Hûd Suresi 117. Ayette “Rabbin, Halkı Islah Edici Kimseler Olduğu Hâlde Memleketleri Haksız Yere Helâk Edecek Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hûd 116, geçmiş toplumlarda fesadı önlemeye çalışan sağduyulu ve erdemli insanların neden yeterince bulunmadığını sorgulamıştı. Hûd 117 ise bu sorumluluğu çok güçlü bir ilahî adalet ilkesiyle tamamlar: Allah bir topluma haksızlık ederek hükmetmez. Bir yerde gerçek ıslah, adalet ve düzeltme çabası varsa bu Kur’an’ın olumlu gördüğü toplumsal bir değerdir. Fakat ayeti günümüzdeki her depremi, seli, yangını veya ekonomik çöküşü ‘o toplumda muslih yoktu, Allah cezalandırdı’ şeklinde yorumlamak için kullanamayız. Geçmişteki özel ilahî hükümleri vahiyden biliyoruz; bugünkü olayların gizli ilahî nedenini ise kendiliğimizden bilemeyiz.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 117. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Rabbin, halkı ıslah edici kimseler olduğu hâlde memleketleri haksız yere helâk edecek değildir.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve mâ kâne rabbuke li-yuhlike’l-kurâ bi-zulmin ve ehluhâ muslihûn.”
Bu kısa ayet, Hûd Suresi boyunca anlatılan bütün tarihsel kıssaların arkasındaki çok temel bir ilkeyi yeniden vurgular: Allah zulmetmez. Toplumların akıbeti keyfî bir ilahî öfkenin sonucu olarak sunulmaz; Hûd 101’de de açıkça “Biz onlara zulmetmedik; onlar kendilerine zulmettiler” denilmişti.
Hûd 117 bu adalet ilkesini toplumsal ıslah bağlamında tekrar eder.
“Rabbin Helâk Edecek Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetteki “li-yuhlike’l-kurâ”, yerleşim yerlerini veya toplumları helâk etmek anlamındadır. Fakat ayetin vurgusu yalnız helâk fiili değildir; asıl vurgu bunun zulümle olmayacağıdır.Kur’an’ın anlattığı geçmiş toplumlarda ilahî hüküm, vahiy tarafından belirli tarihsel bağlamlarda açıklanmıştır. Bu yüzden Nûh kavmi, Âd, Semûd veya Medyen hakkında özel ilahî yargıyı Kur’an’dan öğreniriz.
Fakat bugün herhangi bir şehrin başına felaket geldiğinde:
“Aynı tür ilahî helâk gerçekleşti.”
diye kesin konuşmak için elimizde böyle bir vahiy yoktur.
Ayetin bize öğrettiği şey, Allah’ın haksızlık yapmadığıdır; insanların her felaket hakkında Allah adına hüküm vermesi değildir.
“Bi-Zulmin” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “bi-zulmin”, haksızlık ederek, zulmederek veya adaletsiz biçimde anlam alanına gelir.Tefsirlerde bu ifadenin nasıl bağlandığı konusunda farklı açıklamalar vardır. Yaygın yorumlardan biri, Allah’ın bir toplumu haksız yere helâk etmeyeceğini vurgulamasıdır. Bazı yorumlarda ise ayetteki zulüm, toplumun kendi içindeki ahlaki bozulmasıyla ilişkilendirilmiştir.
Her iki durumda da ayetin güçlü adalet vurgusu açıktır:
Allah’ın hükmü keyfî değildir.
Kur’an’da ilahî kudret ile ilahî adalet birbirinden ayrılmaz.
“Halkı Muslihûn Olduğu Hâlde” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve ehluhâ muslihûn”
denilir.
“Muslih”, ıslah eden, düzeltmeye çalışan, bozulmayı gideren ve iyileştiren kişi anlamındadır.
Bu kelime sadece:
“Kendisi iyi biri.”
anlamından daha aktiftir.
“Salih” daha çok kişinin kendisinin iyi ve düzgün olmasıyla ilişkilendirilebilirken, “muslih” başkalarıyla ve toplumla ilgili olarak iyiliği güçlendiren, bozulmayı onarmaya çalışan bir boyut taşır.
Dolayısıyla Hûd 117, yalnız bireysel dindarlığı değil, toplumsal ıslah çabasını da önemli görür.
“Salih” Olmak ile “Muslih” Olmak Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Bu iki kavram birbirinden tamamen kopuk değildir; fakat vurgu farkı vardır.Salih insan, kendi hayatında doğru ve iyi olmaya çalışan kişidir. Muslih ise bunun yanında bozulmuş bir şeyi düzeltmeye, insanlar arasındaki ilişkiyi onarmaya veya toplumsal zararı azaltmaya çalışır.
Bir insan dürüst olabilir; bu salih davranıştır.
Aynı insan işyerindeki sistematik haksızlığı düzeltmek için adil bir prosedür kuruyorsa burada ıslah edici bir yön de ortaya çıkar.
Bu nedenle:
“Ben kimseye zarar vermiyorum, gerisi beni ilgilendirmez.”
düşüncesi her zaman yeterli olmayabilir.
İmkânı olan insanın bazı durumlarda iyiliğin çoğalmasına katkı sunması da önemlidir.
Islah Ne Demektir
“Islah”, bozulanı düzeltmek, zarar gören ilişkiyi onarmak, barışı sağlamak ve işleyişi daha adil hâle getirmek anlam alanına sahiptir.Bu yalnız dinî konuşma yapmak demek değildir.
Bir ailede kavga eden insanları adil biçimde barıştırmak ıslah olabilir. Bir şirkette haksız uygulamayı düzeltmek ıslah olabilir. Eğitimde fırsat eşitsizliğini azaltmak veya bir kamu kurumunda yolsuzluğu önleyecek şeffaflık sistemi kurmak da çağdaş anlamda ıslah ilkesinin toplumsal karşılıkları olarak düşünülebilir.
Bunları ayetin birebir teknik tanımları diye sunmamak gerekir; fakat ilke açıktır:
Islah, bozulmayı azaltıp iyiliği güçlendirmektir.
Islah Etmek İnsanlara Kendi Görüşümüzü Zorla Kabul Ettirmek midir
Hayır.Bu ayrım son derece önemlidir.
Bir insan:
“Ben toplumu ıslah ediyorum.”
deyip kendi kişisel yorumunu herkese zorla dayatamaz.
İnsanların mahremiyetini ihlal edemez.
Keyfî cezalar veremez.
Kendi görüşüne uymayan herkesi “bozguncu” ilan edemez.
Kur’an Hûd 112’de açıkça:
“Haddi aşmayın.”
demişti.
Dolayısıyla gerçek ıslah adalet, ölçü ve meşru yöntemle yapılmalıdır.
Islah adına zulüm yapılırsa, ıslah iddiası kendi kendini bozar.
Bir Toplumda Dindar İnsanların Bulunması O Toplumu Otomatik Olarak Korur mu
Ayetin “muslihûn” kelimesini kullanması burada dikkat çekicidir.Sadece bireysel olarak dindar görünen insanların bulunması ile toplumsal bozulmaya karşı gerçekten ıslah edici davranmak aynı şey değildir.
Bir toplumda çok sayıda ibadet eden insan bulunabilir; fakat aynı toplumda yolsuzluk, adaletsizlik ve hak ihlali normalleşmiş olabilir.
Bu yüzden ayeti:
“Bizim toplumda namaz kılan insanlar çok, bize hiçbir şey olmaz.”
şeklinde bir güvenceye çevirmek doğru değildir.
Kur’an’ın ölçüsü yalnız dış kimlik değil, adalet ve ıslahın gerçek hayattaki karşılığıdır.
Bu Ayet “Bir Toplumda İyi İnsan Varsa Hiç Felaket Olmaz” mı Diyor
Hayır.Bu ayeti doğal afetlere karşı fiziksel dokunulmazlık garantisi gibi anlamak doğru değildir.
İyi insanlar da depreme maruz kalabilir.
Salih insanlar da hastalanabilir.
Bir şehirde çok güzel insanlar bulunabilir ve yine sel veya yangın yaşanabilir.
Bunların hiçbiri Hûd 117 ile çelişmez.
Ayetin bağlamı haksız ilahî helâk meselesidir; doğal olayların hiçbir iyi insanın başına gelmeyeceği vaadi değildir.
Salihlik veya ıslah, fiziksel felaketlere karşı otomatik sigorta değildir.
Günümüzde Bir Deprem Olduğunda “Demek O Toplum Islah Edici Değildi” Denebilir mi
Hayır.Böyle bir hüküm vermek için elimizde özel vahiy bulunmaz.
Depremin fiziksel sebebi tektonik hareketlerle açıklanabilir. Yıkımın büyüklüğü yapı kalitesi, zemin, mühendislik hataları, denetimsizlik ve hazırlık düzeyi gibi insanî faktörlerden etkilenebilir.
Bunların araştırılması gerekir.
Fakat:
“Bu şehirde ahlaksızlık vardı, Allah onları Hûd 117’nin tersinden cezalandırdı.”
demek başka bir iddiadır ve bunu kesinleştirecek vahiy elimizde yoktur.
Bir felaket yaşandığında ilk görev mağduru suçlamak değil; kurtarmak, tedavi etmek, barındırmak ve ihmali araştırmaktır.

İnsan İhmali Bir Felaketin Sonuçlarını Ağırlaştırırsa Bu Dinî Açıdan Nasıl Değerlendirilir
İnsan ihmali araştırılabilir ve somut delille değerlendirilebilir.Bir bina yönetmeliğe aykırı yapılmışsa, denetim bilerek yapılmamışsa veya güvenlik standartları çıkar uğruna ihlal edilmişse bunlar ahlaki ve hukuki sorumluluk doğurabilir.
Bunun için:
“Depremin kendisi ilahî cezaydı.”
demeye ihtiyaç yoktur.
Deprem doğa olayı olabilir; fakat insan ihmali can kaybını artırmış olabilir.
Bu iki düzeyi ayırmak önemlidir.
Bilimsel sebebi araştırmak Allah’ı inkâr etmek değildir; insan kusurunu kader diye örtmek de doğru değildir.

Allah’ın Bir Toplumu Haksız Yere Helâk Etmemesi İlâhî Adalet Hakkında Ne Söyler
Bu ayet Allah tasavvurunda adaletin merkezî olduğunu gösterir.Allah’ın kudreti sınırsızdır; fakat Kur’an bu kudreti keyfî zulüm olarak tanıtmaz.
Hûd 101:
“Biz onlara zulmetmedik.”
demişti.
Hûd 117 de aynı çizgiyi tekrar eder.
Bu, insanın Allah’ı öfkeli ve keyfî bir güç gibi düşünmesine karşı önemli bir dengedir.
İlahî kudret, ilahî adaletten kopuk değildir.
Allah’ın hükmü bilgi eksikliğine, önyargıya veya kişisel öfkeye dayanmaz.

Bir Toplumda Islah Çabası Varsa Her Şey Yolunda mıdır
Hayır.Islah çabasının bulunması olumlu bir göstergedir; fakat toplumsal sorunların bittiği anlamına gelmez.
Bir ülkede yolsuzlukla mücadele eden insanlar bulunabilir ama yolsuzluk yine de yaygın olabilir. Bir kurumda adil yöneticiler olabilir fakat sistem hâlâ sorunlu çalışabilir.
Önemli olan ıslahın gerçek, etkili ve samimi bir çaba olmasıdır.
Ayrıca biz belirli bir toplum hakkında Allah’ın nihai değerlendirmesini bilmeyiz.
Ayetin bize verdiği ahlaki ders, ıslahın değerini ve zulmün ilahî adaletle bağdaşmadığını anlamaktır; modern toplumların gaybî dosyalarını okumak değildir.

Toplumsal Islah Sadece Devletin Görevi midir
Hayır.Devletin ve kurumların büyük sorumlulukları vardır; fakat ıslah yalnız devlet düzeyinde gerçekleşmez.
Bir ailede adaleti korumak da ıslah olabilir.
Bir işletmede çalışan hakkını gözetmek de.
Bir okulda zorbalığı azaltmak da.
Bir mahallede ihtiyaç sahibine yardım etmek veya yanlış bilgiyi düzeltmek de.
Her insanın etki alanı farklıdır.
Kur’an’ın genel sorumluluk anlayışı insana gücünün yetmediği bütün dünyayı düzeltme yükü bindirmez; fakat kendi imkân alanında iyi yönde katkı sunmasını teşvik eder.

Islah İçin Eleştiri Gerekli midir
Çoğu zaman evet.Bir bozukluğu düzeltmek için önce onun varlığını görebilmek gerekir.
Bu nedenle sağlıklı eleştiri düşmanlık değildir.
Bir kurumun hatasını söyleyen kişi o kuruma zarar vermek istemiyor olabilir; tam tersine daha iyi çalışmasını istiyor olabilir.
Bir yönetici yalnız kendisini öven insanları dinlerse sorunları geç fark edebilir.
Bir ailede herkes huzur bozulmasın diye gerçek problemi konuşmazsa sorun büyüyebilir.
Eleştiri doğru niyet, delil ve adaletle yapıldığında ıslahın araçlarından biri olabilir.
Fakat iftira ve aşağılama eleştiri değildir.

Islah Eden Kişi Kendisini “Toplumun Kurtarıcısı” Olarak Görebilir mi
Bu, tehlikeli bir noktaya dönüşebilir.Bir insan iyi işler yapabilir ve topluma büyük fayda sağlayabilir; fakat zamanla:
“Ben olmazsam herkes mahvolur.”
düşüncesine kapılabilir.
Bu, hem kibir hem de tükenmişlik üretebilir.
Kur’an’ın kulluk anlayışında insan sorumludur ama mutlak kurtarıcı değildir.
İnsan elinden geleni yapar.
Sonucun tamamını kontrol edemez.
Bu yüzden ıslah çabası sorumluluk duygusuyla, fakat kurtarıcı kompleksi olmadan yürütülmelidir.

Bir Toplumda Islah Eden İnsanlar Varken Neden Yine Büyük Sorunlar Yaşanabilir
Çünkü dünya hayatında iyilik yapan insanın varlığı bütün nedensel süreçleri ortadan kaldırmaz.İyi insanlar bulunan bir toplum ekonomik kriz yaşayabilir.
Adil insanlar bulunan bir şehir doğal afete uğrayabilir.
Bir kurumda iyi çalışanlar olduğu hâlde başka kişilerin ağır hataları kuruma zarar verebilir.
Hûd 117’yi:
“Muslih varsa hiçbir dünyasal sıkıntı yaşanmaz.”
şeklinde okumak doğru değildir.
Ayet, ilahî hükmün haksız olmayacağını vurgular; bütün dünya sorunlarının ortadan kaldırılacağı garantisini vermez.

Hûd 116 ve 117 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hûd 116:“Önceki nesillerde yeryüzündeki fesadı önleyen erdemli kimseler neden daha fazla değildi?”
diye sormuştu.
Hûd 117 ise:
“Rabbin, halkı muslihûn olduğu hâlde şehirleri haksız yere helâk edecek değildir.”
der.
Bu iki ayet birlikte çok güçlü bir toplumsal ilke oluşturur:
Fesadın yayılması tehlikelidir; ıslah ise değerlidir.
Bir toplumun yalnız bireysel olarak iyi insanlara değil, kötülüğü azaltmaya ve adaleti güçlendirmeye çalışan insanlara ihtiyacı vardır.
Bir sonraki ayet olan Hûd 118, insanlık arasındaki farklılık ve ihtilaf konusuna geçecek ve “Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı; fakat onlar ihtilaf etmeye devam edeceklerdir” buyuracaktır. Bu ayette özellikle Allah’ın herkesi tek tip yapmamış olmasının bütün görüşlerin eşit derecede doğru olduğu anlamına gelmediği, farklılığın zor kullanarak yok edilmesinin de Kur’anî hedef olmadığı ve ihtilaf ile irade arasındaki ilişkinin dikkatle açıklanması gerekecektir.

Sonuç: Hûd Suresi 117. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 117 yalnız birkaç kelimeyle iki çok büyük kavramı yan yana getirir:Adalet ve ıslah.
İlk büyük mesaj şudur:
Allah zulmetmez.
Bu ilke Hûd Suresi boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkar.
Geçmiş toplumların ağır sonuçlarla karşılaşması:
“Allah keyfî biçimde öfkelendi.”
şeklinde açıklanmaz.
İnsanların yaptıkları, uyarılar, tercihler ve sorumlulukları anlatılır.
Bu yüzden Allah’ın azabı hakkında konuşurken bile adalet merkezde tutulmalıdır.
İkinci büyük mesaj, bir toplumun yalnız:
“İyi insanlar var mı?”
sorusuyla değil,
“Bozulmayı düzeltmeye çalışan insanlar ve mekanizmalar var mı?”
sorusuyla da değerlendirilmesidir.
Bir insan kendi evinde çok dürüst olabilir.
Ama işyerinde açık bir haksızlık gördüğünde:
“Beni ilgilendirmez.”
diyebilir.
Hûd 117'nin “muslihûn” vurgusu, iyiliğin bazen dışarıya doğru sorumluluk taşıdığını düşündürür.
Üçüncü büyük mesaj ıslahın zorbalık olmadığıdır.
Bu çok önemlidir.
Bir insan:
“Toplumu düzeltiyorum.”
dediğinde ona sınırsız yetki verilmez.
Çünkü iyi niyetli insan da yanılabilir.
Bu yüzden ıslah:
hukuk, adalet, bilgi ve ölçü
içinde yürütülmelidir.
Bir yanlış davranışı engellemek için daha büyük bir yanlış üretilemez.
Ahlakı korumak adına insan onuru çiğnenemez.
Toplumsal düzen adına masum cezalandırılamaz.
Amaç iyi diye yöntem otomatik olarak iyi olmaz.
Dördüncü büyük mesaj felaket mağdurlarını suçlamamaktır.
Belki bu ayetin günümüzde en dikkatli kullanılmasını gerektiren alan budur.
Bir şehir deprem yaşar.
Birileri hemen:
“Demek orada ıslah eden insanlar yoktu.”
diyebilir.
Böyle konuşmak için vahye sahip değiliz.
O enkazın altında son derece iyi insanlar olabilir.
Çocuklar olabilir.
Hayatını başkalarına yardım ederek geçirmiş kişiler olabilir.
Biz onların Allah katındaki durumunu bilemeyiz.
Bu nedenle felaket anında görevimiz:
hüküm dağıtmak değil yardım etmektir.
Daha sonra mühendislik ihmali varsa araştırılır.
Yolsuzluk varsa delille ortaya çıkarılır.
Sorumlular hukuk önünde hesap verir.
Ama bütün bir şehrin ahlaki dosyasını Allah adına yazamayız.
Beşinci büyük mesaj bilimsel neden ile ilahî anlamı karıştırmamaktır.
Bir deprem jeolojik süreçlerle açıklanabilir.
Bir salgının biyolojik mekanizması bulunabilir.
Bir selin meteorolojik nedenleri araştırılabilir.
Bunları açıklamak:
“Allah yok.”
demek değildir.
Aynı şekilde doğal sebebi keşfetmiş olmak da olayın bütün metafizik anlamını çözdüğümüz anlamına gelmez.
İnsan bilimle nasıl olduğunu araştırır; gayb hakkında ise vahyin verdiği sınırı korur.
Bu yüzden:
“Bilim açıklıyorsa Allah yok.”
ile:
“Allah yarattıysa bilimsel sebep aramaya gerek yok.”
iki yanlış uçtur.
Altıncı büyük mesaj toplumsal ıslahın kurumsal boyutudur.
Bir toplum yalnız bireylerin vicdanına bırakılamayacak kadar karmaşıktır.
İnsan hata yapar.
Bu yüzden sağlıklı kurumlar gerekir.
Denetim gerekir.
Hesap verebilirlik gerekir.
Adil hukuk gerekir.
Güvenilir bilgi gerekir.
Yetkin insanların yanlış kararı eleştirebilmesi gerekir.
Bu mekanizmalar kusursuz değildir; fakat fesadın normalleşmesini zorlaştırabilirler.
İyi niyetli insan kadar iyi sistem de önemlidir.
Yedinci büyük mesaj ıslah edenlerin de kendilerini sorgulamasıdır.
Kötülüğe karşı çıktığımız için otomatik olarak kusursuz olmayız.
Bazen bir haksızlığı eleştirirken başka bir haksızlığa düşebiliriz.
Bazen:
“Ben doğru taraftayım.”
duygusu insanı kibirli hâle getirebilir.
Bu yüzden muslih insan yalnız toplumu düzeltmeye değil, kendisini düzeltmeye de devam etmelidir.
Gerçek ıslahın içinde öz eleştiri vardır.
Sekizinci büyük mesaj, Allah’ın adaletine güvenmenin insanı adaletsizliğe karşı sorumsuzlaştırmamasıdır.
Bir insan:
“Allah zaten adaletli, ben niye uğraşayım?”
diyemez.
Tam tersine Allah’ın adaletine iman eden kişi kendi gücü ölçüsünde adaleti yeryüzünde güçlendirmeye çalışır.
Çalışanın hakkını verir.
Çocuğu arasında ayrım yapmamaya çalışır.
İşinde dürüst olur.
Yetkisini kişisel intikam için kullanmaz.
Yanlış gördüğünde meşru biçimde dile getirir.
İlahî adalete iman, dünyevî adaletten kaçış değil, onun için motivasyon olmalıdır.
Dokuzuncu büyük mesaj ise ayetin bizi tekrar kendi hayatımıza döndürmesidir.
Büyük toplumları konuşmak kolaydır.
“Bu ülke bozuldu.”
demek kolaydır.
“İnsanlık kötüye gidiyor.”
demek de kolaydır.
Daha zor soru şudur:
“Ben bulunduğum yeri biraz daha iyi hâle getiriyor muyum?”
Ailemde haksızlığı azaltıyor muyum?
İşyerimde dürüstlüğü güçlendiriyor muyum?
Yanlış bilgi gördüğümde düzeltmeye çalışıyor muyum?
Gücüm olduğunda zayıfı ezmek yerine koruyor muyum?
Çünkü büyük ıslah bazen çok küçük ama sürekli davranışlardan başlar.
Hûd 117’nin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Allah haksız yere zulmetmez. Islah toplum için büyük bir değerdir ama ıslah adına zorbalık yapılamaz. Bir toplumda dindar insanların bulunması fiziksel felaketlere karşı otomatik koruma garantisi değildir. Günümüzdeki afetleri vahiy olmadan özel ilahî ceza ilan etme. Mağduru suçlama; yardım et. İhmali varsa delille araştır. Ve başkalarının toplumunu yargılamadan önce kendi bulunduğun yerde bozulanı ne kadar onarmaya çalıştığını sorgula.
Bir sonraki ayet olan Hûd 118, insanlık tarihinin en temel meselelerinden birine geçecektir:
“Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı; fakat onlar ihtilaf etmeye devam ederler.”
Burada Allah’ın herkesi zorla tek tip yapmamasının özgürlük ve imtihanla ilişkisi, ihtilafın bütün görüşleri doğru hâle getirip getirmediği, farklılığın zor kullanarak ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağı ve ‘tek ümmet’ ifadesinin ne anlama geldiği ayrıntılı biçimde ele alınmalıdır.
Ve belki Hûd Suresi 117. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir felaket olduğunda insanları Allah adına yargılamaya mı koşuyoruz, yoksa önce yarayı sarmaya mı? Toplumdaki bozulmayı eleştirirken kendimizi mutlak doğru ve herkesi zorla düzeltecek otorite gibi mi görüyoruz, yoksa adaletli ve ölçülü bir muslih olmaya mı çalışıyoruz? Ve Allah’ın zulmetmediğine gerçekten inanıyorsak, kendi elimizdeki küçücük güçleri bile başkalarına karşı zulüm üretmeden kullanabiliyor muyuz?
“Hûd 117, ‘Rabbin, halkı ıslah edici kimseler olduğu hâlde memleketleri haksız yere helâk edecek değildir’ buyurarak ilahî adalet ile toplumsal ıslahı aynı cümlede buluşturur. Ayet bize modern felaketlerin gizli ilahî nedenini okuma yetkisi değil, bozulanı adaletle düzeltme sorumluluğu verir. Felaket mağdurunu suçlama; yardım et. İhmali delille araştır. Islah adına haddi aşma. Ve Allah’ın zulmetmediğini söylerken, kendi gücünle başkasına zulmetmemeye de aynı titizlikle dikkat et.”
Ersan Karavelioğlu