📖 Âl-i İmrân Suresi 86. Ayette “İman Ettikten, Peygamberin Hak Olduğuna Şahitlik Ettikten ve Kendilerine Açık Deliller Geldikten Sonra İnkâr Eden Bir

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,041
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 86. Ayette “İman Ettikten, Peygamberin Hak Olduğuna Şahitlik Ettikten ve Kendilerine Açık Deliller Geldikten Sonra İnkâr Eden Bir Topluluğu Allah Nasıl Hidayete Erdirsin?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Hakikati hiç görmemiş olmakla, onu tanıyıp şahitlik ettikten sonra bilinçli biçimde sırt çevirmek aynı şey değildir. Âl-i İmrân 86, insanın bilgi arttıkça sorumluluğunun da arttığını ve hidayetin yalnız delil görmekle değil, o delile karşı dürüst kalmakla ilgili olduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 86. ayetinde şöyle buyrulur:


“İmanlarından, peygamberin hak olduğuna şahitliklerinden ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir topluluğu Allah nasıl hidayete erdirsin? Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”


Bu ayet, 85. ayetteki:


“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa ondan kabul edilmeyecektir.”


ifadesinin ardından gelir.


Fakat 86. ayet çok önemli bir ayrıntı ekler.


Burada sıradan bir:


bilgisizlik,


henüz ikna olmama,


mesajı hiç duymama


durumu anlatılmıyor.


Tam tersine üç aşamalı bir durum vardır:


İman etmişlerdir.


Peygamberin hak olduğuna şahitlik etmişlerdir.


Açık deliller kendilerine gelmiştir.



Sonra:


inkâra yönelmişlerdir.


Bu nedenle ayetin ağırlık merkezi sadece “inanmamak” değildir.


Bilinen hakikatten bilinçli biçimde geri dönmek meselesidir.


1️⃣ “Allah Nasıl Hidayete Erdirsin?” Sorusu Ne Anlama Gelir ❓


Ayet:


“keyfe yehdillâhu kavmen keferû…”


ifadesini kullanır.


Yaklaşık anlamıyla:


“Allah böyle bir topluluğu nasıl hidayete erdirsin?”


Bu, Allah’ın güçsüzlüğünü anlatan bir soru değildir.


Retorik bir sorudur.


Yani mesele:


Allah hidayet veremez


değildir.


Mesele:


insanın hakikati tanıdıktan sonra bilinçli biçimde ona karşı direnmesinin, hidayetle bağdaşmayan bir ahlaki tavır oluşturmasıdır.


2️⃣ Ayet Kimlerden Söz Ediyor ❓


Ayet belirli bir tarihsel grubun davranışına işaret ediyor olabilir ve klasik tefsirlerde farklı rivayetler zikredilmiştir.


Fakat ayetin lafzı daha genel bir ilke taşır:


İman ettikten sonra, hakikate şahitlik edip delilleri gördükten sonra bilinçli biçimde inkâra yönelenler.


Bu nedenle ayeti yalnız geçmişte yaşamış belirli kişilere kapatmak, ahlaki mesajını daraltabilir.


3️⃣ “İman Ettikten Sonra” İfadesi Neden Çok Önemlidir ❓


Çünkü ayet başlangıçta:


iman tecrübesi yaşamış


kişilerden söz eder.


Bu insanlar hakikate tamamen yabancı değildir.


Bir noktada:


kabul etmiş,


inanmış,


bağlılık göstermişlerdir.


Sonraki inkâr bu yüzden:


ilk kez karşılaşılan bir mesajı kabul etmemekten


daha farklı bir ahlaki zeminde değerlendirilir.


4️⃣ Bir İnsan İman Ettikten Sonra İnancını Kaybedebilir mi ❓


Evet, insanın düşünceleri değişebilir.


Şüphe yaşayabilir.


Sorular sorabilir.


Hatta inancını kaybedebilir.


Fakat bu ayetin anlattığı durum sıradan düşünsel değişimden daha ağır görünür.


Çünkü ayette:


peygamberin hak olduğuna şahitlik


ve


açık delillerin gelmesi


özellikle belirtilir.


Dolayısıyla burada yalnız “artık ikna değilim” türünden psikolojik değişim değil, bilinçli hakikat direnci vurgulanır.


5️⃣ “Peygamberin Hak Olduğuna Şahitlik Ettikten Sonra” Ne Demektir ❓


Ayette:


“ve şehidû enne’r-resûle hakk”


ifadesi vardır.


Yani:


“Peygamberin hak olduğuna şahitlik etmişken…”


Bu şahitlik:


onun peygamberliğini tanımak,


doğruluğunu kabul etmek,


delillerini görmek


anlamlarını taşıyabilir.


Burada insanın sadece bir fikir duymadığı, onu:


hak olarak tanıdığı


vurgulanır.


6️⃣ Şahitlik ile İman Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓


İman:


kalbin kabulü ve bağlılığıdır.


Şahitlik ise:


tanınan hakikatin açıkça doğrulanması


anlamı taşıyabilir.


Bir insan:


bir şeyi içten kabul eder,


sonra bunu açıkça da ifade eder.


Bu nedenle ayette:


iman + şahitlik + delil


birlikte zikredilerek sorumluluğun ağırlığı artırılır.


7️⃣ “Açık Deliller Geldikten Sonra” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“ve câehumu’l-beyyinât”


denir.


“Beyyinât”:


açık deliller,


apaçık işaretler,


hakikati açıklayan kanıtlar


anlamlarına gelir.


Bu deliller:


vahiy,


peygamberlik işaretleri,


teolojik açıklamalar,


mucizeler


gibi bağlama göre farklı şeyleri kapsayabilir.


Ana fikir şudur:


Reddediş delilsizlik ortamında gerçekleşmiyor.


8️⃣ Delil Görmek İnsanı Otomatik Olarak İman Ettirir mi ❓


Hayır.


Kur’an’ın birçok kıssası bunu gösterir.


İnsan:


delili görebilir


ama yine de reddedebilir.


Çünkü iman yalnız zihinsel veri meselesi değildir.


İşin içinde:


kibir,


çıkar,


kimlik,


korku,


inat


gibi ahlaki ve psikolojik unsurlar da bulunabilir.


Bu nedenle hakikatle karşılaşmak:


otomatik teslimiyet


anlamına gelmez.


9️⃣ İnsan Açık Bir Gerçeği Neden Reddeder ❓


Çünkü gerçeği kabul etmek bazen pahalıdır.


Bir insan:


makam kaybedebilir.


Çevresi onu dışlayabilir.


Yıllardır savunduğu görüşün yanlışlığını kabul etmek zorunda kalabilir.


Maddi çıkarı zarar görebilir.


Bu durumda insanın önünde iki yol vardır:


Gerçeğe teslim olmak.


veya:


gerçeğin bedelinden kaçmak için onu reddetmek.


Ayet ikinci yolu ağır biçimde eleştirir.


🔟 “Allah Zalimler Topluluğunu Hidayete Erdirmez” Ne Demektir ❓


Ayetin sonunda:


“vallâhu lâ yehdi’l-kavme’z-zâlimîn”


denir.


Yani:


“Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”


Buradaki zulüm:


yalnız başkasına fiziksel zarar vermek değildir.


Kur’an’da zulüm:


hakkı çiğnemek,


gerçeği yerinden etmek,


Allah’a karşı yanlış tutum almak


gibi daha geniş anlamlara gelebilir.


Bu bağlamda:


tanınmış hakikate bilinçli biçimde karşı çıkmak


zulüm olarak değerlendirilir.


1️⃣1️⃣ Allah Hidayet Vermiyorsa İnsan Nasıl Sorumlu Tutulabilir ❓


Bu, teoloji tarihinin en derin sorularından biridir.


Kur’an’da iki gerçek birlikte bulunur:


Hidayet Allah’tandır.


Ama aynı zamanda:


İnsan seçer ve sorumludur.


Âl-i İmrân 86’da insanın önce:


iman ettiği,


şahitlik ettiği,


delilleri gördüğü


belirtilir.


Ardından bilinçli reddediş gelir.


Dolayısıyla burada hidayetten mahrumiyet, insanın kendi tercihinden tamamen bağımsız keyfî bir karar gibi sunulmaz.


İnsanın:


hakikat karşısındaki tavrı


önemlidir.


1️⃣2️⃣ Hidayet Sadece Bilgi Vermek midir ❓


Hayır.


Bilgi hidayetin bir parçası olabilir.


Ama hidayet:


doğruyu tanımak,


onu kabul etmek,


ona yönelmek,


hayatı ona göre düzenlemek


gibi daha geniş bir anlam taşır.


İnsan bir gerçeği zihnen bilebilir ama:


ona göre yaşamayı reddedebilir.


Dolayısıyla:


bilgi sahibi olmak ile hidayet üzere olmak aynı şey değildir.


1️⃣3️⃣ Bir İnsan Çok Din Bilip Yine de Hidayetten Uzak Olabilir mi ❓


Evet.


Din bilgisi:


ayet,


hadis,


teoloji,


tarih


bilmek demektir.


Ama insan bütün bunları bilip:


kibirli,


adaletsiz,


çıkarcı


olabilir.


Kur’an’ın sıkça gösterdiği temel ayrım şudur:


Bilgi insanı otomatik olarak ahlaklı yapmaz.


Bilginin kalpte ve davranışta karşılık bulması gerekir.


1️⃣4️⃣ “Hakikati Bilmek” Sorumluluğu Neden Artırır ❓


Çünkü bilgisizlik bazen mazeretin bir parçası olabilir.


Fakat insan:


doğruyu biliyor,


sonucu anlıyor


ve yine de tersini seçiyorsa


ahlaki sorumluluğu ağırlaşır.


Bu yalnız din için geçerli değildir.


Bir doktor hastaya zarar vereceğini bildiği bir şeyi kasıtlı yaparsa,


bilgisiz bir kişinin hatasından daha ağır sorumluluk taşıyabilir.


Bilgi:


güç olduğu kadar yükümlülüktür.


1️⃣5️⃣ Şüphe Eden Kişi ile Bile Bile Reddeden Kişi Aynı mıdır ❓


Hayır.


Şüphe:


araştırmanın bir aşaması olabilir.


İnsan gerçekten:


ikna olmamış,


anlamamış,


delili yetersiz bulmuş


olabilir.


Bile bile reddedişte ise farklı bir durum vardır:


İnsan hakikati tanıyor ama:


çıkar,


kibir,


inat


nedeniyle reddediyor.


Ayetin sertliği özellikle bu ikinci durumla ilgilidir.


1️⃣6️⃣ Bu Ayet Müslümanlara da Yönelik Bir Uyarı Taşır mı ❓


Kesinlikle.


Bir Müslüman ayeti yalnız:


“İman edip sonra inkâr edenlere bak.”


diye okumamalıdır.


Şu soruyu da kendisine sormalıdır:


Ben hangi doğruyu bildiğim hâlde yaşamıyorum?


Kul hakkının yanlış olduğunu biliyorum.


Ama yiyor muyum?


Yalanın kötü olduğunu biliyorum.


Ama çıkarım için söylüyor muyum?


Adaletin emredildiğini biliyorum.


Ama kendi tarafım söz konusu olduğunda bozuyor muyum?


Böylece ayetin ilkesi inançtan:


ahlaki hayata


da uzanır.


1️⃣7️⃣ 85. ve 86. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Geçiş Görürüz ❓


  1. ayet:

Allah’a teslimiyet dışında başka bir din aramanın kabul edilmeyeceğini


söyler.


  1. ayet ise daha özel bir durumu ele alır:

Hakikati tanıdıktan sonra ona sırt çevirmek.


Yani:


  1. ayet ilkeyi,
  2. ayet ise ilkeye bilinçli biçimde karşı çıkan insanın durumunu

açıklar.


Bu nedenle iki ayet birlikte:


teslimiyet + sorumluluk


bağını kurar.


1️⃣8️⃣ İnsan Hakikati Reddettikçe Onu Görme Yeteneğini de Zayıflatabilir mi ❓


Evet, psikolojik olarak böyle bir süreç mümkündür.


İnsan ilk kez yanlış yaptığında rahatsız olabilir.


Sonra kendisini savunmak için gerekçeler üretir.


Aynı yanlışı tekrarlar.


Bir süre sonra o davranış:


normal


gelmeye başlayabilir.


Bu, vicdanın ve algının körelmesi gibi düşünülebilir.


Kur’an’daki hidayet ve sapma dili de zaman zaman insanın:


kendi tercihlerinin kalıcı ahlaki sonuçlar üretmesi


üzerinden okunabilir.


1️⃣9️⃣ Hakikati Bulmak mı Daha Zordur, Yoksa Bulduktan Sonra Onun Gereğini Yaşamak mı ❓


Âl-i İmrân 86’nın insanın önüne koyduğu en derin soru belki budur.


İnsan çoğu zaman:


“Gerçeği bilsem doğru olanı yaparım.”


diye düşünür.


Fakat hayat her zaman böyle işlemez.


Bazen gerçeği biliriz.


Ama:


işimize gelmez.


Bir özür dilememiz gerektiğini biliriz.


Ama gururumuz engeller.


Bir hakkı geri vermemiz gerektiğini biliriz.


Ama para elimizden çıkacaktır.


Bir insanın haklı olduğunu biliriz.


Ama onun kazanmasını istemeyiz.


Bir alışkanlığın bize zarar verdiğini biliriz.


Ama bırakamayız.


İşte burada bilgi ile teslimiyet arasındaki fark ortaya çıkar.


Âl-i İmrân 86’da insanlar:


iman etmiş,


peygamberin doğruluğuna şahitlik etmiş,


açık delilleri görmüş


oldukları hâlde yüz çeviriyorlar.


Demek ki insanın problemi her zaman:


yeterince delil bulamamak


değildir.


Bazen problem:


delilin gerektirdiği değişimi istememektir.


Bu yüzden hidayet yalnız:


daha fazla bilgi toplamak


değil;


bildiğimiz doğru karşısında nefsimizin direncini aşabilmektir.


Belki insanın en zor savaşı da burada başlar.


Çünkü dışarıdaki yanlışı görmek kolaydır.


Kendi içimizde:


hakikati bildiği hâlde ondan kaçan tarafı


görmek çok daha zordur.


Ve belki Âl-i İmrân 86’nın bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Hayatımızda doğruluğunu bildiğimiz hâlde, sadece bedel ödememek için yüz çevirdiğimiz gerçekler var mı?


“Hakikat bazen bulunamadığı için değil, bulunduğu hâlde bedeli ağır geldiği için terk edilir. Âl-i İmrân 86, insanın gerçek sınavının yalnız doğruyu tanımak değil, doğru kendisini değiştirmeye çağırdığında da ona sadık kalabilmek olduğunu öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt