📖 Âl-i İmrân Suresi 56. Ayette “İnkâr Edenlere Gelince, Onlara Dünyada da Ahirette de Şiddetli Bir Azap Edeceğim ve Onların Hiçbir Yardımcısı

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,011
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 56. Ayette “İnkâr Edenlere Gelince, Onlara Dünyada da Ahirette de Şiddetli Bir Azap Edeceğim ve Onların Hiçbir Yardımcısı Olmayacaktır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan bazen gerçeği reddetmenin yalnızca düşünsel bir tercih olduğunu sanır; Âl-i İmrân 56 ise bilinçli inkârın, zulmün ve hakikate karşı kurulan düşmanlığın ahlaki sonuçları bulunduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 56. ayetinde şöyle buyrulur:


“İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da ahirette de şiddetli bir azap edeceğim. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.”


Bu ayet, bir önceki ayette Hz. Îsâ’ya verilen ilahî güvencenin devamıdır.


  1. ayette Allah:

Hz. Îsâ’yı koruyacağını,


onu yükselteceğini,


inkâr edenlerden arındıracağını,


ona gerçekten uyanları kıyamete kadar üstün bir konumda tutacağını


bildirmişti.


  1. ayette ise anlatının diğer tarafına geçilir:

Hakikate karşı bilinçli biçimde direnenlerin sonucu.


Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta şudur:


Ayet sıradan bir:


şüpheyi,


soru sormayı,


bilgi eksikliğini


değil; bağlam içinde Hz. Îsâ’ya karşı inkâr, düşmanlık ve tuzak kurma çizgisini takip eden ciddi bir reddedişi konu edinmektedir.


1️⃣ “İnkâr Edenler” Kimlerdir ❓


Ayette:


“ellezîne keferû”


ifadesi kullanılır.


Bu ifade genel olarak:


inkâr edenler,


hakikati reddedenler


anlamına gelir.


Ancak ayeti bağlamından koparmamak gerekir.


Bir önceki ayetlerde Hz. Îsâ’ya karşı:


inkâr,


muhalefet,


tuzak kurma


anlatılmıştı.


Dolayısıyla burada yalnızca teorik olarak:


“Ben ikna olmadım.”


diyen bir insan tipi değil, hakikate karşı ciddi bir düşmanlık geliştiren tutum da bağlamın içindedir.


2️⃣ Her İnançsız İnsan Bu Ayette Aynı Şekilde mi Değerlendirilir ❓


Ayetin lafzı genel görünse de Kur’an’ın bütünündeki hesap anlayışı:


bilgi,


niyet,


imkân,


davranış,


insanın gerçeğe nasıl ulaştığı


gibi unsurlarla birlikte değerlendirilir.


Bu nedenle insanlar hakkında tek tek:


“Şu kişi kesin şu azaba uğrayacaktır.”


şeklinde hüküm vermek insana ait değildir.


Nihai hüküm:


Allah’a aittir.


Kur’an’ın uyarısı ciddi olsa da insanın görevi Allah adına bireysel ahiret kararları dağıtmak değildir.


3️⃣ “Şiddetli Bir Azap” İfadesi Neden Kullanılıyor ❓


Ayette:


“azâben şedîdâ”


ifadesi vardır.


Yani:


“şiddetli bir azap.”


Bu ifade suçun ahlaki ağırlığına dikkat çeker.


Bağlamda yalnızca pasif bir fikir ayrılığı yoktur.


Bir peygambere karşı:


inkâr,


düşmanlık,


tuzak


vardır.


Kur’an’ın adalet anlayışında bilinçli kötülük ile masum hata aynı düzeyde değerlendirilmez.


4️⃣ “Dünyada da” Azap Ne Anlama Gelir ❓


Ayet:


“fi’d-dünyâ”


yani:


“dünyada”


ifadesini kullanır.


Bu, ilahî karşılığın yalnızca ahirete bırakılmadığını gösterir.


Dünyadaki karşılık:


toplumsal çöküş,


yenilgi,


itibar kaybı,


tarihsel sonuçlar


gibi biçimlerde yorumlanmıştır.


Fakat her dünya sıkıntısını otomatik olarak:


“Allah’ın cezası”


diye etiketlemek doğru değildir.


5️⃣ Bir İnsan Hastalandığında veya Fakirleştiğinde “Allah Onu Cezalandırıyor” Denebilir mi ❓


Hayır, böyle bir sonuç çıkarılamaz.


Çünkü peygamberler bile:


hastalık,


yoksulluk,


sürgün,


kayıp


yaşamıştır.


Dolayısıyla dünyadaki sıkıntı:


her zaman ilahî ceza


anlamına gelmez.


Bir insanın başına kötü bir olay geldiğinde:


“Demek ki Allah onu cezalandırıyor.”


demek hem dinî hem ahlaki açıdan son derece sorunlu olabilir.


Âl-i İmrân 56’daki dünya azabı belirli bir ilahî hüküm bağlamındadır.


6️⃣ Dünyadaki Ceza Nasıl Gerçekleşebilir ❓


Bazen kötülük kendi sonucunu üretir.


Bir toplum:


adaleti yok ederse,


yalanı normalleştirirse,


güveni kaybederse,


zulmü sistem hâline getirirse


zamanla kendi düzenini de çürütebilir.


Bu açıdan bazı “cezalar”:


ahlaki bozulmanın doğal tarihsel sonuçları


şeklinde düşünülebilir.


Kur’an birçok toplum kıssasında bu ilişkiye dikkat çeker.


7️⃣ Ahiretteki Azap Neden Ayrıca Belirtiliyor ❓


Çünkü dünya adaleti tamamlanmış değildir.


Bazı zalimler:


ceza görmeden ölebilir.


Bazı mazlumlar:


haklarını alamadan hayatlarını tamamlayabilir.


Bazı suçlar:


hiç ortaya çıkmayabilir.


Kur’an’ın ahiret anlayışı tam burada devreye girer:


Dünyada kapanmayan hesapların nihai olarak kapanacağı bir adalet alanı vardır.


Bu nedenle:


“dünyada ve ahirette”


ifadesi adaletin iki düzeyini birlikte gösterir.


8️⃣ Ahiret Olmadan Tam Adalet Mümkün müdür ❓


Bu felsefi olarak çok önemli bir sorudur.


Dünya tarihine bakıldığında:


sayısız insan öldürülmüş,


işkence görmüş,


malları alınmış,


hakları gasp edilmiş


ve failleri hiçbir gerçek hesap vermeden ölmüştür.


Eğer ölüm her şeyi kesin biçimde bitiriyorsa:


bazı adaletsizlikler sonsuza kadar düzeltilmeden kalır.


Kur’an’ın ahiret öğretisi:


ahlaki hesabın ölümle sona ermediğini


savunur.


9️⃣ Sonsuz veya Çok Ağır Azap ile Sınırlı İnsan Günahı Arasında Adalet Nasıl Düşünülmelidir ❓


Bu, din felsefesinin en zor sorularından biridir.


İslam düşüncesinde farklı açıklamalar yapılmıştır.


Azabın ağırlığı:


yalnızca fiilin kaç dakika sürdüğüyle değil,


kişinin niyeti,


hakikate karşı yönelişi,


zulmü,


ısrarı


ile ilişkilendirilmiştir.


Ancak ilahî adaletin mahiyeti konusunda insanın sınırlı bilgisini de kabul etmek gerekir.


Kur’an aynı Allah’ı hem:


adil


hem:


merhametli


olarak tanımlar.


🔟 Tövbe Eden Bir İnsan Bu Uyarının Dışına Çıkabilir mi ❓


Kur’an’ın genel öğretisine göre samimi tövbe kapısı açıktır.


İnsan:


inkâr etmiş,


günah işlemiş,


yanlış yapmış


olabilir.


Ama hayattayken:


pişman olup,


hakikate dönüp,


davranışını değiştirebilir.


Bu nedenle tehdit ayetleri:


“Bir hata yaptın, artık bitti.”


demek değildir.


Aksine çoğu zaman insanı:


dönmeye


çağıran uyarılardır.


1️⃣1️⃣ “Onların Hiçbir Yardımcısı Olmayacaktır” Ne Demektir ❓


Ayetin sonunda:


“ve mâ lehum min nâsirîn”


denir.


Yani:


“Onların hiçbir yardımcıları olmayacaktır.”


Bu ifade ahirette insanın:


servetinin,


siyasi gücünün,


çevresinin,


statüsünün


Allah’ın hükmüne karşı bağımsız bir koruma sağlayamayacağını anlatır.


Dünyada güçlü görünen insan:


ahirette kendi ameliyle karşı karşıya kalır.


1️⃣2️⃣ Neden İnsan Dünyada Yardımcılarına Fazla Güvenir ❓


Çünkü dünya hayatında bağlantılar gerçekten işe yarayabilir.


Para:


avukat tutabilir.


Makam:


insanları etkileyebilir.


Çevre:


kapılar açabilir.


Güç:


hesap vermeyi geciktirebilir.


İnsan zamanla şöyle düşünebilir:


“Bana hiçbir şey olmaz.”


Kur’an’ın ahiret fikri bu yanılsamayı parçalar.


Orada nihai adalet:


torpil kabul etmez.


1️⃣3️⃣ Şefaat Kavramı Bu Ayetle Çelişir mi ❓


Hayır, çünkü Kur’an’daki şefaat anlayışı da:


Allah’ın iznine


bağlıdır.


Hiç kimse Allah’a rağmen:


birini zorla kurtaran,


Allah’ın hükmünü bozan


bağımsız bir güç değildir.


Dolayısıyla:


“yardımcı yoktur”


ifadesi Allah’a karşı bağımsız kurtarıcı olmadığını vurgular.


Varsa şefaat dahi:


Allah’ın izin ve hükmü içindedir.


1️⃣4️⃣ Dinî Kimlik İnsanı Otomatik Olarak Kurtarır mı ❓


Kur’an’ın genel yaklaşımı buna karşı uyarır.


Bir insan:


Müslüman,


Yahudi,


Hristiyan


etiketi taşıyabilir.


Ama yalnızca etikete güvenmek ahlaki hesabı ortadan kaldırmaz.


Âl-i İmrân’ın önceki ayetlerinde de:


dini kimliğe dayanarak kendisini güvende gören anlayış


eleştirilmişti.


Kur’an sürekli olarak:


iman + ahlak + sorumluluk


bağını öne çıkarır.


1️⃣5️⃣ Bu Ayet İnsanları Korkutmak İçin mi İndirilmiştir ❓


Uyarı boyutu açıktır.


Fakat Kur’an’daki korku dili tek başına değildir.


Aynı metinde:


rahmet,


bağışlanma,


tövbe,


cennet,


umut


da vardır.


Uyarının amacı insanı psikolojik olarak ezmek değil:


ahlaki sonuçların gerçekliğini ciddiye almaya çağırmaktır.


Nasıl hukukta cezanın bildirilmesi yalnız korkutma değil sorumluluk oluşturuyorsa, ahiret uyarısı da benzer bir ahlaki işlev taşır.


1️⃣6️⃣ 55. ve 56. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Denge Ortaya Çıkar ❓


  1. ayette:

Hz. Îsâ’nın korunması,


yükseltilmesi,


ona uyanların desteklenmesi


vardı.


  1. ayette:

inkâr edenlerin hesabı


vardır.


Böylece iki yol karşılaştırılır:


Hakikate bağlılık


ve


hakikate karşı düşmanlık.


Kur’an yalnızca:


“İyiler kazanacak.”


demiyor.


Aynı zamanda:


kötülüğün hesabı da olacaktır


diyor.


Bu, ilahî adalet fikrinin iki yönüdür.


1️⃣7️⃣ Bir İnsanın Yanlış İnancı ile Kötü Ahlakı Aynı Şey midir ❓


Her zaman aynı şey değildir.


Bir insan yanlış bir kanaate:


bilgi eksikliği,


yanlış eğitim,


kültürel çevre


nedeniyle ulaşmış olabilir.


Başka biri ise hakikati bildiği hâlde:


çıkar,


kibir,


nefret


nedeniyle bilinçli biçimde reddedebilir.


Kur’an’ın hesabı yalnız dış etiketi değil:


kalbi, bilgiyi, niyeti ve davranışı


da kapsayan ilahî bir yargı olarak sunulur.


Bu nedenle insanlar hakkında basit formüllerle ahiret hükmü vermek doğru değildir.


1️⃣8️⃣ Cezadan Söz Eden Ayetler Mümini Başkalarını Yargılamaya mı, Kendisini Sorgulamaya mı Götürmelidir ❓


Öncelikle kendisini sorgulamaya götürmelidir.


İnsan tehdit ayetini okuyup hemen:


“Bu başkaları için.”


diyebilir.


Ama daha verimli soru şudur:


Ben hakikati bildiğim hâlde çıkarım için reddettiğim şeyler var mı?


Haksızlığımı savunuyor muyum?


Yanlış olduğumu gördüğümde geri dönebiliyor muyum?


Kibir yüzünden gerçeği kabul etmekte zorlanıyor muyum?


Kur’an’ın uyarısı başkasının cehennemini hesaplamaktan önce:


kendi ahlakımızı düzeltmeye


çağırmalıdır.


1️⃣9️⃣ İnsan Dünyada Bütün Hesaplardan Kaçabilse Bile Kendi Yaptıklarının Nihai Sonucundan Kaçabilir mi ❓


Âl-i İmrân 56’nın insanın önüne bıraktığı en ağır sorulardan biri budur.


Dünyada bazı insanlar gerçekten çok güçlü olabilir.


Mahkemeden kaçabilir.


Delilleri yok edebilir.


İnsanları susturabilir.


Parasıyla sorun çözebilir.


Kendisine dokunulmasını engelleyebilir.


Ve yıllar içinde şu duyguyu geliştirebilir:


“Ben hesap vermem.”


Kur’an’ın ahiret öğretisi tam da bu noktada insanın karşısına çıkar:


Dünyadaki dokunulmazlık, varoluşsal dokunulmazlık değildir.


Bir insan herkesten kaçabilir.


Ama Kur’an’a göre:


Allah’ın bilgisinden kaçamaz.


İnsanları kandırabilir.


Ama kendi amelinin hakikatini değiştiremez.


Bu nedenle ayetin:


“Onların hiçbir yardımcıları olmayacaktır.”


cümlesi yalnızca korkutucu bir tehdit değildir.


Aynı zamanda mazlum açısından güçlü bir adalet vaadidir.


Çünkü dünyada:


parası olmayanın avukatı olmayabilir.


gücü olmayanın sesi duyulmayabilir.


öldürülen insan kendisini savunamayabilir.


Ama Kur’an der ki:


Hesap burada bitmiyor.


Bu aynı zamanda güçlü insan için büyük bir uyarıdır:


Bugün seni koruyan insanlar olabilir.


Makamın olabilir.


Servetin olabilir.


Çevren olabilir.


Ama bunların hiçbirinin Allah’ın adaletine karşı bağımsız gücü yoktur.


Ve belki Âl-i İmrân 56’nın insana bıraktığı en temel soru şudur:


Bugün yaptıklarımızın hesabını bir gün hiçbir bağlantımızın, ünvanımızın ve gücümüzün bizi koruyamayacağı bir yerde tek başımıza vermek zorunda kalsaydık, yine aynı hayatı yaşar mıydık?


“Dünyada insanın gücü onu bir süre hesaptan koruyabilir; fakat Âl-i İmrân 56, hiçbir makamın, servetin ve bağlantının nihai adaletin önünde sonsuz bir sığınak olamayacağını hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt