Âl-i İmrân Suresi 57. Ayette “İman Edip Salih Ameller İşleyenlere Gelince, Allah Onların Mükâfatlarını Eksiksiz Verecektir; Allah Zalimleri Sevmez” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Kur’an’ın adalet anlayışı yalnız kötülüğün cezalandırılması değildir; iyiliğin de unutulmaması, emeğin kaybolmaması ve insanın yaptığı hayrın karşılığının eksiksiz verilmesidir. Âl-i İmrân 57, korkunun hemen yanına umudu yerleştirir.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 57. ayetinde şöyle buyrulur:
“İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.”
Bir önceki ayette inkâr edenlerin:
dünya ve ahirette karşılaşacakları sonuçtan
söz edilmişti.
- ayet ise hemen bunun karşısına başka bir insan tipini koyar:
İman eden ve iyi işler yapan insan.
Böylece Kur’an’ın temel dengelerinden biri yeniden ortaya çıkar:
İman + salih amel.
Yalnızca:
“İnanıyorum.”
demek değil;
bu inancın:
adalete,
iyiliğe,
merhamete,
dürüstlüğe
dönüşmesi beklenir.
Ve ayetin sonunda çok güçlü bir cümle gelir:
“Allah zalimleri sevmez.”
Bu kısa ifade, dinin ahlak merkezini açık biçimde gösterir.
“İman Edenler” Kimlerdir
Ayette:
“ellezîne âmenû”
ifadesi kullanılır.
Yani:
“İman edenler.”
İman Kur’an’da yalnızca:
Allah’ın varlığını zihinsel olarak kabul etmek
değildir.
Daha geniş anlamıyla:
Allah’a güvenmek,
vahyi kabul etmek,
peygamberlere inanmak,
ahiret sorumluluğunu ciddiye almak
anlamlarını taşır.
Fakat ayet burada durmaz.
İmanın hemen ardından:
salih amel
gelir.
Bu son derece önemlidir.
Neden İmanın Yanına Hemen “Salih Amel” Ekleniyor
Çünkü Kur’an’da iman çoğu zaman davranıştan kopuk bırakılmaz.
İnsan:
Allah’a inandığını söyleyebilir.
Ama aynı zamanda:
yalan söyleyebilir,
hak yiyebilir,
zulmedebilir,
emanete ihanet edebilir.
Bu durumda şu soru ortaya çıkar:
Bu iman insanın hayatında neyi değiştirmiştir?
Kur’an bu nedenle sık sık:
“İman edenler ve salih amel işleyenler…”
ifadesini birlikte kullanır.
İman kökse:
salih amel onun meyvesidir.
“Salih Amel” Tam Olarak Ne Demektir
“Salih” kelimesi:
iyi,
doğru,
yararlı,
bozulmamış,
ıslah edici
anlamlarını taşır.
Salih amel yalnızca:
namaz,
oruç,
dua
gibi ibadetleri içermez.
Aynı zamanda:
dürüst ticaret,
adaletli davranmak,
yardım etmek,
emaneti korumak,
ailesine iyi davranmak,
haksızlıktan kaçınmak
gibi hayatın bütününü kapsayan davranışları içerir.
Yani salih amel:
Allah’ın rızasına uygun ve gerçek anlamda iyi olan eylemdir.
Her İyi Görünen Davranış Salih Amel midir
Her zaman değil.
Çünkü davranışın:
niyeti,
yöntemi,
sonucu
da önemlidir.
Bir insan yardım yapabilir.
Ama bunu:
insanları aşağılamak,
şöhret kazanmak,
çıkar sağlamak
için kullanabilir.
Dışarıdan iyi görünen davranışın içinde ciddi ahlaki problemler bulunabilir.
Bu nedenle salih amel:
yalnızca dış görünüşüyle değil,
niyet ve ahlaki niteliğiyle
de değerlendirilmelidir.
İyi Niyet Tek Başına Yeterli midir
Hayır.
İyi niyet önemlidir.
Ama yanlış yöntemle yapılan şey her zaman iyi sonuç üretmez.
Bir insan:
“Ben iyilik yapmak istiyordum.”
diyebilir.
Fakat yaptığı şey başkasına zarar vermiş olabilir.
Bu nedenle ahlakta:
iyi niyet + doğru yöntem + adil sonuç
birlikte düşünülmelidir.
İslam ahlakı yalnızca:
“Kalbim temiz.”
cümlesine indirgenemez.
Davranış da önemlidir.
“Allah Onların Mükâfatlarını Eksiksiz Verecektir” Ne Demektir
Ayette:
“fe-yuveffîhim ucûrahum”
ifadesi vardır.
Yaklaşık anlamıyla:
“Onların karşılıklarını tam olarak verecektir.”
Burada kullanılan ifade:
eksiltmeden,
tam biçimde karşılığını verme
anlamını taşır.
Bu, ilahî adaletin olumlu yönüdür.
Allah yalnızca kötülüğü hesaba katmaz.
İyiliği de unutmaz.
İnsanların Görmediği İyiliklerin de Karşılığı Var mıdır
Kur’an’ın anlayışına göre evet.
Bir insan:
kimse bilmeden yardım edebilir.
Bir başkasının sırrını koruyabilir.
Haksız kazanç fırsatını kimse fark etmeden reddedebilir.
Kendi çıkarına olduğu hâlde yalan söylemeyebilir.
Bunları toplum alkışlamayabilir.
Hatta hiç kimse öğrenmeyebilir.
Ama Kur’an’ın Tanrı anlayışında:
görülmeyen iyilik kaybolmaz.
Bu, ahlaki hayat açısından son derece güçlü bir fikirdir.
İnsan İyiliğin Karşılığını Dünyada Görmek Zorunda mıdır
Hayır.
Bazen insan iyilik yapar ve:
teşekkür bile görmez.
Hatta yanlış anlaşılabilir.
Birine yardım eder, karşılığında kötülük görebilir.
Adil olur ama zarar edebilir.
Dürüst kalır fakat kısa vadede başkaları kazanabilir.
Kur’an’ın ahiret anlayışı burada devreye girer:
İyiliğin değeri yalnız dünyanın verdiği karşılıkla ölçülmez.
İyilik Karşılık Bekleyerek Yapılırsa Değerini Kaybeder mi
Allah’ın mükâfatını ummak Kur’an açısından yanlış değildir.
Cennet ümidi açık biçimde teşvik edilir.
Fakat insanın yalnız:
toplumsal alkış,
para,
şöhret
için iyilik yapması başka bir meseledir.
İdeal olan:
iyiliği doğru olduğu için yapmak
ve karşılığını Allah’tan ummaktır.
Bu, insanı insanların teşekkürüne bağımlı olmaktan da kurtarabilir.
Allah İyiliğin Karşılığını Neden “Eksiksiz” Veriyor
Çünkü ilahî adalet:
insan adaletindeki eksikliklerden bağımsızdır.
İnsanlar:
unutabilir.
Yanlış değerlendirebilir.
Kayırabilir.
Birinin emeğini küçümseyebilir.
Ama Kur’an’a göre Allah:
hiçbir şeyi unutmaz.
Bu nedenle “eksiksiz verme” ifadesi:
hiçbir gerçek iyiliğin kaybolmayacağı
güvencesini taşır.

“Allah Zalimleri Sevmez” İfadesi Neden Ayetin Sonunda Yer Alıyor
Çünkü ayet iki ahlaki kutup oluşturur:
Bir tarafta:
iman + salih amel.
Diğer tarafta:
zulüm.
Allah iyi insanların karşılığını verir.
Ama zalimleri sevmez.
Bu, Allah sevgisinin ahlaki içerikten koparılamayacağını gösterir.
Yani:
“Allah beni seviyor.”
iddiası insanın zulmünü meşrulaştıramaz.

Zulüm Tam Olarak Ne Demektir
“Zulüm” Kur’an’da çok geniş bir kavramdır.
Temel olarak:
bir şeyi olması gereken yerden çıkarmak,
haksızlık etmek,
birinin hakkını çiğnemek
anlamlarına gelir.
Zulüm:
insana,
topluma,
kişinin kendisine
yönelik olabilir.
Kur’an bazı bağlamlarda şirk için de zulüm kelimesini kullanır.
Yani zulüm yalnızca fiziksel şiddet değildir.
Hakkı ihlal eden geniş bir ahlaki bozulmadır.

Bir İnsan İbadet Edip Aynı Zamanda Zalim Olabilir mi
Maalesef evet.
İnsan:
namaz kılabilir,
oruç tutabilir,
dini konuşabilir
ama aynı zamanda:
çalışanının hakkını yiyebilir,
ailesine kötü davranabilir,
iftira atabilir,
borcunu bilerek ödemeyebilir.
Bu durumda ritüel ile ahlak arasında ciddi bir kopukluk oluşur.
Âl-i İmrân 57:
Allah’ın zalimleri sevmediğini
açıkça söyleyerek dinin ahlaki boyutunu merkeze taşır.

Allah’ın Birini “Sevmemesi” Ne Anlama Gelir
Buradaki sevgi insanlardaki duygusal değişimlerle aynı biçimde düşünülmemelidir.
Kur’an dilinde:
“Allah zalimleri sevmez.”
ifadesi:
onların zulmünü onaylamadığı,
bundan razı olmadığı,
zulmeden tavrı ilahî rızaya uygun görmediği
anlamına gelir.
Yani burada güçlü bir:
ahlaki reddediş
vardır.

Bir Zalim Tövbe Ederse Allah’ın Rahmetine Dönebilir mi
Kur’an’ın genel öğretisine göre samimi tövbe mümkündür.
Ancak başkasının hakkını çiğneyen insan için yalnızca:
“Pişman oldum.”
demek yeterli olmayabilir.
Mümkün olduğunca:
hakkı geri vermek,
zararı gidermek,
özür dilemek,
adaleti yeniden kurmak
gerekebilir.
Çünkü zulmün mağduru vardır.
Gerçek tövbe:
zulmü bırakmayı ve mümkünse bozulan hakkı onarmayı
gerektirir.

Mazlumun Hakkı Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü din yalnızca insan ile Allah arasındaki ilişki değildir.
İnsan ile insan arasındaki adalet de dinin içindedir.
Bir kişi:
Allah’tan bağışlanma isteyebilir.
Fakat aynı zamanda başkasının hakkını elinde tutuyorsa mesele tamamlanmış değildir.
Bu nedenle kul hakkı İslam ahlakında ağır bir sorumluluk olarak görülmüştür.
Allah’a yönelmek, insana karşı adaletsizliği önemsizleştirmez.

56. ve 57. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Denge Görürüz
- ayette:
inkâr ve azap.
- ayette:
iman, salih amel ve mükâfat.
Yani Kur’an yalnız korkutmaz.
Yalnız umut da vermez.
İkisini birlikte taşır:
Sorumluluk + umut.
Adalet + rahmet.
Uyarı + müjde.
Bu denge din psikolojisi açısından önemlidir.
Sadece korku insanı umutsuzlaştırabilir.
Sadece umut ise sorumluluğu hafife aldırabilir.

Bir İnsan İyiliğini İnsanların Takdirine Bağlarsa Ne Olur
Çok kırılgan hâle gelebilir.
Çünkü insanlar:
bazen teşekkür etmez.
Bazen iyiliği unuturlar.
Bazen yapılan iyiliği küçümserler.
Bazen de kötü niyetle yorumlarlar.
Eğer insan bütün iyiliğini:
insanların alkışına
bağlarsa kısa sürede yorulabilir.
Âl-i İmrân 57 ise başka bir temel sunar:
Gerçek iyilik Allah katında kaybolmaz.
Bu, insanın gizli iyilik yapabilmesini mümkün kılan güçlü bir ahlaki motivasyondur.

Kimse Görmese, Hiç Kimse Teşekkür Etmese ve Dünyada Hiçbir Karşılık Almasak Yine de İyilik Yapar mıydık
Âl-i İmrân 57’nin insanın önüne koyduğu en derin sorulardan biri budur.
İnsanların çoğu iyi görünmek ister.
Ama:
iyi görünmek ile iyi olmak aynı şey değildir.
Bir yardımın fotoğrafı çekilmeyecekse yardım eder miyiz?
Kimse bilmeyecekse hakkımız olmayan parayı geri verir miyiz?
Yalanımız hiçbir zaman ortaya çıkmayacaksa yine doğruyu söyler miyiz?
Bize teşekkür edilmeyeceğini bilsek yine bir insana yardım eder miyiz?
İşte gerçek ahlak büyük ölçüde:
kimse bakmıyorken
ortaya çıkar.
Ayet:
“Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir.”
diyor.
Bu cümle insanın ahlakını toplumun bakışından kurtarabilir.
Çünkü o zaman iyilik:
görünür olmak için değil,
doğru olduğu için
yapılmaya başlar.
Ayetin ikinci yarısı ise aynı ölçünün tersini verir:
“Allah zalimleri sevmez.”
Yani insan kötülüğü gizleyebilir.
Ama kötülüğün ahlaki niteliğini değiştiremez.
Kimse görmeden yapılan iyilik:
iyilik olmaya devam eder.
Kimse görmeden yapılan zulüm de:
zulüm olmaya devam eder.
Belki de gerçek iman tam burada sınanır:
İnsanların bizi nasıl gördüğünden bağımsız olarak, Allah’ın bizi nasıl gördüğünü önemseyebiliyor muyuz?
“İyiliğin değeri onu kaç kişinin gördüğüyle ölçülmez; zulmün kötülüğü de kimsenin onu fark etmemesiyle ortadan kalkmaz. Âl-i İmrân 57, görünmeyen amellerin bile Allah katında eksiksiz bir karşılığı bulunduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğl