📖 İbrâhîm Suresi 42. Ayette “Sakın Allah’ı Zalimlerin Yaptıklarından Habersiz Sanma; Onları Gözlerin Dehşetten Donakalacağı Bir Güne Erteliyor” | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İbrâhîm Suresi 42. Ayette “Sakın Allah’ı Zalimlerin Yaptıklarından Habersiz Sanma; Onları Gözlerin Dehşetten Donakalacağı Bir Güne Erteliyor”

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,458
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 42. Ayette “Sakın Allah’ı Zalimlerin Yaptıklarından Habersiz Sanma; Onları Gözlerin Dehşetten Donakalacağı Bir Güne Erteliyor” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 41. ayette Hz. İbrâhîm, ‘Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anne babamı ve müminleri bağışla’ diyerek duasını hesap ve mağfiret bilinciyle tamamlamıştı. 42. ayette ise dua bölümünden çok güçlü bir adalet uyarısına geçilir: ‘Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O, onları ancak gözlerin dehşetten donakalacağı bir güne erteliyor.’ Ayet, dünyada haksızlık yapan insanların bazen uzun süre güçlerini, servetlerini ve makamlarını korumalarının Allah’ın onların yaptıklarından habersiz olduğu veya zulümlerini onayladığı anlamına gelmediğini bildirir. Cezanın gecikmesi rıza değildir; dünyevî başarı da ilahî haklılık belgesi değildir. Bununla birlikte ayet, insanlara ‘zalim’ ilan ettikleri kişilere karşı keyfî intikam veya şiddet yetkisi vermez. Ahiret hesabı Allah’a aittir; dünyadaki adalet mücadelesi ise hukuk, delil ve ahlaki sınırlar içinde yürütülmelidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 42. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O, onları ancak gözlerin dehşetten donakalacağı bir güne erteliyor.” Ayetin Arapçası ise “Ve lâ tahsebennallâhe gâfilen ammâ ya‘melu’z-zâlimûn. İnnemâ yuahhiruhum li-yevmin teşhasu fîhi’l-ebsâr.” şeklindedir.

Bu ayet, özellikle dünyada zulmün cezasız kaldığı izlenimine karşı güçlü bir cevap taşır. İnsan bazen haksızlık yapan kişinin yıllarca rahat yaşadığını, makamının güçlendiğini veya hesap vermeden öldüğünü görebilir ve “Allah bunları görmüyor mu?” diye sorabilir.

Ayetin cevabı nettir: Allah gafil değildir. Fakat Allah’ın bir fiili hemen cezalandırmaması, onun unutulduğu veya onaylandığı anlamına gelmez.

2️⃣ “Sakın Allah’ı Habersiz Sanma” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve lâ tahsebennallâhe gâfilen”, yani “Allah’ı sakın gafil sanma” denilir. “Gaflet”, bir şeyi fark etmemek, ihmal etmek veya ondan habersiz kalmak anlam alanına sahiptir.

Kur’an Allah hakkında böyle bir eksikliği kesin biçimde reddeder. Zulmün gizli yapılması, güçlüler tarafından örtülmesi veya insanların delile ulaşamaması Allah’ın bilgisini sınırlandırmaz.

Bu ifade özellikle mağdur açısından teselli taşır: İnsanların görmemesi, Allah’ın bilmediği anlamına gelmez.

3️⃣ Allah Zaten Her Şeyi Biliyorsa Bu Uyarıya Neden İhtiyaç Var ❓​

Çünkü insan dünyada gördüğü sonuçlardan kolayca yanlış çıkarım yapabilir. Zalim güçlü kalıyorsa “Demek ki yaptığı yanına kaldı”, zenginleşiyorsa “Demek Allah da razı” şeklinde düşünebilir.

Ayet bu görünür tablo ile nihai hakikat arasındaki farkı hatırlatır. Dünya hayatında cezanın hemen görülmemesi, nihai hesabın bulunmadığını kanıtlamaz.

Burada asıl düzeltilen şey Allah’ın bilgisi değil, insanın geciken adalet karşısındaki yanlış yorumudur.

4️⃣ Ayetteki “Zalimler” Kimlerdir ❓​

Ayette “ez-zâlimûn”, yani zalimler ifadesi geçer. “Zulüm” Kur’an’da bağlama göre hakkı çiğnemek, haksızlık yapmak, Allah’a ortak koşmak veya insanlara karşı ağır adaletsizliklerde bulunmak gibi farklı boyutlarda kullanılabilir.

Bu ayette bağlam, insanın işlediği zulmün Allah’ın bilgisinden kaçmadığını ve hesap gününün geleceğini vurgular. Ancak “zalim” kelimesini hoşumuza gitmeyen herkese gelişigüzel yapıştırmak doğru değildir.

Bir siyasi rakip, eleştirmen veya bizimle farklı düşünen kişi otomatik olarak zalim değildir. Zulüm iddiası somut davranış ve adalet ölçüsü üzerinden değerlendirilmelidir.

5️⃣ Her Günah İşleyen İnsan Bu Ayetteki “Zalimler” Kategorisine Aynı Ölçüde Girer mi ❓​

Hayır. Kur’an’da zulüm kavramı geniş kullanılabilse de bütün yanlışlar aynı ağırlıkta değildir. Küçük bir hata ile sistematik biçimde insanlara işkence etmek, malını gasp etmek veya toplumsal ölçekte haksızlık yapmak aynı seviyede değerlendirilemez.

İnsan günah işleyebilir, yanlıştan dönebilir ve tövbe edebilir. Bu nedenle ayetin ağır uyarısını her kusura aynı yoğunlukta uygulamak doğru değildir.

Ahlaki sorumlulukta davranışın niteliği, niyet, zarar ve ısrar önemlidir.

6️⃣ Zalimlerin Cezası Neden Hemen Verilmiyor ❓​

Ayet “innemâ yuahhiruhum”, yani “onları erteliyor” der. Bu, cezanın hemen gerçekleşmemesinin unutkanlıktan kaynaklanmadığını gösterir.

Allah’ın neden belirli bir kişiye belirli zamanda müdahale etmediğinin bütün hikmetlerini bildiğimizi söyleyemeyiz. Kur’an açısından dünya imtihan, tercih, tövbe ve sorumluluk alanıdır; her yanlışın anında gözle görülür cezaya dönüştüğü bir sistem değildir.

Bununla birlikte kesin olan nokta şudur: Gecikme, onay değildir. Mühlet, beraat değildir.

7️⃣ Mühlet Verilmesi Zalim İçin Bir Fırsat da Olabilir mi ❓​

Evet. İnsan hayatta olduğu sürece birçok durumda yanlıştan dönme, tövbe etme ve verdiği zararı mümkün olduğunca telafi etme imkânı bulunabilir.

Bu nedenle cezanın hemen gelmemesi yalnız zalimin rahat yaşaması olarak değil, aynı zamanda dönüş için açık bırakılan zaman açısından da düşünülebilir. Fakat kişi mühleti “Demek ki sorun yok” diye yorumlayıp zulmünü artırırsa, kendisine verilen zamanı daha büyük sorumluluğa dönüştürebilir.

Mühlet, insanın ne yapacağını ortaya çıkaran bir alan olabilir; Allah’ın zulme razı olduğunun göstergesi değildir.

8️⃣ Zalim Birinin Zengin ve Başarılı Olması Allah’ın Onu Sevdiğini mi Gösterir ❓​

Hayır. Dünya başarısı ile ilahî rıza arasında otomatik bir eşitlik yoktur.

Bir zalim büyük servete, siyasi güce, kalabalık destekçi kitlesine ve uzun ömre sahip olabilir. Bunların hiçbiri tek başına “Allah onun yaptıklarından razıdır” anlamına gelmez.

Aynı şekilde mazlumun yoksul veya güçsüz olması da Allah’ın onu terk ettiğinin kanıtı değildir. Dünyevî güç ahlaki doğruluğun ölçüsü değildir.

9️⃣ Bir Zalim Dünyada Hiç Ceza Görmeden Ölürse Adalet Ne Olur ❓​

İşte ayetin en güçlü mesajlarından biri burada ortaya çıkar. İnsanlık tarihinde bazı zalimler dünyada işledikleri kötülüklerin karşılığını tam olarak görmeden ölmüş olabilir.

Eğer adalet yalnız dünya hayatıyla sınırlı olsaydı, birçok büyük haksızlığın hesabı tamamlanmadan kapanmış görünürdü. Kur’an’ın ahiret öğretisi dünyada eksik kalan hesabın nihai adalette tamamlanacağını bildirir.

Bu, mağdurun acısını küçültmez; fakat zulmün son söz olmadığını söyler.

🔟 Ahiret Adaletine İnanmak Dünyada Adalet Aramayı Bırakmak mı Demektir ❓​

Hayır. “Allah ahirette hesap sorar” diyerek dünyadaki hukuki ve toplumsal sorumlulukları terk etmek doğru değildir.

Bir suç varsa deliller araştırılmalı, mağdur korunmalı ve hukuk imkânları kullanılmalıdır. Ahirette adaletin bulunması, dünyada adalet kurma çabasını gereksizleştirmez.

Tam tersine Allah’ın adaletine iman, insanı elinden geldiğince adil davranmaya ve zulmün önünü kesmeye teşvik etmelidir. Tevekkül pasiflik değildir.

1️⃣1️⃣ “Allah Görüyor, Sen Sus” Demek Doğru mudur ❓​

Her zaman değil. Özellikle haksızlığa uğramış kişiye “Allah görüyor, sesini çıkarma” demek ayetin yanlış kullanımı olabilir.

Evet, Allah bilir; fakat mağdurun hakkını araması, yardım istemesi veya suçun yetkili mercilere bildirilmesi de meşru olabilir. Sabır zulme teslim olmak anlamına gelmez.

“Allah biliyor” sözü zalimi koruyan bir susturma aracına değil, mazluma umut ve adalet arayışına güç veren bir bilince dönüşmelidir.

1️⃣2️⃣ Allah’ın Zulmü Bilmesi İnsanların Gözetleme Yapmasını Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır. İbrâhîm Suresi 38. ayette de gördüğümüz gibi Allah’ın her şeyi bilmesi, insanlara aynı yetkiyi vermez.

Allah’ın bilgisi sınırsızdır; insan ise sınırlı ve hata yapmaya açıktır. İnsan başkasının özel hayatını “Belki zulüm işliyor” bahanesiyle keyfî biçimde araştırma hakkına sahip değildir.

Somut şüphe ve hukuki süreç başka, sınırsız gözetleme başka şeydir. İlahî bilgi insan mahremiyetini ortadan kaldırmaz.

1️⃣3️⃣ “Gözlerin Dehşetten Donakalacağı Gün” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “li-yevmin teşhasu fîhi’l-ebsâr” denilir. “Teşhasu’l-ebsâr” ifadesi, gözlerin büyük dehşet karşısında açılıp sabit kalması, bakışların donakalması ve şaşkınlığın yoğunlaşması anlamını taşır.

Buradaki anlatım, hesap gününün ciddiyetini güçlü bir görsel ifadeyle aktarır. İnsan dünyada kaçabildiği gerçeklerle ahirette karşılaştığında şaşkınlık ve korku içinde kalacaktır.

Bu ifade tıbbi bir göz hastalığı veya nörolojik mekanizma açıklaması değildir. Kur’an burada dehşetin şiddetini anlatmaktadır.

1️⃣4️⃣ Kıyamet Tasvirlerini Kelimesi Kelimesine Tıbbi Olaylara Çevirmek Doğru mudur ❓​

Hayır. Ahiret tasvirleri gerçeği anlatır; fakat onları modern tıp veya biyoloji kitabına dönüştürmek doğru değildir.

“Gözlerin donakalması” ifadesinden belirli sinir sistemlerinin nasıl çalışacağına dair teknik sonuçlar çıkarmaya çalışmak metnin amacını aşar. Kur’an’ın maksadı hesap gününün insan üzerinde oluşturacağı sarsıcı durumu göstermektir.

Gayb konusunda metnin söylediği kadarını söylemek, söylemediği teknik ayrıntıları üretmemek en sağlıklı yaklaşımdır.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Zalimlere Beddua Etmeyi mi Öğretiyor ❓​

Ayet doğrudan bir beddua değildir. Allah’ın zulümden habersiz olmadığını ve hesabın ertelenmiş olduğunu bildiren bir uyarıdır.

İnsan haksızlığa uğradığında adalet istemesi doğaldır. Ancak kişinin öfkesini sınırsız intikam isteğine dönüştürmesi veya Allah’ın hangi cezayı ne zaman vereceğini belirlemeye kalkması başka bir meseledir.

Adalet istemek ile sadistçe acı dilemek aynı şey değildir. Nihai hüküm Allah’a aittir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Zalimlere Karşı Şiddeti Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır. Ayette “Zalimleri siz cezalandırın” veya kişisel intikam alın şeklinde bir emir yoktur. Tam tersine onların hesabının Allah’ın belirlediği güne ertelendiği söylenmektedir.

İnsan toplumlarında suçlar hukuk sistemi içinde delil ve usulle değerlendirilmelidir. Ahiret cezasını dünyadaki keyfî şiddetin gerekçesi yapmak, Allah’ın hüküm yetkisini insanın öfkesine dönüştürmek olur.

Ayetin mesajı şiddet üretmek değil, zulmün sonunda hesapsız kalmayacağını bildirmektir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Mazluma Nasıl Bir Teselli Sunuyor ❓​

Haksızlığa uğramış insan açısından en zor duygulardan biri, zalimin rahatça yaşamaya devam ettiğini görmektir. İnsan “Ben bu acıyı yaşarken o neden hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor?” diye düşünebilir.

Ayet bu acıyı küçümsemek yerine, zulmün Allah’ın bilgisinden kaçmadığını söyler. İnsan mahkemesi başarısız olabilir, deliller kaybolabilir veya güç dengeleri adaleti engelleyebilir; fakat Allah’ın bilgisi eksik değildir.

Bu, mağdura “Sadece bekle ve hiçbir şey yapma” demek değil; yaptığı hak arayışının ötesinde nihai adaletin de kaybolmadığını hatırlatmaktır.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 41 ve 42. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 41. ayette Hz. İbrâhîm hesap gününde bağışlanma istemişti. 42. ayette ise aynı hesap gününün zalimler açısından ciddi bir adalet sahnesi olduğu ortaya konur.

Böylece hesap günü iki yönüyle görünür: Mümin Allah’ın mağfiretini umut eder, zalim ise zulmünün hesabıyla karşılaşır. Rahmet ile adalet birbirine karşıt değil, ilahî hükmün iki önemli boyutu olarak karşımıza çıkar.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 43. ayette, hesap günündeki dehşet daha ayrıntılı biçimde tasvir edilecektir: “Başlarını dikmiş hâlde koşarak ilerlerler; gözleri kendilerine dönmez ve kalpleri bomboştur.” Bu ayeti ele alırken özellikle “mühti‘în” ifadesinin korku içinde hızla yönelme anlamı, başların kaldırılması, gözlerin geri dönememesi ve “kalplerin boş olması” ifadesinin psikolojik-fiziksel metaforik yoğunluğu, bunların tıbbi teşhis gibi okunmaması ve ahiret tasvirlerinin dünyada insanlara korku veya işkence uygulama ruhsatına dönüştürülmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 42. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 42. ayet, dünyada adalet arayan insanın zihnindeki en eski ve en zor sorulardan birine dokunur: “Zalim neden bazen cezasını hemen görmüyor?” İnsan bir haksızlığın ardından failin güçlenmesini, servetinin artmasını veya hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmesini gördüğünde adalet duygusu sarsılabilir. Ayetin ilk cevabı son derece nettir: Allah gafil değildir.

Bu cümle, zulmün görünmez hâle gelmediğini bildirir. Bir suç örtbas edilmiş, mağdur susturulmuş veya güçlü kişi kendi çevresini kullanarak hesap vermekten kaçmış olabilir. İnsanların kayıtlarına girmeyen bir haksızlık bile Allah’ın bilgisinden çıkmaz. Kur’an’ın adalet anlayışında unutulmuş mağdur yoktur.

Fakat ayet hemen ardından önemli bir gerçeği söyler: Hesap ertelenebilir. İşte insanın zorlandığı nokta çoğu zaman budur. Biz adaletin hemen gerçekleşmesini isteriz; oysa dünya hayatında sonuçlar her zaman bu hızda gelmez. Bu gecikmenin bütün hikmetini bildiğimizi söyleyemeyiz. Ancak ayetin açık biçimde reddettiği şey, gecikmenin Allah’ın bilgisizliği veya onayı olduğu düşüncesidir.

Bu nedenle dünyada güçlü olmak haklı olmak anlamına gelmez. Tarihte zalim insanlar uzun yıllar yönetmiş, büyük servetler toplamış ve büyük kitlelerden destek görmüş olabilir. Uzun iktidar, büyük servet, kalabalık destek veya askerî başarı ilahî rızanın otomatik kanıtı değildir. Hakikat sandık sonucuna, servet miktarına veya güç dengesine indirgenemez.

Aynı şekilde mazlumun yenilmiş görünmesi de onun Allah katında değersiz olduğunu göstermez. İnsan dünyada hakkını elde edemeyebilir. Bazen suçlu ceza almadan ölür, bazen mağdur özür bile duymadan hayatını tamamlar. Ahiret inancı tam bu noktada dünyada tamamlanmayan adaletin son söz olmadığını söyler. Kur’an’ın hesap günü öğretisi, ahlaki evrende zulmün nihai olarak cevapsız kalmadığını bildirir.

Fakat bu inancı dünyadaki adaletsizliğe razı olma bahanesine çevirmek ayeti tersine okumaktır. “Nasıl olsa Allah hesap soracak” diyerek mağduru korumamak veya suçu araştırmamak doğru değildir. İnsan kendi gücü ve yetkisi ölçüsünde adaleti sağlamaya çalışmalıdır. Ahiret adaleti, dünya adaletinin alternatifi değil; onun ulaşamadığı yerde nihai tamamlayıcısıdır.

Bu yüzden mağdura “Allah görüyor, sus” demek çoğu zaman yanlış ve hatta zalimin işine yarayan bir din dili oluşturabilir. Doğru cümle daha çok şudur: “Allah görüyor; hakkını meşru yollarla ara ve nihai adaletin de kaybolmadığını bil.” Sabır, hakkından vazgeçmek veya kötü muameleye sessizce boyun eğmek değildir. Sabır bazen hakkı savunurken ahlaki çizgiyi kaybetmemektir.

Ayetin zalimlere yönelik ağır uyarısını siyasi bir silaha çevirmek de doğru değildir. İnsan kendi partisinden olmayan herkesi veya kendisini eleştiren herkesi “zalim” ilan edip bu ayeti onların başına gelecek cezanın garantisi gibi kullanamaz. Kur’anî kavramlar günlük düşmanlıkların mühimmatına dönüştürüldüğünde anlamları yozlaşır. Zulüm, somut haksızlıkla ilgilidir; görüş ayrılığıyla değil.

Burada önemli bir başka nokta da insanın zalimliği yalnız başkalarında aramamasıdır. Ayeti okuyan kişi hemen aklına sevmediği yöneticileri veya tarihî figürleri getirebilir; fakat Kur’an’ın ahlaki hitabı okuyucuyu da sorgular. Biz gücümüz ölçüsünde kimin hakkını çiğniyoruz? Ailemizde, işimizde veya sosyal ilişkilerimizde daha güçsüz birine karşı adaletsiz davranıyor muyuz? Büyük zulümleri kınarken kendi küçük haksızlıklarımızı görünmez hâle getirmek kolaydır.

“Gözlerin dehşetten donakalacağı gün” ifadesi de hesabın ciddiyetini insan zihninde güçlü bir görüntüye dönüştürür. İnsan dünyada her şeyi kontrol ettiğini sanabilir; fakat ahiret sahnesinde bu kontrol duygusu ortadan kalkar. Burada amaç korkuyu bir psikolojik işkence aracına çevirmek değil, insanın yaptıklarının gerçek ağırlığını fark etmesini sağlamaktır.

Cehennem ve kıyamet tasvirlerinden haz duymak da ayetin amacı değildir. Mümin bu ayeti okurken “Şu kişi o gün ne hâle gelecek” diye sevinmek yerine, “Ben kimseye zulmetmeden Allah’ın huzuruna nasıl çıkabilirim?” diye düşünmelidir. İlâhî adalet, insanın sadistçe intikam duygusunu kutsallaştırmaz. Adalet kötülüğün karşılığını bulmasıdır; başkasının acısından zevk almak değildir.

Bu ayet ayrıca tövbe kapısını dünyada açık bırakır. Bugün zulüm içinde yaşayan kişi hayattaysa yaptığını fark edip dönebilir, zarar verdiği insanların haklarını mümkün olduğunca telafi edebilir ve hayatının yönünü değiştirebilir. Bu nedenle yaşayan bir insanın nihai sonunu bizim mühürlememiz doğru değildir. Allah’ın mühleti bazen dönüş için de fırsattır; fakat insan bunun ne kadar süreceğini bilmez.

İbrâhîm Suresi 42. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Zalim güçlü diye Allah’ın ondan razı olduğunu sanma. Ceza gecikiyor diye zulmün unutulduğunu düşünme. Mazlumun acısını “Allah görüyor” diyerek susturma; adalet için meşru yolları kullan. Ahiret hesabını kişisel intikam ve şiddet ruhsatına çevirme. Siyasi veya kişisel rakiplerini kolayca “zalim” diye damgalama. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Dünyada adalet gecikebilir, insanlar gerçeği göremeyebilir ve zalim bir süre güç içinde yaşayabilir; fakat Allah hiçbir zulümden gafil değildir ve nihai hesap ertelenmiş olabilir, ortadan kaldırılmış değildir.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 43. ayette, bu hesap günündeki insan hâli daha çarpıcı bir biçimde anlatılacaktır: “Başlarını dikmiş hâlde koşarak ilerlerler; bakışları kendilerine dönmez ve kalpleri bomboştur.” Bu ayeti ele alırken özellikle dehşetin insan üzerindeki etkisini anlatan “mühti‘în”, “mukni‘î ruûsihim”, “lâ yerteddu ileyhim tarfuhum” ve “ef’idetuhum hevâ” ifadelerinin anlamları, bunların tıbbi teşhis veya beden anatomisi dersi gibi okunmaması, ‘kalplerin boş olması’ sözünün ırk, fiziksel kalp hastalığı veya psikiyatrik durumlarla ilişkilendirilmemesi ve ahiret korkusunun insanları dünyada korkuyla yönetme aracına dönüştürülmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 42. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Adalet geciktiğinde ne yapıyoruz? Zalim güçlü kaldığında Allah’ın onu onayladığını mı sanıyoruz? Haksızlığa uğramış insana destek olmak yerine “Sabret, Allah görür” diyerek onu yalnız mı bırakıyoruz? Kendi grubumuzun yaptığı haksızlığı mazur görürken rakibimizin küçük hatasını büyük zulüm diye mi sunuyoruz? Dünyada hesap vermediğimiz küçük haksızlıkların Allah’ın bilgisinden de kaçacağını mı düşünüyoruz? Ve en önemlisi, başkalarının zalimliğini konuşurken kendi elimizdeki güçle kimseye haksızlık etmediğimizden gerçekten emin miyiz?

“İbrâhîm 42, ‘Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O, onları gözlerin dehşetten donakalacağı bir güne erteliyor’ buyurarak geciken adalet ile kaybolmuş adalet arasındaki farkı öğretir. Zalimin dünyada güçlü, zengin veya başarılı görünmesi ilahî onay değildir; cezanın gecikmesi de Allah’ın zulmü görmediği anlamına gelmez. Bununla birlikte ahiret hesabı insanlara keyfî intikam, şiddet veya siyasi rakiplerini ‘zalim’ ilan etme yetkisi vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Zulmü görmezden gelme, mazlumu susturma, adaleti meşru yollarla ara ve dünyanın tamamlayamadığı hesabın Allah’ın bilgisinden asla kaybolmadığını unutma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt