📖 Hicr Suresi 53. Ayette “Korkma! Biz Sana Bilgili Bir Oğul Müjdeliyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 53. Ayette “Korkma! Biz Sana Bilgili Bir Oğul Müjdeliyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,525
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 53. Ayette “Korkma! Biz Sana Bilgili Bir Oğul Müjdeliyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 52. ayette Hz. İbrahim, insan suretinde gelen fakat henüz kim olduklarını bilmediği misafirlerine ‘Biz sizden korkuyoruz’ demişti. 53. ayette misafirler onun korkusunu giderecek açıklamayı yapar: ‘Korkma! Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz.’ Böylece birkaç dakika önce belirsizlik ve korku üreten karşılaşma, bir anda büyük bir müjdeye dönüşür. Ayet önemli bir gerçeği hatırlatır: İnsan bazen bir olayın yalnız ilk görüntüsünü bilir ve henüz sonucunu bilmediği için korkar; yeni bilgi geldiğinde aynı olayın anlamı tamamen değişebilir. Ancak Hz. İbrahim’e ileri yaşında verilen bu çocuk müjdesi özel bir peygamberlik kıssasıdır; buradan ‘Dua eden herkes mutlaka çocuk sahibi olacaktır’ şeklinde genel ve kesin bir dünyevî vaat çıkarılamaz.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 53. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke bi-gulâmin alîm.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Dediler ki: Korkma! Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette Hz. İbrahim misafirlerinden korktuğunu açıkça söylemişti. Bu ayette misafirler önce onun korkusunu gidermekte, ardından gelişlerinin asıl sebeplerinden birini açıklamaktadır: Bir oğul müjdesi.

Böylece kıssadaki ilk gerilim yerini güven ve sevince bırakmaya başlar.

2️⃣ “Lâ Tevcel” Ne Anlama Gelir ❓​

“Lâ tevcel”, “korkma, endişelenme, çekinme” anlamına gelir.

Bu ifade, Hz. İbrahim’in korkusunun küçümsenmediğini gösterir. Misafirler ona “Korkman saçma” demez; korkunun sebebini ortadan kaldıracak bilgi verirler.

Bu çok önemli bir iletişim biçimidir: Korkuyu küçümsemek yerine, korkuya yol açan belirsizliği gidermek.

3️⃣ “Korkma” Demek Her Zaman Yeterli midir ❓​

Hayır. Bir insana yalnız “Korkma” demek bazen yeterli olmayabilir.

Bu ayette “korkma” sözünün hemen ardından neden korkmaması gerektiği açıklanır: Misafirlerin amacı zarar vermek değil, müjde getirmektir.

Bu nedenle sağlıklı güven çoğu zaman yalnız teselli cümlesiyle değil, açıklama ve güvenilir bilgiyle oluşur.

4️⃣ Bilgi Korkuyu Nasıl Azaltabilir ❓​

Belirsizlik, insan korkusunun önemli kaynaklarından biridir.

Kapalı kapının arkasında ne olduğunu bilmemek, sonucu belli olmayan bir tahlil, açıklanmayan bir davranış veya geleceği belirsiz bir olay insanı kaygılandırabilir.

Yeni ve güvenilir bilgi geldiğinde zihin durumu yeniden değerlendirebilir. Hz. İbrahim’in korkusu da misafirlerin kimliği ve amacı açıklanınca değişmeye başlar.

5️⃣ Her Korkunun Ardından Güzel Bir Haber mi Gelir ❓​

Hayır. Bu kıssayı böyle genelleştirmek doğru değildir.

Hz. İbrahim’in yaşadığı olay özel bir peygamber kıssasıdır. Günlük hayatta bazı korkular gereksiz çıkabilirken bazıları gerçek bir tehlikeye işaret edebilir.

Dolayısıyla ayetin mesajı “Her korkunun sonunda mutlaka mucize vardır” değildir. Daha doğru mesaj, belirsizliği bilgiyle değerlendirmek ve sonucu bilmeden kesin hüküm vermemektir.

6️⃣ “Biz Sana Müjdeliyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “nubeşşiruke”, müjdelemek, sevindirici haber vermek anlamına gelir.

Müjde, henüz gerçekleşmemiş fakat gerçekleşeceği haber verilen güzel bir olayı ifade eder.

Hz. İbrahim açısından bu haber özellikle büyüktür; çünkü kıssanın devamında onun kendi yaşlılığını hatırlatarak bu müjdeye şaşırdığını göreceğiz.

7️⃣ Müjdelenen Oğul Kimdir ❓​

Kur’an’ın paralel anlatımları ve klasik tefsirlerin genel çizgisi bu müjdelenen oğlun Hz. İshak olduğunu göstermektedir.

Hz. İbrahim’in diğer oğlu Hz. İsmail de büyük bir peygamberdir; fakat bu misafirler kıssasındaki çocuk müjdesi genel olarak Hz. İshak’la ilişkilendirilir.

Burada önemli olan iki peygamberi birbirine karşı yarıştırmak değil, Allah’ın Hz. İbrahim’e verdiği özel aile müjdesini anlamaktır.

8️⃣ “Gulâmin Alîm” Ne Anlama Gelir ❓​

“Gulâm”, erkek çocuk veya genç erkek; “alîm” ise bilen, bilgili anlamına gelir.

Dolayısıyla ifade “bilgili bir oğul” şeklinde çevrilebilir.

Burada yalnız çocuğun doğacağı değil, onun geleceğinde bilgiyle öne çıkacak değerli bir şahsiyet olacağı da müjdelenmektedir.

9️⃣ Hz. İshak Daha Doğmadan “Bilgili” Olarak Nasıl Anlatılıyor ❓​

Bu, Allah’ın geleceğe ilişkin bilgisiyle ilgilidir.

Allah bir insanın gelecekte nasıl bir konuma ulaşacağını bilir. Fakat Allah’ın bilmesi kişinin iradesinin anlamsız olduğu anlamına gelmez.

Önceden bilmek ile zorlamak aynı şey değildir.

Allah’ın bilgisi geleceği kuşatır; insan ise kendi hayatını gerçek tercihler içinde yaşar.

🔟 Bu Ayet Çocuğun Değerini Zekâsına mı Bağlıyor ❓​

Hayır. Bir çocuğun “bilgili” oluşunun övülmesi, daha az akademik yeteneğe sahip çocukların değersiz olduğu anlamına gelmez.

İnsanların yetenekleri farklıdır. Bir çocuk akademik olarak çok güçlü olabilir, başka biri sanat, el becerisi, spor, iletişim veya başka alanlarda yetenekli olabilir.

İnsan değeri yalnız zekâ puanı, diploma veya okul başarısıyla ölçülemez.

1️⃣1️⃣ Çocuk Sahibi Olmak İlahi Üstünlük Belgesi midir ❓​

Hayır.

Çocuk sahibi olmak büyük bir nimet olabilir; fakat çocuksuzluk Allah’ın kişiyi sevmediği veya cezalandırdığı anlamına gelmez.

Kur’an’da farklı insanlara farklı hayat yolları verilmiştir. İnsanların değeri çocuk sayısıyla belirlenmez.

Bu yüzden çocuk sahibi olamayan kişilere “İmanın zayıf, yeterince dua etmedin” gibi yaralayıcı sözler söylemek doğru değildir.

1️⃣2️⃣ Hz. İbrahim’in Müjdesi Her Çocuksuz Çifte de Verilmiş Sayılır mı ❓​

Hayır. Bu, özel bir peygamber kıssasıdır.

Bir çift dua edebilir, tedavi olabilir ve bütün tıbbi imkânları kullanabilir; buna rağmen çocuk sahibi olmayabilir.

Hz. İbrahim’e verilen mucizevi müjdeyi “Aynısını isteyen herkes mutlaka yaşayacaktır” şeklinde genel garantiye çevirmek doğru olmaz.

Allah’ın kudreti sonsuzdur; fakat sonsuz kudret, her dileğin bizim istediğimiz biçimde gerçekleşeceği anlamına gelmez.

1️⃣3️⃣ Dua ile Tıbbi Tedavi Birbirine Zıt mıdır ❓​

Hayır.

Çocuk sahibi olmak isteyen bir insan dua edebilir ve aynı zamanda tıbbi değerlendirmeye başvurabilir.

Kadın ve erkek için gerekli tetkikler yapılabilir, doktor görüşü alınabilir ve uygun tedavi seçenekleri değerlendirilebilir.

Sebebe başvurmak Allah’a güvenmemek değildir. İnsan sebepleri kullanır, sonucunu Allah’a bırakır.

1️⃣4️⃣ İleri Yaşta Çocuk Müjdesi Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Hz. İbrahim’in şaşkınlığından, bu müjdenin olağan şartların dışında gerçekleşeceği anlaşılır.

Bu olay Allah’ın kudretinin insanın alıştığı sebeplerle sınırlı olmadığını gösterir.

Fakat bunun anlamı “Doğa düzeni anlamsızdır” değildir. Normal hayatımızda biyolojik sebepler ve tıbbi gerçekler geçerlidir; Hz. İbrahim’in kıssası ise özel ilahî müdahaleye ilişkin olağanüstü bir örnektir.

1️⃣5️⃣ Allah’ın Kudreti Varsa Neden Her İstediğimiz Olmuyor ❓​

Çünkü “Allah yapabilir” ile “Allah bunu mutlaka benim istediğim biçimde yapacaktır” aynı cümle değildir.

Allah’ın kudreti sonsuzdur; fakat O’nun iradesi bizim taleplerimizin otomatik uygulayıcısı değildir.

İnsan dua eder, ister ve çabalar; fakat sonucu Allah’ın hikmetine bırakır.

Dua emir vermek değil, istemek ve yönelmektir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Umut Hakkında Ne Öğretiyor ❓​

Ayet insanın kendi imkân hesaplarını mutlaklaştırmaması gerektiğini düşündürür.

Hz. İbrahim açısından çok uzak görünen bir şey, Allah’ın dilemesiyle mümkün olmuştur.

Bu, umudun değerini gösterir; fakat umut gerçeklikten kopuk kesin sonuç garantisi değildir.

Sağlıklı umut, “Elimden geleni yaparım, Allah’ın imkânlarını kendi tahminimle sınırlandırmam ama sonucu da kendim belirlemem” diyebilmektir.

1️⃣7️⃣ Korkudan Müjdeye Geçiş Bize Ne Öğretiyor ❓​

Hz. İbrahim birkaç ayet içinde çok farklı duygular yaşar.

Önce misafirlerden korkar.

Sonra onların zarar vermeye gelmediğini öğrenir.

Ardından hiç beklemediği büyük bir müjde alır.

Bu, insanın bir olayın ilk anına bakarak bütün hikâyeyi bildiğini sanmaması gerektiğini öğretir.

Ancak bu ilke “Her kötü görünen şey kesin iyi olacaktır” şeklinde mekanik bir kurala dönüştürülmemelidir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 52 ve 53. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 52. ayette Hz. İbrahim “Biz sizden korkuyoruz” demişti. 53. ayette misafirler “Korkma! Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz” diyerek hem korkusunu gidermiş hem de geliş amaçlarından birini açıklamışlardır.

Böylece belirsizlik bilgiye, korku güvene ve endişe müjdeye dönüşür.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 54. ayette, Hz. İbrahim bu müjde karşısındaki şaşkınlığını şöyle ifade edecektir: “Bana yaşlılık gelip çatmışken mi beni müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz?” Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. İbrahim’in şaşırmasının Allah’ın kudretinden şüphe anlamına gelip gelmediği, peygamberlerin hayret yaşayabilmesi, biyolojik sebepleri dikkate almanın imansızlık olmaması, mucize ile normal sebep düzeni arasındaki fark ve samimi soru sormanın inkâr sayılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 53. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 53. ayet, “Korkma! Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz” buyurarak Hz. İbrahim kıssasında çok güçlü bir dönüşüm anını anlatır.

Bir önceki ayette ortamda korku vardı.

Hz. İbrahim karşısındaki kişileri tanımıyordu.

Davranışları olağan dışıydı.

Ne için geldiklerini bilmiyordu.

Şimdi ise yeni bilgi gelir.

“Korkma.”

Bu kelime tek başına söylenip bırakılmaz.

Ardından açıklama gelir:

“Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz.”

Bu iletişim biçimi bugün için de son derece değerlidir.

Bir insan korktuğunda yalnız:

“Saçmalama, korkacak ne var?”

demek yerine, neden güvende olduğunu açıklamak daha yardımcı olabilir.

Bir çocuk doktordan korkuyorsa ona yalnız “Korkma” demek yerine ne yapılacağını anlatmak gerekir.

Bir hasta ameliyattan korkuyorsa prosedür, riskler ve güvenlik önlemleri açıklanabilir.

Bir çalışan işyerindeki değişiklikten endişe ediyorsa belirsizlik azaltılabilir.

Bilgi, birçok korkunun panzehirlerinden biridir.

Fakat her bilgi korkuyu tamamen yok etmez.

Bir risk gerçekten varsa, doğru bilgi bazen korkuyu artırabilir de.

Bu durumda amaç korkuyu ortadan kaldırmak değil, gerçeğe uygun düzeye getirmektir.

Hz. İbrahim’in durumunda gerçek tehlike olmadığı ortaya çıkar.

Bu yüzden korkunun yerini güven alır.

Ayet bize burada duyguların bilgiyle güncellenebileceğini öğretir.

İnsan bazen yıllarca bir düşünceyle yaşayabilir.

Sonra yeni bir gerçek öğrenir.

O güne kadar korktuğu şeyin aslında farklı olduğunu görür.

Olgunluk, yeni bilgi geldiğinde eski duygusal hükmümüzü de yeniden değerlendirebilmektir.

Yanlış bilgiye sadakat erdem değildir.

Ayetin ikinci büyük yönü müjdedir.

Hz. İbrahim’e yalnız çocuk değil, “bilgili bir oğul” müjdelenmektedir.

Bu ifade evlat sahibi olmanın yalnız biyolojik devamlılık olmadığını düşündürür.

Bir çocuğun yetişmesi, bilgi ve ahlak kazanması da önemlidir.

Anne-baba için asıl mesele yalnız “Çocuğum olsun” değil, “Nasıl bir insan yetişsin?” sorusu da olmalıdır.

Çocuk ebeveynin mülkü değildir.

Onun ayrı bir kişiliği ve geleceği vardır.

Anne-baba çocuğun hayatını tamamen kendi arzularının uzantısı hâline getirmemelidir.

Hz. İbrahim’e müjdelenen çocuk ileride kendi peygamberlik ve kişilik yolunu yaşayacaktır.

Bu, çocuk yetiştirmede önemli bir ilke düşündürür:

Evlat sana verilmiş olabilir ama senin kopyan olmak zorunda değildir.

Çocuğun meslek seçimi, yetenekleri ve karakteri farklı olabilir.

Ebeveyn rehberlik eder, korur ve öğretir; fakat çocuğun insanlığını kendi hayallerine tamamen hapsedemez.

Ayette “alîm”, yani bilgili sözü de eğitimin önemini düşündürür.

Fakat buradan çocukları yalnız akademik başarıyla ölçmek yanlış olur.

Günümüzde bazı ebeveynler çocuğun değerini notlarına bağlayabilir.

Yüksek not alırsa başarılı.

Düşük not alırsa değersiz.

Bu yaklaşım çocuk üzerinde ağır baskı oluşturabilir.

Bilgi değerlidir ama insan değeri sınav sonucundan daha büyüktür.

Bir çocuk matematikte zorlanabilir ama çok güçlü empati yeteneğine sahip olabilir.

Bir başkası akademik başarıda öne çıkabilir.

Her insanın kapasitesi farklıdır.

Eğitimin amacı çocukları birbirine karşı yarıştırmak değil, kendi imkânlarını geliştirmelerine yardım etmek olmalıdır.

Hicr 53’ün en hassas konularından biri ise çocuk sahibi olamayan insanlardır.

Hz. İbrahim’in ileri yaşta çocuk müjdesi alması çok büyük bir mucizedir.

Fakat bu kıssa, çocuk sahibi olamayan insanlara karşı baskı aracı yapılmamalıdır.

Bir çifte:

“Hz. İbrahim’in çocuğu oldu; yeterince dua edersen senin de kesin olur.”

demek doğru değildir.

Bu, Allah adına verilmemiş bir garanti vermek olur.

İnsan dua edebilir.

Tedavi olabilir.

Umut edebilir.

Fakat sonuç farklı olabilir.

Çocuk sahibi olamamak iman eksikliği değildir.

Kadının suçu değildir.

Erkeğin suçu değildir.

Allah’ın o kişiyi sevmediğinin kanıtı değildir.

Ve evli bir çiftin değeri yalnız çocuk sahibi olup olmamasıyla ölçülemez.

Bu konuda insanların birbirlerine karşı çok daha hassas olması gerekir.

Bazen aile çevresi sürekli:

“Çocuk ne zaman?”

diye sorar.

Bu soru masum merakla sorulabilir fakat karşıdaki insanın yaşadığı tıbbi veya psikolojik süreci bilmeyebiliriz.

Belki yıllardır tedavi görüyorlar.

Belki düşük yaşadılar.

Belki çocuk istemiyorlar.

Belki özel bir sağlık durumu var.

Bu yüzden insanların özel hayatına ilişkin sorularda mahremiyet ve hassasiyet önemlidir.

Hicr 53 bize Allah’ın olağanüstü kudretini gösterirken, insanlara karşı daha düşünceli olmayı da öğretebilir.

Ayetin bir başka önemli boyutu mucize ile sebep düzeni arasındaki dengedir.

Hz. İbrahim’in yaşlılıkta çocuk sahibi olması olağanüstü bir ilahî lütuftur.

Buradan:

“O hâlde biyoloji önemli değil.”

sonucu çıkmaz.

Normal hayatta yaş, üreme sağlığı ve diğer tıbbi faktörler önemlidir.

İnsan bunları dikkate alabilir.

Bir çift çocuk istiyorsa doktora gidebilir.

Tedavi seçeneklerini araştırabilir.

Bu davranış Allah’ın kudretinden şüphe değildir.

Allah sebepler dünyasını da yaratmıştır.

Tıp ile dua birbirinin rakibi değildir.

Bu ilke hayatın başka alanlarında da geçerlidir.

Hasta olunca dua ederiz ve ilaç kullanırız.

Rızık için dua ederiz ve çalışırız.

Güvenlik için dua ederiz ve tedbir alırız.

Çocuk için dua ederiz ve gerekiyorsa tıbbi yardım alırız.

Tevekkül, sebebi inkâr etmek değil; sebebi ilahlaştırmadan kullanmaktır.

Hicr 53’ün “korkma” mesajı da yanlış anlaşılmamalıdır.

İnsan bazen bu ayeti okuyup her kaygısına:

“Allah bana korkma dedi, o hâlde kötü hiçbir şey olamaz.”

şeklinde yaklaşabilir.

Ayet özel olarak Hz. İbrahim’in karşısındaki meleklerin sözünü anlatır.

Bunu herkes için “Hayatında hiçbir kötü olay olmayacak” vaadine dönüştürmek doğru değildir.

Kur’an müminlerin de imtihan yaşayabileceğini gösterir.

Hasta olabilirler.

Yakınlarını kaybedebilirler.

Maddi zorluk yaşayabilirler.

Dolayısıyla gerçek iman hiç kötü şey olmayacağına inanmak değil, kötü şeyler karşısında da Allah’la bağı koruyabilmektir.

Hz. İbrahim’in müjdesi bize Allah’ın kudretini gösterir; bizim geleceğimizin her ayrıntısını garanti etmez.

Bu ayrım olgun din anlayışının temelidir.

Ayet ayrıca Allah’ın insana beklemediği kapılar açabileceğini de düşündürür.

İnsan bazen bütün hesaplarını yapar ve:

“Buradan artık hiçbir şey çıkmaz.”

der.

Fakat hayat beklenmedik biçimde değişebilir.

Yeni bir fırsat ortaya çıkabilir.

Yeni bir insanla tanışabilir.

Bir hastalık için yeni tedavi bulunabilir.

Bir ekonomik sorun farklı çözülebilir.

Bunun her zaman olacağını söyleyemeyiz.

Ama geleceği bugünkü bilgimize indirgememek önemlidir.

İnsan ümit edebilir ama kendisini garanti yanılsamasına sokmaz.

Bu, umut ile gerçekçilik arasındaki dengedir.

Hicr 53 aynı zamanda insanın nimet karşısındaki tutumuna da hazırlık yapar.

Hz. İbrahim bir sonraki ayette şaşıracaktır.

Bu şaşkınlık çok insanidir.

Bazen insan yıllarca bir şey bekler.

Sonra gerçekleştiğinde bile inanmakta zorlanır.

Bu durum otomatik olarak nankörlük değildir.

İnsan zihni uzun süredir imkânsız gördüğü bir ihtimale alışmakta zorlanabilir.

Bu nedenle şaşırmak ile inkâr etmek birbirine karıştırılmamalıdır.

Kur’an peygamberlerin soru sormasını da zaman zaman aktarır.

Bu bize dinî hayatta soru sormanın otomatik olarak iman zayıflığı olmadığını gösterir.

Soru bazen reddetmek için sorulur.

Bazen gerçekten anlamak için.

Bağlam önemlidir.

Hz. İbrahim’in yaklaşımı Allah’ın kudretini küçümseyen kibirli inkâr değil, olağan dışı müjde karşısındaki şaşkınlıktır.

Hicr Suresi 53. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hz. İbrahim’e verilen çocuk müjdesini bütün çocuk sahibi olamayan insanlara verilmiş kesin vaat gibi kullanma. Allah’ın kudretini kabul ederken tıbbi sebepleri küçümseme. “Korkma” sözünü her insanın bütün korkularını geçersiz saymak için kullanma. Çocuğun değerini yalnız zekâ ve akademik başarıyla ölçme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah, Hz. İbrahim’in korkusunu güvenilir bilgiyle gidermiş ve ona beklemediği büyük bir müjde vermiştir; bu kıssa insana Allah’ın kudretini kendi hesaplarıyla sınırlamamayı, fakat özel bir peygamber mucizesini herkes için verilmiş dünyevî garantiye de dönüştürmemeyi öğretir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 54. ayette, Hz. İbrahim müjdenin olağanüstülüğü karşısında şöyle diyecektir: “Bana yaşlılık gelip çatmışken mi beni müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz?” Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. İbrahim’in şaşkınlığının Allah’ın kudretinden şüphe olup olmadığı, ‘yaşlılık’ vurgusunun doğal biyolojik sebeplerle ilişkisi, peygamberlerin soru sorabilmesi, hayret ile inkâr arasındaki fark, sebepleri bilmenin tevekküle aykırı olmaması ve olağanüstü bir vaat karşısında açıklama istemenin iman eksikliği sayılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 53. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Korktuğumuz şey hakkında gerçekten yeterli bilgiye sahip miyiz? Yeni bilgi geldiğinde eski korkumuzu değiştirebiliyor muyuz? Allah’ın kudretini kendi bugünkü imkân hesabımızla mı sınırlıyoruz? Öte yandan özel bir mucizeyi kendimiz için kesin sonuç garantisine mi dönüştürüyoruz? Çocuk sahibi olmayan insanları gereksiz yere suçluyor muyuz? Çocuklarımızın değerini yalnız not, diploma ve zekâ üzerinden mi ölçüyoruz? Dua ederken sebepleri kullanmayı ihmal mi ediyoruz? Ve en önemlisi, Hz. İbrahim’in bir anda korkudan müjdeye geçen bu karşılaşması bize, hayatın henüz bütün hikâyesini bilmeden son hükmü vermememiz gerektiğini hatırlatmıyor mu?

“Hicr 53, ‘Korkma! Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz’ buyurarak Hz. İbrahim’in belirsizlikten doğan korkusunun açıklama ve müjdeyle giderildiğini gösterir. Allah’ın kudreti insanın alıştığı sebeplerle sınırlı değildir; ancak bu özel peygamber müjdesi, dua eden herkesin aynı dünyevî sonucu mutlaka elde edeceğine dair genel bir garanti de değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Korkunun karşısına doğru bilgiyi, ümitsizliğin karşısına Allah’ın kudretini koy; fakat umudu kesin sonuç iddiasına dönüştürme. İnsan henüz hikâyenin tamamını bilmiyorsa, gördüğü ilk sahneyi son hüküm sanmamalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt