Âl-i İmrân Suresi 64. Ayette “Ey Kitap Ehli! Gelin, Sizinle Bizim Aramızda Ortak Olan Bir Kelimede Birleşelim: Allah’tan Başkasına Kulluk Etmeyelim, O’na Hiçbir Şeyi Ortak Koşmayalım ve Birbirimizi Allah’tan Başka Rabler Edinmeyelim” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Gerçek diyalog, farklılıkları yok saymakla değil ortak hakikati dürüstçe ortaya koymakla başlar. Âl-i İmrân 64, insanları birbirinin inancını eritmeye değil, önce en temel ortak soruya çağırır: Kime kulluk ediyoruz?”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 64. ayetinde şöyle buyrulur:
“De ki: Ey Kitap Ehli! Gelin, sizinle bizim aramızda ortak olan bir kelimede birleşelim: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp birbirimizi rabler edinmeyelim. Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, biz Allah’a teslim olanlarız.”
Bu ayet, Kur’an’ın dinler arası ilişki açısından en dikkat çekici çağrılarından biridir.
Önceki ayetlerde Hz. Îsâ’nın kimliği üzerine ciddi bir teolojik tartışma yürütülmüştü.
Kur’an kendi görüşünü açıkça ortaya koymuştu.
Fakat ardından şu yapılmaz:
“Artık konuşacak hiçbir şey yok.”
denmez.
Tam tersine yeni bir çağrı gelir:
“Gelin.”
Bu tek kelime bile çok önemlidir.
Çünkü ayet:
çatışmaya değil,
ortak zemine
çağırır.
Fakat ortak zemin oluştururken temel inanç farklarını da gizlemez.
Merkeze üç büyük ilke konur:
Yalnız Allah’a kulluk.
O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak.
İnsanları Allah’ın yerine rab edinmemek.
“Ey Kitap Ehli!” Kimlere Hitap Ediyor
Kur’an’daki Ehl-i Kitap ifadesi başta:
Yahudiler
ve
Hristiyanlar
için kullanılır.
Çünkü bu toplulukların:
vahiy,
peygamber,
kutsal kitap
geleneği vardır.
Âl-i İmrân bağlamında özellikle Hristiyanlarla Hz. Îsâ’nın kimliği üzerine yürüyen tartışma ön plandadır.
Fakat ayetin üslubu daha geniş bir ilke taşır:
Farklı inanç topluluklarıyla konuşurken önce ortak olan hakikati aramak.
“Gelin” İfadesi Neden Bu Kadar Önemlidir
Ayet:
“teâlev”
yani:
“gelin”
der.
Bu emir:
“Benim olduğum yere teslim olun.”
gibi kaba bir üstünlük dili değildir.
Daha çok:
“Ortak bir zeminde buluşalım.”
çağrısıdır.
Bu diyalog açısından son derece güçlüdür.
Kur’an karşı tarafı yok saymıyor.
Muhatap alıyor.
Konuşmaya çağırıyor.
Fakat aynı zamanda kendi inanç çizgisini de saklamıyor.
“Aramızda Ortak Bir Kelime” Ne Demektir
Ayette:
“kelimetin sevâin beynenâ ve beynekum”
ifadesi vardır.
Yaklaşık anlamıyla:
“Bizimle sizin aranızda ortak / adil / eşit bir söz.”
Buradaki “kelime” tek bir sözcük değil:
ortak bir ilke
anlamındadır.
Bu ilke ise hemen açıklanır:
Allah’tan başkasına kulluk etmemek.
O’na ortak koşmamak.
İnsanları rab edinmemek.
Yani ortak kelimenin özü:
tevhid
dir.
Kur’an Yahudi ve Hristiyanlarla Gerçekten Ortak Bir Zemin Olduğunu mu Söylüyor
Evet.
Çünkü bu geleneklerin ortak noktaları vardır:
tek yaratıcı inancı,
vahiy,
peygamberlik,
ahlaki sorumluluk,
dua,
hesap düşüncesi
gibi.
Kur’an farklılıkları inkâr etmeden ortaklığı kabul eder.
Bu çok önemli bir yöntemdir.
Gerçek diyalog:
“Hiçbir farkımız yok.”
demek değildir.
“Farklarımız var ama nerede birleşiyoruz?”
sorusunu sorabilmektir.
“Allah’tan Başkasına Kulluk Etmeyelim” Ne Anlama Gelir
Ayetin ilk ortak ilkesi:
“Yalnız Allah’a kulluk.”
İbadet:
yalnızca secde etmek değildir.
Nihai anlamda:
itaat,
bağlılık,
dua,
kutsallık,
mutlak otorite
ile ilgilidir.
Kur’an bu nedenle insanın merkezini belirler:
Mutlak kulluk yalnız Allah’a aittir.
Hiçbir peygamber,
din adamı,
kral,
lider
Allah’ın yerine konulamaz.
Bu Çağrı Özellikle Hz. Îsâ’nın İlâhlaştırılmasıyla mı İlgilidir
Bağlam açısından evet, önemli ölçüde bununla bağlantılıdır.
Önceki ayetlerde Hz. Îsâ hakkında:
Mesih,
peygamber,
Allah’ın kelimesi,
mucize sahibi
olduğu açıklanmıştı.
Fakat aynı zamanda:
Allah’ın kulu olduğu
vurgulanmıştı.
Şimdi:
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim.”
denmesi, Hz. Îsâ’yı ilahlaştıran anlayışa karşı doğrudan tevhid çağrısı taşır.
“Allah’a Hiçbir Şeyi Ortak Koşmayalım” Ne Demektir
Bu:
şirkten kaçınmak
demektir.
Şirk:
Allah’a ait olan:
ilah oluş,
ibadet,
mutlak otorite
gibi özellikleri başka varlıklara da vermektir.
Bu başka varlık:
put,
insan,
melek,
peygamber,
ruh,
soyut güç
olabilir.
Kur’an tevhidi yalnız:
“Bir Tanrı var.”
şeklinde değil:
“Yalnız O ilah olarak kabul edilmelidir.”
şeklinde kurar.
Bir İnsanı Çok Sevmek Onu Allah’a Ortak Koşmak mıdır
Hayır.
Sevgi tek başına şirk değildir.
İnsan:
annesini,
eşini,
çocuğunu,
peygamberini
çok sevebilir.
Sorun sevginin:
ibadete,
mutlak itaate,
ilahî özellik atfetmeye
dönüşmesidir.
Kur’an’ın eleştirdiği şey:
insanı sevmenin kendisi değil,
yaratılmışı yaratıcı konumuna çıkarmaktır.
“Birbirimizi Rabler Edinmeyelim” Ne Demektir
Ayetin en çarpıcı bölümlerinden biri budur.
“Ve lâ yettehize ba‘dunâ ba‘dan erbâben min dûnillâh.”
Yani:
“Birbirimizi Allah’ın dışında rabler edinmeyelim.”
Burada mesele yalnız putperestlik değildir.
Bir insanın başka bir insan üzerinde:
mutlak dinî,
ahlaki,
hukuki
otorite kurması da eleştirilmektedir.
İnsan:
Allah değildir.
Bu yüzden hiçbir insanın sözü:
Allah’ın sözü gibi mutlaklaştırılamaz.
Din Adamlarını “Rab Edinmek” Ne Anlama Gelebilir
Kur’an’ın başka ayetlerinde dinî önderlerin:
Allah’ın helalini haram,
haramını helal
ilan eden mutlak otoriteler hâline getirilmesi
eleştirilir.
Buradaki temel problem:
din adamına saygı göstermek değildir.
Problem:
onun sözünü Allah’ın hükmünün önüne geçirmek
ve onu sorgulanamaz hâle getirmektir.
Bir alim değerlidir.
Bir dinî lider rehber olabilir.
Ama:
ilah değildir.

Bu Ayet Müslümanlara da Uyarı İçeriyor mu
Kesinlikle evet.
Ayet doğrudan Ehl-i Kitap’a hitap etse de içerdiği ilke Müslümanlar için de geçerlidir.
Bir Müslüman:
şeyhini,
hocayı,
mezhep önderini,
siyasi lideri
Allah’ın yerine koyarsa aynı tehlikeye yaklaşabilir.
Bir insanı:
yanlış yapamaz,
sorgulanamaz,
her sözü mutlak doğrudur
diye görmek ciddi bir problem olabilir.
Tevhid yalnız başka dinleri eleştirmek için kullanılan bir kavram değildir.
Müslümanın kendi içindeki putları da sorgular.

İnsanları Rab Edinmek Siyasi Anlam da Taşıyabilir mi
Evet, daha geniş bir ahlaki anlam kurulabilir.
Bir siyasi liderin:
kanunun,
ahlakın,
vicdanın,
insan onurunun
üzerinde görülmesi bir tür mutlaklaştırmadır.
İnsanlar lidere:
“Ne yaparsa doğrudur.”
demeye başladığında tehlikeli bir kişilik kültü oluşabilir.
Âl-i İmrân 64’ün ilkesi burada da güçlüdür:
Hiçbir insan mutlak değildir.
Mutlaklık yalnız Allah’a aittir.

Ayet Dinler Arası Diyaloğun Temelini mi Oluşturuyor
Bu ayet böyle bir yaklaşım için son derece güçlü bir temel sunar.
Çünkü yöntem şöyledir:
Önce muhatabı tanı.
Ortak alanı bul.
Açıkça konuş.
Farklılıkları gizleme.
Ama ortak hakikati de unutma.
Bu diyalog modeli:
kimliğini kaybetmeden konuşabilmeyi
öğretir.
Gerçek diyalog için iki şey gerekir:
dürüstlük
ve
saygı.

Dinler Arası Diyalog “Bütün Dinler Aynıdır” Demek midir
Hayır.
Âl-i İmrân 64 zaten bunun örneğidir.
Kur’an:
Hristiyanlarla ortak zemine çağırır.
Ama aynı zamanda:
şirk,
Îsâ’nın ilahlaştırılması,
insanların rab edinilmesi
konusunda kendi eleştirisini açıkça korur.
Yani diyalog:
farkları silmek
değildir.
Farklılıklarla birlikte konuşabilmektir.

“Ortak Kelime” Bugünün Dünyasında Nasıl Uygulanabilir
Farklı din ve dünya görüşlerindeki insanlar:
insan onuru,
adalet,
yoksullukla mücadele,
savaşın azaltılması,
çocukların korunması,
dürüstlük
gibi pek çok alanda ortak hareket edebilir.
İnanç farkları devam eder.
Ama ortak ahlaki sorunlar da vardır.
Âl-i İmrân 64’ün yöntemi:
“Önce her konuda aynı olalım.”
değil;
“Gerçekten ortak olduğumuz yerde birlikte duralım.”
şeklinde düşünülebilir.

“Eğer Yüz Çevirirlerse” Ne Olur
Ayet diyalog çağrısının mutlaka kabul edileceğini garanti etmez.
Şöyle devam eder:
“Eğer yüz çevirirlerse…”
Bu çok gerçekçi bir ifadedir.
İnsan:
en güzel çağrıyı yapabilir.
En güçlü delili sunabilir.
En nazik şekilde konuşabilir.
Ama karşı taraf yine de kabul etmeyebilir.
Kur’an burada zorlamaya geçmez.
Bunun yerine:
kendi kimliğini açıkça ilan etmeyi
ister.

“Şahit Olun, Biz Müslümanlarız” Ne Demektir
Ayetin sonunda:
“fa-kûlû’şhedû bi-ennâ muslimûn”
denir.
Yani:
“Şahit olun ki biz Allah’a teslim olanlarız.”
Buradaki Müslüman:
temel anlamıyla:
Allah’a teslim olmuş kişi
demektir.
Yani ortak çağrı kabul edilmezse:
kavga etmek,
hakaret etmek,
zorlamak
değil;
kendi tevhid kimliğini açık biçimde korumak
istenir.

Bu Ayet Bize Tartışma ve Diyalog Ahlakı Hakkında Ne Öğretiyor
Çok güçlü bir yöntem sunar:
Önce:
“Gelin.”
Sonra:
“Ortak olanı konuşalım.”
Ardından:
temel ilkeleri açıkça söyle.
Kabul edilmezse:
zorlamadan kendi duruşunu koru.
Bu, hem:
omurgalı
hem de:
barışçı
bir iletişim modelidir.
İnsan ne kendi inancını gizlemek zorundadır ne de karşı tarafı ezmek zorundadır.
Bu ikisinin arasında:
dürüst ve saygılı tebliğ
mümkündür.

Biz Gerçekten Yalnız Allah’a mı Kulluk Ediyoruz, Yoksa Hayatımızda Fark Etmeden Başka “Rabler” mi Üretiyoruz
Âl-i İmrân 64’ün en derin sorusu belki de sadece Hristiyanlara veya Yahudilere değil:
hepimize
yöneliktir.
Çünkü insan:
putun önünde secde etmese bile
başka şeyleri mutlaklaştırabilir.
Bir liderin sözünü sorgulanamaz görebilir.
Paranın karşısında bütün değerlerini değiştirebilir.
Toplum ne der diye vicdanını susturabilir.
Sevdiği bir insanı kaybetmemek için kendisini tamamen yok edebilir.
Bir din adamının sözünü Allah’ın sözü gibi görebilir.
Kendi nefsini:
“Ne istiyorsam o doğrudur.”
diyerek hayatının efendisi hâline getirebilir.
İşte ayetin:
“Birbirimizi Allah’tan başka rabler edinmeyelim.”
ifadesi burada son derece çağdaş hâle gelir.
Çünkü rab edinmek yalnızca:
birine fiziksel olarak secde etmek
değildir.
Bazen insanın hayatında:
kim son sözü söylüyor,
kim vicdanını belirliyor,
kim doğru ve yanlışı tanımlıyor,
kim uğruna bütün değerlerinden vazgeçebiliyor
soruları da önemlidir.
Bir insan:
“Ben yalnız Allah’a inanıyorum.”
diyebilir.
Ama hayatının gerçek merkezinde:
para,
şöhret,
lider,
toplum,
ego
olabilir.
Âl-i İmrân 64 işte bu yüzden yalnız bir dinler arası diyalog ayeti değildir.
Aynı zamanda:
insanın içindeki bütün sahte rableri sorgulayan bir tevhid manifestosudur.
Ve belki ayetin bize bıraktığı en zor soru şudur:
Allah’tan başka hiçbir şeye kulluk etmediğimizi söylüyoruz; peki hayatımızdaki kararları gerçekten kim yönetiyor?
“Âl-i İmrân 64 bizi yalnız başka dinlerle ortak bir kelimeye çağırmaz; kendi hayatımızı da sorgulatır. Tevhid, sadece ‘Allah birdir’ demek değil, hiçbir insanı, kurumu, arzuyu veya gücü Allah’ın yerine koymamaktır.”
Ersan Karavelioğlu