Âl-i İmrân Suresi 67. Ayette “İbrahim Ne Yahudi Ne de Hristiyandı; O Hanîf Bir Müslümandı ve Müşriklerden Değildi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İbrahim’i gerçekten anlamak, onu sonradan oluşmuş dinî etiketlerden birine hapsetmek değil; onun yöneldiği temel hakikati görmekle mümkündür. Âl-i İmrân 67, İbrahim’in kimliğini bir grubun adıyla değil, tevhid ve Allah’a teslimiyetle tanımlar.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 67. ayetinde şöyle buyrulur:
“İbrahim ne Yahudi idi ne de Hristiyan. Fakat o hanîf bir Müslümandı; müşriklerden de değildi.”
Bir önceki iki ayette tartışmanın zemini hazırlanmıştı.
- ayette:
Hz. İbrahim’in Tevrat ve İncil’den önce yaşadığı hatırlatılmış,
- ayette ise:
“Bilginiz olmayan konuda neden tartışıyorsunuz?”
diye sorulmuştu.
- ayet artık doğrudan cevabı verir:
İbrahim ne Yahudiydi ne Hristiyan.
Peki neydi?
Kur’an iki kavram kullanır:
Hanîf.
Müslim.
Ve ardından üçüncü bir sınır çizer:
Müşrik değildi.
Bu ayet yalnız Hz. İbrahim’in dinî kimliğini açıklamakla kalmaz; “İslam”, “Müslüman”, “hanîf” ve “tevhid” kavramlarının Kur’an’daki tarihsel derinliğini anlamak açısından da son derece önemlidir.
“İbrahim Ne Yahudi Ne de Hristiyandı” Ne Demektir
Ayetin ilk cümlesi oldukça açıktır:
“Mâ kâne İbrâhîmu Yehûdiyyen ve lâ Nasrâniyyen.”
Yani:
“İbrahim Yahudi değildi, Hristiyan da değildi.”
Buradaki temel sebep bir önceki ayette verilmişti:
Hz. İbrahim:
Tevrat’tan önce,
İncil’den önce
yaşamıştır.
Dolayısıyla tarihsel olarak daha sonra oluşan bu dinî kimliklerden biriyle birebir tanımlanması kronolojik olarak mümkün değildir.
Bu Ayet Yahudilik ve Hristiyanlığı Değersiz mi İlan Ediyor
Hayır.
Ayetin amacı:
“Yahudilik veya Hristiyanlık hakkında hiçbir hakikat yoktur.”
demek değildir.
Kur’an Musa’yı da Îsâ’yı da büyük peygamberler olarak kabul eder.
Tevrat ve İncil’in ilahî vahiy kökenini de kabul eder.
Buradaki mesele şudur:
Hz. İbrahim, bu tarihsel dinî kimliklerin ortaya çıkmasından önce yaşamıştır.
Dolayısıyla onu sonradan oluşan bir isimle sınırlandırmak doğru değildir.
Peki Kur’an Hz. İbrahim’i Nasıl Tanımlıyor
Ayet:
“velâkin kâne hanîfen muslimâ”
der.
Yani:
“Fakat o hanîf bir Müslümandı.”
Bu iki kelime Hz. İbrahim’in Kur’an’daki kimliğinin merkezidir.
Hanîf: Şirkten uzaklaşıp yalnız Allah’a yönelen.
Müslim: Allah’a teslim olan.
Dolayısıyla Hz. İbrahim’in temel kimliği:
bir mezhep etiketi değil,
tevhid ve teslimiyettir.
“Hanîf” Ne Demektir
“Hanîf” Kur’an’ın Hz. İbrahim için sık kullandığı özel kavramlardan biridir.
Genellikle:
eğrilikten doğruluğa yönelen,
putperestlikten uzaklaşan,
yalnız Allah’a yönelen,
tevhid çizgisinde bulunan
kişi anlamında açıklanır.
Hanîflik bu nedenle yalnız:
“Bir dine mensup olmak”
değil;
insanın bütün sahte ilahlardan yüzünü çevirerek:
tek Allah’a yönelmesi
anlamını taşır.
Hanîf Olmak Sadece Putlara Tapmamak mıdır
Hayır.
Putperestliği reddetmek hanîfliğin önemli bir yönüdür.
Fakat kavram daha derindir.
İnsan fiziksel bir puta secde etmese bile:
para,
güç,
ego,
toplumun onayı,
liderler
gibi şeyleri mutlaklaştırabilir.
Hanîf olmak:
kalbin yönünü tek merkeze çevirmek
demektir.
Bu yüzden Hz. İbrahim’in putlarla mücadelesi yalnız taş heykellerle değil, insanın Allah dışında kutsallaştırdığı bütün sahte mutlaklıklarla ilgilidir.
Hz. İbrahim Nasıl “Müslüman” Olabilir, Hz. Muhammed’den Çok Önce Yaşamadı mı
Evet, Hz. İbrahim Hz. Muhammed’den çok önce yaşamıştır.
Buradaki “Müslüman” kelimesinin temel anlamı:
Allah’a teslim olan
kişidir.
Kur’an’da “İslam” kavramı bazen:
Hz. Muhammed ile gelen son vahyin tarihsel dini
anlamında kullanılır.
Ama daha temel düzeyde:
Allah’a teslimiyet
anlamına da gelir.
Hz. İbrahim bu ikinci ve köklü anlamda:
Müslimdir.
O Hâlde “İslam” Hz. Muhammed’le mi Başladı, Hz. İbrahim’le mi
Bu sorunun cevabı hangi anlamda “İslam” dediğimize bağlıdır.
Eğer:
Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an,
son peygamberlik,
İslam şeriatının tarihsel biçimi
kastediliyorsa, bu dönem Hz. Muhammed’le ilgilidir.
Ama “İslam”:
Allah’a teslimiyet
anlamında kullanılıyorsa Kur’an bunu çok daha eski peygamberlere kadar götürür.
Bu nedenle Kur’an açısından:
Nûh,
İbrahim,
Musa,
Îsâ,
Muhammed
farklı çağların peygamberleri olmakla birlikte aynı temel teslimiyet çizgisindedir.
Bu Durum “Bütün Peygamberler Müslümandı” Demek midir
Kur’an’ın geniş anlamdaki “Müslim” kavramı açısından evet.
Yani:
Allah’a teslim olmuş,
tevhid üzere yaşamış,
Allah’ın emrine boyun eğmiş
kişilerdi.
Ancak burada tarihsel kavramları karıştırmamak gerekir.
Örneğin Hz. Musa:
Hz. Muhammed dönemindeki İslam hukukunu uygulamıyordu.
Hz. İbrahim de Kur’an’ın indirildiği tarihsel Müslüman toplumun üyesi değildi.
Ortak olan:
temel teslimiyet ve tevhid çizgisidir.
“Müşriklerden Değildi” İfadesi Neden Ayrıca Ekleniyor
Ayet zaten Hz. İbrahim’i:
hanîf
ve
Müslim
olarak tanımlamıştı.
Buna rağmen ayrıca:
“ve mâ kâne mine’l-muşrikîn”
denir.
Yani:
“Müşriklerden değildi.”
Bu, Hz. İbrahim’in tevhidini daha da güçlendiren bir ifadedir.
Onun yönelişinde:
Allah’ın yanında başka ilahlar,
ortaklar,
aracılar
mutlaklaştırılmamıştır.
Bu, İbrahimî kimliğin temel sınırıdır.
Şirk Sadece Heykellere Tapmak mıdır
Kur’an’da şirk daha geniş bir kavramdır.
Temel olarak:
Allah’a ait olan ilahlık ve ibadet hakkını başka varlıklara da vermek
anlamına gelir.
Bu:
put,
insan,
melek,
peygamber,
başka bir manevi varlık
üzerinden gerçekleşebilir.
Dolayısıyla şirk sadece antik çağdaki taş putlardan ibaret değildir.
Tevhid de yalnız:
“Heykele tapmıyorum.”
demekle tamamlanmaz.

Hz. İbrahim’in Putlarla Mücadelesi Bu Ayetle Nasıl Bağlantılıdır
Kur’an’ın başka surelerinde Hz. İbrahim’in:
putları sorguladığı,
kavmine karşı çıktığı,
Güneş, Ay ve yıldızlar üzerinden yapılan kutsallaştırmaları reddettiği
anlatılır.
Bütün bunlar onun:
hanîf
kimliğini açıklar.
İbrahim’in temel arayışı şudur:
Geçici, batan, yok olan veya yaratılmış şeyler nihai ilah olabilir mi?
Cevabı:
hayırdır.
Bu nedenle yüzünü:
gökleri ve yeri yaratana
çevirir.

İbrahim’in Kimliği Neden Soydan Çok İnançla Tanımlanıyor
Çünkü Kur’an’ın temel mesajlarından biri:
biyolojik soyun tek başına manevi üstünlük sağlamadığıdır.
Bir insan:
İbrahim’in soyundan gelebilir.
Ama onun:
tevhidini,
ahlakını,
teslimiyetini
yaşamıyorsa yalnızca biyolojik bağ yeterli değildir.
Kur’an Hz. İbrahim’i sahiplenmenin ölçüsünü giderek:
onun yolunu izlemek
üzerine kuracaktır.

Bir Peygamberi Gerçekten Takip Etmek Ne Demektir
Sadece:
adını sevmek,
onunla gurur duymak,
kendi grubuna ait olduğunu söylemek
yeterli değildir.
Gerçek takip:
onun temel değerlerini yaşamak
anlamına gelir.
Hz. İbrahim için bu değerlerin başında:
tevhid,
teslimiyet,
Allah’a güven,
putlaştırmayı reddetme
gelir.
Dolayısıyla:
“İbrahim bizdendir.”
demekten önce:
“Biz İbrahim’in yolunda mıyız?”
sorusunu sormak gerekir.

Bu Ayet Yahudiler ve Hristiyanlar Kadar Müslümanları da Eleştirebilir mi
Evet, ayetin ilkesi Müslümanlar için de güçlü bir uyarıdır.
Bir Müslüman:
“İbrahim bizim peygamberimizdir.”
deyip sonra:
tevhidi zedeleyen,
insanları aşırı yücelten,
adaletten uzaklaşan,
çıkarını kutsallaştıran
bir hayat yaşayabilir.
Bu durumda yalnız isimsel sahiplenme yeterli olmaz.
Hz. İbrahim’i gerçekten sahiplenmek:
onun yöneldiği Allah’a yönelmek
demektir.

Dinî Etiket ile Gerçek Teslimiyet Arasında Fark Olabilir mi
Evet.
Bir insan kendisini:
Müslüman,
Hristiyan,
Yahudi
diye tanımlayabilir.
Bu onun toplumsal ve dinî kimliğidir.
Fakat Kur’an’ın ahlaki perspektifinde daha derin bir soru vardır:
Bu kimlik insanın hayatına ne kadar yansıyor?
Bir insan “Müslümanım” diyebilir.
Ama Allah’a teslim olmak yerine:
kendi egosuna,
çıkarına,
öfkesine
teslim olmuş olabilir.
İşte etiket ile hakikat arasındaki fark burada ortaya çıkar.

“Hanîf Müslüman” İfadesi Neden Birlikte Kullanılıyor
Çünkü iki kavram birbirini tamamlar.
Hanîf:
yanlış ilahlardan yüz çevirmeyi anlatır.
Müslim:
Allah’a yönelmeyi ve teslim olmayı anlatır.
Yani bir yönüyle:
neyi terk ettiğin
ve diğer yönüyle:
kime yöneldiğin
açıklanır.
Şirkten uzaklaşmak tek başına boşlukta kalmaz.
Tevhide yönelir.
Bu yüzden Hz. İbrahim’in kimliği iki hareket taşır:
Sahte ilahlardan uzaklaşmak + Allah’a teslim olmak.

65, 66 ve 67. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Akıl Yürütme Görürüz
- ayet:
Kronolojiyi sorgular.
İbrahim, Tevrat ve İncil’den önceydi.
- ayet:
Bilgi sınırını sorgular.
Bilmediğiniz konuda neden tartışıyorsunuz?
- ayet:
Doğru tanımı verir.
İbrahim:
Yahudi veya Hristiyan değildi.
Hanîf ve Allah’a teslim olmuştu.
Bu yapı çok önemlidir:
Önce yanlış iddia çözülür.
Sonra düşünme hatası gösterilir.
Sonunda olumlu cevap verilir.

İnsan Neden Etiketleri Hakikatin Önüne Koymaya Eğilimlidir
Çünkü etiketler:
kimlik,
aidiyet,
güvenlik
sağlar.
İnsan:
“Ben şu gruptanım.”
dediğinde kendisini bir yere ait hisseder.
Fakat zamanla grup etiketi:
hakikatin ölçüsü
hâline gelebilir.
O zaman insan:
“Bu doğru mu?”
diye sormak yerine:
“Bu bizim grubumuza uygun mu?”
diye sormaya başlar.
Âl-i İmrân 67 Hz. İbrahim’i tam da bu dar grup kategorilerinin dışına çıkarır.
Onu:
Allah’a yönelen insan
olarak tanımlar.

Allah Bizi Dinî Etiketimizle mi, Gerçekte Kime Teslim Olduğumuzla mı Değerlendirir
Âl-i İmrân 67’nin insanın önüne koyduğu en güçlü soru belki budur.
Hz. İbrahim hakkında iki büyük dinî topluluk tartışıyor:
“O bizdendi.”
Kur’an ise tartışmanın yönünü değiştiriyor.
Sormuyor:
İbrahim’in üzerinde hangi etiket vardı?
Şunu soruyor:
İbrahim kime yönelmişti?
Cevap:
Allah’a.
O:
hanîfti.
Teslim olmuştu.
Müşrik değildi.
Bu durum bizi kendi kimliklerimiz hakkında da düşündürür.
Bir insan nüfus kâğıdında Müslüman olabilir.
Ailesi Müslüman olabilir.
Ramazan’da oruç tutabilir.
Dini sözler kullanabilir.
Ama hayatının gerçek merkezinde ne vardır?
Para mı?
Güç mü?
Ego mu?
Toplumun onayı mı?
Yoksa gerçekten Allah mı?
Çünkü teslimiyet, yalnız isim değildir.
Hayatın yönüdür.
İnsan Allah’a teslim olduğunu söylüyorsa:
çıkarına aykırı olduğunda da adaleti koruyabiliyor mu?
Yanlış yaptığını gördüğünde geri dönebiliyor mu?
Gücü olduğunda zulmetmemeyi seçebiliyor mu?
Kimse görmediğinde de ahlaklı kalabiliyor mu?
İşte Hz. İbrahim’in “Müslim” oluşunun bugün bize söylediği şey belki tam budur:
İslam yalnız ait olduğumuz grubun adı değil, sürekli yeniden vermemiz gereken bir teslimiyet kararıdır.
Ve bu nedenle belki en zor soru şudur:
Biz Allah’a teslim olduğumuzu söylüyoruz; fakat hayatımızdaki gerçek karar anlarında gerçekten kime teslim oluyoruz?
“İbrahim’i büyük yapan, hangi grubun onu sahiplendiği değil, onun yalnız Allah’a yönelmiş olmasıydı. Âl-i İmrân 67, insanın dinî değerini etiketinde değil, kalbinin ve hayatının gerçekte kime teslim olduğunda aramaya çağırır.”
Ersan Karavelioğlu