Hûd Suresi 111. Ayette “Rabbin Onların Her Birine Yaptıklarının Karşılığını Eksiksiz Verecektir; Çünkü O, Yaptıklarından Haberdardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hûd 110’da Hz. Musa’ya Kitap verilmesine rağmen insanlar arasında ihtilaf çıktığı anlatılmıştı. Hûd 111 ise bütün bu tartışmaların üzerinde duran temel adalet ilkesini hatırlatır: İnsanlar birbirlerinin niyetlerini yanlış okuyabilir, birbirlerini eksik değerlendirebilir ve dinî tartışmalarda kimin ne kadar samimi olduğunu bilemeyebilir; fakat Allah hiçbir ayrıntıyı kaçırmaz. Her insan yaptığının karşılığını eksiksiz alacaktır. Bu nedenle ayet, başkalarının gizli hesaplarını çözmeye çalışmaktan önce kendi amelimizin sorumluluğunu üstlenmeye çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 111. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Şüphesiz Rabbin onların her birine yaptıklarının karşılığını eksiksiz verecektir. Çünkü O, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve inne kullen lemmâ le-yuveffiyennehum rabbuke a‘mâlehum. İnnehû bimâ ya‘melûne habîr.”
Hûd 110’da insanlar arasında ortaya çıkan ihtilaftan, şüpheden ve ilahî hükmün belirlenmiş zamana kadar ertelenmesinden söz edilmişti. Hûd 111 şimdi çok güçlü bir denge kurar: İnsanlar ihtilaf edebilir, fakat Allah’ın hesabı ihtilaflı değildir; insanlar eksik bilebilir, fakat Allah’ın bilgisi eksik değildir.
“Onların Her Biri” İfadesi Neden Önemlidir
Ayetteki vurgu son derece bireyseldir. Kur’an topluluklardan, kavimlerden ve tarihsel gruplardan söz etmiş olsa da hesap aşamasında her bireyin ayrı ayrı dikkate alındığını gösterir.Bu, insanın:
“Ben kalabalığın içindeydim.”
diyerek kendi sorumluluğunu tamamen kaybetmeyeceğini düşündürür. Bir toplum yanlış yapabilir, bir grup hatalı bir düşünceyi savunabilir veya bir lider insanları yanlış bir yöne götürebilir; fakat nihai değerlendirmede herkesin şartı, bilgisi, niyeti ve davranışı ayrı ayrı bilinir.
Dolayısıyla Kur’an’daki toplumsal eleştiriler, insanların bireysel farklılıklarını silen kör bir kolektif suç anlayışı anlamına gelmez.
“Yaptıklarının Karşılığını Eksiksiz Verecektir” Ne Anlama Gelir
Ayetteki “le-yuveffiyennehum” ifadesi, tamamlamak, eksiksiz vermek ve hakkını bütünüyle yerine getirmek anlam alanına sahiptir.Buradaki mesaj şudur: Allah’ın hesabında hiçbir davranış bilgi eksikliği yüzünden kaybolmaz, kimse yaptığı şeyden fazlasıyla haksız biçimde sorumlu tutulmaz ve hak edilen karşılık eksiltilmez.
İnsan mahkemelerinde delil kaybolabilir, tanık yanılabilir veya bir olayın bütün şartları bilinmeyebilir. İlâhî hesap ise böyle bir eksiklik taşımaz.
Eksiksiz karşılık, ilahî adaletin temel vurgularından biridir.
Bu Ayet Sadece Kötü Amellerin Karşılığından mı Söz Ediyor
Hayır.“A‘mâl”, yapılan işler ve davranışlar anlamına gelir; kelime kendi başına yalnız günahları ifade etmez. Bu nedenle ayetin genel ilkesi hem iyilik hem kötülük açısından düşünülebilir.
Kimsenin görmediği bir iyilik Allah’ın bilgisinden kaybolmaz. Aynı şekilde insanların fark etmediği gizli bir haksızlık da görünmez hâle gelmez.
Bu, ayetin hem uyarı hem teselli taşıdığı anlamına gelir.
Haksızlık yapan için:
“Kimse görmedi diye dosya kapanmadı.”
İyilik yapan için ise:
“Kimse teşekkür etmedi diye iyiliğin değersiz olmadı.”
mesajı vardır.
Allah Neden İnsanların Amellerini “Eksiksiz” Karşılıyor
Çünkü Kur’an’ın Allah tasavvurunda O’nun bilgisi tam, hükmü ise adildir.Bir insan başka bir insanı değerlendirirken çoğu zaman yalnız gördüğü kısmı bilir. Bir davranışın arkasındaki baskıyı, korkuyu, bilgi eksikliğini veya niyeti her zaman anlayamaz.
Allah ise kişinin ne yaptığını, neden yaptığını, hangi şartlarda yaptığını ve hangi imkânlara sahip olduğunu bilir.
Bu nedenle ilahî hesap yalnız davranışın dış görüntüsüne indirgenmez.
Allah’ın eksiksiz bilgisi, eksiksiz adaletin temelidir.
İki İnsan Aynı Davranışı Yaparsa Hesapları da Mutlaka Aynı mı Olur
Bunu bizim kesinleştirmemiz doğru değildir.Dışarıdan aynı görünen davranışların arkasındaki şartlar farklı olabilir. Bir kişi isteyerek hareket ederken başka biri ağır baskı altında olabilir. Bir kişi gerçeği biliyorken başka biri yanlış bilgiyle yönlendirilmiş olabilir.
Bu, davranışın ahlaki niteliğini tamamen yok saymak anlamına gelmez; fakat kişisel sorumluluğun ayrıntılı olduğunu gösterir.
İşte Hûd 111’in “Allah haberdardır” vurgusu burada çok önemlidir.
Biz yalnız dış davranışın bir kısmını görürüz.
Allah ise bütün dosyayı bilir.
İnsanların Niyetlerini Bildiğimizi İddia Edebilir miyiz
Genellikle hayır.Bir davranışın dış görünüşünü değerlendirebiliriz. Birisi açıkça yalan söylediyse bunun yanlış olduğunu söyleyebiliriz. Bir ticari dolandırıcılık varsa delille ortaya koyabiliriz.
Fakat buradan:
“Onun kalbinde kesin şu vardı.”
sonucuna her zaman geçemeyiz.
İnsan niyeti konusunda tahmin yürütebilir fakat tahmini ilahî bilgi seviyesine çıkaramaz.
Bu nedenle:
“Allah kalpleri bilir.”
sözü iki yönde bizi sınırlar: Bir yandan gizli kötülüğün Allah’tan saklanamayacağını hatırlatır; diğer yandan bizim başkalarının kalbine sınırsız erişimimiz olmadığını gösterir.
“Allah Habîr’dir” Ne Anlama Gelir
Ayet:“İnnehû bimâ ya‘melûne habîr”
yani:
“Şüphesiz O, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.”
ifadesiyle sona erer.
“Habîr”, bir şeyin yalnız yüzeyini değil, iç yüzünü ve ayrıntılarını bilen anlam alanına sahiptir.
Allah’ın “Habîr” oluşu, insan eylemlerinin hiçbir boyutunun O’nun bilgisinin dışında kalmadığını ifade eder.
Bu bilgi sonradan öğrenme değildir. Allah:
“Bakalım ne yapacaklar, sonra öğrenirim.”
konumunda değildir.
İlâhî bilgi insanın zaman içinde bilgi edinmesine benzemez.
Allah Her Şeyi Biliyorsa Hesap Gününe Neden İhtiyaç Var
Hesap günü Allah’ın bilgi edinmesi için değildir.Allah insanın ne yaptığını zaten bilir. Hesap, adaletin ortaya konması, insanın yaptıklarıyla yüzleşmesi ve karşılığın gerçekleşmesi açısından anlamlıdır.
Bir mahkemede delil sunulmasının nedeni hâkimin hiç bilgi sahibi olmaması olabilir; ilahî hesapta ise böyle bir eksiklik yoktur.
Kur’an’daki hesap fikri:
“Allah gerçeği öğrenmeye çalışıyor.”
değil,
“Gerçek ve adalet bütün açıklığıyla ortaya çıkıyor.”
anlamında değerlendirilmelidir.
Allah Her Şeyi Biliyorsa İnsan Özgür müdür
Allah’ın bir davranışı bilmesi, insanı o davranışa zorlaması anlamına gelmez.Bilmek ile zorlamak farklı şeylerdir.
Kur’an Hûd Suresi boyunca insanları sürekli sorumlu tutmuştur. Kavimler uyarılmış, seçim yapmış, bazıları iman etmiş, bazıları direnmiş ve tövbeye çağrılmıştır.
Bütün bunlar insanın gerçek ahlaki sorumluluğunu gösterir.
Allah’ın bilgisi insanı kuklaya dönüştürmez.
İnsan kendi kapasitesi içinde seçer; Allah ise onun bütün seçimlerini eksiksiz bilir.

Ayet “Ne Yaparsan Yap Karşılığını Alırsın” Şeklinde Mekanik Bir Karma Yasası mı Öğretiyor
Hayır.Kur’an’ın ahiret ve karşılık anlayışını mekanik karma fikriyle özdeşleştirmek doğru değildir.
Dünyada iyi davranan herkes hemen iyi bir olay yaşamaz. Kötülük yapan herkes de aynı gün görünür biçimde cezalandırılmaz.
Bazen dürüst insan ağır sıkıntı yaşar.
Bazen zalim uzun süre rahat yaşayabilir.
Hûd 111’in “eksiksiz karşılık” vurgusu nihai ilahî hesabı da içerir. Bu nedenle:
“Bugün başına kötü bir şey geldi, demek geçmişte kötülük yaptın.”
gibi mekanik bir sonuç çıkarılamaz.
İlahî adalet ≠ otomatik dünya karması.

Dünyada Karşılık Görmeyen İyilikler Ne Olur
Ayetin en teselli edici yönlerinden biri burada ortaya çıkar.İnsan bazen büyük bir iyilik yapar ama karşılığında teşekkür bile görmez. Hatta yaptığı iyilik yanlış anlaşılabilir.
Hûd 111, insanın nihai değer ölçüsünü yalnız toplumun teşekkürüne bırakmaz.
Kimsenin görmediği:
samimi yardım, dürüstlük, fedakârlık ve hak gözetme
Allah’ın bilgisinden kaybolmaz.
Bu nedenle mümin iyilik yaparken insan takdirini tamamen önemsiz görmez; fakat iyiliğinin bütün değerini de alkışa bağımlı hâle getirmez.
İnsan unutabilir; Allah unutmaz.

Gizli Günahlar da Eksiksiz Biliniyorsa İnsan Umutsuzluğa mı Düşmelidir
Hayır.Allah’ın bilgisi yalnız ceza tehdidi olarak düşünülmemelidir.
Kur’an aynı zamanda tövbe, bağışlanma ve rahmetten söz eder. İnsan hata yaptığında:
“Allah zaten biliyor, artık benim için hiçbir umut yok.”
dememelidir.
Tam tersine, hatasını kabul ederek samimi biçimde dönüş yapabilir.
Allah günahı bildiği gibi:
pişmanlığı, tövbeyi, telafiyi ve insanın içindeki gerçek değişimi de bilir.
Bu nedenle “Habîr” oluş, yalnız korku değil aynı zamanda samimiyet için güven de taşır.
İnsan başkalarına kendisini tam anlatamayabilir; Allah onun içindeki gerçek dönüşü bilir.

Tövbe Edilince Dünyadaki Sorumluluklar da Otomatik Olarak Silinir mi
Hayır.Bu özellikle kul hakkı ve hukuk açısından önemlidir.
Bir insan Allah’a samimi biçimde tövbe edebilir; fakat başkasının parasını aldıysa mümkünse onu geri vermesi gerekir. Bir suça karıştıysa tövbesi, dünyadaki meşru hukukî sorumluluğu otomatik olarak ortadan kaldırmayabilir.
Tövbe ile Allah’a karşı manevî dönüş, dünyadaki hakların telafisi ve hukuki sonuçlar aynı şey değildir.
Örneğin bir dolandırıcı:
“Tövbe ettim.”
deyip mağdurun parasını tutmaya devam ederse tövbenin gerektirdiği ıslah boyutunu ciddi biçimde eksik bırakabilir.
Manevî bağışlanma umudu, mağdurun hakkını yok etmez.

“Allah Her Şeyi Biliyor” Demek Mahkemede Delile Gerek Olmadığı Anlamına mı Gelir
Hayır.Bu ayrım son derece önemlidir.
Allah’ın gerçeği bilmesi, insanların mahkemede:
“Ben onun suçlu olduğunu hissediyorum; Allah da biliyor.”
diyerek delilsiz hüküm vermesini meşrulaştırmaz.
İnsan yargısı sınırlıdır.
Bu nedenle tanık, belge, savunma hakkı ve adil süreç gerekir.
Bir kimsenin gerçekten suçlu olması ile bizim bunu hukuken ispatlayabilmemiz farklı konulardır.
Allah’ın bilgisi, insan mahkemelerindeki ispat yükünü kaldırmaz.
İlâhî bilgi ≠ delilsiz insan hükmü.

Bu Ayet İnsanları Sürekli Gözetlemeyi Meşru Kılar mı
Hayır.Allah’ın yapılan her şeyden haberdar olması, insanlara:
“Biz de herkesin özel hayatını takip edelim.”
yetkisi vermez.
Allah’ın bilgisi sınırsızdır; insanın yetkisi ise hukuk ve ahlakla sınırlıdır.
Bir eşin, ebeveynin, patronun, devlet görevlisinin veya dinî liderin:
“Allah zaten biliyor, ben de her şeyi bilmeliyim.”
demesi doğru değildir.
Mahremiyetin ihlali için dinî gözetim dili kullanılamaz.
Meşru bir suç soruşturması ve hukuka uygun denetim başka şeydir; sınırsız merak ve kontrol başka şeydir.

Hûd 111 Dinî İhtilaflarda Nasıl Bir Ahlak Öğretiyor
Bir önceki ayette insanların Hz. Musa’nın Kitabı hakkında ihtilafa düştüğü bildirilmişti. Hûd 111 ise hemen ardından Allah’ın herkesin yaptığını bildiğini söyler.Bu bize dinî tartışmalarda önemli bir tevazu kazandırabilir.
Bir görüşü savunabiliriz.
Karşı görüşü yanlış bulabiliriz.
Delil ortaya koyabiliriz.
Fakat karşımızdaki kişinin:
“Kesin kötü niyetli.”
olduğunu her zaman bilemeyiz.
Belki gerçekten yanılıyor.
Belki eksik bilgiye sahip.
Belki biz yanılıyoruz.
Bu yüzden dinî tartışmada doğruyu savunmak ile insanların kalplerini yargılamak birbirinden ayrılmalıdır.

Hûd 110 ve 111 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hûd 110:“Musa’ya Kitabı verdik de onda ihtilafa düşüldü.”
demişti.
Hûd 111 ise:
“Rabbin onların her birine yaptıklarının karşılığını eksiksiz verecektir; O yaptıklarından haberdardır.”
der.
Bu iki ayet birlikte çok güçlü bir denge oluşturur.
İnsanlar ihtilaf eder.
Allah bilir.
İnsanlar birbirini yanlış değerlendirebilir.
Allah eksiksiz değerlendirir.
İnsanlar bağırarak kendi görüşlerini üstün gösterebilir.
Allah’ın hükmü ses yüksekliğine göre değişmez.
Bu nedenle nihai hakemlik Allah’a aittir.
Bir sonraki ayette, yani Hûd 112’de, Hûd Suresi’nin en ağır sorumluluk çağrılarından biri gelecektir: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol; seninle birlikte tövbe edenler de öyle olsun ve haddi aşmayın. Çünkü O yaptıklarınızı görmektedir.” Böylece ihtilaf ve hesap tartışması doğrudan istikamet, kararlılık ve sınırı aşmama emrine bağlanacaktır.

Sonuç: Hûd Suresi 111. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 111’in merkezinde çok güçlü bir güvence vardır:Hiçbir insan Allah’ın hesabında kaybolmaz.
İnsanlar bizi yanlış anlayabilir.
İyiliğimizi görmeyebilir.
Niyetimizi yanlış okuyabilir.
Bize haksızlık yapabilir.
Yaptığımız bir iyiliğin karşılığını vermeyebilir.
Ama Kur’an:
“Rabbin onların her birine yaptıklarının karşılığını eksiksiz verecektir.”
der.
Bu ilk olarak mazlum için tesellidir.
Dünyada adalet her zaman tamamlanmaz.
Bir insan hakkını alamadan ölebilir.
Bir suç zaman aşımına uğrayabilir.
Bir fail delil yetersizliği nedeniyle cezalandırılamayabilir.
Bir insan hayatı boyunca yaptığı fedakârlıkların değerini çevresinden görmeyebilir.
Hûd 111, dünya mahkemelerinin ve insan hafızasının dışında eksiksiz bir bilgi ve adalet ufku bulunduğunu hatırlatır.
Bu düşünce mağdura:
“Dünyadaki hakkını arama.”
demez.
Tam tersine hakkını meşru yollarla ara; fakat dünyadaki eksik sonuçların nihai gerçeğin tamamı olmadığını bil.
Ayetin ikinci büyük mesajı gizli kötülük için uyarıdır.
İnsan:
“Kimse görmedi.”
diyebilir.
Muhasebede küçük bir hile yapar.
Bir insanın hakkını kimsenin anlayamayacağı biçimde eksiltir.
Özel hayatta başka, insanların yanında başka davranır.
Hûd 111:
“Allah haberdardır.”
der.
Bu ifade sürekli paranoya üretmek için değil, insanın vicdanını dış denetimin ötesine taşımak içindir.
Kamera yokken de dürüst ol.
Patron görmüyorken de görevini düzgün yap.
Müşteri anlamıyorken de onu kandırma.
Çünkü ahlakın gerçek sınavlarından biri yakalanmayacağımızı düşündüğümüz anda ne yaptığımızdır.
Üçüncü büyük mesaj Allah’ın bilgisini insan gözetimine dönüştürmemektir.
Bu çok ince ama önemli bir dengedir.
Allah her şeyi bilir.
Biz bilemeyiz.
Tam da bu yüzden insanların özel hayatını sürekli denetlemeye çalışmak yerine kendi sorumluluğumuzu düzeltmeliyiz.
Bir ebeveyn:
“Çocuğumun her mesajını okumalıyım, çünkü Allah da her şeyi biliyor.”
diyemez.
Bir dinî lider:
“Topluluğumdaki herkesin bütün özel hayatını bilmeliyim.”
diyemez.
Bir eş:
“Allah biliyor, ben de gizlice telefonunu kontrol edebilirim.”
sonucuna varamaz.
Allah’ın sınırsız bilgisi insana sınırsız yetki üretmez.
Dördüncü büyük mesaj niyet ile davranışın birlikte değerlendirilmesidir.
İyi niyet önemlidir.
Ama iyi niyet her davranışı doğru yapmaz.
Bir insan:
“Niyetim iyiydi.”
diyerek verdiği zararı tamamen yok sayamaz.
Aynı şekilde davranışın dış görünüşü de niyetin bütün değerini her zaman göstermez.
İlâhî hesap ikisini de eksiksiz bilir.
Bu nedenle insan kendisini:
“Niyetim iyiydi, yeter.”
diye kolayca aklamamalı; mümkünse davranışının gerçek sonuçlarına da bakmalıdır.
İyi niyet, yanlış yöntemi otomatik olarak doğruya dönüştürmez.
Beşinci büyük mesaj insan değerlendirmelerinde tevazudur.
Biz birinin yalnız belirli davranışını görebiliriz.
Sonra onun bütün hayatı hakkında karar verebiliriz.
Bir hata görürüz ve:
“Bu insan tamamen kötüdür.”
deriz.
Bir iyilik görürüz ve:
“Bu kişi kesin kusursuzdur.”
diye düşünürüz.
Her iki değerlendirme de aşırı olabilir.
İnsan karmaşık bir varlıktır.
İyilikleri de olabilir, ağır hataları da.
Allah ise bütününü bilir.
Bu yüzden Hûd 111 bize:
“Davranışı değerlendir ama Allah’ın bütün dosyasını bildiğini sanma.”
diye öğretir.
Altıncı büyük mesaj tövbenin gerçek anlamını hatırlatır.
Allah yalnız günahı bilmiyor.
Tövbeyi de biliyor.
İnsan geçmişte kötü şeyler yapmış olabilir ve çevresi onu sonsuza kadar eski hâliyle tanımlayabilir.
“Sen zaten böylesin.”
diyebilirler.
Ama gerçekten değişmişse Allah bu değişimi bilir.
Bu, çok büyük bir umut kapısıdır.
İnsan toplumun kendisine yapıştırdığı eski etiketten daha fazlası olabilir.
Fakat tövbenin samimiyeti, mümkünse zararı onarmaya çalışmakla da görünür hâle gelir.
Yedinci büyük mesaj iyiliği gösterişten kurtarmaktır.
İnsan yaptığı her iyiliği paylaşma ihtiyacı hissedebilir.
Bazen bu başkalarına örnek olmak için faydalı olabilir.
Ama insan zamanla:
“Kimse görmediyse iyilik boşa gitti.”
gibi hissedebilir.
Hûd 111 bu düşünceyi kırar.
İnsanların görmediği bir iyilik de değerlidir.
Hatta bazı iyiliklerin gizli kalması insanın samimiyetini güçlendirebilir.
Çünkü nihai tanıklık için Allah’ın bilgisi yeterlidir.
Sekizinci büyük mesaj insanların birbirlerine eksiksiz adalet sağlamaya çalışmasıdır.
Allah’ın hesabı kusursuzdur diye bizim adaletsiz olmamız mazur olmaz.
Tam tersine:
Allah eksiksiz adildir.
bilinci, insanın kendi kararlarında daha dikkatli olmasını gerektirir.
Bir çalışanı değerlendiriyorsak bütün emeğini mümkün olduğunca adil görmek gerekir.
Bir öğrenciyi değerlendiriyorsak kişisel sevgimizi veya öfkemizi nota karıştırmamalıyız.
Bir hukuk kararında delile bağlı kalmalıyız.
Bir aile anlaşmazlığında sadece kendi tarafımızı dinlememeliyiz.
İlahî adalete iman, insan adaletine örnek ve sorumluluk üretmelidir.
Dokuzuncu büyük mesaj ise insanın en sonunda kendi hesabına dönmesidir.
Başkalarının dinî görüşlerini tartışabiliriz.
Kimin ne kadar doğru düşündüğünü konuşabiliriz.
Tarihsel mezhepleri inceleyebiliriz.
Fakat Hûd 111 bütün tartışmanın ortasında insana şu basit soruyu sorar:
“Sen ne yapıyorsun?”
Çünkü nihai hesapta yalnız:
“Hangi görüşü savundun?”
değil, o görüşün hayatında ne ürettiği de önemlidir.
Adaletten konuşup haksızlık yapıyorsan sorun vardır.
Merhametten konuşup insanları eziyorsan sorun vardır.
Kul hakkından bahsedip çalışanının hakkını yiyorsan sorun vardır.
Hakikati savunup sürekli yalan söylüyorsan sorun vardır.
Bilgi davranışa dönüşmediğinde eksik kalabilir.
Hûd 111’in bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:
Allah hiçbir ameli unutmaz. İyilik de kötülük de O’nun bilgisinden kaybolmaz. Allah’ın her şeyi bilmesini insanlara sınırsız gözetim yetkisi sanma. Başkasının kalbini bildiğini iddia etme. Tövbenin gerçek değişimini küçümseme. Dünyadaki cezasızlığı ilahî onay, dünyadaki sıkıntıyı da ilahî mahkûmiyet sanma. Ve başkalarının hesabını çözmeye çalışmaktan önce kendi amelini düzelt.
Bir sonraki ayet olan Hûd 112, surenin en güçlü emirlerinden birini getirecektir:
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol; seninle birlikte tövbe edenler de öyle olsun. Haddi aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı görmektedir.”
Bu ayette istikamet kavramının ne olduğu, dosdoğru olmanın kusursuzluk anlamına gelip gelmediği, “haddi aşmayın” emrinin dinî aşırılık açısından ne ifade ettiği ve Allah’ın görmesinin insan gözetimine ruhsat olmadığı üzerinde ayrıntılı biçimde durmak gerekecektir.
Ve belki Hûd Suresi 111. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
İnsanların bizi görmediği yerde de aynı insan mıyız? Kimsenin bilmediği iyilikleri sırf alkış gelmedi diye değersiz mi görüyoruz? Birinin tek davranışından onun bütün kalbini okuduğumuzu mu sanıyoruz? Ve Allah’ın herkesin amelini eksiksiz bildiğine inanıyorsak, başkalarının gizli hesabıyla uğraşmaktan önce kendi açık hatalarımızı düzeltmeye ne kadar hazırız?
“Hûd 111, ‘Rabbin onların her birine yaptıklarının karşılığını eksiksiz verecektir; çünkü O, yaptıklarından hakkıyla haberdardır’ buyurur. İnsan seni yanlış anlayabilir, iyiliğini görmeyebilir veya kötülüğünü fark etmeyebilir; fakat Allah’ın hesabında hiçbir şey kaybolmaz. Bu bilgi başkalarını gözetleme yetkisi değil, kendi vicdanını düzeltme sorumluluğudur. Başkasının kalbine hükmetme; kendi amelini düzelt. Çünkü nihai adalet, insanların dedikodusuna, alkışına veya öfkesine değil, hiçbir ayrıntıyı eksik bırakmayan Allah’ın bilgisine dayanır.”
Ersan Karavelioğlu