Hûd Suresi 123. Ayette “Göklerin ve Yerin Gaybı Allah’a Aittir; Bütün İşler O’na Döndürülür. Öyleyse O’na Kulluk Et ve O’na Tevekkül Et” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hûd 122, ‘Bekleyin; şüphesiz biz de bekliyoruz’ diyerek sonucu Allah’a bırakma noktasına gelmişti. Hûd Suresi şimdi son ayetiyle bütün anlatıyı kaynağına döndürür: Gayb Allah’a aittir, bütün işler sonunda O’na döner; insanın görevi ise kulluk etmek, sorumluluğunu yerine getirmek ve Allah’a tevekkül etmektir. Bu tevekkül çalışmayı bırakmak, tedbiri terk etmek veya insan yardımını reddetmek değildir. Tam tersine insan bildiği alanda sorumluluğunu yerine getirir, bilemediği ve kontrol edemediği alanı ise Allah’a bırakır. Hûd Suresi’nin son sözü, korkuyla donup kalmak değil; kulluk, sorumluluk ve güven içinde yürümektir.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 123. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir: “Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Bütün işler O’na döndürülür. Öyleyse O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.”Ayetin Arapçası şöyledir: “Ve lillâhi gaybu’s-semâvâti ve’l-ard. Ve ileyhi yurce‘u’l-emru kulluhû. Fa‘budhu ve tevekkel aleyh. Ve mâ rabbuke bi-gâfilin ammâ ta‘melûn.”
Bu ayet Hûd Suresi’nin yalnız son cümlesi değildir; surenin başından beri anlatılan peygamber kıssalarını, insanın sorumluluğunu, ilahî adaleti, sabrı, istikameti ve tevekkülü tek bir çerçevede toplar. İnsan her şeyi bilemez, her şeyi kontrol edemez ve her sonucu kendi gücüyle meydana getiremez; fakat bu durum onu sorumsuzlaştırmaz. Tam tersine ayet, bilmediğini Allah’a bırakırken bildiğin ve yapabildiğin alanda kulluk ve sorumlulukla hareket et der.
“Göklerin ve Yerin Gaybı Allah’a Aittir” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “gaybu’s-semâvâti ve’l-ard”, göklerin ve yerin insana kapalı, doğrudan erişemediği ve ancak Allah’ın bildirmesiyle bilinebilecek yönlerini ifade eder. Kur’an’da “gayb”, yalnız gelecekte olacak olaylar anlamında değildir; insanın bilgi alanının dışında bulunan gerçeklikleri de kapsayan geniş bir kavramdır.Ayetin temel vurgusu şudur: Mutlak ve kuşatıcı gayb bilgisi Allah’a aittir. İnsan çok şey öğrenebilir, bilim geliştirebilir, ölçebilir, tahmin yapabilir ve geçmişin izlerinden geleceğe ilişkin güçlü öngörüler oluşturabilir; fakat bütün varlığın görünen ve görünmeyen tarafını eksiksiz biçimde kuşatamaz.
Bu nedenle insan bilgisinin büyümesi ile Allah’ın gayb bilgisinin birbirine rakipmiş gibi sunulması doğru değildir. İnsan bilgi edinir; Allah’ın bilgisi ise yaratılmış varlığın sınırlı bilgi edinmesine benzemez.
Gayb Demek “Bilimle Açıklanamayan Her Şey” Demek midir
Hayır. Gayb kavramını, bugün bilimsel olarak açıklayamadığımız her olaya yapıştırmak doğru değildir. Bir olayın mekanizmasını henüz bilmiyor olmamız, onun zorunlu olarak metafizik veya doğaüstü olduğu anlamına gelmez.Tarih boyunca insanlar sebebini bilmedikleri birçok olayı gizemli güçlerle açıklamış, daha sonra bu olayların fiziksel mekanizmaları öğrenilmiştir. Bu yüzden bilmediğimiz boşlukları aceleyle “gayb” etiketiyle doldurmak, hem bilimsel araştırmayı hem de dinî kavramların doğru kullanımını zayıflatabilir.
Kur’an’ın gayb anlayışı insanı araştırmadan vazgeçmeye değil, bilginin sınırlarını bilmeye çağırır. Bir hastalığın nedenini araştırmak, depremin mekanizmasını incelemek veya gök cisimlerini gözlemlemek gayba karşı çıkmak değildir. Bunlar insanın gözlenebilir dünyadaki sebepleri öğrenme çabasıdır.
Hava Tahmini, Deprem Riski veya Bilimsel Öngörü “Gaybı Bilmek” Sayılır mı
Hayır. Bilimsel öngörü ile mutlak gayb bilgisi aynı şey değildir. Meteorolog atmosfer verilerini kullanarak yağmur ihtimalini hesaplayabilir, ekonomist belirli verilere dayanarak ekonomik senaryolar oluşturabilir ve doktor hastalığın seyri hakkında olasılıklı bir tahmin yapabilir.Bunlar sebep, veri, model ve olasılık üzerinden yapılan insanî çıkarımlardır. Yanılabilirler, güncellenebilirler ve yeni veriyle değişebilirler.
Gaybın Allah’a ait olduğunu söylemek, bu tür araştırmaları reddetmek anlamına gelmez. Tam tersine insanın:
“Ben geleceği mutlak olarak biliyorum.”
demesiyle:
“Mevcut verilere göre bunun gerçekleşme ihtimali yüksektir.”
demesi arasında büyük fark vardır.
Bilimsel öngörü, mutlak gayb iddiası değildir.
Peygamberler Gaybı Bilir mi
Peygamberlerin gayba ilişkin bilgisi Allah’ın kendilerine bildirdiği kadardır. Onlar Allah’tan bağımsız, sınırsız ve kendiliğinden gayb bilgisine sahip değildir.Kur’an’da peygamberlere geleceğe veya geçmişin bilinmeyen bazı yönlerine ilişkin vahiy verildiği görülür. Ancak bu durum onları Allah gibi mutlak bilen varlıklara dönüştürmez.
Bu ayrım tevhid açısından önemlidir. Peygamberlere saygı göstermek gerekir; fakat Allah’a ait mutlak bilgi sıfatını peygambere taşımak doğru değildir.
Aynı ilke daha sonraki dinî kişiler için çok daha açık biçimde geçerlidir. Bir şeyh, hoca, âlim veya başka bir dinî kişi:
“Ben senin geleceğini kesin biliyorum.”
dediğinde bu iddia delilsiz biçimde kabul edilmemelidir.
Rüyalar, İlhamlar veya İçimize Doğan Şeyler Gayb Bilgisi Sayılır mı
İnsan rüya görebilir, güçlü sezgiler yaşayabilir veya bir konuda içsel bir kanaat hissedebilir. Fakat bunları kesin ve bağlayıcı gayb bilgisi seviyesine çıkarmak doğru değildir.Bir rüya insan için kişisel anlam taşıyabilir. Fakat:
“Rüyamda gördüm, demek Allah kesin olarak bana gelecekte olacak olayı bildirdi.”
şeklinde konuşmak büyük bir iddiadır.
Rüya, sezgi veya ilham dinî hüküm koymaz, mahkemede tek başına suç delili olmaz ve başkalarının hayatı üzerinde bağlayıcı yetki üretmez.
Vahiy ile kişisel iç deneyim aynı şey değildir.
Bu ayrım korunmadığında insan kolayca kendi duygusunu Allah’ın kesin mesajı gibi sunabilir.
“Bütün İşler O’na Döndürülür” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve ileyhi yurce‘u’l-emru kulluhû”
yani:
“Bütün işler O’na döndürülür.”
buyrulur.
Buradaki ifade, varlığın nihai hükmünün ve sonucunun Allah’a ait olduğunu vurgular. İnsan plan yapar, karar alır, sebepleri kullanır ve davranışlarının sonuçlarından sorumludur; fakat bütün varlığın nihai hükmünü elinde tutan Allah’tır.
Bu cümle Hûd Suresi’nin tamamıyla çok güçlü bir ilişki kurar. Nûh kavmi de, Âd da, Semûd da, Medyen de, Firavun da kendi güçleri ve kararları içinde hareket etmişlerdi. Fakat hiçbir güç nihai ve mutlak değildi.
Dünya üzerinde geçici hâkimiyet kurmak, son sözün sahibi olmak anlamına gelmez.
Her İş Allah’a Dönüyorsa İnsan Seçimlerinin Önemi Kalıyor mu
Evet. İlâhî hüküm ile insan sorumluluğu birbirini ortadan kaldırmaz.Hûd Suresi boyunca insanlara sürekli:
iman edin, tövbe edin, adil olun, zulmetmeyin, fesadı azaltın, namazı kılın, sabredin ve istikamet üzere olun
çağrıları yapılmıştır. Eğer insanın hiçbir gerçek sorumluluğu bulunmasaydı bu emirlerin anlamı büyük ölçüde boşalırdı.
Allah’ın bütün işlerin nihai sahibi olması:
“İnsan kukladır.”
demek değildir.
Daha doğru ifade şudur: İnsan sınırlı ama gerçek bir irade alanında seçim yapar; Allah ise bütün varlığın mutlak hâkimidir.
İlahî egemenlik ile insanın ahlaki sorumluluğunu birbirine düşman hâline getirmemek gerekir.
“Her Şey Allah’a Döner” Demek Dünyadaki Kurumların Önemsiz Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır. Bir suç işlendiğinde:“Nasıl olsa Allah’a dönecek, mahkemeye gerek yok.”
denemez. Bir hasta:
“Sonuç Allah’a ait, doktora gitmeye gerek yok.”
diyemez. Bir ülke:
“Allah hükmedecek, adil kurumlara ihtiyacımız yok.”
sonucuna varamaz.
İnsan dünyadaki sorumluluklarını sebep ve kurumlar üzerinden yerine getirir. Hukuk, tıp, eğitim, mühendislik, ekonomi ve kamu yönetimi gibi alanlar insanın dünyevî düzen içindeki sorumluluklarının parçalarıdır.
Nihai hükmün Allah’a ait olması, insanın ara sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Allah’a güvenmek, dünyadaki görevlerden kaçış değildir.
“Öyleyse O’na Kulluk Et” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:“fa‘budhu”
yani:
“O’na kulluk et.”
buyurur.
Hûd Suresi’nin sonuna kadar anlatılan bütün tarih, uyarı ve kıssalar burada tekrar tevhidin merkezine bağlanır. İnsan çok şey öğrenebilir, çok güç kazanabilir ve büyük kurumlar kurabilir; fakat Kur’an ona varlığın nihai merkezi olarak Allah’ı gösterir.
Kulluk yalnız namaz, oruç ve dua gibi ibadetlerle sınırlı değildir. Bunlar kulluğun temel unsurlarıdır; fakat kulluk aynı zamanda insanın ahlakını, sorumluluğunu, adalet anlayışını ve gücünü nasıl kullandığını da şekillendirir.
Allah’a secde edip insan hakkını sürekli çiğnemek, kulluğun ahlaki boyutunda ciddi bir çelişki oluşturur.
İbadet insanı hayattan kaçırmak için değil, hayatın içindeki yönünü düzeltmek için vardır.

Kulluk İnsanın Özgürlüğünü Azaltır mı
Kur’an perspektifinde Allah’a kulluk, insanın diğer sahte mutlaklıklardan özgürleşmesi anlamını da taşır.İnsan Allah’a kulluk etmediğinde mutlaka özgür kalmış olmayabilir; para, şöhret, makam, toplum baskısı, arzu veya başka insanların onayı hayatının gerçek belirleyicisi hâline gelebilir.
Bir insan:
“Kimseye kul değilim.”
diyebilir ama bütün hayatını insanların beğenisine göre yaşayabilir.
Tevhid insana:
“Hiçbir yaratılmış varlığı mutlaklaştırma.”
der.
Bu nedenle Allah’a kulluk, insanın başka insanları ilahlaştırmasına, otoriteyi mutlaklaştırmasına ve serveti nihai değer hâline getirmesine karşı da bir özgürleşme çağrısıdır.

“O’na Tevekkül Et” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve tevekkel aleyh”
yani:
“O’na tevekkül et.”
buyrulur.
Tevekkül, Allah’a güvenmek ve nihai sonucu O’na bırakmaktır. Ancak Hûd Suresi’nin bütünü dikkate alındığında bunun tedbirsizlik olmadığı açıktır.
Hz. Nûh gemi yaptı.
Peygamberler tebliğ etti.
Şuayb ekonomik haksızlıkları eleştirdi.
Hz. Musa Firavun’a gönderildi.
Yani tevekkül:
“Allah’a güveniyorum, hiçbir şey yapmayacağım.”
şeklinde yaşanmadı.
Daha doğru formül şudur: Sebebe sarıl, görevini yap, kontrol edemediğin sonucu Allah’a bırak.

Tevekkül ile Tedbir Birbirine Zıt mıdır
Hayır; tam tersine sağlıklı tevekkül çoğu zaman tedbirle birlikte yürür.Emniyet kemeri takmak tevekküle aykırı değildir. Doktora gitmek tevekkülsüzlük değildir. Depreme dayanıklı bina yapmak kaderi reddetmek değildir. Sigorta yaptırmak, para biriktirmek, eğitim almak veya hukuki sözleşme yapmak Allah’a güvenmemek anlamına gelmez.
İnsan sebepleri yaratmaz; fakat sebepler dünyasında yaşar ve onlardan sorumlu biçimde yararlanır.
Tevekkülün karşıtı tedbir değil, Allah’tan bağımsız mutlak kontrol yanılsaması olabilir.
Tedbir alırsın; fakat tedbirin her sonucu garanti etmediğini bilirsin.

İnsanlardan Yardım İstemek Tevekküle Aykırı mıdır
Hayır.Hûd Suresi’nde de daha önce vurgulandığı gibi, insan yardımından yararlanmak Allah’a tevekkülü bozmaz. Doktordan yardım almak, avukata başvurmak, arkadaşından destek istemek veya uzman görüşüne danışmak normal sebeplerdir.
Problem, insan yardımını Allah’tan bağımsız mutlak güç gibi görmektir.
Bir doktor iyileşmeye vesile olabilir.
Bir dost çok büyük destek sağlayabilir.
Bir devlet kurumu hakkınızı koruyabilir.
Bunların gerçek etkileri vardır; fakat hiçbiri varlığın mutlak hâkimi değildir.
Allah’a tevekkül, insan yardımını reddetmek değil; insan yardımını ilahlaştırmamaktır.

Tevekkül Sonucun İstediğimiz Gibi Olacağı Garantisi midir
Hayır.Bir insan çok güzel dua edebilir, iyi hazırlanabilir ve bütün tedbirlerini alabilir; yine de istediği sonucu elde edemeyebilir. Bu durum:
“Demek tevekkül etmedim.”
anlamına gelmez.
Tevekkülün anlamı:
“Allah’a güvenirsem benim seçtiğim sonuç mutlaka gerçekleşmek zorundadır.”
değildir.
Daha çok:
“Ben sorumluluğumu yerine getiririm; sonuç benim kontrolümün tamamında değildir ve Allah’ın hükmüne güvenirim.”
demektir.
İnsan bazen istediği şeyi elde eder, bazen elde edemez. Tevekkül sonucu yönetmek değil, sonuç karşısında kulluk çizgisini korumaktır.

“Rabbin Yaptıklarınızdan Habersiz Değildir” Ne Anlama Gelir
Ayet:“ve mâ rabbuke bi-gâfilin ammâ ta‘melûn”
yani:
“Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
ifadesiyle sona erer.
Bu, Hûd Suresi’nin son derece güçlü kapanışıdır. İnsanların yaptığı hiçbir şey Allah’ın bilgisinin dışında değildir. Gizli haksızlık da, görünmeyen iyilik de, samimi tövbe de, çıkar uğruna yapılan taviz de Allah’ın bilgisinden kaybolmaz.
Bu ifade hem uyarı hem teselli taşır.
Haksızlık yapan insana:
“Kimse fark etmedi diye kaybolmadı.”
der.
İyilik yapan fakat karşılık görmeyen insana ise:
“Emeğin görünmez olmadı.”
mesajı verir.

Allah’ın Her Şeyi Bilmesi İnsanların Birbirini Gözetlemesine İzin Verir mi
Hayır.Allah’ın kulların yaptıklarından habersiz olmaması, insanların birbirlerinin bütün özel hayatını takip etmesine ruhsat vermez.
Bir eş:
“Allah her şeyi biliyor, ben de eşimin bütün mesajlarını gizlice okumalıyım.”
diyemez. Bir patron çalışanlarının her özel alanını kontrol etmeye, bir dinî lider cemaatindeki insanların hayatlarını sınırsız biçimde gözetlemeye veya sıradan bir kişi komşusunun mahremiyetini araştırmaya bu ayetten yetki çıkaramaz.
Allah’ın sınırsız bilgisi, insana sınırsız gözetim yetkisi vermez.
İnsan yetkisi ahlak, hukuk ve mahremiyet sınırlarıyla çevrilidir. İlâhî sıfatları insanî kontrol arzusuna gerekçe yapmak büyük bir kavram karışıklığıdır.

Hûd Suresi 123, Surenin Tamamını Nasıl Özetliyor
Hûd Suresi’nin başından itibaren insanın vahiy karşısındaki tavrı, peygamberlerin mücadelesi, geçmiş toplumların tercihleri, zulüm, ekonomik adalet, aile bağları, tövbe, sabır, namaz, istikamet, ıslah ve ihtilaf gibi çok sayıda konu işlendi. Son ayet bütün bunları gayb, kulluk ve tevekkül ekseninde bir araya getirir.Hz. Nûh’un kıssasında bilemediğimizin Allah’a ait olduğunu, Hz. Hûd’un kıssasında gücün mutlak olmadığını, Hz. Sâlih’in kıssasında mucize karşısında sorumluluğu, Hz. İbrahim ve Lût kıssalarında rahmet ile hükmün dengesini, Hz. Şuayb kıssasında ekonomik ahlakı, Hz. Musa kıssasında ise otorite ve kör itaat sorununu gördük. Surenin son bölümünde ise dosdoğru olma, zulme yaslanmama, namaz, iyilik, sabır ve toplumsal ıslah art arda geldi.
Hûd 123 bütün bunların sonunda adeta şöyle der: “Her şeyi bilemezsin; fakat kulluk edebilirsin. Her şeyi kontrol edemezsin; fakat sorumluluğunu yerine getirebilirsin. Gaybı bilemezsin; fakat Allah’a güvenebilirsin. Sonucu yönetemezsin; fakat doğru yönde yürüyebilirsin.”
Hûd Suresi böylece korkuyla değil, sorumlu tevekkülle sona erer.

Sonuç: Hûd Suresi 123. Ayetin ve Hûd Suresi’nin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 123, bütün surenin ağırlığını tek bir denge içinde toplar: Bilmediğin alan Allah’a, sorumluluk alanın sana aittir.İnsan çoğu zaman iki aşırılıktan birine düşebilir. Bir tarafta her şeyi kontrol etmek ister; geleceği bilmek, insanların niyetini çözmek ve hiçbir belirsizlik bırakmamak ister. Diğer tarafta ise:
“Nasıl olsa her şey Allah’a ait.”
diyerek sorumluluk almaktan kaçabilir.
Hûd 123 bu iki uçtan da uzaklaştırır. Gayb Allah’a aittir; ama senin görevin vardır.
Bu ayrım insanı hem kibirden hem de ataletten korur.
Ayetin ilk büyük mesajı bilgi tevazusudur. İnsan çok şey bilebilir ve insanlığın bilgi birikimi olağanüstü ölçüde gelişebilir; fakat bu durum insanı mutlak bilgi sahibi yapmaz. Bilimde de hayatta da:
“Bilmiyorum.”
diyebilmek bazen çok değerli bir cümledir.
Bilmediğini kabul etmek cehaleti kutsamak değildir. Tam tersine gerçek bilginin sınırlarını bilmektir. Bilgi arttıkça tevazunun da artması gerekir.
İkinci büyük mesaj, gayba iman ile hurafeyi ayırmaktır. Kur’an gaybı kabul eder ama bu, görülen her rüyayı geleceğin haberi, her rastlantıyı gizli işaret veya her açıklanamayan hastalığı cin müdahalesi saymamızı gerektirmez. Gayba iman, delilsiz her olağanüstü iddiaya inanmak değildir. İnsan tıp gerekiyorsa doktora gider, teknik problem varsa mühendis çağırır ve hukuki mesele varsa hukukî delile bakar. İman, gerçek dünyadaki sebepleri araştırmaya engel değildir.
Üçüncü büyük mesaj, kulluğu hayatın dışına hapsetmemektir. Hûd Suresi’nin uzunluğu bize ibadetin sadece ritüel olmadığını gösterdi. Namaz kılarken dürüst ticaret yapmak, Allah’a dua ederken insan hakkını korumak ve tevhidi savunurken başkasına zulmetmemek gerekir. Kulluk, hayatın yalnız ibadet saatlerinde açılan bir bölüm değil, insanın bütün değer sistemidir.
Dördüncü büyük mesaj tevekkülün sorumlulukla birlikte yaşanmasıdır. İnsan Allah’a güvenebilir ve aynı anda en iyi doktoru arayabilir. Dua edebilir ve sınava çalışabilir. Kaderi kabul edip evini depreme dayanıklı yaptırabilir. Allah’a güvenip hukukî hakkını arayabilir. Bunların arasında çelişki yoktur. Tedbir almak Allah’a güvenmemek değil, bize verilen akıl ve imkânı kullanmaktır.
Beşinci büyük mesaj, sonucu putlaştırmamaktır. İnsan görevini çok iyi yapabilir ama istediği sonucu elde edemeyebilir. Bir peygamber bile herkesi iman ettirememiştir. Bu, görevin değersiz olduğu anlamına gelmez. Hayatımızda da dürüst çalışabilir ve yine kaybedebiliriz; bir ilişkiyi düzeltmek için elimizden geleni yapabilir fakat karşı tarafın tercihini değiştiremeyebiliriz. Tevekkül işte burada insanı korur: Sonuç seni tanımlamaz; sorumluluğunu nasıl taşıdığın da önemlidir.
Altıncı büyük mesaj insan gücünü mutlaklaştırmamaktır. Hûd Suresi’nde çok güçlü toplumlar, seçkinler ve Firavun gibi otoriteler gördük. Hiçbiri sonsuz değildi. Bugün de devlet, servet, teknoloji, şöhret veya toplum desteği çok güçlü olabilir; fakat hiçbiri mutlak değildir. Güç sahibi olmak, hakikatin sahibi olmak değildir.
Yedinci büyük mesaj Allah’ın hiçbir şeyi gözden kaçırmadığına güvenmektir. İnsan bazen iyiliğinin görülmediğini düşünür. Bazen de bir haksızlığın cezasız kalmasına öfkelenir. Hûd Suresi'nin son cümlesi:
“Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
der.
Bu söz mazluma:
“Adalet tamamen kaybolmadı.”
mesajı verirken zalime de:
“Görünmez olman hesabı yok etmez.”
uyarısını taşır.
Sekizinci büyük mesaj, bu bilgiyi insanların mahremiyetini işgal etmek için kullanmamaktır. Allah her şeyi bilir; biz bilmeyiz. Tam da bu yüzden kendi bilgi sınırımızı kabul etmeliyiz. İnsanların kalbini okuyamayız. Her özel davranışını takip etmeye yetkili değiliz. Dinî sorumluluk, başkalarının gizli hayatını araştırmaktan önce kendi açık davranışımızı düzeltmeyi gerektirir.
Dokuzuncu ve surenin belki de en kapsamlı mesajı şudur: İstikamet, bilgi ile tevekkül arasında yürümektir. Hûd Suresi bizi ne dünyadan kaçmaya ne de dünyayı mutlaklaştırmaya çağırdı. Çalışmayı öğretti ama gücü ilahlaştırmadı; sabrı öğretti ama zulme boyun eğmeyi öğretmedi; tevekkülü öğretti ama tedbiri yasaklamadı; ahiret hesabını anlattı ama dünya adaletini gereksiz görmedi; farklılığı kabul etti ama hakikati görecelileştirmedi; ilahî hükmü anlattı ama insanlara şiddet ruhsatı vermedi.
Hûd Suresi’nin başından sonuna kadar karşımıza çıkan bütün çizgi belki şu cümlede özetlenebilir:
İnsan her şeyi bilemez ama doğruyu arayabilir; her şeyi değiştiremez ama kendi sorumluluğunu yerine getirebilir; bütün sonuçları kontrol edemez ama Allah’a güvenebilir.
Hûd 123’ün bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Gaybı Allah’a bırak; bilmediğin yerde kesinlik üretme. İnsan bilgisini küçümseme ama mutlaklaştırma. Allah’a kulluk et fakat kulluğu dünyadan kaçışa dönüştürme. Sebepleri kullan, tedbir al ve insanlardan meşru yardım iste; sonra kontrol edemediğin sonucu Allah’a bırak. Allah’ın her şeyi bilmesini gözetleme ruhsatına dönüştürme. Ve yaptığın hiçbir iyiliğin de kötülüğün de Allah’ın bilgisinden kaybolmadığını unutma.
Hûd Suresi burada tamamlanır. Bir sonraki sure Yûsuf Suresi olacaktır. Yûsuf Suresi 1. ayet, “Elif Lâm Râ. Bunlar apaçık Kitab’ın ayetleridir” ifadesiyle başlayacak ve ardından Kur’an’ın Arapça olarak indirilmesi, Hz. Yûsuf kıssasının “kıssaların en güzeli” şeklinde tanıtılması ve çok farklı bir anlatı bütünlüğüyle yeni bir bölüm açılacaktır.
Ve belki Hûd Suresi’nin tamamının sonunda kendimize yöneltebileceğimiz en güçlü soru şudur: Her şeyi kontrol etmeye çalışırken kulluğumuzu mu unutuyoruz, yoksa “tevekkül” diyerek yapabileceğimiz şeyleri mi ihmal ediyoruz? Bilmediğimiz yerde tevazu gösterebiliyor, yapabileceğimiz yerde sorumluluk alabiliyor ve sonuç elimizden çıktığında Allah’a güvenebiliyor muyuz? Çünkü gerçek tevekkül, dünyadan el çekmek değil; elinden geleni yaptıktan sonra elinden gelmeyeni Allah’a bırakabilmektir.
“Hûd 123, ‘Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir; bütün işler O’na döndürülür. Öyleyse O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir’ buyurarak surenin bütün mesajını tamamlar. Bilmediğin yerde Allah adına kesin konuşma, yapabileceğin yerde sorumluluktan kaçma. Sebebe sarıl ama sebebi ilahlaştırma; çalış ama sonucu putlaştırma; insanlardan yardım al ama mutlak gücü onlara verme. Gayb Allah’a, sorumluluk sana, nihai hüküm yine Allah’a aittir. Hûd Suresi’nin son çağrısı budur: Kulluğunu yap, istikametini koru ve güven.”
Ersan Karavelioğlu