📖 İbrâhîm Suresi 41. Ayette “Rabbimiz! Hesabın Görüleceği Gün Beni, Anne Babamı ve Müminleri Bağışla” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İbrâhîm Suresi 41. Ayette “Rabbimiz! Hesabın Görüleceği Gün Beni, Anne Babamı ve Müminleri Bağışla” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,457
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 41. Ayette “Rabbimiz! Hesabın Görüleceği Gün Beni, Anne Babamı ve Müminleri Bağışla” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 40. ayette Hz. İbrâhîm, ‘Rabbim! Beni namazı dosdoğru kılanlardan eyle; neslimden de. Rabbimiz! Duamı kabul buyur’ diye dua etmişti. 41. ayette duasının kapsamını daha da genişletir: ‘Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anne babamı ve müminleri bağışla.’ Bir peygamberin bile Allah’tan mağfiret istemesi, insanın ibadeti veya makamı nedeniyle kendisini Allah’ın bağışlamasına ihtiyaç duymayan biri olarak görmemesi gerektiğini öğretir. Ayette anne baba ve bütün müminler de duaya dahil edilir; böylece dua yalnız kişinin kendi kurtuluş isteği olmaktan çıkar, aileden ümmete uzanan bir merhamet duasına dönüşür. Bununla birlikte Hz. İbrâhîm’in babası hakkında Kur’an’ın başka ayetlerinde verilen bilgiler de dikkate alınmalıdır; bu ayet tek başına bütün insanlar için bütün şartlardan bağımsız bir bağışlanma garantisi olarak okunamaz.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 41. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anne babamı ve müminleri bağışla.” Ayetin Arapçası ise “Rabbenâğfir lî ve li-vâlideyye ve li’l-mü’minîne yevme yekûmu’l-hisâb.” şeklindedir.

Çok kısa olan bu dua, son derece geniş bir anlam taşır. Hz. İbrâhîm yalnız kendisi için değil, anne babası ve bütün iman edenler için mağfiret istemektedir.

Ayetin merkezinde üç büyük kavram vardır: bağışlanma, aile bağı ve hesap günü.

2️⃣ Hz. İbrâhîm Neden Kendisi İçin Bağışlanma İstiyor ❓​

Hz. İbrâhîm büyük bir peygamberdir. Buna rağmen “Rabbimiz, beni bağışla” diye dua etmesi, peygamberî kulluğun ne kadar derin bir tevazu taşıdığını gösterir.

İnsan ibadet ettikçe kendisini Allah’a borçlu değil, Allah’ın rahmetine daha çok muhtaç görmelidir. Çok ibadet etmek insanı Allah karşısında hak sahibi hâline getirmez.

Bu nedenle mağfiret duası yalnız büyük günah işlemiş insanlara ait değildir. Mümin, kendi eksikliklerini bütünüyle bilemese bile Allah’ın bağışlamasına ve rahmetine ihtiyaç duyduğunu kabul eder.

3️⃣ Peygamberlerin Mağfiret İstemesi Günahkâr Oldukları Anlamına mı Gelir ❓​

Peygamberlerin istiğfar ve mağfiret duaları, onları sıradan biçimde sürekli günah işleyen insanlar gibi görmek için kullanılmamalıdır. İslam geleneğinde peygamberlerin korunmuşluğu ve hataları konusunda ayrıntılı kelâmî tartışmalar vardır.

Buradaki temel mesaj daha açıktır: Peygamber bile Allah karşısında kuldur. Kendi makamını Allah’ın rahmetinden bağımsız bir güvence olarak görmez.

Dolayısıyla Hz. İbrâhîm’in mağfiret istemesi, özellikle tevazu, kulluk ve Allah’a ihtiyaç bilinci içinde anlaşılmalıdır.

4️⃣ “Bağışla” Anlamındaki “İğfir” Ne Demektir ❓​

Ayette “iğfir”, yani “bağışla, mağfiret et” denilir. Mağfiret kavramı, Allah’ın kulun günahını bağışlaması ve onu kötü sonucundan koruması anlam alanına sahiptir.

İstiğfar yalnız dille “Estağfirullah” demekten ibaret görülmemelidir. İnsan gerçek bir yanlışı fark ettiğinde, mümkünse onu bırakması, pişmanlık duyması ve zarar vermişse düzeltmeye yönelmesi gerekir.

Bağışlanma istemek sorumluluktan kaçmak değil, yanlış karşısında Allah’a dönmektir.

5️⃣ Tövbe ile Mağfiret Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓​

Tövbe insanın yanlışından Allah’a dönmesi, mağfiret ise Allah’ın bağışlamasıyla ilişkilidir. İkisi aynı şey değildir fakat güçlü biçimde birbirini tamamlar.

İnsan “Allah beni bağışlasın” deyip bilinçli biçimde aynı zulmü sürdürmek istememelidir. Samimi tövbe, imkân ölçüsünde davranış değişikliğini beraberinde getirir.

Özellikle başkasının hakkı söz konusuysa Allah’tan bağışlanma istemek, mağdurun hakkını yok saymak anlamına gelmez. Telafi edilebilen zararların düzeltilmesi de sorumluluğun parçasıdır.

6️⃣ “Anne Babamı da Bağışla” Duası Ne Öğretiyor ❓​

Hz. İbrâhîm duasına “li-vâlideyye”, yani “anne babam için de” ifadesini ekler. Bu, ebeveynler için dua etmenin ne kadar köklü bir peygamberî davranış olduğunu gösterir.

Anne babaya iyilik yalnız onlar hayattayken fiziksel hizmetle sınırlı değildir. İnsan onlar için hayır, rahmet ve bağışlanma dileyebilir.

Fakat aile sevgisi, hakikat ve sorumluluk ölçülerini ortadan kaldırmaz. Anne babaya sevgi başka, onların her davranışını doğru kabul etmek başkadır.

7️⃣ Hz. İbrâhîm’in Babası Putperest Değil miydi ❓​

Kur’an’ın başka ayetlerinde Hz. İbrâhîm’in babasıyla putperestlik konusunda ciddi bir ayrılık yaşadığı anlatılır. Tevbe Suresi 114. ayette Hz. İbrâhîm’in babası için bağışlanma dilemesinin ona verdiği bir söz sebebiyle olduğu, fakat onun Allah’a düşmanlıkta ısrar ettiği açık hâle gelince Hz. İbrâhîm’in ondan uzaklaştığı bildirilir.

Bu nedenle İbrâhîm 41’i Kur’an’ın diğer ilgili ayetlerinden tamamen kopuk okumamak gerekir. Tefsirlerde bu konuda farklı açıklamalar ve kronolojik değerlendirmeler bulunmaktadır.

En güvenli sonuç şudur: Hz. İbrâhîm’in duası merhametini gösterir; fakat Kur’an’ın diğer ayetleri bağışlanma duasının bağlam ve sınırlarının da bulunduğunu ortaya koyar.

8️⃣ Bu Ayet Hz. İbrâhîm’in Babasının Kesin Bağışlandığını mı Söylüyor ❓​

Hayır. Ayet Hz. İbrâhîm’in dua ettiğini bildirir; Allah’ın belirli bir kişi hakkındaki nihai hükmünü burada açıklamaz.

Dua ile hüküm aynı şey değildir. Bir insan başka biri için rahmet ve mağfiret isteyebilir; fakat Allah’ın onun hakkında vereceği son hüküm yine Allah’a aittir.

Bu ayrım önemlidir: Peygamberin duası Allah’ı belirli bir sonuca mecbur eden bir hüküm değildir.

9️⃣ Anne Baba Yanlış Yapıyorsa Yine de Onlara İyi Davranmalı mıyız ❓​

Kur’an’ın genel öğretisinde anne babaya iyilik güçlü biçimde vurgulanır; fakat anne babaya itaat mutlak değildir. Allah’a karşı gelmeyi gerektiren bir talepte itaat edilmez.

Bununla birlikte farklı inanç veya görüşte olmaları, insanın onlara hakaret etmesini veya gereksiz sertlik göstermesini meşrulaştırmaz. Teolojik ayrılık ile insani iyilik birbirinden ayrılabilir.

Hz. İbrâhîm’in hayatı da bu dengenin güçlü örneklerinden biridir: Tevhid konusunda tavizsiz, insan ilişkilerinde ise merhametli bir dil görülür.

🔟 “Müminleri de Bağışla” İfadesi Neden Çok Önemlidir ❓​

Hz. İbrâhîm duasını yalnız ailesiyle sınırlamaz; “ve li’l-mü’minîn”, yani “müminleri de” der. Böylece dua bireysel ve ailevi çemberi aşarak geniş bir iman topluluğuna ulaşır.

Bu, müminin yalnız “Ben kurtulayım” anlayışıyla yetinmemesi gerektiğini düşündürür. Başkalarının iyiliği ve bağışlanması için de dua edilebilir.

Olgun dua, insanın kalbini yalnız kendisine kapatmaz. Merhamet genişledikçe dua da genişler.

1️⃣1️⃣ Bütün Müminler İçin Dua Etmek Onların Günahlarını Otomatik Siler mi ❓​

Hayır. Bir peygamberin veya başka bir müminin yaptığı dua, insanların kişisel sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Her insan kendi imanından, niyetinden ve davranışlarından sorumludur. Başkalarının duası değerli olabilir fakat “Nasıl olsa biri benim için dua ediyor, istediğimi yapabilirim” düşüncesi doğru değildir.

Dua rahmet talebidir; ahlaki sorumluluktan kaçış sigortası değildir.

1️⃣2️⃣ “Hesabın Görüleceği Gün” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “yevme yekûmu’l-hisâb”, yani “hesabın kurulacağı/görüleceği gün” ifadesi vardır. Burada ahiret ve kıyamet sonrası hesap günü kastedilir.

İnsan dünyada bazı davranışlarının sonuçlarından kaçabilir; yaptığı haksızlık hiç ortaya çıkmayabilir veya gücü sayesinde hesabı engelleyebilir. Kur’an ise nihai hesabın kaybolmadığını bildirir.

Bu nedenle hesap günü düşüncesi, özellikle dünyada tamamlanmayan adaletin Allah’ın hükmünde tamamlanacağına dair güçlü bir iman unsurudur.

1️⃣3️⃣ Hesap Günü Allah’ın Bilmediği Şeyleri Öğrenmesi İçin mi Kurulacak ❓​

Hayır. Bir önceki 38. ayette yerde ve gökte hiçbir şeyin Allah’a gizli kalmadığı açıkça ifade edilmişti.

Dolayısıyla hesap, Allah’ın bilgi toplaması veya ne olduğunu sonradan öğrenmesi için değildir. Allah zaten bilir. Hesap günü, insanın yaptıklarıyla karşılaşması ve ilahî adaletin açığa çıkmasıyla ilgilidir.

İnsan mahkemeleri delil toplamak zorundadır çünkü hâkim her şeyi bilmez; Allah’ın hükmü ise eksiksiz bilgiye dayanır.

1️⃣4️⃣ Hesap Günü Düşüncesi Sürekli Korku İçinde Yaşamamızı mı Gerektirir ❓​

Hayır. Ahiret hesabını ciddiye almak ile sürekli panik yaşamak aynı şey değildir.

Hesap bilinci insana sorumluluk, ölçü ve kendini gözden geçirme kazandırmalıdır. Bunun yanında Allah’ın rahmeti ve mağfireti de Kur’an’ın temel mesajları arasındadır.

Hz. İbrâhîm’in aynı cümlede hem hesabı hem bağışlanmayı anması bu dengeyi çok güzel gösterir: Hesap vardır fakat mağfiret ümidi de vardır.

1️⃣5️⃣ “Allah Beni Bağışlar” Diyerek Günahı Hafife Almak Doğru mudur ❓​

Hayır. Allah’ın bağışlayıcılığı büyük bir ümit kaynağıdır; fakat bunu bilinçli günaha mazeret yapmak doğru değildir.

İnsan “Nasıl olsa Allah affeder” diyerek başkasına zulmetmeye devam ediyorsa mağfiret kavramını kendi çıkarı için kullanmış olur. Gerçek mağfiret umudu insanı tövbeye ve düzeltmeye yöneltir.

Rahmet umutsuzluğu kırar; sorumsuzluğu meşrulaştırmaz.

1️⃣6️⃣ Hesap Gününde Aile veya Soy İnsanı Kurtarabilir mi ❓​

Ayetin kendisi, Hz. İbrâhîm’in anne babası ve müminler için dua ettiğini gösterir; fakat hiç kimsenin soyunu otomatik kurtuluş garantisi hâline getirmez.

Hz. İbrâhîm’in neslinden olmak büyük tarihsel bir bağdır; ancak önceki ayetlerde de gördüğümüz gibi manevi değer yalnız biyolojik nesebe bağlanmaz.

Ahirette insanın “Ben falancanın çocuğuydum, o hâlde hesap vermem” deme ayrıcalığı yoktur. Soy, sorumluluğun yerine geçmez.

1️⃣7️⃣ Mümin Başka Müminler İçin Neden Mağfiret Dilemelidir ❓​

Çünkü iman topluluğu yalnız aynı isim altında bulunmak değil, birbirinin iyiliğini istemek anlamı da taşır.

Bir başkasının bağışlanmasını istemek, onun kötülüğünü onaylamak değildir. Tam tersine insan onun yanlışından dönmesini, Allah’ın rahmetine erişmesini ve iyi bir sona ulaşmasını ister.

Bu dua biçimi kalbi kıskançlık ve düşmanlıktan da uzaklaştırabilir. Başkalarının iyiliğini istemek, insanın merhamet alanını genişletir.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 38–41. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 38. ayette Hz. İbrâhîm Allah’ın gizli ve açık her şeyi bildiğini, 39. ayette İsmail ve İshak nimeti için Allah’a hamdettiğini, 40. ayette kendisinin ve neslinin namazı ikame etmesini istediğini, 41. ayette ise kendisi, anne babası ve müminler için mağfiret dilediğini görürüz.

Bu dört ayet birlikte okunduğunda çok bütünlüklü bir dua anlayışı ortaya çıkar: Allah’ı bilmek, nimete şükretmek, ibadette sebat istemek ve mağfirete yönelmek. Dua yalnız maddi taleplerden oluşmaz; insanın bütün hayatını ve ahiretini kuşatır.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 42. ayette, dua bölümünden çok güçlü bir adalet uyarısına geçilecektir: “Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O, onları ancak gözlerin dehşetten donakalacağı bir güne erteliyor.” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın cezayı geciktirmesinin zulmü onayladığı anlamına gelmemesi, mühlet ile rıza arasındaki fark, zalimlerin dünyada başarılı görünmesinin ilahî onay sayılamayacağı, mağdurların yaşadığı haksızlıkların Allah’ın bilgisinden kaçmadığı, ahiret adaletinin insanlara intikam veya şiddet yetkisi vermediği ve her siyasi rakibin gelişigüzel “zalim” ilan edilemeyeceği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 41. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 41. ayet, Hz. İbrâhîm’in uzun dua bölümünü mağfiret ve hesap bilinciyle tamamlar. Önce güvenlik istemiş, sonra şirkten korunmayı dilemiş, ailesi için namaz ve rızık istemiş, çocuk nimetine şükretmiş ve ibadette sebat talep etmiştir. Şimdi bütün bunların sonunda “Rabbimiz! Beni bağışla” demektedir. Bu sıra son derece anlamlıdır: Kulluk arttıkça insanın Allah’ın rahmetine ihtiyacı azalmaz; bilakis kulluk, acziyet bilincini derinleştirebilir.

Bir peygamberin mağfiret istemesi, dinî makamın insanı Allah karşısında bağımsızlaştırmadığını gösterir. Hz. İbrâhîm “Ben peygamberim, benim hesaba ihtiyacım yok” dememektedir. Bu, sıradan mümin için güçlü bir manevi ölçüdür. Çok ibadet etmek, çok bilgi sahibi olmak veya toplumda dindar biri olarak tanınmak insana manevi dokunulmazlık kazandırmaz.

Ayet aynı zamanda duanın bencillikten çıkışını gösterir. Hz. İbrâhîm yalnız “Beni bağışla” demekle yetinmez; anne babasını ve bütün müminleri de duasına alır. Böylece kalp kendinden aileye, aileden geniş bir iman topluluğuna açılır. Gerçek merhamet yalnız kendi kurtuluşunu istemekle sınırlı kalmaz.

Anne baba için dua ise aile bağının manevi yönünü gösterir. Fakat bu sevgi, hakikat ölçüsünü ortadan kaldırmaz. Hz. İbrâhîm’in babasıyla ilgili Kur’an’ın diğer ayetleri bize merhamet ile teolojik ayrımın birlikte bulunabileceğini gösterir. İnsan ailesini sevebilir, onlar için iyilik isteyebilir; fakat yanlış gördüğü bir inancı doğru ilan etmek zorunda değildir. Sevgi ile onay aynı şey değildir.

Bu noktada Kur’an’ın başka ayetleriyle birlikte okuma disiplini özellikle önemlidir. Tek bir ayeti alıp bütün konuyu yalnız onun üzerinden kesinleştirmek, bazen eksik sonuçlara götürebilir. İbrâhîm 41’de anne baba için mağfiret duası vardır; başka ayetlerde Hz. İbrâhîm’in babası hakkında farklı bir aşamanın bilgisi verilir. Kur’an’ın bir konudaki bütün ilgili ifadelerini birlikte düşünmek, daha dengeli bir anlayış sağlar.

Ayetin “hesabın görüleceği gün” ifadesi ise mağfiret duasını ciddi bir adalet bilincine bağlar. Allah’ın bağışlamasını istemek, hesabın olmadığı anlamına gelmez. İnsan davranışlarının bir karşılığı vardır. Dünyada gücü, serveti veya bağlantılarıyla sorumluluktan kaçabilen kişi bile nihai hesap fikrinden kaçamaz.

Fakat hesap günü inancı insanı sürekli panik içinde yaşatmak için kullanılmamalıdır. Hz. İbrâhîm aynı cümlede hesabı ve bağışlanmayı birlikte zikretmektedir. Bu çok önemli bir dengedir. Mümin yalnız cezayı düşünerek umutsuzlaşmaz, yalnız rahmeti düşünerek sorumsuzlaşmaz. Korku ile umut, hesap ile mağfiret birlikte bulunur.

Ayet ayrıca başkaları için dua etmenin onların sorumluluğunu silmediğini de hatırlatır. İnsan annesi, babası, çocuğu veya dostu için dua edebilir; fakat kimse bir başkasının iradesinin yerine geçemez. Dua destek olabilir, fakat kişisel hesabı ortadan kaldırmaz. Nasıl salih bir babanın çocuğu olmak otomatik kurtuluş sağlamıyorsa, bir başkasının duası da ahlaki sorumluluğun yerine geçmez.

Mağfiret kavramının toplumsal adalet açısından da doğru anlaşılması gerekir. Bir insan başkasına ciddi zarar verip sonra yalnız “Allah affetsin” diyerek mağdurun hakkını görmezden gelemez. Samimi tövbe, mümkünse hatanın düzeltilmesini ve hakların iadesini de gerektirir. Allah’ın rahmeti, mağdurun hakkını değersizleştiren bir kaçış kapısı değildir.

Bununla birlikte hiçbir insan kendi geçmişi nedeniyle umutsuzluğa mahkûm edilmemelidir. İnsan hayatında ciddi hatalar yapmış olabilir; fakat hayattayken tövbe, dönüş ve mümkün olanı düzeltme imkânı vardır. Mağfiret duasının varlığı, insanın geçmişinden ibaret olmadığını hatırlatır. Yanlışının farkına varıp yön değiştirebilmek büyük bir nimettir.

Hz. İbrâhîm’in bütün müminleri duasına dahil etmesi de dinî kardeşliğin önemli bir yönünü ortaya çıkarır. İnsan başka müminlerin başarısını kıskanmak yerine onların bağışlanmasını, hayrını ve güzel sonunu isteyebilir. Bu, kalbi dar rekabetten çıkarıp ortak rahmet isteğine taşır. Dinin oluşturduğu birlik yalnız aynı ibadeti yapmak değil, başkasının iyiliğini de gönülden isteyebilmektir.

İbrâhîm Suresi 41. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İbadetine güvenip Allah’ın mağfiretine ihtiyaç duymadığını sanma. Kendin için bağışlanma istediğin gibi aileni ve diğer müminleri de duanda unutma. Aile sevgisini hakikat ölçüsünün yerine koyma. Mağfireti günaha devam etmenin bahanesi hâline getirme. Hesap gününü umutsuzluk kaynağı değil, sorumluluk ve adalet bilinci olarak gör. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan ne kadar salih olursa olsun Allah’ın rahmetine muhtaçtır; olgun kulluk da yalnız kendisi için kurtuluş istemek değil, ailesi ve diğer insanlar için de merhamet ve mağfiret dileyecek kadar geniş bir kalbe sahip olmaktır.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 42. ayette, Hz. İbrâhîm’in duasından sonra son derece güçlü bir adalet uyarısı gelecektir: “Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O, onları ancak gözlerin dehşetten donakalacağı bir güne erteliyor.” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın zulmü görmesine rağmen cezanın neden bazen geciktiği, mühletin ilahî rıza olmadığı, zalimlerin dünyada güçlü ve başarılı görünmesinin haklı olduklarını göstermediği, mazlumun acısının Allah’ın bilgisinden kaçmadığı, “Allah biliyor” sözünün dünyada adalet aramayı bırakmak anlamına gelmediği, ahiret hesabının insanlara kişisel intikam yetkisi vermediği ve “zalim” kavramının siyasi rakiplere gelişigüzel yapıştırılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 41. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Dualarımızın merkezinde yalnız kendimiz mi varız? Allah’tan nimet isterken mağfiret de istiyor muyuz? Çok ibadet ettiğimiz için kendimizi artık güvende mi sanıyoruz? Anne babamız için dua ederken onların insan ve hata yapabilir olduklarını da kabul edebiliyor muyuz? Başkalarının affedilmesini gerçekten istiyor muyuz, yoksa Allah’ın rahmetini yalnız kendimiz ve sevdiğimiz insanlar için mi arzuluyoruz? Hesap gününü düşündüğümüzde yalnız korkuyor muyuz, yoksa dünyada daha adil ve sorumlu yaşamaya mı yöneliyoruz? Ve en önemlisi, Hz. İbrâhîm gibi kendi bağışlanmamızı isterken kalbimizi ailemize ve bütün müminlere açabilecek kadar geniş bir merhamet taşıyor muyuz?

“İbrâhîm 41, ‘Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anne babamı ve müminleri bağışla’ buyurarak kulluğun mağfiret, aile sevgisi ve ümmet bilinciyle tamamlandığını gösterir. Hz. İbrâhîm gibi büyük bir peygamberin bile bağışlanma istemesi, hiçbir insanın ibadeti veya makamı sebebiyle Allah’ın rahmetinden bağımsız hâle gelmediğini öğretir. Anne baba ve bütün müminler için dua etmek merhametin genişliğini gösterirken, kişisel sorumluluk ve Allah’ın nihai hükmü devam eder. Ayetin büyük dersi şudur: Hesabı unutma ama rahmetten ümit kesme; kendin için istediğin bağışlanmayı başkaları için de isteyecek kadar kalbini genişlet.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt