Hûd Suresi 115. Ayette “Sabret; Çünkü Allah İyilik Yapanların Ecrini Zayi Etmez” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hûd 112’de istikamet, Hûd 113’te zulme meyletmeme, Hûd 114’te ise namaz ve iyilikte devamlılık öğretilmişti. Hûd 115 bütün bunların sürdürülebilmesi için vazgeçilmez olan bir kavramı getirir: sabır. Çünkü doğruyu bilmek başka, doğruyu maliyetine rağmen sürdürebilmek başka şeydir. Fakat Kur’an’daki sabır, zulüm karşısında sessizce ezilmek veya hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Sabır; doğru olanı yapmaya devam ederken acelecilik, umutsuzluk ve ölçüsüzlük karşısında direnebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 115. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Sabret! Çünkü Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Vasbir fe innallâhe lâ yudî‘u ecra’l-muhsinîn.”
Hûd 115 son derece kısa olmasına rağmen surenin önceki üç ayetini birbirine bağlayan çok güçlü bir cümledir. Hûd 112’de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”, Hûd 113’te “Zulmedenlere meyletme”, Hûd 114’te ise “Namazı dosdoğru kıl; iyilikler kötülükleri giderir” denilmişti. Şimdi ise bütün bunların uzun vadede sürdürülebilmesi için sabır emredilir.
Çünkü istikamet bir günlük karar değil, zaman içinde korunan yöneliştir.
Ayetteki “Sabret” Emri Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “vasbir”, “sabret” anlamındadır. Fakat sabır Türkçede bazen yalnızca “beklemek” veya “katlanmak” şeklinde anlaşılır. Kur’an’daki kullanım bundan daha geniştir.Sabır, insanın doğru bildiği şeyi sürdürürken karşılaştığı zorluklar karşısında dağılmaması, aceleyle yanlış yola sapmaması ve ahlaki çizgisini koruması anlamına gelebilir.
Bir insan öfkelendiğinde kendisini tutuyorsa sabır vardır. Uzun süren bir iyiliği alkış gelmediği hâlde sürdürüyor ise sabır vardır. Bir haksızlığa karşı meşru mücadele verirken umutsuzluğa kapılmadan devam ediyorsa yine sabır vardır.
Bu nedenle sabır hareketsizlik değil, dirençli ahlaki devamlılıktır.
Sabır Her Şeye Katlanmak mıdır
Hayır.Bir insanın maruz kaldığı her kötülüğe:
“Sabret, ses çıkarma.”
demek Hûd 115’in mesajını daraltabilir ve hatta yanlış kullanabilir.
Sabır, haksızlığı doğru kabul etmek değildir. Zulme uğrayan insan hakkını arayabilir, güvenli bir yere gidebilir, hukuki destek alabilir ve kendisini koruyabilir.
Şiddete uğrayan birine:
“Evini terk etme, şikâyet etme; sabret.”
demek sabrı pasiflik ve mağduriyet içinde tutma aracına dönüştürebilir.
Kur’an’ın bir önceki ayette zulmedenlere meyletmeyin dediğini unutmamak gerekir.
Sabır, zulümle iş birliği değildir.
Sabır ile Pasiflik Arasındaki Fark Nedir
Pasiflik, yapılabilecek doğru bir şey olduğu hâlde hiçbir şey yapmamayı ifade edebilir. Sabır ise yapılması gerekeni yaparken sonucun hemen gelmemesine dayanabilmektir.Bir öğrenci sabırla çalışır.
Bir hasta tedavisini sabırla sürdürür.
Bir mağdur hukuki mücadelesini sabırla devam ettirir.
Bir insan kötü alışkanlığını bırakmaya çalışırken defalarca zorlanabilir ama yine de doğru yöne döner.
Bunların hiçbirinde sabır:
“Hiçbir şey yapma.”
demek değildir.
Tam tersine:
“Doğru çabayı bırakma.”
demektir.
Hûd 115 Neden Hemen Namaz Ayetinden Sonra Geliyor
Hûd 114 namazı, iyiliği ve kötülüklerin giderilmesini anlatmıştı. Hûd 115 ise:“Sabret.”
der.
Bu sıralama önemlidir; çünkü ibadet ve iyilik çoğu zaman süreklilik ister.
Bir insan bir gün çok güzel namaz kılabilir, bir gün çok cömert olabilir veya bir gün kendisini tamamen değiştirmeye karar verebilir. Asıl zorluk bunu hayatın içine yerleştirmektir.
İyiliğin değeri yalnız güçlü başlangıçlarda değil, istikrarlı devamlılıkta da ortaya çıkar.
Bir insanın karakteri çoğu zaman tek bir büyük davranışla değil, yıllar boyunca tekrar ettiği küçük tercihlerle oluşur.
Hûd 115 işte bu sürekliliğin adını sabır olarak koyar.
İnsan Neden İyilik Yaparken Sabra İhtiyaç Duyar
Çünkü iyilik her zaman hemen ödüllendirilmez.Dürüst bir insan kısa vadede hile yapan bir rakibinden daha az kazanabilir. Çalışkan bir kişi emeğinin karşılığını geç alabilir. Birine yardım eden insan teşekkür görmeyebilir. Doğruyu söyleyen kişi çevresinden tepki görebilir.
Böyle durumlarda insan:
“İyilik yapmanın ne anlamı var?”
diye düşünebilir.
Hûd 115 tam burada:
“Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.”
der.
Yani iyiliğin değeri yalnız insanların alkışına, hemen gelen maddi kazanca veya görünür başarıya bağlı değildir.
“Allah Ecri Zayi Etmez” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “lâ yudî‘u”, zayi etmez, boşa çıkarmaz, kaybettirmez anlamındadır. “Ecr” ise karşılık, ücret ve mükâfat anlam alanına sahiptir.Buradaki mesaj son derece teselli edicidir: Gerçek iyilik Allah’ın bilgisinde kaybolmaz.
İnsan unutabilir.
Toplum fark etmeyebilir.
İyilik yaptığınız kişi teşekkür etmeyebilir.
Yaptığınız fedakârlığın karşılığını dünyada hiç göremeyebilirsiniz.
Fakat ayet:
“Boşa gitmedi.”
der.
Bu, iyiliği insan takdirine bağımlı olmaktan kurtarır.
Allah’ın Ecri Zayi Etmemesi Dünyada Mutlaka Karşılık Alacağımız Anlamına mı Gelir
Hayır.Ayet:
“İyilik yapan herkes dünyada mutlaka zengin, sağlıklı ve başarılı olacaktır.”
demiyor.
Bir insan çok iyi biri olabilir fakat maddi sıkıntılar yaşayabilir. Salih bir insan hastalanabilir. Dürüst bir tüccar geçici olarak zarar edebilir. Mazlum biri dünyada hakkını tamamen alamadan ölebilir.
Bunların hiçbiri:
“Allah iyiliğini zayi etti.”
anlamına gelmez.
Kur’an’ın ödül anlayışı dünya hayatıyla sınırlı değildir.
Nihai karşılık ahireti de kapsar.
İyilik ≠ dünyada garanti refah.
İyi İnsanların Başına Neden Kötü Şeyler Gelebiliyor
Hûd 115, iyi insanların dünyada hiçbir sıkıntı yaşamayacağını söylemez. Tam tersine sabır emrinin kendisi, doğru yolda olan insanın da zorluklarla karşılaşabileceğini gösterir.Hastalık her zaman ceza değildir.
Fakirlik her zaman ilahî öfke değildir.
İş kaybı her zaman günahın sonucu değildir.
Bir felaketten etkilenmek de insanın Allah katındaki değerinin göstergesi değildir.
Dünya hayatında fiziksel, toplumsal ve insanî birçok sebep işler.
Kur’an’ın vaadi:
“İyi olursan hiçbir acı yaşamazsın.”
değil,
“Yaptığın gerçek iyilik Allah katında kaybolmaz.”
şeklindedir.
Bu Ayet Bir “Karma Yasası” mı Öğretiyor
Hayır.Hûd 115’i:
“Bugün iyilik yaptım, yarın mutlaka başıma iyi bir şey gelmek zorunda.”
şeklinde mekanik bir sisteme dönüştürmek doğru değildir.
İnsan bazen iyilik yaptıktan sonra aynı gün kötü bir haber alabilir. Bu, iyiliğinin boşa gittiğini göstermez.
Aynı şekilde kötülük yapan birinin hemen başına kötü olay gelmemesi de onun yaptığının onaylandığını göstermez.
Kur’an’ın ahiret merkezli adalet anlayışı, dünyadaki her olayı anında işleyen otomatik bir ödül-ceza makinesine indirgenemez.
İlahî adalet mekanik karma değildir.

“Muhsinîn” Kimlerdir
Ayet:“ecra’l-muhsinîn”
yani:
“muhsinlerin ecrini”
ifadesini kullanır.
“Muhsin”, “ihsan” kökünden gelir. Genel olarak iyilik yapan, yaptığı işi güzel yapan ve ahlakta güzelliği gözeten kişi anlamlarını taşır.
İhsan yalnız maddi yardım değildir.
Bir işçinin görevini dürüstçe yapması ihsan anlayışıyla ilişkilendirilebilir. Bir yöneticinin yetkisini adaletle kullanması, insanın ailesine güzel davranması, borcunu zamanında ödemesi ve kırdığı insanın gönlünü almaya çalışması da iyilik alanına girer.
Dolayısıyla “muhsin” yalnız büyük yardım kampanyaları yapan insan değildir.
İhsan, hayatın tamamına yayılan bir iyilik kalitesidir.

İhsan Kusursuzluk Anlamına mı Gelir
Hayır.Muhsin insan da hata yapabilir.
İhsan, insanın hiçbir zaman yanlış yapmaması değil, iyiliği bilinçli biçimde amaç edinmesi ve hatasını fark ettiğinde düzeltmeye çalışmasıdır.
Bir insan iyi niyetle bir şey yapabilir fakat yöntemi yanlış olabilir. Böyle bir durumda:
“Niyetim iyiydi, o hâlde hiçbir sorumluluğum yok.”
diyemez.
İhsan hem niyet hem de davranış kalitesiyle ilgilidir.
Bu nedenle iyi niyet değerlidir ama iyi niyet her yanlış yöntemi otomatik olarak doğru yapmaz.

Sabır Acıyı Hissetmemek midir
Hayır.Sabırlı insan üzülmez, ağlamaz veya yorulmaz diye bir kural yoktur.
İnsan acı çekebilir ve yine de sabırlı olabilir.
Yakınını kaybeden kişi ağlayabilir.
Bir haksızlığa uğrayan insan öfkelenebilir.
Uzun süren bir hastalıktan yorulabilir.
Bunlar insanlık hâlleridir.
Sabır, duyguların yokluğu değil, duyguların insanı ölçüsüz ve yıkıcı davranışlara sürüklemesine karşı dirençtir.
Peygamberlerin de üzüldüğünü hatırlamak gerekir.
Üzüntü, sabırsızlık değildir.

Sabırlı Olmak Hakkımızı Aramamak mıdır
Hayır.İnsan hakkını sabırla arayabilir.
Hatta bazen sabır, kısa süreli öfkeyle hareket etmek yerine uzun ve meşru bir mücadeleyi sürdürebilmek demektir.
Bir mahkeme süreci yıllarca sürebilir.
Bir toplumsal sorun hemen çözülmeyebilir.
Bir insanın borcunu tahsil etmesi zaman alabilir.
Sabır burada:
“Hakkından vazgeç.”
değil,
“Hakkını ararken kendini de adaletsizliğe sürükleme.”
mesajı taşır.
Sabır ile adalet arayışı birbirine karşıt değildir.

Sabır İnsanların Bizi Sömürmesine İzin Vermek midir
Hayır.Bazen “sabır” kelimesi özellikle aile, iş veya dinî çevrelerde yanlış biçimde kullanılabilir. Bir kişi haksızlığa uğrar ve ona:
“Ses çıkarma, sabret.”
denir.
Bu yaklaşım mağduru susturmak için kullanılıyorsa sabır kavramı istismar edilmiş olur.
Bir çalışan hakkını isteyebilir.
Bir eş kötü muameleden korunmak için yardım arayabilir.
Bir çocuk veya yetişkin istismarı bildirebilir.
Bir vatandaş haksız uygulamaya karşı hukuk yoluna başvurabilir.
Bunların hiçbiri sabırsızlık değildir.
Sabır, sömürülmeye razı olmak değildir.

İyilik Yaptığımızda İnsanlardan Karşılık Beklemek Yanlış mıdır
Her karşılık beklentisi aynı değildir.Bir işçi emeğinin ücretini bekler; bu doğal ve haklıdır. Bir sözleşmede karşılıklı yükümlülükler vardır. İnsan yaptığı işin karşılığını istemekten utanmak zorunda değildir.
Fakat gönüllü bir iyiliğin değerini yalnız teşekkür veya övgüye bağlamak insanı sürekli hayal kırıklığına uğratabilir.
Hûd 115 bu noktada insanın iç dünyasını özgürleştirir:
“İnsan görmese de Allah görüyor.”
Bu yüzden gerçek iyilik bazen teşekkür gelmediğinde bile devam edebilir.
Ancak bu, insanların emeğini ücretsiz kullanma bahanesi de değildir.
İhlas, emek sömürüsü demek değildir.

Sabır ile Tevekkül Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Sabır ve tevekkül birbirini tamamlayan kavramlardır.İnsan sebepleri kullanır, çalışır, plan yapar ve gerekli tedbirleri alır. Sonra sonucu tamamen kontrol edemediğini kabul eder.
Sabır, sonuç geciktiğinde doğru çabayı sürdürebilmektir.
Tevekkül ise sonucu Allah’a bırakırken sebeplerden vazgeçmemektir.
Örneğin hasta insan doktora gider ve tedaviyi sabırla sürdürür. Sınava hazırlanan öğrenci çalışır ve sonucunu Allah’a bırakır. Haksızlığa uğrayan kişi hukuki yolları kullanır ve sürecin kontrol edemediği kısmında tevekkül eder.
Tevekkül ≠ eylemsizlik; sabır ≠ vazgeçiş.

Hûd 114 ve 115 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hûd 114:“Namazı dosdoğru kıl; iyilikler kötülükleri giderir.”
demişti.
Hûd 115 ise:
“Sabret; çünkü Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.”
der.
İki ayet birlikte çok güçlü bir ahlaki program oluşturur.
İyilik yap.
Yanlışından sonra yeniden doğruya dön.
Namazla Allah’ı hatırla.
Sonra bütün bunların hemen sonuç vermemesinden dolayı vazgeçme.
İyiliğin devamı sabır ister.
Bir sonraki ayet olan Hûd 116’da ise Kur’an tarihsel toplumlara dönerek çok önemli bir soru soracaktır: Geçmiş nesiller içinde neden yeryüzündeki fesadı engellemeye çalışan erdemli ve sağduyulu insanlar yeterince bulunmadı? Ayet, kötülüğü yalnız yapmamanın değil, imkân ölçüsünde toplumsal bozulmaya karşı sorumluluk taşımanın önemini gündeme getirecektir. Burada da “fesadı engellemek” ifadesinin bireysel zorbalık veya kendini hukuk yerine koyma yetkisi vermediğini özellikle ayırmak gerekecektir.

Sonuç: Hûd Suresi 115. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 115 yalnız bir cümledir:“Sabret; çünkü Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.”
Fakat bu cümle, insanın uzun süreli ahlaki mücadelesi için son derece güçlü bir temel kurar.
İlk büyük mesaj şudur: Doğru olan her şey hemen sonuç vermeyebilir.
İnsan çoğu zaman hızlı sonuç ister.
Bugün iyilik yapar ve yarın karşılığını bekler.
Bugün çalışır ve hemen başarı ister.
Bugün dua eder ve cevabı hemen görmek ister.
Bugün bir problemi düzeltmeye başlar ve kısa sürede bütün sonuçların değişmesini bekler.
Olmadığında:
“Demek faydası yok.”
diyebilir.
Hûd 115 bu aceleciliği kırar.
Bazı güzel sonuçlar zaman ister.
Bir insanın karakteri zamanla değişir.
Güven zamanla yeniden kurulur.
Bir toplumun yaraları zamanla iyileşebilir.
Bir çocuğun eğitimi yıllar sürer.
Bir işin sağlam biçimde kurulması uzun emek gerektirebilir.
Sabır, zaman isteyen iyiliğe sadık kalabilmektir.
İkinci büyük mesaj, iyiliği görünür sonuçlarla ölçmemektir.
Bazen yaptığınız iyilik gözünüzün önünde meyve verir.
Birine yardım edersiniz ve hayatı değişir.
Bir öğrenciyi desteklersiniz ve başarılı olur.
Bir yanlışınızı düzeltirsiniz ve ilişki toparlanır.
Bazen ise böyle olmaz.
Yardım ettiğiniz insan sizi unutabilir.
Emek verdiğiniz proje başarısız olabilir.
Söylediğiniz doğru söz yıllarca dikkate alınmayabilir.
Böyle durumda:
“Her şey boşa gitti.”
demek kolaydır.
Hûd 115 ise:
“Allah muhsinlerin ecrini zayi etmez.”
diyerek görünür sonuç ile gerçek değer arasına mesafe koyar.
İyiliğin değeri her zaman bizim görebildiğimiz sonuç kadar değildir.
Üçüncü büyük mesaj, sabrı mağduru susturmak için kullanmamaktır.
Bu özellikle önemlidir.
Bir insan dayak yiyor.
“Sabret.”
Bir çalışan aylarca ücret alamıyor.
“Sabret.”
Bir çocuk istismara uğruyor.
“Ailen dağılmasın, sabret.”
Bir kişi ağır bir haksızlık yaşıyor.
“Ses çıkarma, sabreden kazanır.”
Böyle bir dil sabrı Kur’an’ın ahlaki kavramı olmaktan çıkarıp zulmü koruyan bir araca dönüştürebilir.
Hûd Suresi bir önceki ayette açıkça:
“Zulmedenlere meyletmeyin.”
demişti.
Dolayısıyla sabır zulme teslim olmak değildir.
Sabır bazen tam tersine, zulümden çıkmak için gereken uzun ve zor mücadeleyi sürdürebilmektir.
Dördüncü büyük mesaj duyguları inkâr etmemektir.
Sabırlı insanın hiç üzülmediğini düşünmek doğru değildir.
Bir insan ağlayabilir ve sabırlı olabilir.
Korkabilir ve yine doğruyu yapabilir.
Yorulabilir ve tekrar devam edebilir.
Bir süre dinlenmek zorunda kalabilir.
Sabır robotlaşmak değildir.
Sabır, insan olarak hissetmeye devam ederken ahlaki yönünü bütünüyle kaybetmemektir.
Bu nedenle psikolojik olarak zorlanan bir kişiye:
“Sabırlı olsaydın bunları hissetmezdin.”
demek doğru değildir.
İnsan duygusal destek, dinlenme ve gerektiğinde profesyonel yardım alabilir.
Bunlar sabra aykırı değildir.
Beşinci büyük mesaj iyilik ile karşılık arasındaki ilişkinin ticari pazarlık olmadığını anlamaktır.
İnsan bazen:
“Ben bu kadar iyilik yaptım, neden Allah bana istediğimi vermedi?”
diyebilir.
Bu soru insani bir hayal kırıklığını ifade edebilir ve küçümsenmemelidir.
Fakat Hûd 115:
“İyilik yap, sonra istediğin dünyevî sonucu Allah’tan zorunlu olarak tahsil et.”
demiyor.
Allah’ın ecri zayi etmemesi ile insanın istediği her sonucun aynı biçimde gerçekleşmesi aynı şey değildir.
Belki insanın istediği iş olmaz.
Belki iyiliğinin dünyevî karşılığını görmez.
Ama iyiliği Allah katında kaybolmaz.
Altıncı büyük mesaj sabır ile ataleti ayırmaktır.
Bir insan yıllardır hiçbir şey yapmadan:
“Sabrediyorum.”
diyebilir.
Oysa belki yapması gereken adımlar vardır.
Bir borç problemi varsa plan oluşturması gerekir.
Sağlık problemi varsa tedavi araması gerekir.
Bir ilişkide ağır sorun varsa iletişim veya destek araması gerekebilir.
İşinde problem varsa yeni yollar araştırabilir.
Sabır, yapılması gerekeni yapmamak değildir.
Sabır doğru eylemi sürdürebilme gücüdür.
Yedinci büyük mesaj, iyilik yaparken insanların takdirine bağımlı olmamaktır.
İnsan yaptığı her iyiliğin görülmesini isteyebilir.
Bu çok insani bir arzudur.
Teşekkür güzel bir şeydir.
Takdir de değerlidir.
Fakat bütün motivasyonumuz buna bağlanırsa insanlar teşekkür etmediğinde iyilikten vazgeçebiliriz.
Hûd 115 daha derin bir motivasyon sunar:
Allah görür ve zayi etmez.
Bu, insanı alkıştan bağımsızlaştırabilir.
Ama aynı zamanda şu yanlış sonuca da götürmemelidir:
“İyi insan emeğinin ücretini istemez.”
Hayır.
Çalışanın hakkı verilmelidir.
Bir mesleğin ücreti alınabilir.
İhlas ile ücret almak birbirine zorunlu olarak karşıt değildir.
İyilik sömürülmeyi kabul etmek değildir.
Sekizinci büyük mesaj sabrın istikametle bağlantısıdır.
Hûd 112:
“Dosdoğru ol.”
dedi.
Hûd 113:
“Zalime meyletme.”
dedi.
Hûd 114:
“Namazı kıl ve iyiliği sürdür.”
dedi.
Hûd 115:
“Sabret.”
diyor.
Bütün bu ayetler birlikte okunduğunda çok açık bir hayat çizgisi ortaya çıkar.
Doğru yönü bul.
Gücün karşısında karakterini satma.
Namaz ve iyilikle yönünü sürekli yenile.
Sonuç geciktiğinde de vazgeçme.
İstikamet, sabır olmadan uzun süre korunamaz.
Dokuzuncu büyük mesaj ise iyiliğin Allah katında kaybolmayacağına güvenmenin insanı umutlu tutmasıdır.
Dünya bazen insana:
“İyi olmanın anlamı yok.”
hissi verebilir.
Hile yapan kazanıyor gibi görünür.
Dürüst olan zarar ediyor gibi görünür.
Merhametli olan kullanılıyor gibi hissedebilir.
Zalim olan güçlü kalabilir.
İşte Kur’an tam burada insanın ufkunu dünya ekranından daha ileriye taşır.
Anlık tablo, nihai tablo değildir.
Bugün kimin önde göründüğü, Allah katındaki nihai değerin ölçüsü değildir.
Bu yüzden mümin iyiliği yalnız sonuç garantisi olduğu için değil, iyiliğin kendisi doğru olduğu için seçmeye çalışır.
Hûd 115’in bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir; doğru olanı sürdürebilmektir. Zulme katlanmak zorunluluğu değildir; meşru yollarla zulümden çıkarken ahlaki çizgiyi kaybetmemektir. İyilik yaptığında hemen dünya ödülü bekleme, ama iyiliğinin kaybolduğunu da sanma. Üzüntüyü sabırsızlık, ruhsal zorluğu iman eksikliği sayma. İnsanların teşekkür etmemesi yüzünden iyilikten vazgeçme. Ve Allah’ın muhsinlerin ecrini zayi etmeyeceğini bilerek, görünür sonuç gecikse bile doğruyu sürdür.
Bir sonraki ayet olan Hûd 116, bireysel sabırdan daha geniş bir toplumsal sorumluluğa geçecektir. Ayet geçmiş nesiller içinde yeryüzündeki fesadı engellemeye çalışan erdemli ve sağduyulu insanların neden daha fazla bulunmadığını soracak; yalnız az sayıda kurtarılan kişinin bunu yaptığına dikkat çekecektir. Burada özellikle “fesadı önlemek” kavramının zorbalık veya insanları kendi görüşüne zorlamak olmadığı, toplumsal kötülüğe karşı bilinçli sorumluluk taşımanın ise önemli olduğu üzerinde durmak gerekecektir.
Ve belki Hûd Suresi 115. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Doğru bir şeyin sonucu hemen görünmediğinde vazgeçiyor muyuz, yoksa iyiliği sürdürme gücüne sahip miyiz? “Sabır” diyerek gerçekten direnç mi gösteriyoruz, yoksa yapmamız gerekenleri erteliyor muyuz? Başkalarına da “sabret” derken onların hakkını aramasını engelliyor olabilir miyiz? Ve hiç kimse görmediğinde, teşekkür etmediğinde veya karşılık vermediğinde bile iyiliğin Allah katında kaybolmadığına güvenerek güzel davranmaya devam edebiliyor muyuz?
“Hûd 115, ‘Sabret; çünkü Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez’ buyurur. Sabır, zulme boyun eğmek veya hayat karşısında hareketsiz kalmak değildir. Sabır, doğruyu yaparken sonucun hemen gelmemesine dayanabilmek; yorulduğunda yeniden toparlanmak ve iyiliği insanların alkışına bağlamamaktır. Hakkını ara, tedbirini al, çalış ve gerekiyorsa yardım iste; fakat iyiliğin değersiz olduğunu sanarak doğruluk çizgisini terk etme. Çünkü insanlar unutabilir, karşılık vermeyebilir ve yapılan iyiliği hiç görmeyebilir; Allah ise muhsinlerin ecrini zayi etmez.”
Ersan Karavelioğlu