Hûd Suresi 120. Ayette “Peygamberlerin Haberlerinden, Senin Kalbini Sağlamlaştıracak Olanların Hepsini Sana Anlatıyoruz; Bunda Sana Hak, Müminlere Öğüt ve Hatırlatma Gelmiştir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hûd Suresi boyunca Nûh, Hûd, Sâlih, İbrahim, Lût, Şuayb ve Musa gibi peygamberlerin kıssalarını okuduk. Hûd 120 şimdi bütün bu anlatıların neden tekrar tekrar Kur’an’da yer aldığını doğrudan açıklar: Peygamber kıssaları yalnız geçmişi anlatmak için değil, kalbi sağlamlaştırmak, hakikati göstermek, öğüt vermek ve mümini yeniden hatırlatmak için anlatılır. Kur’an tarihi bir merak malzemesine dönüştürmez; geçmişi bugünkü insanın ahlaki ve manevi direncini güçlendiren bir aynaya çevirir.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 120. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak olanların hepsini sana anlatıyoruz. Bunda sana hak gelmiştir; müminler için de bir öğüt ve hatırlatma vardır.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve kullen nakussu aleyke min enbâi’r-rusuli mâ nusebbitu bihî fuâdek. Ve câeke fî hâzihi’l-hakku ve mev‘izatun ve zikrâ li’l-mu’minîn.”
Hûd Suresi’nin uzun kıssalar bölümü burada adeta kendi amacını açıklar. Önceki ayetlerde farklı peygamberler, toplumlar, direnişler, inkârlar, tövbeler, kurtuluşlar ve ilahî hükümler anlatılmıştı. Şimdi Kur’an bütün bu anlatıların neden verildiğini dört güçlü kavramla özetler: kalbi sağlamlaştırmak, hakkı göstermek, öğüt vermek ve hatırlatmak.
“Peygamberlerin Haberlerinden Sana Anlatıyoruz” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “enbâi’r-rusul”, peygamberlerin haberleri anlamındadır. “Nebâ” sıradan bir haberden daha güçlü olarak önemli ve anlam taşıyan haber anlam alanına sahiptir.Kur’an peygamberlerin hayatlarını modern biyografi kitapları gibi doğumdan ölüme kadar bütün ayrıntılarıyla anlatmaz. Belirli olayları seçer ve özellikle ahlaki, teolojik ve eğitici yönü bulunan sahneleri öne çıkarır.
Bu nedenle Kur’an kıssalarını okurken:
“Burada neden tam da bu olay anlatılmış?”
sorusu önemlidir.
Kur’an’ın amacı çoğu zaman kronolojik ayrıntı vermekten çok insanın hakikat karşısındaki tavrını görünür hâle getirmektir.
Kur’an Neden Aynı Peygamberleri Farklı Surelerde Tekrar Anlatıyor
Çünkü tekrar her zaman gereksiz tekrar değildir.Aynı peygamber kıssası farklı surelerde farklı yönleriyle ele alınabilir. Bir surede sabır vurgulanırken başka bir surede tebliğ, başka bir yerde toplumun tepkisi veya ilahî yardım öne çıkabilir.
Bu nedenle:
“Aynı hikâye tekrar ediyor.”
demek, Kur’an’ın anlatım yöntemini eksik değerlendirmek olabilir.
Aynı olay farklı bağlamlarda farklı dersler taşıyabilir. İnsan hayatında da böyledir; aynı tecrübe yirmi yaşında başka, kırk yaşında başka şey öğretebilir.
Tekrar bazen bilginin değil, bakış açısının derinleşmesidir.
“Kalbini Sağlamlaştırmak İçin” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:“mâ nusebbitu bihî fuâdek”
yani:
“Onunla kalbini sağlamlaştırdığımız şeyleri...”
der.
Buradaki “fuâd”, kalp, gönül ve insanın iç dünyasının merkezi anlam alanına sahiptir. “Tesbit” ise sağlamlaştırmak, sabit tutmak ve direnç kazandırmak anlamına gelir.
Hz. Peygamber ağır baskılarla, inkârla, alayla ve muhalefetle karşılaşmıştı. Önceki peygamberlerin de benzer zorluklardan geçtiğini bilmek, onun görevini tarihin içinde yalnız olmayan bir mücadele olarak görmesini sağlıyordu.
Mesaj şudur:
“Senden önce de hakikati taşıyan insanlar zorlandı; zorluk yaşaman görevinin yanlış olduğu anlamına gelmez.”
Hz. Peygamber’in Kalbinin Sağlamlaştırılmaya İhtiyaç Duyması Zayıflık mıdır
Hayır.Bu ayet çok önemli bir insanlık gerçeğini gösterir: Peygamber olmak, insanî duyguların yok olması anlamına gelmez.
Hz. Peygamber üzülmüş, zorlanmış, insanların reddi karşısında sıkıntı yaşamış olabilir. Kur’an’ın onu teselli etmesi, peygamberliğin zayıflığını değil insan olmanın gerçekliğini gösterir.
Bu nedenle bir müminin:
“Üzüldüm, demek imanım zayıf.”
diye düşünmesi doğru değildir.
İnsan güçlü olabilir ve yine de desteğe ihtiyaç duyabilir.
Manevi sağlamlık, hiç etkilenmemek değil; etkilendiğinde yeniden doğrulabilmektir.
Peygamber Kıssaları Neden Kalbi Güçlendirir
Çünkü insan yaşadığı zorluğu tek başına ve eşsiz gördüğünde daha çabuk umutsuzluğa kapılabilir.Bir peygamber uzun yıllar mücadele etmiş olabilir.
Bir diğeri toplum tarafından küçümsenmiş olabilir.
Bir başkası sürgün, tehdit veya yalnızlık yaşamış olabilir.
Bunları okumak insana:
“Doğru yolda karşılaşılan zorluklar tarihte ilk kez benim başıma gelmiyor.”
duygusu verir.
Fakat buradan:
“Ben zorlanıyorum, demek mutlaka peygamberler gibi doğru taraftayım.”
sonucu çıkarılamaz.
Zorluk tek başına doğruluk kanıtı değildir.
Kıssa kalbi güçlendirir; delilin yerine geçmez.
Peygamber Kıssaları Tarih Kitabı Gibi mi Okunmalıdır
Kur’an kıssalarının tarihsel boyutu vardır; fakat Kur’an modern anlamda kronolojik bir tarih kitabı değildir.Bir tarihçi:
“Tam olarak hangi yıl oldu, hangi şehir sınırları içindeydi, nüfus kaçtı?”
gibi sorular sorabilir.
Kur’an ise çoğu zaman:
“İnsanlar peygamber karşısında nasıl davrandı, güç nasıl kullanıldı, adalet nasıl ihlal edildi, kim gerçeğe kulak verdi?”
sorularını öne çıkarır.
Bu nedenle Kur’an’dan modern arkeoloji, jeoloji veya tarih metodolojisinin bütün teknik ayrıntılarını beklemek doğru değildir.
Kur’an geçmişi anlatır; fakat amacı yalnız geçmiş bilgisini artırmak değildir.
Kıssalarda Anlatılmayan Ayrıntıları Tamamlamak Gerekir mi
Her zaman değil.Kur’an bazı peygamberlerin eşlerinin isimlerini söylemez, bazı olayların tarihini vermez, meleklerin sayısını veya belirli şehirlerin bugünkü arkeolojik karşılığını açıklamaz.
İnsan merak edebilir; bu doğaldır.
Fakat eksik bırakılmış ayrıntıları kesinmiş gibi doldurmak risklidir.
Tarihî rivayetler, tefsirler veya başka kaynaklar incelenebilir; fakat:
“Kur’an kesin olarak bunu söylüyor.”
demeden önce dikkatli olmak gerekir.
Kur’an’ın sustuğu yerde insan yorumunu vahiy seviyesine çıkarmamak ilmî tevazudur.
“Bunda Sana Hak Geldi” Ne Anlama Gelir
Ayet:“ve câeke fî hâzihi’l-hakk”
der.
Genel anlamıyla:
“Bunda sana hak gelmiştir.”
Buradaki “hâzihi — bunda/bunda olan” ifadesinin neye döndüğü konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar bulunur. Hûd Suresi, anlatılan kıssalar veya bu vahiy bölümüyle ilişkilendiren yorumlar vardır.
Temel mesaj ise açıktır: Bu anlatılar yalnız duygusal teselli değildir. Hakikat içeriği de taşırlar.
Yani Kur’an:
“Moralin düzelsin diye sana güzel hikâyeler anlatıyoruz.”
demiyor.
Hem kalbi güçlendiriyor hem de hak ile batılı ayırt eden bilgi veriyor.
“Hak” Burada Ne Demektir
“Hak” Kur’an’ın en kapsamlı kavramlarından biridir. Doğru, gerçek, yerli yerinde olan ve batılın karşıtı gibi anlam alanlarına sahiptir.Hûd 120’de “hak”, peygamber kıssalarının gerçek bir ilahî mesaj ve doğru bir ahlaki yönlendirme taşıdığını gösterir.
Bu nedenle kıssalar yalnız sembolik masallar seviyesine indirgenmemelidir.
Fakat aynı zamanda kıssanın tarihsel gerçekliğini kabul etmek, anlatılmayan her ayrıntı hakkında kesin bilgi sahibi olduğumuz anlamına gelmez.
Hakikat iddiası ile ayrıntı uydurmak arasında fark vardır.

“Mev‘iza” Yani Öğüt Ne Anlama Gelir
Ayetin üçüncü önemli kavramı “mev‘iza”, yani öğüttür.Mev‘iza yalnız bilgi vermek değildir. İnsan kalbine ve davranışına yönelen, onu yanlışından sakındıran ve iyiye çağıran ahlaki uyarıdır.
Bir insan Nûh kıssasını okuyup yalnız:
“Gemi nasıldı?”
diye merak ederse anlatının bir bölümünü kaçırabilir.
Şuayb kıssasını okuyup yalnız şehir tartışmasına girer ama ticarette dürüstlük mesajını görmezse yine asıl öğüdün bir kısmını kaçırır.
Kur’an kıssası:
“Ne oldu?”
sorusunun yanında:
“Bu bana ne söylüyor?”
sorusunu da ister.

Öğüt ile Korkutma Aynı Şey midir
Hayır.Mev‘iza bazen uyarı içerir, fakat yalnız korkutmak değildir.
Sağlıklı öğüt insana hem yanlışın sonucunu gösterir hem de doğruya dönüş yolu açar.
Sadece:
“Mahvolacaksın, bittin, kurtuluşun yok.”
diyen dil Kur’an’ın tövbe ve rahmet bütünlüğünü yansıtmaz.
Hûd Suresi boyunca çok ağır uyarılar gördük; fakat aynı surede istiğfar, tövbe, rahmet, sabır ve iyilik de sürekli tekrarlandı.
Bu nedenle dinî öğüt:
korku + umut + sorumluluk
dengesini korumalıdır.

“Zikrâ” Yani Hatırlatma Neden Ayrı Olarak Söyleniyor
Ayet:“ve zikrâ li’l-mu’minîn”
yani:
“Müminler için bir hatırlatma”
der.
İnsan bazen doğruyu bilmediği için değil, bildiğini unuttuğu için yanlış yapar.
Adaletin önemli olduğunu bilir ama çıkarı devreye girince unutur.
Sabırlı olması gerektiğini bilir ama öfkelendiğinde unutur.
Kul hakkını bilir ama para söz konusu olduğunda unutur.
Bu nedenle Kur’an yalnız yeni bilgi veren kitap değildir; aynı zamanda unutulan hakikati tekrar tekrar hatırlatan kitaptır.
Hatırlatma küçümsenecek bir şey değildir.
İnsan hafızası kadar vicdanı da tekrar ister.

Neden “Müminlere Hatırlatma” Deniliyor
Çünkü iman etmiş insanın da öğüde ihtiyacı vardır.Bazen:
“Ben zaten inanıyorum, bana nasihat gerekmez.”
düşüncesi oluşabilir.
Oysa Kur’an tam tersini söyler.
Mümin de unutabilir.
Mümin de hata yapabilir.
Mümin de kibirlenebilir.
Mümin de dünya telaşına kapılabilir.
Bu nedenle iman, hatırlatmaya ihtiyacı ortadan kaldırmaz.
Hatta iman eden insanın Kur’an’la ilişkisi çoğu zaman bildiğini yeniden diri tutmak üzerinden ilerler.

Peygamber Kıssalarını Bugünkü İnsanlara Birebir Uyarlamak Doğru mudur
Her zaman değil.Bu çok önemli bir noktadır.
Bir siyasetçiyi:
“Firavun.”
Bir toplumu:
“Âd kavmi.”
Bir doğal afeti:
“Nûh tufanı gibi ilahî ceza.”
diye doğrudan etiketlemek tehlikeli olabilir.
Kur’an’daki kıssalar ahlaki ilkeler verir; fakat her modern olay eski kıssanın birebir kopyası değildir.
Benzerlik kurulabilir.
İbret çıkarılabilir.
Güç istismarı ile Firavun örneği arasında ahlaki benzerlik düşünülebilir.
Ama:
“Kur’an’daki hüküm aynen bu kişiye uygulanmıştır.”
demek için elimizde vahiy yoktur.
Kıssadan ilke çıkarılır; modern insan için gayb hükmü üretilmez.

Peygamber Kıssaları Bize Sadece “Kötüler Cezalandırıldı” mı Öğretiyor
Hayır.Böyle bir okuma Hûd Suresi’ni çok daraltır.
Kıssalarda yalnız ceza yoktur.
Tebliğ vardır.
Sabır vardır.
Tövbe çağrısı vardır.
Aile acısı vardır.
Toplumsal baskı vardır.
Ticaret ahlakı vardır.
Güç ve otorite eleştirisi vardır.
İlahi rahmet vardır.
İnsanların özgür tercihleri vardır.
Bu nedenle Kur’an kıssalarını yalnız:
“Kötüler geldi, ceza gördü.”
formülüne indirgemek büyük anlam kaybıdır.
Kıssalar insan karakterinin çok katmanlı aynalarıdır.

Peygamber Kıssaları Bugün Psikolojik Dayanıklılık Sağlayabilir mi
Evet, manevi açıdan güçlü bir dayanıklılık sağlayabilir.İnsan yalnız olmadığını, zorlukların insanlık tarihinde tekrar tekrar yaşandığını ve büyük insanların da ağır imtihanlardan geçtiğini görür.
Bu, umudu güçlendirebilir.
Fakat burada da önemli bir ayrım vardır: Kur’an okumak veya dua etmek, gerektiğinde psikolojik ya da tıbbi destek almanın alternatifi değildir.
Bir insan depresyon, travma veya ağır kaygı yaşayabilir.
Peygamber kıssalarından manevi güç alırken aynı zamanda profesyonel yardım alabilir.
Manevi destek ile psikolojik tedavi birbirinin rakibi değildir.

Hûd Suresi’nin Önceki Kıssaları Hûd 120 Işığında Nasıl Okunmalıdır
Hûd 120, surenin uzun kıssalar bölümünün anahtarını verir.Nûh kıssasını okurken yalnız tufanı değil sabır, aile bağı ve hakikat karşısındaki tercihleri görmeliyiz. Hûd kıssasında güç ve gelenek karşısında tevhidi, Sâlih kıssasında mucize karşısında sorumluluğu, Lût kıssasında zorbalığı ve toplumsal saldırganlığı, Şuayb kıssasında ekonomik ahlakı, Musa kıssasında ise otorite ve kör itaati görmeliyiz.
Bu, bütün kıssaların tek derse indirgenmesi anlamına gelmez. Her kıssanın kendine özgü bağlamı vardır.
Fakat hepsini birbirine bağlayan büyük amaç şudur:
Kalbi sağlamlaştırmak ve insanı hakikate yeniden yöneltmek.
Bir sonraki ayet olan Hûd 121’de ise muhataplara çok sert ve kararlı bir meydan okuma gelecektir: “İman etmeyenlere de ki: Elinizden geleni yapın, biz de yapıyoruz.” Burada bu ifadenin sıradan insanlara tehdit veya şiddet ruhsatı olmadığı, peygamberî tebliğin belirli bağlamındaki kararlı duruşu anlattığı özellikle ayırt edilmelidir.

Sonuç: Hûd Suresi 120. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 120, Hûd Suresi boyunca okuduğumuz uzun peygamber kıssalarının neden anlatıldığını bizzat açıklayan bir anahtar ayettir. Kur’an adeta bize şöyle söyler: “Bu kıssaları yalnız geçmişi öğrenesin diye anlatmıyorum; kalbin güçlensin, hakikati gör, öğüt al ve unutma.”Ayetin ilk büyük mesajı, insanın manevi dayanıklılığının hatırlamayla güçlenmesidir. İnsan zorluk yaşarken kendi acısını dünyanın merkezi gibi hissedebilir. “Neden ben?” diye sorabilir. Peygamber kıssaları ona, hak yolunda zorluk yaşayanların yalnız olmadığını gösterir. Bu, acıyı küçümsemek değildir; acıyı daha büyük bir insanlık hikâyesinin içine yerleştirmektir. Böylece insanın kalbi, yaşadığı güçlüğün kendisini tamamen tanımlamasına karşı daha dirençli hâle gelebilir.
İkinci büyük mesaj, zorluk ile doğruluğu birbirine karıştırmamaktır. Peygamberler zorluk yaşadı diye “Ben de zorlanıyorum, demek kesin haklıyım” diyemeyiz. Yanlış yapan insanlar da zorlanabilir. Doğruluğun ölçüsü yine delil, adalet ve hakikattir. Kıssalar kalbi güçlendirir ama eleştirel düşünmenin yerini almaz. Acı çekmek insanı otomatik olarak haklı yapmadığı gibi, rahat yaşamak da otomatik olarak haksız yapmaz.
Üçüncü büyük mesaj, Kur’an kıssalarını magazin merakına dönüştürmemektir. Bazen insanlar peygamber kıssalarında Kur’an’ın söylemediği ayrıntılara yoğunlaşır: tam hangi dağ, hangi yıl, kaç kişi, hangi gemi ölçüsü veya bugün hangi arkeolojik kalıntı? Bunlar bazı durumlarda tarihsel araştırma açısından ilginç olabilir. Fakat Kur’an’ın kendi vurgusu çok daha açıktır: Kalbin sağlamlaşması ve öğüt almak. Ayrıntı araştırırken ana mesajı kaybetmemek gerekir.
Dördüncü büyük mesaj, kıssalardan bugünkü insanlara kolayca ceza hükmü çıkarmamaktır. Kur’an Nûh kavmi hakkında ilahî azap diyebilir çünkü bunu vahiy bildirir. Biz bugün bir deprem yaşandığında aynı kesinlikle “Bu şehir cezalandırıldı” diyemeyiz. Kur’an Firavun’un zulmünü açıkça değerlendirir; fakat bugün sevmediğimiz her yöneticiyi hiçbir ayrım yapmadan “Firavun” ilan etmek de ilmî değildir. Kıssalar bize ahlaki ölçü verir; Allah adına modern gayb hükümleri verme yetkisi vermez.
Beşinci büyük mesaj, geçmişten ders almanın geçmişi kopyalamak olmadığını anlamaktır. Bir toplumun ticaretinde hile varsa Şuayb kıssasının ekonomik ahlakından ders çıkarabiliriz; fakat o toplumun aynen Medyen olduğunu söylememiz gerekmez. Bir yönetimde aşırı güç yoğunlaşması varsa Firavun kıssasındaki iktidar ahlakı üzerinde düşünebiliriz; fakat tarihsel ve siyasi farklılıkları silip birebir özdeşlik kurmak doğru değildir. Kur’an’ın evrenselliği, her dönemi aynılaştırmasında değil, farklı dönemlerde geçerli ahlaki ilkeler sunabilmesindedir.
Altıncı büyük mesaj, peygamberlerin de insanî duygular taşıdığını görmektir. Hz. Peygamber’in kalbinin sağlamlaştırılmasından söz edilmesi son derece önemlidir. Kur’an onu duygusuz bir kahraman gibi tanıtmaz. Kalbin desteklenmesi gerekiyorsa, demek ki güçlü insan da yorulabilir. Bu, bugün inanan insana büyük bir rahatlık sağlar. Üzülebiliriz, yorulabiliriz, korkabiliriz ve yine de iman sahibi olabiliriz. Dayanıklılık, hiç sarsılmamak değil, sarsıldıktan sonra yeniden yön bulabilmektir.
Yedinci büyük mesaj, öğüdü yalnız başkasına vermemektir. İnsan Kur’an kıssasını okuyup hemen çevresindeki insanları sınıflandırabilir: “Şu kişi Firavun gibi, bu kişi Şuayb’ın kavmi gibi, şu toplum Âd gibi.” Oysa ayetin “müminlere hatırlatma” demesi, kıssanın önce bize dönmesi gerektiğini gösterir. Nûh kıssasını okuduğumda başkasının inatçılığından önce kendi inatçılığımı, Şuayb kıssasında başkasının ticaretinden önce kendi dürüstlüğümü, Musa kıssasında başkasının kör itaatinden önce kendi otorite ilişkilerimi sorgulamalıyım.
Sekizinci büyük mesaj, hatırlatmanın tekrar gerektirmesidir. İnsan bir gerçeği bir kez öğrenince ömür boyu aynı bilinç seviyesinde kalmaz. Dünya meşgul eder. Öfke yükselir. Para cazip gelir. Korku baskı yapar. Kibir devreye girer. Bu nedenle Kur’an tekrar tekrar namazı, sabrı, adaleti, tövbeyi ve Allah’ı hatırlatır. Bu tekrar bilginin eksikliğinden değil, insanın unutkanlığından kaynaklanır. Bazen bize yeni bilgi değil, eski hakikati yeniden ciddiye almak gerekir.
Dokuzuncu büyük mesaj ise Hûd 120’nin bizi doğrudan kendi hayatımıza döndüren sorusudur: Okuduğumuz kıssa bizi gerçekten değiştiriyor mu? Bir peygamber kıssasını bitirdiğimizde yalnız daha fazla bilgi mi taşıyoruz, yoksa biraz daha sabırlı, daha dürüst ve daha adil olmaya mı çalışıyoruz? Kur’an’dan öğrendiğimiz şey öfkemizi, ticaretimizi, aile ilişkilerimizi, kullandığımız gücü veya insanlara bakışımızı hiç değiştirmiyorsa, bilginin öğüt boyutunu henüz yeterince hayatımıza taşımamış olabiliriz.
Hûd 120’nin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Peygamber kıssalarını yalnız tarih merakıyla değil, kalbi güçlendiren ve hayatı düzelten vahiy olarak oku. Anlatılmayan ayrıntıları kesin bilgi gibi doldurma. Kıssaları modern insanlara karşı ceza etiketi olarak kullanma. Peygamberlerin yaşadığı zorluklardan umut al ama kendi zorluğunu otomatik doğruluk deliline dönüştürme. Kur’an’ın öğüdünü önce kendine çevir ve hatırladığın hakikati davranışa dönüştür.
Bir sonraki ayet olan Hûd 121’de Hz. Peygamber’e, “İman etmeyenlere de ki: Bulunduğunuz konumda elinizden geleni yapın; biz de yapacağız” denilecektir. Bu ifade, tebliğ sürecinin sonunda ortaya çıkan kararlı duruşu anlatır. Ancak onu sıradan insanların birbirlerine tehdit savurması veya “benden değilsen düşmanımsın” mantığı için kullanmamak gerekir. Peygamberî meydan okuma ile günlük kişisel öfke aynı şey değildir.
Ve belki Hûd Suresi 120. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Kur’an’da bir peygamber kıssası okuduğumuzda, yalnız “Onlara ne olmuş?” diye mi soruyoruz, yoksa “Bu anlatı benim kalbimde neyi sağlamlaştırmalı, davranışımda neyi değiştirmeli?” diye de düşünüyor muyuz? Geçmiş toplumları yargılamak kolayken, o kıssaların aynasında kendi inadımızı, korkumuzu, çıkarlarımızı ve doğruluk sınavımızı görmeye ne kadar hazırız?
“Hûd 120, ‘Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak olanları sana anlatıyoruz; bunda sana hak, müminlere de öğüt ve hatırlatma gelmiştir’ buyurur. Kur’an kıssaları geçmişi seyrettiren bir tarih vitrini değil, bugünkü insanın kalbine tutulan bir aynadır. Kıssayı okuyup yalnız başkasını yargılama; önce kendini gör. Ayrıntıya takılıp öğüdü kaybetme, geçmişteki ilahî hükümleri bugüne keyfî biçimde taşıma ve zorluk anında yalnız olmadığını hatırla. Çünkü vahyin kıssaları yalnız bilgi vermek için değil, kalbi sağlamlaştırıp insanı yeniden doğru yöne çevirmek için anlatılır.”
Ersan Karavelioğlu