📖 Hûd Suresi 118. Ayette “Rabbin Dileseydi İnsanları Tek Bir Ümmet Yapardı; Fakat Onlar İhtilaf Etmeye Devam Edeceklerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 2 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    2

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,297
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 118. Ayette “Rabbin Dileseydi İnsanları Tek Bir Ümmet Yapardı; Fakat Onlar İhtilaf Etmeye Devam Edeceklerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hûd 117, Allah’ın haksız yere toplumları helâk etmeyeceğini ve ıslahın değerini vurgulamıştı. Hûd 118 ise insanlık tarihinin en temel gerçeklerinden birine geçer: Allah dileseydi bütün insanları zorunlu olarak tek bir topluluk hâline getirebilirdi; fakat insanlar farklı düşünmeye ve ihtilaf etmeye devam etmektedir. Bu durum ‘her görüş doğrudur’ anlamına gelmez. Aynı şekilde farklılığı zor kullanarak ortadan kaldırmak da ayetin ruhuna uymaz. İhtilafın varlığı hakikati yok etmez; fakat hakikat iddiasını zorbalığa dönüştürmememizi gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 118. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat onlar ihtilaf etmeye devam edeceklerdir.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve lev şâe rabbuke le-ce‘ale’n-nâse ummeten vâhideten ve lâ yezâlûne muhtelifîn.”

Bu kısa ayet, insanlık tarihindeki dinî, düşünsel ve toplumsal farklılıkların Allah’ın kudretinin dışında ortaya çıkmış bir kaza olmadığını gösterir. Allah bütün insanları aynı düşünmeye zorlayabilecek kudrete sahiptir; fakat dünya hayatındaki insan düzeni zorunlu tek biçimlilik üzerine kurulmamıştır.

Buradaki önemli soru şudur: Eğer Allah herkesi tek bir ümmet yapabilecekse, neden farklılık ve ihtilaf vardır? Ayet bizi özgürlük, sorumluluk, hakikat ve insan iradesi hakkında düşünmeye çağırır.

2️⃣ “Rabbin Dileseydi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “ve lev şâe rabbuk”, “Rabbin dileseydi” anlamındadır. Bu ifade Allah’ın kudretini vurgular.

Yani insanların farklı inançlara, düşüncelere ve tercihlere sahip olması Allah’ın onları zorla tek tipe dönüştürememesi nedeniyle değildir. Allah dileseydi herkesi tek bir çizgide toplayabilirdi.

Fakat bunu yapmamış olması, insanın dünyadaki seçim ve sorumluluk alanını anlamamız açısından önemlidir.

Allah’ın zorlamaması, yanlış olan her tercihi onayladığı anlamına gelmez. İzin vermek ile razı olmak aynı şey değildir.

3️⃣ Allah İsterse Herkesi Mümin Yapabilir miydi ❓​

Evet, Allah’ın kudreti açısından buna engel yoktur.

Kur’an’ın başka ayetlerinde de Allah dileseydi insanların tamamının iman edebileceği ifade edilir. Fakat dünya hayatındaki iman, insanın iradesi ve sorumluluğuyla anlam kazanır.

Eğer bütün insanlar iman etmeye zorlanmış olsaydı:

“İman ettim.”

demek gerçek bir tercih olmaktan çıkardı.

Bu nedenle Hûd 118, Allah’ın insanı robotlaştırmadığını düşündürür. İnsan seçim yapar ve bu seçiminin ahlaki sonuçlarını taşır.

Zorunlu itaat ile bilinçli iman aynı şey değildir.

4️⃣ “Tek Bir Ümmet” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “ummeten vâhideten”, tek bir ümmet, tek bir topluluk veya aynı çizgide birleşmiş insanlık anlamına gelir.

Buradaki “ümmet” kelimesini yalnız bugünkü siyasi veya mezhebî anlamlarla daraltmamak gerekir. Bağlam, insanların inanç ve yöneliş bakımından tek bir topluluk hâline getirilmesini ifade eder.

Allah böyle bir insanlık düzeni kurabilirdi.

Ama ayet hemen ardından insanların ihtilaf etmeye devam edeceğini söyler.

Dolayısıyla insanlığın bu dünyadaki görünümü tek renkli değil, farklı tercih ve yönelişlerin bulunduğu bir alan olarak karşımıza çıkar.

5️⃣ İnsanların Farklı Olması Allah’ın Bütün Farklılıkları Onayladığı Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Bir şeyin dünyada var olmasına izin verilmesi, onun ahlaken veya teolojik olarak doğru kabul edildiği anlamına gelmez.

Yalan vardır.

Zulüm vardır.

İnkâr vardır.

Haksızlık vardır.

Bunların varlığı, Allah’ın hepsinden razı olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde farklı inançların bulunması da:

“Demek bütün inançlar Allah katında aynı derecede doğrudur.”

sonucunu zorunlu kılmaz.

Hûd 118’in söylediği şey farklılığın varlığıdır; bütün farklı görüşlerin eşit doğrulukta olduğu değildir.

6️⃣ O Hâlde “Herkesin Doğrusu Kendine” Demek Doğru mudur ❓​

Bu ifade bazı günlük konularda hoşgörülü bir yaklaşımı anlatabilir; fakat hakikat meselesinde mutlaklaştırıldığında sorunlu olabilir.

İki zıt iddia aynı anlamda ve aynı şartlarda aynı anda doğru olmayabilir.

Bir insan:

“Allah vardır.”

derken başka biri:

“Allah yoktur.”

diyorsa bu iki cümle aynı anlamda eş zamanlı olarak doğru kabul edilemez.

Dolayısıyla ihtilafın varlığı hakikatin yokluğunu göstermez.

Daha doğru yaklaşım şudur: İnsanlar farklı düşünebilir, fakat yine de hangi görüşün daha doğru olduğunu araştırmak anlamlıdır.

7️⃣ Farklılık Varsa Hakikati Aramak Neden Önemlidir ❓​

Çünkü farklı görüşlerin bulunması, araştırmayı gereksiz değil daha önemli hâle getirir.

İnsan doğduğu toplumdan bir inanç devralabilir.

Başka biri farklı bir gelenekte büyüyebilir.

Bir başkası hiçbir dine bağlı olmayabilir.

Hûd 118 bize bu farklılıkların varlığını gösterir; fakat insanı:

“Nasıl olsa herkes farklı, araştırmaya gerek yok.”

demeye çağırmaz.

Tam tersine insanın kendi inancını bilinçli biçimde anlaması ve deliller üzerinde düşünmesi önemlidir.

Farklılık araştırmanın sonu değil, başlangıcı olabilir.

8️⃣ İnsanların İhtilaf Etmesi Kötü Bir Şey midir ❓​

Her ihtilaf aynı değildir.

Bazı ihtilaflar insanın farklı bilgiye ulaşmasından veya farklı yorum yöntemlerinden kaynaklanabilir. Böyle bir ihtilaf ilmî ve yapıcı olabilir.

Bazı ihtilaflar ise kibir, çıkar, düşmanlık veya bilinçli hakikat çarpıtması nedeniyle ortaya çıkabilir.

Dolayısıyla:

“İhtilaf varsa kötüdür.”

demek de,

“İhtilaf varsa güzeldir.”

demek de fazla basit olur.

Önemli olan ihtilafın neden çıktığı ve nasıl yönetildiğidir.

Farklı düşünmek insanlığı bozmak zorunda değildir; fakat farklılık nefret ve zulüm üretmeye başlarsa ahlaki sorun ortaya çıkar.

9️⃣ “Onlar İhtilaf Etmeye Devam Edeceklerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve lâ yezâlûne muhtelifîn”

denilir.

Genel anlamıyla:

“Onlar ihtilaf etmeye devam edeceklerdir.”

Bu ifade insanlık içinde farklı görüşlerin ve yönelişlerin devam edeceğini bildirir.

Bu, insanlığın bir gün bütün düşünsel farklılıklarını dünyada tamamen yok edeceği beklentisinin gerçekçi olmadığını gösterir.

İnsanlar farklı kültürlerde yaşayacak, farklı delilleri değerlendirecek ve farklı sonuçlara ulaşacaktır.

Bu nedenle sağlıklı toplumun hedefi her farklılığı zorla yok etmek değil, farklılığın adalet içinde yönetilebildiği bir düzen kurmaktır.

🔟 Bu Ayet Dinî Zorlamayı Reddediyor mu ❓​

Ayet doğrudan hukukî bir “din özgürlüğü maddesi” olarak gelmez; fakat önemli bir teolojik gerçek ortaya koyar: Allah bile insanlığı bu dünyada zorunlu tek bir inanç topluluğu hâline getirmemiştir.

Bu ilke, başka Kur’anî ifadelerle birlikte düşünüldüğünde inancın zorla gerçek anlamda üretilemeyeceğini gösterir.

Bir insanın dili:

“İnandım.”

demeye zorlanabilir.

Ama kalbi zorla ikna edilemez.

Bu nedenle baskı dış davranış üretebilir; samimi iman üretemez.

İnanç anlatılır, savunulur ve delillendirilir; fakat zorbalıkla kalbe yerleştirilemez.

1️⃣1️⃣ Herkesin Aynı Düşünmesini İstemek Neden Sorunlu Olabilir ❓​

Çünkü insan toplumları doğal olarak farklı tecrübe, bilgi ve düşünce biçimlerine sahiptir.

Bir yönetici:

“Benimle aynı düşünmeyen herkes susturulsun.”

dediğinde ihtilafı çözmez; yalnız görünmez hâle getirir.

İnsanlar korkudan susabilir ama içlerindeki düşünce değişmeyebilir.

Üstelik eleştirinin olmadığı toplumlarda yöneticilerin hatalarını fark etmesi zorlaşabilir.

Bu nedenle bütün insanların aynı şeyi söylemesi her zaman sağlıklı birlik anlamına gelmez.

Zorunlu sessizlik, gerçek fikir birliği değildir.

1️⃣2️⃣ Din İçindeki Mezhep ve Tefsir Farklılıkları da Bu Ayetle İlişkili midir ❓​

Ayetin doğrudan bağlamı insanlığın genel ihtilafıdır; fakat ilke olarak din içindeki yorum farklılıklarını düşünmemize de yardımcı olabilir.

Müslümanlar aynı Kur’an’a inanabilir fakat bazı fıkhî veya tefsir meselelerinde farklı görüşlere ulaşabilir.

Bu durum:

“Kur’an’ın hiçbir anlamı yok.”

demek değildir.

Aynı şekilde:

“Benim mezhebim veya yorumum dışındaki herkes mutlaka kötü niyetlidir.”

demeyi de haklı çıkarmaz.

İnsan yorumu yanılabilir.

Bu nedenle vahiy ile insan yorumunu ayırmak önemlidir.

1️⃣3️⃣ İhtilaf Konusunda “Benim Görüşüm Kesin Allah’ın Görüşüdür” Demek Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü insan kendi yorumunu vahyin kendisiyle özdeşleştirebilir.

Bir kişi bir ayeti yorumlar ve:

“Ben böyle anlıyorum.”

derse eleştiriye açık bir alan bırakır.

Fakat:

“Allah kesin olarak sadece benim söylediğimi söylüyor; bana karşı çıkan Allah’a karşı çıkıyor.”

dediğinde kendi yorumuna neredeyse peygamberlik kesinliği kazandırabilir.

Bu özellikle ihtilaflı meselelerde tehlikelidir.

İnsan yorumu ilahî vahiy değildir.

Bu fark, hem ilmi hem de dinî tevazunun temelidir.

1️⃣4️⃣ Farklı İnançtaki İnsanlarla Barış İçinde Yaşamak Mümkün müdür ❓​

Evet.

Teolojik farklılık ile toplumsal düşmanlık aynı şey değildir.

Bir Müslüman başka bir inancın teolojik iddialarına katılmayabilir ve buna rağmen o inanca mensup insanla adil, güvenilir ve saygılı ilişki kurabilir.

Aynı toplumda farklı inançlardan insanlar ticaret yapabilir, komşuluk kurabilir, bilimsel çalışmalar yürütebilir ve ortak insani sorunlarda iş birliği yapabilir.

Teolojik anlaşmazlık, otomatik savaş hâli değildir.

Farklılığın bulunması insan onurunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.

1️⃣5️⃣ İhtilafın Varlığı Toplumsal Kuralları Gereksiz mi Kılar ❓​

Hayır.

Farklılık:

“Herkes istediğini yapsın, hiçbir ortak kural olmasın.”

anlamına gelmez.

Bir toplumda insanların farklı inançları ve dünya görüşleri bulunabilir; fakat ortak yaşam için hukuk, güvenlik, sözleşmeler ve başkalarının haklarını koruyan kurallar gerekir.

Fikir özgürlüğü, dolandırıcılık özgürlüğü değildir.

Din özgürlüğü, başkasına şiddet uygulama hakkı değildir.

İfade özgürlüğü de iftira ve tehdit konusunda sınırsız bir dokunulmazlık anlamına gelmez.

Çoğulculuk ile kuralsızlık aynı şey değildir.

1️⃣6️⃣ Allah Farklılığa İzin Verdiyse İnsanları Doğruya Çağırmanın Anlamı Nedir ❓​

İzin ile doğruluk yine birbirinden ayrılmalıdır.

Allah insanlara seçim alanı vermiş olabilir; fakat peygamberler de insanları hakikate çağırmakla görevlendirilmiştir.

Dolayısıyla:

“Allah herkesi farklı bıraktı, o hâlde kimseye hiçbir şey anlatmayalım.”

sonucu çıkmaz.

Tebliğ yapılabilir.

Fikir savunulabilir.

Delil sunulabilir.

Eleştiri yapılabilir.

Fakat bunlar zorla inanç üretmeye dönüştürülmemelidir.

Peygamberin görevi mesajı iletmektir; insanların kalplerini mekanik olarak kontrol etmek değildir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Farklılığı Romantikleştirmeyi mi Öğretiyor ❓​

Hayır.

Bazen farklılık:

“Ne kadar güzel, herkes farklı.”

şeklinde yüzeysel biçimde romantikleştirilebilir.

Fakat bazı farklılıklar gerçek ve ciddi çatışmalar içerir.

Bir görüş adaleti savunurken başka bir görüş zulmü meşrulaştırabilir.

Bir düşünce insan onurunu korurken başka bir düşünce ayrımcılık üretebilir.

Bu durumda:

“Farklılık güzeldir, hepsine aynı değeri verelim.”

demek doğru olmaz.

Kur’an farklılığın varlığını kabul eder; fakat ahlaki değerlendirmeyi ortadan kaldırmaz.

Farklı olabilirsin; fakat yaptığın yine adalet ve hakikat açısından değerlendirilebilir.

1️⃣8️⃣ Hûd 117 ve 118 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 117, Allah’ın halkı ıslah edici olduğu hâlde toplumları haksız yere helâk etmeyeceğini söylemişti. Hûd 118 ise Allah dileseydi bütün insanları tek bir ümmet yapabileceğini, fakat insanların ihtilaf etmeye devam edeceğini bildirir.

Bu iki ayet birlikte çok önemli bir denge kurar: Toplumda ıslah gerekir, fakat ıslahın amacı her insanı zorla aynı kalıba sokmak değildir.

Islah, adaleti güçlendirmek ve fesadı azaltmaktır.

Tek tipleştirme ise farklı düşünen insanları zorla susturmak olabilir.

Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.

Bir sonraki ayet olan Hûd 119, “Rabbinin merhamet ettikleri hariç...” diyerek bu ihtilaf meselesini devam ettirecek ve ardından “Onları bunun için yarattı” şeklinde tefsirlerde farklı şekillerde açıklanan önemli ifadeyi getirecektir. Bu ayeti ele alırken insanın sırf cehennem için yaratıldığı veya Allah’ın insanları zorla ihtilafa sürüklediği gibi yanlış sonuçlara düşmemek özellikle önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 118. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 118, insanlığın neden tek tip olmadığını açıklarken çok önemli bir gerçeği ortaya koyar:

Allah dileseydi hepimizi aynı yapabilirdi.

Hepimiz aynı inançta doğabilirdik.

Aynı düşünceleri taşıyabilirdik.

Aynı sorulara aynı cevapları verebilirdik.

Fakat dünya böyle kurulmamıştır.

İnsanlık farklıdır ve ihtilaf devam etmektedir.

Bu gerçeğin ilk büyük sonucu tevazudur.

İnsan kendi inancını doğru görebilir.

Savunabilir.

Delillerini ortaya koyabilir.

Ama karşısındaki insanın farklı düşünmesinin yalnız:

“Aptallık.”

veya:

“Kötülük.”

ile açıklanamayacağını anlamalıdır.

İnsanlar farklı hayatlar yaşar.

Farklı ailelerde büyür.

Farklı bilgiler edinir.

Farklı sorularla karşılaşır.

Bu farklılık, her görüşü doğru yapmaz; fakat insanı anlamadan hüküm vermenin ne kadar kolay olduğunu gösterir.

İkinci büyük sonuç hakikat ile zorlamayı ayırmaktır.

Bir şeyin doğru olduğuna çok güçlü biçimde inanabiliriz.

Fakat:

“Doğru olduğu için herkesi zorla buna mecbur edebilirim.”

sonucu çıkmaz.

Hakikat zorbalığa ihtiyaç duymaz.

Delille anlatılır.

Ahlakla temsil edilir.

İnsan düşünmeye çağrılır.

Zor kullanarak insanın davranışı değiştirilebilir; fakat kalbin tasdiki üretilemez.

Üçüncü büyük sonuç çoğulculuğu relativizme çevirmemektir.

Hûd 118:

“İnsanlar farklıdır.”

der.

Ama:

“Bütün farklılıklar eşit derecede doğrudur.”

demez.

Bu ayrım çok önemlidir.

Bir toplum hem farklı inançların varlığına izin verebilir hem de ahlaki ve düşünsel tartışmayı sürdürebilir.

İnsan:

“Sana saygı duyuyorum ama bu görüşüne katılmıyorum.”

diyebilir.

Bu cümle olgun bir toplumun temel cümlelerinden biridir.

Saygı, onaylamak değildir.

Anlamak, katılmak değildir.

Eleştirmek de düşmanlık olmak zorunda değildir.

Dördüncü büyük sonuç dinî ihtilafı kavga sebebi yapmamaktır.

İnsanlar aynı dine mensup olup bazı ayrıntılarda farklı düşünebilir.

Bir mezhebin görüşü diğerinden farklı olabilir.

Bir müfessir başka bir açıklama yapabilir.

Bu ihtilafları:

“Ya benim gibi düşün ya düşmanımsın.”

seviyesine indirmek dinî olgunluğu zayıflatır.

Gerçek ilmî gelenek, farklı görüşü duymaya ve delilini değerlendirmeye dayanır.

İhtilafın ahlakı, ihtilafın kendisi kadar önemlidir.

Beşinci büyük sonuç siyasette ve toplumsal hayatta tek tip insan üretme arzusuna dikkat etmektir.

Bazen yönetimler birlik adına herkesten aynı şeyi düşünmesini ister.

Eleştiren kişi “düşman” sayılır.

Farklı düşünen kişi “tehlike” olarak görülür.

Oysa bir toplumun birlik içinde olması için herkesin aynı görüşte olması gerekmez.

Gerçek birlik, farklı insanların ortak hukuk ve adalet altında birlikte yaşayabilmesidir.

Tek seslilik bazen birlik değil, korkunun sonucu olabilir.

Altıncı büyük sonuç kendi tarafımızı mutlaklaştırmamaktır.

İnsan:

“Biz farklıyız ama bizim farklılığımız hakikat, diğerleri sapma.”

diyebilir.

Teolojik olarak kendi inancını doğru görmesi doğaldır.

Ama buradan:

“O hâlde diğer insanların hiçbir hakkı yok.”

sonucu çıkmaz.

Hakikat iddiası ile insan haklarını reddetmek birbirinden farklıdır.

Bir insan yanlış düşündüğüne inandığımız hâlde yine de adaletli muameleyi hak eder.

Yedinci büyük sonuç Allah’ın zorlamadığı yerde insanın kendisini mutlak kontrol makamına koymamasıdır.

Allah herkesi zorla tek ümmet yapmamışsa insanın:

“Ben herkesi tek tipe çevireceğim.”

tutkusu çok dikkatli sorgulanmalıdır.

Bu, insanın kendi sınırlı otoritesini ilahî iradenin üzerine çıkarması anlamına gelmemelidir.

İnsan doğruyu anlatabilir.

Fakat insanların bütün kalplerini yönetemez.

İnsan rehber olabilir; kalplerin mutlak hâkimi olamaz.

Sekizinci büyük sonuç ihtilafın varlığının bizi hakikat arayışından vazgeçirmemesidir.

“Bu kadar din ve görüş var, demek hiçbir şey bilinemez” düşüncesi kolay bir kaçış olabilir.

Oysa aynı mantığı başka alanlarda kullanmayız.

Bilim insanları tartışıyor diye bilimi bırakmayız.

Hukukçular farklı düşünüyor diye adalet arayışını terk etmeyiz.

Felsefeciler ihtilaf ediyor diye düşünmeyi bırakmayız.

Din alanında da farklılık, araştırmayı anlamsız değil daha gerekli hâle getirebilir.

Dokuzuncu büyük sonuç ise insanın en sonunda kendine dönmesidir.

Hûd 118’i okurken:

“İnsanlar neden bu kadar farklı?”

diye soruyoruz.

Belki daha önemli soru şudur:

“Ben farklı düşünen insanla nasıl davranıyorum?”

Onu dinleyebiliyor muyum?

Görüşünü çarpıtmadan aktarabiliyor muyum?

Katılmadığım hâlde hakkını koruyabiliyor muyum?

Eleştirirken hakaret etmeden konuşabiliyor muyum?

Kendi görüşümü savunurken yanlış çıkma ihtimalimi tamamen sıfırlıyor muyum?

İşte ayetin ahlaki etkisi burada ortaya çıkar.

Hûd 118’in bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Allah dileseydi insanları tek bir ümmet yapabilirdi; fakat ihtilaf insanlık hayatının bir gerçeğidir. Bu gerçek bütün görüşleri eşit derecede doğru yapmaz. Hakikat arayışını bırakma ama hakikat adına zorbalık yapma. Farklılığı düşmanlıkla, hoşgörüyü de relativizmle karıştırma. İnsan yorumunu vahyin kendisi hâline getirme. Ve farklı düşünen insanın da adalet ve insan onuru hakkına sahip olduğunu unutma.

Bir sonraki ayet olan Hûd 119, bu ihtilaf meselesini daha da derinleştirecek ve “Rabbinin merhamet ettikleri hariç; onları bunun için yarattı” ifadesini kullanacaktır. Bu ayetin özellikle “bunun için yarattı” sözünün ihtilaf için mi, rahmet için mi, imtihan için mi anlaşılması gerektiği konusunda tefsirlerdeki farklı açıklamalar, Allah’ın insanları cehennem için yaratıp yaratmadığı ve ilahî irade ile insan sorumluluğunun ilişkisi bakımından dikkatle ele alınması gerekecektir.

Ve belki Hûd Suresi 118. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Farklı düşünen insanı gördüğümüzde ilk refleksimiz onu susturmak mı, anlamak mı? Kendi inancımızın doğruluğuna güvenimizi, başka insanların insanlık hakkını azaltmadan taşıyabiliyor muyuz? Ve Allah’ın insanlığı bu dünyada zorla tek tip hâle getirmediğini okurken, bizim neden herkesin mutlaka bizim gibi düşünmesini istediğimizi hiç kendimize soruyor muyuz?

“Hûd 118, ‘Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı; fakat onlar ihtilaf etmeye devam ederler’ buyurur. Ayet farklılığın varlığını kabul eder, fakat bütün farklı görüşleri eşit derecede doğru ilan etmez. Hakikati ara, savun ve delillendir; fakat hakikat iddianı zorbalığa dönüştürme. Farklı düşünen insanın hakkını korumak onun görüşünü doğru kabul etmek değildir. Gerçek olgunluk, kendi inancına sadık kalırken başka insanların varlığına, iradesine ve onuruna da adaletle yaklaşabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt