davanın Hemen Başarıya Ulaşmaması Onun Yanlış Olduğunu mu Gösterir ❓​

Hayır. Bazı doğru düşünceler veya ahlaki mücadeleler kısa vadede yenilmiş gibi görünebilir. İnsanlar zamanla anlayabilir veya değişim daha sonraki kuşaklarda ortaya çıkabilir.

Ra‘d 40, peygambere bile bütün sonuçları görmesinin garanti edilmediğini bildirirken, bize hemen sonuç alamadığımız her doğru çabayı başarısızlık diye terk etmemeyi düşündürür.

Ancak bunun tersi de önemlidir: “Sonuç alamıyorum çünkü mutlaka haklıyım” diye düşünmek doğru değildir. Sonuçsuzluk da tek başına doğruluk kanıtı değildir.

1️⃣2️⃣ “Hesap Bize Aittir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve aleynâ’l-hisâb”, yani “hesap bize aittir” buyurulur. İnsanların nihai değerlendirmesi, iç dünyaları, bilgi şartları, niyetleri ve bütün amelleri eksiksiz biçimde Allah tarafından bilinir.

Peygamber tebliğ eder; fakat ahirette son hükmü veren Allah’tır. Bu ayrım insanın yetki sınırını çok açık biçimde gösterir.

Hiç kimse Allah’ın yerine geçerek insanların ebedî kaderini kendi isteğine göre belirleyemez.

1️⃣3️⃣ “Hesap Allah’a Aittir” Demek Dünyada İnsanları Yargılayamayız mı Demektir ❓​

Hayır. Burada ahiretteki nihai ilahî hesap ile dünyadaki hukukî değerlendirme birbirinden ayrılmalıdır.

Bir insan hırsızlık yaparsa mahkeme delilleri inceler, suç sabitse hukuk gerekli kararı verebilir. “Hesap Allah’a ait, mahkeme hiçbir şey yapamaz” denilemez.

Fakat mahkeme de kişinin ebedî ahiret kaderini belirlemez. Dünya hukuku somut fiili değerlendirir; nihai ilahî hesap çok daha kuşatıcıdır.

1️⃣4️⃣ “Allah Hesabını Görür” Diyerek Delilsiz Suçlama Yapılabilir mi ❓​

Hayır. Bir kişi hakkında “Allah onun gerçekte ne yaptığını biliyor” demek doğrudur; ancak bizim bilmediğimiz konuda suçluymuş gibi hüküm vermemiz doğru değildir.

İnsanlar somut iddialarda delile ihtiyaç duyar. Allah kalpleri bilir; biz ise görünen bilgi ve kanıt üzerinden hareket ederiz.

İlahî omniscience, insanın delilsiz yargısına ruhsat değildir.

1️⃣5️⃣ Hesabın Allah’a Ait Olması Dinî Liderlerin Yetkisini Nasıl Sınırlar ❓​

Bir dinî lider insanlara öğüt verebilir, dinî bilgiler aktarabilir ve yanlış gördüğü davranışları delille eleştirebilir. Fakat insanların nihai kurtuluş veya mahvoluş kararını kendi kişisel yetkisi gibi kullanamaz.

“Bana bağlı olmayan kurtulamaz” veya “Benim grubumdan çıkarsan Allah seni kesin mahveder” gibi ifadeler ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Peygamberin bile görevi tebliğ olarak sınırlandırılırken, başka insanların Allah’ın nihai hesabını kendi kurumsal otoritelerine bağlamaları doğru değildir.

Dinî rehberlik mümkündür; ilahî hüküm makamını sahiplenmek başka bir şeydir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet İnsanların Kalbi Hakkında Hüküm Vermemeyi mi Öğretiyor ❓​

Evet, önemli ölçüde böyle bir sınır çizer. İnsan bir davranışı dışarıdan değerlendirebilir; fakat kalpteki bütün niyetleri Allah gibi eksiksiz bilemez.

Birinin açıkça söylediği veya yaptığı şey hakkında konuşabiliriz. Fakat “Onun kalbinde kesin şu var” dediğimizde çoğu zaman bilgimizin sınırını aşmış oluruz.

Hesabın Allah’a ait olduğunu bilmek, insanı ahlaki relativizme değil, hüküm verirken tevazuya çağırır.

1️⃣7️⃣ Peygamber Bütün Sonuçları Görmeden Vefat Edebiliyorsa Bu Bize Ne Öğretir ❓​

Bu, insanın görev ile sonuç arasındaki farkı öğrenmesine yardımcı olur. Sonuç üzerinde etkimiz vardır; fakat tam kontrolümüz yoktur.

Anne-baba çocuğunu iyi yetiştirmeye çalışır fakat onun bütün tercihlerine hükmedemez. Öğretmen iyi eğitim verir fakat her öğrencinin geleceğini belirleyemez. İnsan toplumsal bir iyilik için çalışır fakat bütün dönüşümü tek başına meydana getiremez.

Sorumluluk, kontrol edebildiğimiz çabayı doğru kullanmak; mutlak sonucu sahiplenmemektir.

1️⃣8️⃣ Ra‘d Suresi 39 ve 40 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Ra‘d Suresi 39. ayette Allah’ın dilediğini silip dilediğini sabit bıraktığı ve Ümmü’l-Kitâb’ın O’nun katında bulunduğu belirtilmişti. 40. ayette ise peygamberin bu ilahî plan içindeki rolü sınırlandırılır: Sen tebliğ et; nihai hesap ve sonuç Allah’a aittir.

Böylece insanın görevi ile Allah’ın hükümranlığı birbirinden ayrılır. Peygamber gaybın bütün akışını kontrol etmek zorunda değildir; ona düşen kendisine verilmiş görevi sadakatle yerine getirmektir.

Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 41. ayette, “Yeryüzüne gelip onu çevresinden eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Allah hükmeder; O’nun hükmünü bozacak kimse yoktur ve O hesabı çok çabuk görendir” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle “yeryüzünün çevresinden eksiltilmesi” ifadesi hakkındaki farklı tefsirlerin, bunun modern jeolojiye zorla çevrilmemesinin, siyasi hâkimiyet alanlarının daralması gibi tarihsel yorumların, Allah’ın hükmünün insan keyfîliğiyle karıştırılmamasının ve “hesabı çabuk görür” ifadesinin zaman hakkında kaba insan ölçülerine indirgenmemesinin üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Ra‘d Suresi 40. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Ra‘d Suresi 40. ayet, görev ile sonuç arasındaki farkı son derece güçlü biçimde ortaya koyar. Hz. Muhammed’e, “Onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de seni vefat ettirsek de…” denilmesi, peygamberin bütün tarihsel sonuçları kendi gözleriyle görmek zorunda olmadığını bildirir. İnsan çoğu zaman başladığı işin sonucuna bizzat şahit olmak ister; fakat bazı hakikatlerin etkisi kişinin ömründen daha uzun sürebilir. Bir görevin değeri yalnız onu yapan kişinin bütün sonuçlarını görmesiyle ölçülmez.

Bu bakış özellikle insanın başarı anlayışını düzeltir. Bir öğretmen yıllarca emek verir ve öğrencisinin hayatındaki bütün sonucu göremeyebilir. Bir anne-baba çocuğuna değerler kazandırır fakat onun gelecekteki bütün kararlarını kontrol edemez. Bir insan toplumsal adalet için çalışır fakat büyük değişimin kendi yaşamında tamamlandığını görmeyebilir. Görevimizi yapmak ile sonucu mutlak biçimde kontrol etmek aynı şey değildir. Kontrol edemediğimiz sonucu sahiplenmeye çalışmak insanı gereksiz bir yükün altında bırakabilir.

Hz. Peygamber’in görevinin tebliğ olarak sınırlandırılması, dinin zor kullanarak kalpleri ele geçirme projesi olmadığını da gösterir. Peygamber insanlara vahyi ulaştırır, açıklar ve yaşar; fakat kalplerin sahibi değildir. Bir insanın korkuyla dinî söz söylemesi, onun gerçekten inanmış olduğu anlamına gelmez. İman dış baskıyla üretilen davranıştan daha derin bir bilinç ve kabul meselesidir. Bu nedenle tebliğin gücü, zorlamada değil hakikati dürüst biçimde sunmada olmalıdır.

Ayet aynı zamanda sonuç merkezli din anlayışına önemli bir sınır getirir. Bir davetin çok kişiye ulaşması onun mutlaka doğru olduğunu göstermez; az kişiye ulaşması da yanlış olduğunu kanıtlamaz. Popülerlik, takipçi sayısı, siyasi güç veya sosyal görünürlük hakikatin doğrudan ölçüsü değildir. Elbette bir mesajın insanlara ulaşması önemlidir; fakat sayısal büyümeyi Allah’ın kesin onayı sanmak tehlikelidir. Dünya tarihindeki birçok yanlış fikir de büyük kitleleri peşinden sürükleyebilmiştir.

“Hesap bize aittir” cümlesi ise insanın hüküm verme sınırını hatırlatır. Biz davranışları değerlendirebilir, yanlış gördüğümüz şeyleri eleştirebilir ve somut suçlarda hukukî süreçleri işletebiliriz. Fakat bir insanın bütün niyetini, bilgisini, şartlarını ve son hâlini Allah gibi kuşatamayız. Dünya mahkemesi suç hakkında karar verir; ahiret mahkemesi insanın bütün varoluşunu değerlendirir. Bu iki alanı birbirine karıştırmamak gerekir.

Bu cümle dinî otorite açısından da son derece güçlüdür. Peygamberin bile görevi “tebliğ”, nihai hesap ise Allah’a aitse, peygamber olmayan hiçbir dinî lider kendisini insanların ebedî kaderinin sahibi hâline getiremez. Âlimler öğretebilir, uyarabilir ve yorum yapabilir; fakat “Benim sözümü kabul etmeyen kesin mahvolmuştur” şeklinde Allah’ın hüküm makamını sahiplenemezler. Dinî otorite ne kadar saygın olursa olsun, Allah değildir ve vahyin kendisi değildir.

Ayetin “seni vefat ettirsek” kısmı da peygamberin insan oluşunu yeniden hatırlatır. Hz. Muhammed’in vefatı, onun mesajını değersiz kılmaz; tam tersine mesajın kaynağının insan bedeninden daha büyük olduğunu gösterir. Peygamber vefat eder, fakat Allah’ın vahyi ve onun bıraktığı örneklik yaşamaya devam eder. Peygamber sevgisi, onu ölümsüz veya ilahî bağımsızlık sahibi bir varlığa dönüştürmek değil; onun Allah’a kulluk ve tebliğ çizgisini korumaktır.

Ra‘d Suresi 40. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Doğru bildiğin görevi yerine getir ama bütün sonuçları kontrol etme iddiasına girme. Hakikati anlat fakat insanları zorla inandırmaya çalışma. Bir çalışmanın değerini yalnız hemen aldığı sonuçlarla ölçme. Dinî başarıyı takipçi sayısı veya güçle eşitleme. İnsan davranışlarını gerektiğinde değerlendir ama onların kalpleri ve ebedî kaderi hakkında Allah’ın yerine geçme. Peygamberi sev fakat onun da ölümlü bir kul ve elçi olduğunu unutma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsana düşen sadakatle görevini yapmak, nihai sonucu ve hesabı ise Allah’a bırakmaktır.”

Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 41. ayette, oldukça dikkat çekici bir ifade gelecektir: “Bizim yeryüzüne gelip onu çevresinden eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Allah hükmeder; O’nun hükmünü bozacak kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “yeryüzünün çevresinden eksilmesi” ifadesinin ne anlama geldiği konusunda tefsirlerde bulunan farklı açıklamaların, bunu doğrudan modern jeolojik keşif veya Dünya’nın fiziksel küçülmesi şeklinde sunmanın doğru olmamasının, bazı yorumlarda inkârcıların hâkimiyet alanlarının daralmasının öne çıkmasının, Allah’ın hükmünün insan yöneticilerin keyfî kararlarına benzetilmemesinin ve “hesabı çabuk görme” ifadesinden insan zaman ölçülerine göre teknik hesap çıkarılmamasının üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Ra‘d Suresi 40. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Görevimiz ile kontrolümüz arasındaki sınırı gerçekten biliyor muyuz? Birine doğruyu anlattığımızda onun mutlaka bizim istediğimiz biçimde değişmesini mi bekliyoruz? Çocuğumuzun, eşimizin veya dostumuzun bütün tercihlerini kendi sorumluluğumuz gibi mi taşıyoruz? Sonuç hemen gelmeyince doğru bir işi değersiz mi sayıyoruz? Dinî başarıyı sayılar, güç ve görünürlükle mi ölçüyoruz? Başkalarının kalpleri ve ahiretleri hakkında Allah’ın vereceği hükmü kendi dilimizle kesinleştirmeye mi çalışıyoruz? Ve en önemlisi, elimden geleni yaptıktan sonra sonucu gerçekten Allah’a bırakabiliyor muyum, yoksa Allah’a ait olan sonucu da kontrol etmeye mi çalışıyorum?

“Ra‘d 40, ‘Onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de seni vefat ettirsek de senin görevin yalnız tebliğdir; hesap bize aittir’ buyurarak görev ile sonucu birbirinden ayırır. Peygamber bile bütün sonuçları kendi ömründe görmek zorunda değildir; onun görevi mesajı sadakatle ulaştırmaktır. İnsanları zorla iman ettirmek veya onların nihai hesabını üstlenmek peygamberin görevi değildir. Aynı ölçü bize de şunu öğretir: Doğru olanı yap, elinden gelen çabayı göster, fakat başkalarının kalplerini ve hayatın bütün sonuçlarını kontrol etmeye çalışma. Ayetin büyük dersi şudur: Görev bize, nihai hüküm ve hesap Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt