Hûd Suresi 119. Ayette “Rabbinin Merhamet Ettikleri Hariç; Onları Bunun İçin Yarattı. Rabbinin ‘Cehennemi Cinlerden ve İnsanlardan Dolduracağım’ Sözü Gerçekleşecektir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hûd 118, insanların ihtilaf etmeye devam edeceğini bildirmişti. Hûd 119 ise bu farklılık tablosunun içinde Allah’ın rahmetini, yaratılışın anlamını ve nihai sorumluluğu birlikte gündeme getirir. Ayetteki ‘Onları bunun için yarattı’ ifadesi, tefsirlerde farklı şekillerde açıklanmış ve özellikle ‘bunun’ neye döndüğü tartışılmıştır. Bu nedenle ayeti ‘Allah insanları sırf ihtilaf etsinler veya cehenneme girsinler diye yarattı’ şeklinde basitleştirmek doğru değildir. Kur’an’ın genel bütünlüğünde insan sorumludur, Allah zulmetmez ve rahmet kapısı gerçektir.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 119. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Rabbinin merhamet ettikleri hariç. Onları bunun için yarattı. Rabbinin, ‘Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan hep birlikte dolduracağım’ sözü tamamlanmıştır.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“İllâ men rahime rabbuk. Ve li-zâlike halakahum. Ve temmet kelimetu rabbike le-emleenne cehenneme mine’l-cinneti ve’n-nâsi ecmaîn.”
Hûd 118’de “Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı; fakat onlar ihtilaf etmeye devam ederler” denilmişti. Hûd 119 ise bu ihtilafın içinde rahmete erişenlerden söz eder, ardından yaratılışın amacıyla ilgili çok yoğun bir ifade kullanır ve son olarak insan ile cinlerin sorumluluğuna ilişkin ciddi bir ahiret uyarısı getirir.
Bu yüzden ayet, yalnız tek bir cümlesi çekilip yorumlanmaması gereken ayetlerden biridir. 118 ve 119 birlikte okunmalıdır.
“Rabbinin Merhamet Ettikleri Hariç” Ne Anlama Gelir
Ayette:“illâ men rahime rabbuk”
yani:
“Rabbinin merhamet ettikleri hariç”
denilir.
Bu ifade önceki ayetteki ihtilaf cümlesiyle bağlantılıdır. İnsanların ihtilaf etmeye devam edeceği söylendikten sonra Allah’ın rahmetine erişenlerden söz edilir.
Tefsirlerde bu rahmet, hidayet, hak üzerinde birleşme, doğru yolu bulma ve ihtilafın yıkıcı biçimlerinden korunma gibi anlamlarla açıklanmıştır.
Buradaki rahmeti yalnız dünyadaki rahatlık veya maddi bolluk şeklinde anlamamak gerekir. Ayetin bağlamı dinî ve ahlaki yönelişle ilgilidir.
Allah’ın rahmeti, insanı hakikate ve kurtuluşa taşıyan ilahî lütfu da kapsar.
Rahmete Eren İnsan Hiçbir Konuda İhtilaf Etmez mi
Böyle bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.İki samimi mümin bazı fıkhî veya tefsir meselelerinde farklı görüşlere sahip olabilir. Bu, birinin mutlaka Allah’ın rahmetinden çıkarıldığı anlamına gelmez.
Hûd 119’daki bağlam daha temel bir ihtilafı, yani hakikat karşısındaki temel yöneliş farklılığını gündeme getirir.
İnsanların ayrıntılı yorumlarda ihtilaf etmesi ile hakikati bilinçli biçimde reddetmesi aynı kategori değildir.
Bu nedenle:
“Benimle bu meselede aynı düşünmüyorsan Allah’ın rahmetinde değilsin.”
demek ayetin verdiğinden çok daha ileri gitmek olur.
Allah’ın Rahmeti Keyfî Bir Ayrım mıdır
Kur’an’ın genel anlatımında Allah’ın rahmeti keyfî, sebepsiz bir ayrıcalık sistemi olarak sunulmaz.Allah insanı düşünmeye, doğruya yönelmeye ve tövbe etmeye çağırır. Hûd Suresi boyunca da peygamberlerin sürekli olarak kavimlerini dönüşe, bağışlanmaya ve adalete çağırdığını gördük.
Allah’ın rahmeti elbette ilahî bir lütuftur; fakat bu lütfu:
“Allah sebepsiz yere bazılarını seçti, diğerlerini hiçbir tercihleri olmadan mahvetti.”
şeklinde anlamak, surenin insan sorumluluğu vurgusuyla uyuşmaz.
Rahmet lütuftur; fakat insanın seçimi ve yönelişi de anlamsız değildir.
“Onları Bunun İçin Yarattı” İfadesindeki “Bunun” Neye İşaret Ediyor
Ayette:“ve li-zâlike halakahum”
denilir.
Yani:
“Onları bunun için yarattı.”
Buradaki “zâlike — bunun” zamirinin neye döndüğü konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.
Bazı müfessirler bunu önceki ihtilafa bağlamış, bazıları hemen önceki rahmete bağlamış, bazıları ise insanın ihtilaf ve rahmet ihtimallerinin bulunduğu imtihan düzeni içinde yaratılmasını daha geniş biçimde değerlendirmiştir.
Bu yüzden ayeti:
“Kesin olarak yalnız şu anlama gelir.”
diye tek bir yoruma kapatmak yerine, tefsirlerdeki farklı açıklamaları dürüstçe görmek gerekir.
“Onları İhtilaf Etmeleri İçin Yarattı” Demek Doğru mudur
Bu, tefsirlerde bulunan açıklamalardan biridir; fakat cümlenin nasıl anlaşılacağı çok önemlidir.Eğer ifade ihtilafa döndürülürse bunu:
“Allah insanları kavga etsinler, birbirlerinden nefret etsinler ve birbirlerini öldürsünler diye yarattı.”
şeklinde anlamak yanlış olur.
Daha doğru çerçeve, insanların farklı tercihler yapabilecekleri bir dünya düzeninde yaratılmış olmasıdır.
Allah insanı zorunlu tek tip varlık hâline getirmemiştir.
Dolayısıyla ihtilaf, insan iradesinin ve imtihan düzeninin mümkün sonuçlarından biridir.
İhtilafın mümkün kılınması, bütün ihtilafların ahlaken onaylanması değildir.
“Onları Rahmet İçin Yarattı” Yorumu da Var mıdır
Evet.Bazı tefsirlerde “ve li-zâlike halakahum” ifadesindeki işaretin hemen önceki rahmete döndüğü açıklanmıştır. Bu durumda anlam:
“Onları rahmet için yarattı.”
şeklinde anlaşılır.
Bu yorum Allah’ın yaratmasındaki rahmet ve kulluk amacını öne çıkarır.
Ancak tefsir tarihindeki farklı görüşleri yok saymadan söylemek gerekir ki zamirin merciine ilişkin ihtilaf vardır.
Dolayısıyla forum veya dinî içerik üretirken:
“Bu ayetin tartışmasız tek anlamı budur.”
demek yerine:
“Tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.”
demek daha ilmîdir.
İnsan Sırf İmtihan Edilmek İçin mi Yaratılmıştır
Kur’an insanın yaratılışına tek bir ayet üzerinden bütün boyutlarıyla cevap vermez.Başka ayetlerde kulluk, Allah’ı tanıma, yeryüzündeki sorumluluk ve ahiret hesabı gibi boyutlar bulunur. Hûd 119 ise özellikle ihtilaf, rahmet ve sonuç bağlamını öne çıkarır.
Bu nedenle:
“İnsanın yaratılışının tek ve bütün amacı yalnız şudur.”
şeklinde aşırı indirgemeci yorumlardan kaçınmak gerekir.
İnsan Allah’a kulluk eden, ahlaki tercihler yapan, rahmete muhtaç ve yaptıklarından sorumlu bir varlık olarak sunulur.
Yaratılış amacı, tek bir sloganla tüketilemeyecek kadar geniş bir Kur’anî konudur.
Allah İnsanları Cehenneme Atmak İçin mi Yarattı
Hayır, Hûd 119’u böyle okumak doğru değildir.Ayetin sonunda cehennemin cinler ve insanlarla doldurulacağına ilişkin ciddi bir hüküm vardır. Fakat bundan:
“Allah insanları sırf cehennem için yarattı.”
sonucu çıkmaz.
Hûd Suresi boyunca peygamberlerin insanları kurtuluşa çağırdığını, Allah’ın tövbeyi teşvik ettiğini ve kendisini Rahîm ve Vedûd olarak tanıttığını gördük.
Eğer insan yalnız cehennem için yaratılmış ve hiçbir gerçek seçimi bulunmamış olsaydı, bu kadar geniş tövbe, uyarı, öğüt ve sorumluluk dili anlamsız hâle gelirdi.
Cehennemin varlığı, insanın yaratılış amacının cehennem olduğu anlamına gelmez.
“Rabbinin Sözü Tamamlandı” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve temmet kelimetu rabbik”
denilir.
Genel anlamıyla:
“Rabbinin sözü/hükmü tamamlandı, kesinleşti.”
demektir.
Buradaki “kelime”, sıradan bir kelime değil, Allah’ın hükmü ve kesin sözü anlamındadır.
Bu ifade Allah’ın söylediğinin güvenilirliğini ve hükmünün gerçekleşeceğini vurgular.
Ancak bunu:
“Allah sonradan yeni bilgi öğrenip karar verdi.”
şeklinde düşünmek doğru değildir.
İlahî hüküm, Allah’ın eksiksiz bilgisi içinde düşünülür.

“Cehennemi Cinlerden ve İnsanlardan Dolduracağım” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda son derece ciddi bir uyarı vardır:“Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan dolduracağım.”
Bu ifade hem insanların hem de cinlerin ahlaki sorumluluk taşıyan varlıklar olduğunu gösterir.
Kur’an’ın anlatımında sorumluluk yalnız insanla sınırlı değildir; cinler arasında da iman edenler ve etmeyenler bulunduğu anlatılır.
Ancak buradan:
“Bütün insanlar ve bütün cinler cehenneme gidecektir.”
sonucu çıkarılamaz.
Çünkü aynı Kur’an cennet ehlinin varlığını açıkça bildirmektedir ve Hûd 108’de saîd olanların cennete gireceğini az önce okuduk.
Dolayısıyla ayet iki türün tamamının cehenneme gideceğini değil, cehennemin her iki türden hak edenlerle dolacağını bildirir.

“Ecmaîn” Kelimesi Her İnsan Cehenneme Girecek Demek midir
Hayır.Ayetin tamamı Kur’an’ın diğer ayetleriyle birlikte okunmalıdır.
“Ecmaîn” ifadesi güçlü bir topluluk ve tamamlanma vurgusu taşır; fakat bağlamın içinde bunu:
“Tek bir insan bile cennete girmeyecek.”
şeklinde anlamak mümkün değildir.
Hûd 108 açıkça saîd olanların cennette bulunduğunu söylemiştir.
Dolayısıyla Kur’an kendi içinde:
bir tarafta cennet ehli,
diğer tarafta cehennem ehli
olduğunu bildirir.
Buradaki cehennem doldurma ifadesi ilahî hükmün gerçekleşeceğini vurgulayan güçlü bir tehdit dilidir.

Allah Cehennemin Dolacağını Önceden Biliyorsa İnsan Gerçekten Özgür müdür
Bu, kader ve özgür irade meselesinin temel sorularından biridir.Allah’ın geleceği bilmesi ile insanın tercihini zorlaması aynı şey değildir.
Bilgi, cebir değildir.
Kur’an insanı sürekli olarak:
iman etmeye, tövbe etmeye, adil olmaya, zulümden kaçınmaya ve doğru tercihler yapmaya
çağırır.
Bu çağrıların anlamlı olabilmesi için insanın gerçek bir ahlaki sorumluluğu bulunur.
Allah insanın ne seçeceğini bilir; fakat bu bilgi insanın tercihini zorla üretmez.
İlahî önbilgi ≠ insan iradesinin iptali.

“Nasıl Olsa Kimin Cehenneme Gideceği Belli” Demek Doğru mudur
Bizim açımızdan hayır.Allah’ın bilgisi bizim bilgimiz değildir.
İnsan:
“Allah zaten biliyor, o hâlde benim yapacağım hiçbir şey önemli değil.”
diyemez.
Çünkü biz kendi nihai sonucumuzu bilmiyoruz ve her gün gerçek seçimler yapıyoruz.
Bir öğrenci öğretmenin kendisini nasıl değerlendireceğini bilmiyorsa çalışmayı bırakmaz. Benzerlik birebir olmasa da temel nokta açıktır: Biz Allah’ın gayb bilgisini kendi ataletsizliğimizin bahanesi yapamayız.
Kader inancı:
“Ne yaparsam yapayım fark etmez.”
değil,
“Ben sorumluluğumu yerine getiririm; nihai bilgi Allah’a aittir.”
bilincidir.

Bu Ayet İnsanları “Cehennemlik” Diye Etiketlememize İzin Verir mi
Hayır.Ayet cehennemin varlığını ve oraya gidecek sorumlu varlıkların bulunacağını bildirir. Fakat yaşayan belirli insanlar hakkında bize sınırsız hüküm dağıtma yetkisi vermez.
Bir insan bugün çok yanlış davranıyor olabilir.
Davranışı eleştirilebilir.
Bir suç işlemişse hukuk önünde hesap vermesi gerekebilir.
Fakat:
“Bu kişi kesin olarak ebedî cehennemliktir.”
demek başka bir iddiadır.
Hayat devam ettiği sürece tövbe ve değişim ihtimali vardır.
Davranışı değerlendirmek başka, insanın nihai ahiret hükmünü mühürlemek başkadır.

Ayette Cinlerden Söz Edilmesi Bize Cinlerle İlgili Her İddiayı Kabul Ettirir mi
Hayır.Kur’an cinlerin varlığından söz eder; fakat bu, günümüzde cinler hakkında anlatılan her hikâyenin doğru olduğu anlamına gelmez.
Bir insanın psikolojik veya nörolojik rahatsızlığını hemen:
“Kesin cin musallatı.”
diye açıklamak doğru değildir.
Sağlık sorunları tıbbî değerlendirme gerektirebilir.
Aynı şekilde bir kişinin:
“Cinlerden bilgi alıyorum, geleceği biliyorum.”
iddiası da sırf Kur’an cinlerden söz ediyor diye doğru kabul edilmez.
Kur’an’ın cinlerin varlığını bildirmesi, cinler hakkında sınırsız halk inanışını onaylamaz.

“Rahmet Ettikleri Hariç” İfadesi Umut mu, Ayrım mı Üretiyor
Asıl olarak umut üretir.İnsanların ihtilaf edeceği anlatıldıktan sonra ayet doğrudan:
“Rabbinin merhamet ettikleri hariç.”
der.
Yani insanlığın farklılık, hata ve çatışma hikâyesi içinde rahmet kapısı kapalı değildir.
Bu rahmeti:
“Bizim grup otomatik olarak rahmette, diğer herkes dışarıda.”
şeklinde mezhep veya topluluk üstünlüğüne çevirmek doğru değildir.
İsim veya etiket tek başına Allah’ın nihai hükmünü belirleyen sihirli parola değildir.
İnsan inanç, samimiyet, ahlak ve Allah’ın rahmeti bağlamında değerlendirilir.
Rahmet bir kibir sebebi değil, şükür sebebidir.

Hûd 118 ve 119 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hûd 118:“Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı; fakat onlar ihtilaf etmeye devam ederler.”
demişti.
Hûd 119 ise:
“Rabbinin merhamet ettikleri hariç...”
diye devam eder.
Bu iki ayet birlikte üç önemli hakikati yan yana getirir: İnsanlar arasında farklılık ve ihtilaf vardır, Allah’ın rahmeti gerçektir ve insanın tercihlerinin nihai sorumluluğu vardır.
Bu nedenle ayeti yalnız:
“İnsanlar zaten ihtilaf etmek için yaratılmış.”
şeklinde fatalist bir sonuca indirgemek doğru olmaz.
Bir sonraki ayet olan Hûd 120’de ise surenin başından beri anlatılan peygamber kıssalarının neden aktarıldığı açıklanacak ve “Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak olanların hepsini sana anlatıyoruz; bunda sana hak, müminlere de öğüt ve hatırlatma gelmiştir” buyurulacaktır. Böylece Hûd Suresi’nin uzun kıssalar bölümünün eğitim, teselli, hakikat ve hatırlatma amacı açık biçimde ortaya konacaktır.

Sonuç: Hûd Suresi 119. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 119, birkaç cümle içinde rahmet, yaratılış, ihtilaf, kader, sorumluluk ve ahiret gibi son derece büyük meseleleri bir araya getirir. Bu nedenle ayeti aceleyle tek bir slogana çevirmek yerine bütün bağlamıyla okumak gerekir.Ayetin ilk büyük mesajı insan ihtilafının Allah’ın kudreti dışında olmadığıdır. Allah dileseydi bütün insanları tek bir düşünceye zorlayabilirdi. Fakat bunu yapmamış olması insanın tercih alanının gerçekliğini gösterir. İnsan farklı düşünebilir, farklı yönlere gidebilir ve yaptığı tercihlerden sorumlu olur.
Buradan:
“Öyleyse bütün tercihler doğrudur.”
sonucu çıkmaz.
Allah yanlış tercihe izin verebilir ama ondan razı olmak zorunda değildir.
İnsanın özgürlüğü ile Allah’ın ahlaki ölçüsü aynı şey değildir.
Seçebilmek, seçilen her şeyin doğru olması demek değildir.
Ayetin ikinci büyük mesajı rahmetin ihtilafın ortasında bile açık olmasıdır.
İnsanlık tarihi bölünmelerle doludur.
Dinî ihtilaflar vardır.
Siyasi ihtilaflar vardır.
Felsefi ihtilaflar vardır.
Aileler içinde bile farklılık vardır.
Fakat Kur’an bütün bu tablo içinde:
“Rabbinin merhamet ettikleri hariç.”
der.
Bu ifade insana:
“Farklılık ve hata kaderin son cümlesi değildir.”
mesajı verir.
İnsan Allah’ın rahmetiyle doğruyu bulabilir, tövbe edebilir ve yönünü değiştirebilir.
Üçüncü büyük mesaj “Onları bunun için yarattı” ifadesinde ilmî tevazudur.
Tefsirlerde bu ifadenin neye döndüğü konusunda farklı açıklamalar vardır.
Bazıları ihtilafı öne çıkarır.
Bazıları rahmeti.
Bazıları daha geniş bir imtihan düzenini düşünür.
Burada yapılması gereken:
“Benim tercih ettiğim yorum, Allah’ın tartışmasız tek kastıdır.”
demek değildir.
Daha doğru olan:
“Bu konuda tefsirlerde farklı açıklamalar vardır; şu yorum bana bağlam açısından daha güçlü görünüyor.”
diyebilmektir.
Bu tavır dini zayıflatmaz.
Tam tersine insan yorumunun sınırını korur.
Dördüncü büyük mesaj insanın cehennem için yaratılmadığıdır.
Ayet cehennemin dolacağını bildiriyor diye insanın yaratılış amacı:
“Allah insanları önce yarattı, sonra çoğunu cehenneme atmak istedi.”
şeklinde açıklanamaz.
Aynı Kur’an insanı tövbeye çağırır.
Rahmeti anlatır.
Peygamber gönderir.
Kitap indirir.
Uyarır.
Bağışlamayı vaat eder.
Bütün bunlar insanın gerçek bir kurtuluş imkanına sahip olduğunu gösterir.
Cehennem sorumluluğun sonucu olabilir; yaratılışın amacı değildir.
Beşinci büyük mesaj kaderi sorumluluktan kaçış aracına çevirmemektir.
Bir insan:
“Allah zaten kimin cehenneme gideceğini biliyor.”
deyip:
“O hâlde benim seçimimin önemi yok.”
sonucuna varamaz.
Biz Allah’ın gayb bilgisini bilmiyoruz.
Bizim elimizde bugünkü tercihimiz var.
Yalan söylemek veya doğru söylemek.
Hakkı yemek veya korumak.
Tövbe etmek veya ısrar etmek.
İyilik yapmak veya zarar vermek.
İşte insan sorumluluğu burada ortaya çıkar.
Allah sonucu bilir; sen seçimini yaparsın.
Altıncı büyük mesaj cehennem ayetlerini başkalarına karşı üstünlük aracına dönüştürmemektir.
Bir kişi ayeti okur ve hemen:
“Şunlar cehennemlik.”
demeye başlayabilir.
Oysa ayet önce insanın kendi sorumluluğunu düşündürmelidir.
Biz bir davranış hakkında dinî değerlendirme yapabiliriz.
Ama yaşayan insanın sonunu bilmiyoruz.
Bugün inkâr eden yarın iman edebilir.
Bugün günah işleyen yarın tövbe edebilir.
Bugün iyi görünen biri de hayatının sonunda büyük yanlışlar yapabilir.
Nihai hüküm sona aittir ve Allah’ındır.
Yedinci büyük mesaj cinler hakkında ölçüyü korumaktır.
Kur’an cinlerden söz eder.
Bu gerçektir.
Ama buradan her açıklanamayan olayı cinlere bağlama alışkanlığı çıkarılamaz.
Bir insan rahatsızlandığında doktora gitmelidir.
Psikolojik bir problem yaşadığında uygun uzman desteği alabilir.
Bir evde garip bir ses duyulması:
“Kesin cin.”
demek için yeterli değildir.
Kur’an’ın gayb öğretisi insanı hurafeye mahkûm etmemelidir.
Gayba iman, delilsiz her iddiaya inanmak değildir.
Sekizinci büyük mesaj Allah’ın rahmetini grup kibri hâline getirmemektir.
Bir topluluk kendisine:
“Biz rahmete erenleriz.”
deyip geri kalan herkesi küçümseyebilir.
Fakat gerçek rahmet insanda kibir değil, şükür ve tevazu üretmelidir.
Allah’ın lütfuna gerçekten inanan insan:
“Ben kendi gücümle herkesten üstün oldum.”
demez.
Tam tersine:
“Allah bana yol gösterdiyse bunun şükrünü daha adil ve merhametli yaşayarak göstermeliyim.”
diye düşünür.
Dokuzuncu büyük mesaj ise Hûd 119’un insanı tekrar kendi hayatına döndürmesidir.
Büyük kader meselelerini tartışmak ilginçtir.
“Allah neden ihtilafa izin verdi?”
“Li-zâlike neye dönüyor?”
“Cehennem neden dolacak?”
Bu sorular önemlidir.
Ama ayetin ahlaki sorusu da vardır:
“Ben bana verilen seçim alanını nasıl kullanıyorum?”
Farklı düşünen insanla konuşurken adil miyim?
Allah’ın rahmetini umut ederken sorumluluğumu küçümsüyor muyum?
Kaderi tembelliğime mazeret yapıyor muyum?
Bir insanın sonunu bilmediğim hâlde onu cehennemlik ilan ediyor muyum?
Tefsir ihtilafını gördüğümde kendi görüşümü vahyin kendisi sanıyor muyum?
İşte ayetin gerçek etkisi bu sorularla ortaya çıkar.
Hûd 119’un bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: İnsanların ihtilaf etmesi Allah’ın kudretinin dışında değildir; fakat ihtilafın varlığı bütün görüşleri doğru yapmaz. Allah’ın rahmeti gerçektir ve insanın kurtuluş umudu vardır. “Onları bunun için yarattı” ifadesinde tefsirlerde farklı açıklamalar bulunduğunu kabul et. İnsanın sırf cehennem için yaratıldığını söyleme. Allah’ın bilgisi ile insanın iradesini birbirine düşman yapma. Yaşayan insanları cehennemlik diye mühürleme ve Allah’ın rahmetini mezhep veya grup kibrine dönüştürme.
Bir sonraki ayet olan Hûd 120, Hûd Suresi’nde bugüne kadar anlattığımız bütün peygamber kıssalarının neden yer aldığını doğrudan açıklayacaktır: “Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak olanları sana anlatıyoruz. Bunda sana hak, müminlere öğüt ve hatırlatma gelmiştir.” Böylece kıssaların yalnız tarih anlatmak için değil, kalbi güçlendirmek, hakikati göstermek ve insanı tekrar tekrar doğruya hatırlatmak için anlatıldığı açıkça ortaya konacaktır.
Ve belki Hûd Suresi 119. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah bize gerçek bir tercih alanı vermişken biz bu özgürlüğü hakikati ve iyiliği seçmek için mi, yoksa sorumluluktan kaçmak için mi kullanıyoruz? Tefsirlerde farklı açıklamalar olduğunu gördüğümüzde bundan öğrenmeye mi çalışıyoruz, yoksa kendi görüşümüzü Allah’ın tek mümkün görüşü gibi mi sunuyoruz? Ve Allah’ın rahmetini umut ederken, o rahmete layık bir hayat için bugün hangi yönümüzü değiştirmemiz gerektiğini gerçekten düşünüyor muyuz?
“Hûd 119, ‘Rabbinin merhamet ettikleri hariç; onları bunun için yarattı’ buyurur ve ardından cehennemin cinlerden ve insanlardan doldurulacağına ilişkin ciddi bir uyarı getirir. Bu ayet insanın sırf cehennem için yaratıldığını veya Allah’ın insanları zorla kötülüğe sevk ettiğini söylemez. Allah bilir, insan seçer; rahmet kapısı açıktır ve sorumluluk gerçektir. Tefsir ihtilafını kesinlik kisvesine sokma, kaderi tembelliğe dönüştürme ve başkasının ahiret hükmünü kendi elinle verme. Çünkü asıl soru, Allah’ın gayb bilgisini çözmek değil, bize verilen iradeyi bugün hangi yönde kullandığımızdır.”
Ersan Karavelioğlu