Âl-i İmrân Suresi 83. Ayette “Göklerde ve Yerde Kim Varsa İster İsteyerek İster İstemeyerek O’na Teslim Olmuşken, Onlar Allah’ın Dininden Başka Bir Din mi Arıyorlar?” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan Allah’a inanmayı reddedebilir; fakat varlığını, doğumunu, yaşlanmasını, ölümünü ve evrenin düzenini kendi iradesiyle belirleyemez. Âl-i İmrân 83, insanın özgür iradesiyle seçtiği teslimiyet ile varoluşunun zaten içinde bulunduğu ilahî düzene bağlılık arasındaki farkı düşündürür.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 83. ayetinde şöyle buyrulur:
“Yoksa Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister isteyerek ister istemeyerek O’na teslim olmuştur ve sonunda O’na döndürüleceklerdir.”
Bu ayet, 81 ve 82. ayetlerde anlatılan peygamberlik ahdinin ardından gelir.
- ayette peygamberlerin birbirlerini doğrulayan vahiy zincirinin parçaları olduğu açıklanmıştı.
- ayette bu ahitten sonra yüz çevirenlerin fâsık olduğu bildirilmişti.
- ayet şimdi çok daha büyük bir çerçeve açar:
Bütün varlık kimin hükmü altındadır?
Kur’an’ın cevabı:
Allah’ın.
İnsan bunu isteyerek kabul edebilir.
Reddedebilir.
Tartışabilir.
Ama:
doğumunu,
bedeninin temel yasalarını,
zamanın ilerlemesini,
ölümü,
evrenin fiziksel düzenini
kendi iradesiyle ortadan kaldıramaz.
Bu yüzden ayet iki farklı teslimiyet boyutunu düşündürür:
Bilinçli, gönüllü teslimiyet.
Varlığın zorunlu olarak ilahî düzene bağlı oluşu.
“Allah’ın Dininden Başka Bir Din mi Arıyorlar?” Ne Demektir
Ayette:
“e-fe-gayra dînillâhi yebğûn”
ifadesi kullanılır.
Yaklaşık anlamıyla:
“Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar?”
Buradaki soru retoriktir.
Kur’an kendi vahiy perspektifinden şu iddiayı ortaya koyar:
Bütün peygamberlerin temel çağrısı aynı kaynağa dayanıyorsa, insan neden:
Allah’a teslimiyetin dışında
başka bir nihai kulluk merkezi aramaktadır?
Buradaki din, yalnız toplumsal etiket değil;
Allah’a yöneliş ve kulluk düzeni anlamını da taşır.
Ayetteki “Din” Kelimesi Sadece Tarihsel İslam Dininin Adı mıdır
Bağlam daha geniştir.
Kur’an’da “din” kelimesi:
inanç sistemi,
kulluk biçimi,
itaat düzeni,
hesap ve karşılık
gibi anlam alanlarına sahiptir.
Âl-i İmrân’ın bu bölümünde mesele özellikle:
Allah’a teslimiyet
etrafında kurulmaktadır.
Bu nedenle ayeti yalnızca:
“Bir din etiketi yerine başka bir din etiketi seçmek”
şeklinde okumak eksik kalabilir.
Asıl soru:
İnsan nihai otorite olarak kimi kabul ediyor?
“Göklerde ve Yerde Kim Varsa Allah’a Teslim Olmuştur” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ve lehû esleme men fi’s-semâvâti ve’l-ard”
denir.
Yani:
“Göklerde ve yerde bulunanlar O’na teslim olmuştur.”
Burada çok geniş bir varlık alanından söz edilir.
İnsanlar,
melekler,
diğer yaratılmışlar,
bütün varlık düzeni
Allah’ın hâkimiyeti içindedir.
Kur’an perspektifinde hiçbir yaratılmış:
Allah’ın yaratıcı otoritesinin tamamen dışına
çıkamaz.
İnkâr Eden İnsan Nasıl Allah’a “Teslim Olmuş” Sayılabilir
İşte ayetin en önemli nüanslarından biri budur.
İnsan bilinçli olarak:
Allah’a iman etmeyebilir.
Kulluk etmeyi reddedebilir.
Fakat yine de:
yaratılmıştır.
Bedeni belirli yasalara bağlıdır.
Yaşlanır.
Acıkır.
Uyur.
Hastalanabilir.
Ölür.
Bu anlamda insanın varlığı:
kendisinden bağımsız bir düzene tabidir.
Dolayısıyla bilinçli itaat ile varoluşsal bağlılığı birbirinden ayırmak gerekir.
“İsteyerek Teslim Olmak” Ne Demektir
Ayette:
“tav‘an”
kelimesi geçer.
Bu:
isteyerek,
gönüllü olarak,
rıza ile
anlamına gelir.
Müminin teslimiyeti ideal olarak budur.
İnsan:
Allah’ı tanır,
iradesiyle iman eder,
ahlakını buna göre düzenler,
kulluğu bilinçli biçimde seçer.
Bu, zorunlu kozmik bağlılıktan farklıdır.
Ahlaki değeri olan teslimiyet budur.
“İstemeyerek Teslim Olmak” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“kerhen”
ifadesi kullanılır.
Bu:
istemeden,
zorunlu biçimde,
kişisel tercihinin dışında
anlamlarına gelebilir.
İnsan bazı şeyleri istemez ama değiştiremez.
Örneğin:
ölmek istemeyebilir.
Yaşlanmak istemeyebilir.
Yerçekimini reddedebilir.
Ama kendi isteğiyle bu gerçekleri ortadan kaldıramaz.
Kur’an’ın perspektifinde bu da yaratılmışlığın:
ilahî düzene zorunlu bağlılığıdır.
Bu Ayet İnsanları Zorla Müslüman Yapmayı Meşrulaştırır mı
Hayır.
Ayetin:
“isteyerek veya istemeyerek teslim olmuştur”
ifadesi insanları fiziksel zor kullanarak dine sokma emri değildir.
Burada kozmik ve varoluşsal bir durum anlatılmaktadır.
İmanın ahlaki değeri zaten:
özgür seçim
ile ilgilidir.
Zorla söyletilen bir inanç cümlesi kalpte iman oluşturmaz.
Bu nedenle ayeti:
“İnsanları zorla dine sokabilirsiniz.”
şeklinde yorumlamak bağlamı aşar.
İnsan Özgür İradeye Sahipse Nasıl İlâhî Düzenin Dışına Çıkamıyor
Çünkü özgürlük:
sınırsızlık
demek değildir.
İnsan birçok konuda seçim yapabilir.
Doğru veya yanlış davranabilir.
İnanabilir veya inanmayabilir.
Ama insan:
kendi varoluş koşullarını
tamamen belirleyemez.
Örneğin:
uçmak istedi diye kanat çıkaramaz.
Ölümsüzlüğü seçemez.
Zamanı durduramaz.
Yani insan özgürdür;
ama:
yaratılmış bir özgürlüğe sahiptir.
Özgürlük ile Teslimiyet Birbirinin Zıddı mıdır
Kur’an açısından zorunlu olarak hayır.
İnsan bazen teslimiyeti:
özgürlüğün kaybı
olarak düşünebilir.
Fakat her insan zaten bazı şeylere bağlıdır:
bedenine,
topluma,
arzularına,
ekonomik düzene,
zamanın akışına.
Kur’an’ın sorusu şudur:
Neye teslim olacağız?
İnsan Allah’a bilinçli teslimiyetle:
başka sahte mutlaklıkların kölesi olmaktan
özgürleşebilir.
Bu nedenle tevhid:
kulluk kadar
özgürleşme fikri de taşır.
İnsan Allah’a Teslim Olmazsa Gerçekten “Hiçbir Şeye” Teslim Olmadan Yaşayabilir mi
Pratikte insan genellikle bir merkeze bağlanır.
Bu merkez:
para,
kariyer,
haz,
toplumun onayı,
güç,
ideoloji,
ego
olabilir.
İnsan:
“Ben kimseye kulluk etmiyorum.”
diyebilir.
Ama hayatını tamamen:
başkalarının onayına
göre yaşıyorsa başka bir bağımlılık oluşabilir.
Âl-i İmrân 83 bu açıdan şu soruyu düşündürür:
Allah’ı reddettiğimizde gerçekten özgür mü oluyoruz, yoksa yalnızca başka efendiler mi seçiyoruz?

Doğa Yasaları Allah’a Teslimiyetin Bir Örneği Olarak Görülebilir mi
Teolojik açıdan böyle bir okuma yapılabilir.
Gezegenler:
belirli düzenlerde hareket eder.
Canlı bedenleri:
belirli biyolojik süreçlere tabidir.
Madde:
düzenli fiziksel ilişkiler gösterir.
Kur’anî düşüncede bu düzen:
Allah’ın yaratması ve hükmü
içinde görülür.
Ancak buradan:
modern fiziğin herhangi bir ayrıntısının doğrudan bu ayette önceden açıklanmış olduğu
sonucu çıkarılmamalıdır.
Ayet bilimsel formül vermekten çok:
varlığın ilahî düzene bağlılığı
üzerine teolojik bir iddia ortaya koyar.

Meleklerin Teslimiyeti ile İnsanların Teslimiyeti Aynı mıdır
Tam olarak aynı değildir.
Kur’an’da melekler:
Allah’ın emrine itaat eden varlıklar
olarak anlatılır.
İnsan ise:
ahlaki seçim,
imtihan,
itaat ve isyan
imkânına sahiptir.
Bu nedenle insanın:
bilinçli biçimde Allah’a yönelmesi
özel bir anlam taşır.
İnsan yanlış yolu seçebilme imkânı olduğu hâlde:
doğruyu seçtiğinde
ahlaki sorumluluk ortaya çıkar.

Ayet İnsan Merkezli Dünya Görüşünü Nasıl Sarsar
İnsan kendisini evrenin merkezi sanabilir.
Her şeyi:
kendi arzusu,
çıkarı,
yorumları
üzerinden değerlendirebilir.
Âl-i İmrân 83 ise insanı çok daha büyük bir bütünün içine yerleştirir:
Gökler ve yer.
İnsan bu devasa varlık düzeninin yalnız küçük bir parçasıdır.
Bu perspektif:
kibri azaltabilir.
Çünkü evren:
biz onu kabul ettiğimiz için
var değildir.

“Sonunda O’na Döndürüleceklerdir” Ne Demektir
Ayet:
“ve ileyhi yurce‘ûn”
ifadesiyle sona erer.
Yani:
“Sonunda O’na döndürüleceklerdir.”
Bu, ahiret ve hesap düşüncesidir.
İnsan:
Allah’ı kabul edebilir
veya reddedebilir.
Fakat Kur’an’ın iddiasına göre herkes sonunda:
Allah’ın hükmüne
dönecektir.
Bu nedenle dünya hayatındaki özgür seçim:
sonuçsuz değildir.

Allah’a Dönmek Mekânsal Olarak Bir Yere Gitmek midir
Bunu zorunlu olarak fiziksel bir yolculuk gibi anlamamak gerekir.
Allah:
mekân içinde yaşayan yaratılmış bir varlık
olarak düşünülmez.
“Allah’a dönmek”
daha çok:
O’nun hükmüne,
hesabına,
nihai adaletine
dönmek anlamındadır.
Yani insanın dünya hayatında açık kalan hesabı:
nihai biçimde Allah’ın huzurunda tamamlanır.

Herkes Allah’a Dönecekse İnsanların Farklı İnançlarının Anlamı Nedir
Ayet tam da bu gerilimi ortaya koyar.
İnsan dünyada:
farklı şeylere inanabilir.
Farklı hayat yolları seçebilir.
Ama Kur’an’ın teolojik iddiasına göre gerçekliğin nihai yapısı:
insan görüşlerinden bağımsızdır.
Başka bir ifadeyle:
insanların farklı düşünmesi,
hakikatin kendisini çoğaltmak zorunda değildir.
İnsan görüşleri çok olabilir.
Kur’an ise nihai hakikatin:
bir olduğunu
savunur.

81, 82 ve 83. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Akış Görülür
- ayette:
Peygamberlerden ahit alınır.
- ayette:
Bu ahitten yüz çevirmek fısk olarak nitelenir.
- ayette:
Bütün varlığın zaten Allah’ın hükmü altında olduğu
hatırlatılır.
Böylece konu bireysel peygamberlik tartışmasından:
evrensel tevhid
perspektifine yükselir.
Mesaj şudur:
Peygamberler Allah’a aittir.
Vahiy Allah’a aittir.
Gökler ve yer Allah’a aittir.
Son dönüş de:
Allah’adır.

İsteyerek Teslimiyet ile Mecburen Boyun Eğme Arasındaki Asıl Fark Nedir
Asıl fark:
bilinç ve iradedir.
Herkes sonunda ölüm gerçeğine boyun eğer.
Ama herkes:
hayatını bilinçli olarak Allah’a teslim etmez.
Biri zorunlu olarak yaratılmıştır.
Diğeri ise:
yaratılmış olduğunu anlayıp
bunun gereğini özgürce kabul eder.
İslam’ın ahlaki çağrısı ikinci tür teslimiyettir:
Zorunlu olarak bağlı olduğun hakikati, bilinçli olarak da kabul et.

Madem Varlığımız Zaten Bize Ait Olmayan Bir Düzenin İçindedir, Gerçek Özgürlük Bu Gerçeği Reddetmekte mi, Bilinçli Olarak Kabul Etmekte mi
Âl-i İmrân 83’ün insanın önüne koyduğu en derin soru budur.
İnsan dünyaya gelirken:
ailesini seçmez.
Doğacağı zamanı seçmez.
Bedeninin bütün özelliklerini seçmez.
Yaşlanmayı seçmez.
Ölümü iptal edemez.
Kalbinin atması için her saniye bilinçli emir vermez.
Uyurken bile bedeni çalışmaya devam eder.
Bütün bunlar bize çok temel bir gerçeği gösterir:
İnsan kendi varlığının:
mutlak sahibi değildir.
Fakat insanın önünde başka bir alan vardır:
Bu gerçeğe nasıl cevap verecek?
Kibirle:
“Ben tamamen kendime yeterim.”
mi diyecek?
Yoksa:
“Ben yaratılmış bir varlığım ve varlığımın nihai kaynağı benim dışımda.”
diyerek bilinçli bir teslimiyete mi yönelecek?
Ayetin:
“isteyerek veya istemeyerek”
ifadesi burada çok derinleşir.
İnsan Allah’ın yarattığı evrende yaşayabilir.
Allah’ın koyduğu varlık düzeninden faydalanabilir.
Allah’ın verdiği bedenle düşünebilir.
Sonra:
Allah’ı reddedebilir.
Kur’an bu durumun varoluşsal paradoksuna dikkat çeker:
İnsan zihinsel olarak isyan edebilir;
ama varlığı yine:
kendi yaratmadığı düzene bağımlıdır.
Ve sonunda:
“O’na döndürülecektir.”
Belki bu nedenle iman, Kur’an açısından insanın varoluşuna yabancı bir ek değil;
varoluşunun gerçekliğiyle:
bilinçli biçimde uyum kurmasıdır.
Gerçek soru belki şudur:
Hayatımızın kontrolünün tamamının bizde olmadığını zaten her gün görüyoruz.
Peki buna rağmen neden kendimizi mutlak sahip gibi yaşıyoruz?
Belki teslimiyet:
özgürlüğümüzün yok edilmesi değil;
sınırlarımızı doğru tanıdıktan sonra özgürlüğümüzü doğru yere yöneltmektir.
“İnsan Allah’a bilinçli olarak teslim olmamayı seçebilir; fakat yaratılmışlığından kaçamaz. Âl-i İmrân 83, zorunlu olarak içinde bulunduğumuz ilahî düzene gönüllü imanla cevap vermeyi ve sonunda dönüşümüzün yine Allah’a olduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu