A‘râf Suresi 165. Ayette “Kendilerine Yapılan Uyarıları Unutup Terk Edince Kötülükten Sakındıranları Kurtardık; Zulmedenleri ise Yoldan Çıkmaları Sebebiyle Şiddetli Bir Azapla Yakaladık” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir uyarının değeri yalnız duyulduğu anda değil, insanın ondan sonra ne yaptığıyla ortaya çıkar. Hakikati duymak başka, onu hayatın yönüne dönüştürmek bambaşka bir şeydir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 164. ayetinde:
Cumartesi yasağını çiğneyenlere:
nasihat etmeye devam eden bir topluluk
ve:
“Allah’ın helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme neden öğüt veriyorsunuz?”
diye soran başka bir topluluk:
anlatılmıştı.
Nasihat edenler:
iki gerekçe vermişti:
“Rabbimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmiş olalım.”
ve:
“Belki sakınırlar.”
- ayette ise:
sonuç gelir:
“Kendilerine yapılan uyarıları unutup terk edince, kötülükten sakındıranları kurtardık; zulmedenleri ise yoldan çıkmaları sebebiyle şiddetli bir azapla yakaladık.”
Bu ayet:
çok güçlü bir ayrım ortaya koyar.
Bir tarafta:
yanlışın karşısında duranlar.
Diğer tarafta:
yanlışta ısrar edenler.
Ve:
Allah’ın hükmünde:
bu iki tavır:
aynı görülmez.
Ayet aynı zamanda:
uyarının unutulması, kötülüğün normalleşmesi, toplumsal sorumluluk, kurtuluş ve bilinçli isyanın sonucu
üzerine:
çok derin bir:
ahlak dersi verir.
“Kendilerine Yapılan Uyarıları Unuttular” Ne Demektir
Buradaki:“unuttular”
ifadesini:
sıradan hafıza kaybı:
gibi anlamamak gerekir.
Onlara:
ne yapmaları gerektiği:
hatırlatılmıştır.
Uyarılmışlardır.
Ama:
bu uyarıyı:
hayatlarının dışında:
bırakmışlardır.
Yani:
duymuşlar fakat gereğini önemsememişlerdir.
Bir Şeyi Bilmek ile Onu Hatırlamak Arasında Fark Var mıdır
Evet.İnsan:
bir bilgiyi:
zihninde:
taşıyabilir.
Ama:
karar verirken:
onu hesaba:
katmayabilir.
Mesela:
yalanın yanlış olduğunu:
bilir.
Ama:
çıkarına geldiğinde:
yalan söyler.
Haksızlığın kötü olduğunu:
bilir.
Ama:
kendi tarafı yapınca:
susar.
Bu durumda:
bilgi:
vardır.
Fakat:
hayatı yönlendiren canlı bir hatırlayış yoktur.
Kur’an’daki “Unutmak” Bazen Bilinçli İhmali de İfade Eder mi
Bağlama göre:evet.
Burada:
sürekli yapılan:
uyarılara rağmen:
yasak ihlalinin:
devam ettiği:
anlatılır.
Dolayısıyla:
mesele:
“Aklımızdan çıktı.”
gibi basit:
bir unutkanlık değildir.
Daha çok:
uyarıyı terk etme ve önemsememe
anlamı:
öne çıkar.
“Kötülükten Sakındıranları Kurtardık” Ne Anlama Gelir
Allah:yanlışa karşı:
uyarı görevini:
yerine getiren:
topluluğun:
kurtarıldığını:
bildirir.
Bu insanlar:
yalnız:
kendileri yasağa:
uymamıştır.
Aynı zamanda:
başkalarını da:
yanlıştan:
sakındırmaya:
çalışmıştır.
Yani:
ahlaki duyarlılıklarını yalnız kendi davranışlarıyla sınırlamamışlardır.
Neden Özellikle Kötülükten Sakındıranların Kurtarıldığı Vurgulanıyor
Çünkü:bir toplumda:
yalnız:
“Ben yapmıyorum.”
demek:
bazı durumlarda:
yeterli olmayabilir.
Özellikle:
kötülük:
açıkça:
normalleştiriliyorsa,
başkalarına:
zarar veriyorsa
ve:
toplumsal bir:
bozulmaya:
dönüşüyorsa,
insanın:
imkânı ölçüsünde:
bir tavır:
göstermesi:
önemlidir.
Kötülüğe Karşı Çıkmak Mutlaka Sert Olmak mıdır
Hayır.Kötülükten:
sakındırmak:
hakaret:
etmek,
aşağılamak,
bağırmak
veya:
insanları:
küçük düşürmek:
demek değildir.
Nasihat:
hikmetle,
doğru zamanda,
doğru üslupla
ve:
gerçekten:
iyilik amacıyla:
yapılmalıdır.
Haklı olmak, kötü bir üslubu otomatik olarak haklı yapmaz.
Yanlışı Düzeltmeye Çalışan İnsan Sonucu Kontrol Edebilir mi
Hayır.- ayette:
“Belki sakınırlar.”
demişti.
Dikkat edilirse:
“Kesinlikle değişecekler.”
dememişlerdi.
Onlar:
sorumluluklarını:
yerine getiriyor,
sonucu ise:
Allah’a:
bırakıyordu.
Bu:
çok önemli bir:
ölçüdür:
İnsan çabasından sorumludur; başkasının kalbini zorla değiştirmekten değil.
“Zulmedenleri Şiddetli Bir Azapla Yakaladık” Ne Demektir
Ayet:Cumartesi sınırını:
bilinçli biçimde:
çiğneyenleri:
zalimler
olarak:
nitelendirir.
Ve:
onların:
ağır bir:
ilahî karşılıkla:
karşılaştığını:
bildirir.
Bu:
belirli bir:
vahiy kıssası içindeki:
ilahî hüküm:
ve cezadır.
Buradaki Azabın Tam Olarak Ne Olduğu Açıklanıyor mu
- ayet:
“baîs”
yani:
şiddetli,
ağır,
çetin:
bir azap:
olarak:
tanımlar.
Bir sonraki ayette:
olayın:
daha ileri:
bir boyutu:
açıklanacaktır.
Bu nedenle:
- ayetin:
ayrıntıları:
burada:
gereğinden fazla:
öne çıkarmamak:
daha doğru olur.
“Yoldan Çıkmaları Sebebiyle” İfadesi Neden Önemlidir
Ayet:cezanın:
sebebini:
açıkça:
söyler:
“Fısk etmeleri, yani itaat sınırından çıkmaları sebebiyle.”
Bu:
ilahî cezanın:
keyfî olmadığını:
gösterir.
Onlar:
uyarılmış,
sınırı:
bilmiş
ve:
ısrarla:
aşmışlardır.
Yani:
davranış ile karşılık arasında ahlaki bir bağ vardır.

Bir Yanlışın Tekrar Edilmesi Onu Daha Ciddi Hâle Getirir mi
Evet.Bir insan:
ilk kez:
yanlış yaptığında:
pişman olabilir.
Ama:
uyarıldığı hâlde:
aynı şeyi:
tekrar eder,
sonra:
normalleştirir,
ardından:
savunmaya:
başlarsa:
yanlış:
artık:
bir alışkanlık:
ve karakter:
sorununa:
dönüşebilir.
Israr, hatanın ahlaki ağırlığını büyütebilir.

Yanlışın Normalleşmesi Neden Tehlikelidir
Çünkü:bir zamanlar:
vicdanı:
rahatsız eden şey:
sürekli tekrar edilirse:
sıradan:
görünmeye başlayabilir.
Önce:
“Bu yanlış.”
denir.
Sonra:
“Bir kereden bir şey olmaz.”
denir.
Daha sonra:
“Herkes yapıyor.”
denir.
En sonunda:
“Bunda yanlış ne var?”
denebilir.
İşte:
ahlaki duyarlılık:
bazen:
böyle:
yavaş yavaş:
kaybolur.

Sessiz Kalan Grubun Sonu Bu Ayette Açıklanıyor mu
Bu:ayetle ilgili:
önemli bir:
tefsir meselesidir.
- ayette:
ve:
“Neden hâlâ öğüt veriyorsunuz?”
diyenler:
ayrı tavırlar olarak:
görülüyordu.
- ayette:
kötülükten sakındıranların kurtarıldığı
ve:
zulmedenlerin cezalandırıldığı
söylenir.
Ancak:
önceki ayetteki:
üçüncü tavrı gösteren grubun:
akıbeti:
bu cümlede:
açıkça:
ayrıntılandırılmaz.
Bu sebeple:
klasik tefsirlerde:
onların durumu hakkında:
farklı yorumlar:
yapılmıştır.
Kesin olmayan bir yorumu ayetin açık hükmü gibi sunmamak gerekir.

Bu Belirsizlik Bize Ne Öğretir
Bize:Kur’an’ı açıklarken:
metnin söylediğiyle:
yorumun söylediğini:
ayırt etmenin:
önemini:
öğretir.
Ayet:
neyi açıkça:
söylüyorsa:
onu:
kesin söyleyebiliriz.
Ama:
ayetin sustuğu yerde:
“Kesinlikle böyle olmuştur.”
demek:
daha dikkatli:
olunması gereken:
bir tavırdır.

Kötülüğe Karşı Sessiz Kalmanın Her Durumda Hükmü Aynı mıdır
Hayır.İnsanın:
bilgisi,
gücü,
yetkisi,
olası zarar,
nasihat yöntemi
ve:
içinde bulunduğu şartlar:
farklı olabilir.
Bir insan:
konuştuğunda:
daha büyük:
zarar doğurabilir.
Başka durumda:
susması:
yanlışın:
normalleşmesine:
yardım edebilir.
Bu nedenle:
ahlaki sorumluluk:
hikmet ve imkân ölçüsüyle
değerlendirilmelidir.

İnsan Başkasının Günahından Sorumlu Olur mu
Bir insan:başkasının:
kişisel günahını:
otomatik olarak:
yüklenmez.
Ama:
yanlışı:
teşvik ederse,
desteklerse,
ortak olursa
veya:
kendi sorumluluğu olduğu hâlde:
bilinçli biçimde:
bozulmayı:
beslerse,
kendi davranışından:
sorumlu olur.
Yani:
herkes kendi payından hesap verir.

Bu Ayet Toplumda Ahlaki Cesaret Hakkında Ne Söyler
Yanlış:çoğunluk tarafından:
yapıldığında:
ona karşı çıkmak:
daha zor:
olabilir.
İnsan:
yalnız kalmaktan:
korkabilir.
Alay:
edilebilir.
Dışlanabilir.
Ama:
doğrunun değeri:
kaç kişinin:
onu savunduğuna:
bağlı değildir.
Bazen:
ahlaki cesaret:
çoğunluğun alıştığı şeye “Bu yine de yanlış” diyebilmektir.

A‘râf Suresi 164. ve 165. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Neden hâlâ öğüt veriyorsunuz?”
denilmişti.
Onlar:
“Rabbimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek ve belki sakınırlar diye.”
cevabını vermişti.
- ayette:
görülür:
Kötülükten sakındıranlar kurtarılır.
Zulümde ısrar edenler ise azapla karşılaşır.
Yani:
önce:
sorumluluk,
sonra:
tavırların birbirinden ayrılması
gelir.

Sonuç: A‘râf Suresi 165. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 165. ayet:çok önemli bir:
ahlaki gerçeği:
gösterir:
Doğruyu duymak tek başına yetmez.
İnsan:
uyarıyı:
duyabilir.
Anlayabilir.
Hatta:
başkasına:
anlatabilecek kadar:
iyi bilebilir.
Ama:
hayatında:
ona:
yer vermeyebilir.
İşte:
ayet:
“Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında…”
derken:
bizi:
tam da:
bu noktaya:
götürür.
İnsan:
bildiğini:
hayatından:
çıkarabilir.
Mesela:
sağlığına:
zarar veren şeyi:
bilir.
Ama:
sürekli:
yapar.
Bir ilişkinin:
hangi davranış yüzünden:
bozulduğunu:
bilir.
Ama:
aynı davranışı:
tekrarlar.
Paranın:
helal kazanılması gerektiğini:
bilir.
Ama:
çıkarı geldiğinde:
ölçüyü:
değiştirir.
Öfkeyle:
söylediği sözlerin:
insanları:
kırdığını:
bilir.
Ama:
“Ben böyleyim.”
deyip:
devam eder.
Bu durumda:
insanın problemi:
bilgisizlik:
olmayabilir.
Problem:
bildiğine sadık kalamamak
olabilir.
Ayetin:
ikinci büyük:
mesajı:
yanlışa karşı:
tavırdır.
Allah:
“Kötülükten sakındıranları kurtardık.”
buyurur.
Bu:
insanın:
toplumdan:
tamamen kopuk:
bir ahlaki varlık:
olmadığını:
düşündürür.
Biz:
birbirimizi:
etkiliyoruz.
Bir insanın:
dürüstlüğü:
başkasına:
örnek olabilir.
Bir insanın:
yalanı:
başkasının da:
yalanını:
normalleştirebilir.
Bir kişinin:
cesareti:
başkalarını:
cesaretlendirebilir.
Bir kişinin:
sessizliği:
bazen:
“Demek ki sorun yok.”
şeklinde:
algılanabilir.
Bu yüzden:
toplumun:
ahlakı:
yalnız:
kanunlarla:
korunmaz.
İnsanların:
vicdanıyla da:
korunur.
Ama:
burada:
çok önemli:
bir dengeyi:
unutmamak gerekir:
Kötülükten sakındırmak, insanları yönetme hakkı değildir.
Nasihat:
başkasının:
hayatını:
kontrol etme:
aracı:
olmamalıdır.
Bir insanı:
küçültmek,
hakaret etmek,
sürekli:
takip etmek,
her davranışına:
müdahale etmek:
“Ben iyiliği emrediyorum.”
cümlesiyle:
otomatik olarak:
meşru hâle:
gelmez.
Nasihatin:
ahlakı da:
olmalıdır.
Bilgi:
olmalıdır.
Samimiyet:
olmalıdır.
Merhamet:
olmalıdır.
Ve:
insanın:
özgür iradesine:
saygı:
olmalıdır.
Ayetin:
“yoldan çıkmaları sebebiyle”
ifadesi de:
son derece:
önemlidir.
Burada:
tek bir:
anlık hata:
değil,
ısrarlı:
bir sınır aşma:
tablosu:
vardır.
Bu:
bize:
alışkanlıkların:
gücünü:
hatırlatır.
İnsan:
bir şeyi:
çok tekrar ederse:
o davranış:
kendisinin:
bir parçası:
hâline:
gelebilir.
İlk yalan:
zor olabilir.
Yüzüncü:
yalan:
çok daha:
kolay olabilir.
İlk haksızlık:
vicdanı:
rahatsız edebilir.
Sürekli:
haksızlık:
vicdanın:
sesini:
azaltabilir.
İlk kez:
sınırı:
aşınca:
insan:
ürperebilir.
Sonra:
alışabilir.
İşte:
A‘râf 165:
bize:
yanlışın:
alışkanlığa dönüşmeden:
durdurulmasının:
önemini:
hatırlatır.
Bir başka:
çok değerli nokta:
şudur:
Kur’an:
herkesi:
aynı kefeye:
koymaz.
Yanlışı:
yapanı:
ayrı anlatır.
Yanlışa:
karşı çıkanları:
ayrı anlatır.
Ve:
önceki ayette:
başka bir:
tavır gösteren:
grubu da:
ayrı:
zikreder.
Bu:
adaletin:
ne kadar:
ince olması gerektiğini:
gösterir.
Toplumları:
tek cümleyle:
yargılamak:
kolaydır.
Ama:
Kur’an’ın anlatımı:
kişilerin:
ve grupların:
tavırlarını:
ayırt eder.
Bizim de:
şöyle demeden önce:
düşünmemiz gerekir:
“Bunların hepsi böyle.”
Çünkü:
gerçekte:
aynı toplumun:
içinde:
yanlış yapan da:
olabilir,
yanlışa karşı:
çıkan da.
Ayet:
sonuçta:
bize:
çok temel:
bir soru:
bırakır:
Yanlışın yaygınlaştığı bir ortamda biz hangi grupta yer alıyoruz?
Yanlışı:
yapanların mı?
Yanlışı:
meşrulaştıranların mı?
Yoksa:
hikmetle,
adaletle
ve:
merhametle:
“Bu doğru değil.”
diyebilenlerin mi?
Çünkü:
insanın:
ahlakı:
yalnız:
kendi başına:
ne yaptığıyla:
değil,
bazen:
çevresindeki:
yanlış karşısında:
nasıl bir tavır:
aldığıyla da:
ortaya çıkar.
Ve:
A‘râf 165’in:
en güçlü derslerinden biri:
belki de:
şudur:
Hakikati yalnız duyma; hatırla. Yalnız hatırlama; yaşa. Yalnız kendin yaşama; imkânın ve hikmetin ölçüsünde iyiliğin unutulmamasına da katkı sağla.
“Hakikat kulağına ulaştığında görev bitmez; asıl mesele onun hayatında yer bulup bulmadığıdır. Yanlışın normalleştiği yerde vicdanını da normalleştirme; doğruyu hikmetle hatırlatan bir ses kalabilmek bazen en büyük sorumluluklardan biridir.”
Ersan Karavelioğlu