Âl-i İmrân Suresi 84. Ayette “Allah’a, Bize İndirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Torunlarına İndirilene; Musa’ya, Îsâ’ya ve Peygamberlere Rablerinden Verilene İman Ettik. Onlardan Hiçbiri Arasında Ayrım Yapmayız” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikatin kaynağı bir ise, Allah’ın gönderdiği gerçek elçileri birbirine karşı kullanmak da anlamını kaybeder. Âl-i İmrân 84, imanı tek bir peygambere kapanmak değil, aynı ilahî kaynaktan gelen bütün peygamberlik zincirini kabul etmek olarak tanımlar.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 84. ayetinde şöyle buyrulur:
“De ki: Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene; Musa’ya, Îsâ’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayız. Biz yalnız O’na teslim olanlarız.”
Bu ayet, 81-83. ayetlerde anlatılan peygamberlik zincirinin adeta iman bildirgesidir.
- ayette peygamberlerden birbirlerini doğrulayan elçilere iman etmeleri için söz alınmıştı.
- ayette bütün varlığın Allah’a teslim olduğu ifade edilmişti.
- ayette ise Hz. Muhammed’e ve müminlere:
“Biz neye inanıyoruz?”
sorusunun cevabı verilir.
Cevap yalnız:
“Kur’an’a inanıyoruz.”
değildir.
Allah’a,
Kur’an’a,
İbrahim’e,
İsmail’e,
İshak’a,
Yakub’a,
İsrailoğullarının peygamberlik mirasına,
Musa’ya,
Îsâ’ya
ve bütün gerçek peygamberlere verilen vahye iman ilan edilir.
Bu yönüyle ayet İslam’ın peygamberlik anlayışını tek bir cümlede özetler:
Kaynak birdir, peygamberler çoktur, teslimiyet Allah’adır.
“De ki: Allah’a İman Ettik” İfadesi Neden İlk Sıradadır
Çünkü bütün peygamberlik zincirinin merkezi Allah’tır.
İman:
önce peygamberden
değil;
Allah’tan
başlar.
Peygambere iman edilmesinin sebebi de onun:
Allah’ın elçisi
olmasıdır.
Bu nedenle İslam’da peygamberlik bağımsız kutsallık değil:
Allah’a bağlı bir elçilik makamıdır.
“Bize İndirilene İman Ettik” Ne Demektir
Burada:
Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an
kastedilir.
Müslüman kendi vahyini kabul eder.
Ancak ayet hemen bununla yetinmez.
Ardından önceki peygamberlere verilen vahiyleri de sıralar.
Bu son derece önemlidir.
Kur’an:
“Sadece bize gelen doğrudur, geçmişte hiçbir vahiy olmadı.”
demez.
Tam tersine:
kendini daha eski vahiy zincirinin devamında konumlandırır.
İbrahim Neden İlk Büyük İsimlerden Biri Olarak Anılıyor
Çünkü Âl-i İmrân’ın önceki ayetlerinde Hz. İbrahim’in kimliği uzun biçimde tartışılmıştı.
Kur’an onu:
Yahudi,
Hristiyan
etiketlerinden önce;
hanîf ve Allah’a teslim olmuş
bir peygamber olarak tanımlamıştı.
- ayette Hz. İbrahim tekrar anılarak İslam’ın kendisini:
İbrahimî tevhid geleneğinin devamı
olarak gördüğü gösterilir.
İsmail’in Özellikle Anılması Neden Önemlidir
Hz. İsmail:
Hz. İbrahim’in oğullarından biridir.
İslam geleneğinde Hz. Muhammed’in soyunun İsmail üzerinden İbrahim’e bağlandığı kabul edilir.
Kâbe geleneğinde de:
İbrahim ve İsmail
birlikte anılır.
Dolayısıyla İsmail’in zikredilmesi:
Arap peygamberlik çizgisini
İbrahimî vahiy geleneğinin dışına değil,
içine
yerleştirir.
İshak ve Yakub’un Anılması Ne Gösterir
Hz. İshak:
Hz. İbrahim’in oğludur.
Hz. Yakub ise:
İshak’ın oğludur.
Yakub aynı zamanda:
İsrail
adıyla da ilişkilendirilir.
İsrailoğullarının birçok peygamberi bu soy çizgisi içinden gelmiştir.
Kur’an bu isimleri kabul ederek:
Musa ve Îsâ’nın içinde bulunduğu peygamberlik geleneğini de
İslam’ın vahiy anlayışının bir parçası olarak kabul eder.
Ayetteki “Esbât” Kimlerdir
Arapçada:
“el-esbât”
ifadesi geçer.
Bu kelime genellikle:
Hz. Yakub’un soyundan gelen kollar,
İsrailoğullarının kabileleri
ve bu çizgi içinde bulunan peygamberlik mirası
ile ilişkilendirilir.
“Torunlar” şeklinde çevrildiği de olur.
Buradaki ana fikir:
vahyin yalnız birkaç büyük peygamberle sınırlı olmadığıdır.
Allah tarih boyunca:
çok sayıda elçi
göndermiştir.
Musa’ya İman Etmek Müslüman İçin Neden Zorunludur
Çünkü Kur’an Hz. Musa’yı:
Allah’ın büyük peygamberlerinden biri
olarak tanır.
Musa’ya iman etmeyen bir kişi Kur’an’ın peygamberlik anlayışını bütünüyle kabul etmiş olmaz.
Bu nedenle Müslümanın Musa’ya bakışı:
yabancı bir dinin kurucusu
bakışı değildir.
O:
Allah’ın peygamberidir.
Bu, İslam ile Yahudi vahiy geleneği arasında önemli tarihsel-teolojik bağlardan biridir.
Hz. Îsâ’ya İman Etmek de İslam İnancının Bir Parçası mıdır
Evet.
Hz. Îsâ:
Kur’an’da açıkça peygamber,
Mesih,
Allah’ın kelimesiyle ilişkili olağanüstü yaratılışa sahip bir elçi
olarak anlatılır.
Müslüman:
Hz. Îsâ’yı reddedemez.
Fakat onu:
ilah
olarak da görmez.
Dolayısıyla İslam’ın Îsâ anlayışı iki şeyi aynı anda söyler:
Îsâ’yı yüceltir.
Ama:
ilahlaştırmaz.
“Peygamberlere Rablerinden Verilene İman Ettik” Ne Anlama Gelir
Ayet burada tek tek bütün peygamberlerin isimlerini saymaz.
Daha genel bir ifade kullanır:
“Peygamberlere Rablerinden verilenler.”
Bu çok kapsayıcıdır.
Kur’an’da ismi geçen peygamberler vardır.
İsmi geçmeyen peygamberlerin de bulunduğu belirtilir.
Dolayısıyla Müslüman:
yalnız bildiği birkaç peygambere değil;
Allah’ın gerçekten gönderdiği:
bütün peygamberlere
iman eder.
“Onlardan Hiçbiri Arasında Ayrım Yapmayız” Ne Demektir
Bu ifade çok dikkatli anlaşılmalıdır.
Buradaki ayrım yapmamak:
bazı peygamberlere inanıp bazılarını reddetmemek
demektir.
Yani:
Musa’yı kabul edip Îsâ’yı reddetmek,
Îsâ’yı kabul edip Muhammed’i reddetmek,
bir peygamberi Allah’ın elçisi sayarken diğer gerçek peygamberi inkâr etmek
Kur’an’ın bütüncül peygamberlik anlayışıyla bağdaşmaz.

“Hiç Ayrım Yapmayız” Bütün Peygamberlerin Derecesi Tamamen Aynıdır mı Demektir
Hayır.
Bu önemli bir nüanstır.
Kur’an başka ayetlerde Allah’ın bazı peygamberleri:
diğerlerinden üstün kıldığını
bildirir.
Dolayısıyla:
iman bakımından ayrım yapmamak
ile
derece bakımından hiçbir farklılık olmadığını söylemek
aynı şey değildir.
Müslüman bütün peygamberleri kabul eder.
Ama onların görevleri,
mucizeleri,
tarihsel rolleri,
dereceleri
aynı olmak zorunda değildir.

Peygamberleri Birbirine Karşı Kullanmak Neden Kur’an’ın Mantığına Aykırıdır
Çünkü hepsinin kaynağı:
aynı Allah’tır.
Bir insan:
“Ben Musa’yı seviyorum, o yüzden Îsâ’yı reddediyorum.”
derse;
Kur’an açısından Musa’nın getirdiği Allah’a sadakat ile çelişmiş olur.
Aynı şekilde:
bir peygamberi başka bir gerçek peygambere düşmanlık aracı hâline getirmek
vahyin birliğini bozar.
Peygamberler:
rakip markalar
değildir.
Aynı ilahî çağrının farklı dönemlerdeki elçileridir.

Bütün Peygamberlerin Temel Mesajı Aynı mıydı
Kur’an perspektifinde temel merkez aynıdır:
Allah’a kulluk.
Şirkten uzaklaşmak.
Ahlaki sorumluluk.
İlâhî hesaba hazırlanmak.
Ancak şeriatların ayrıntıları:
toplumlara,
zamanlara,
şartlara
göre farklılaşabilir.
Bu yüzden:
temel dinî hakikat
ile
tarihsel hukukî düzenlemeler
birbirinden ayrılmalıdır.

Farklı Şeriatlar Varsa Peygamberlerin Dini Nasıl Bir Olabilir
Çünkü birlik:
her ayrıntının birebir aynı olması
anlamına gelmez.
Örneğin farklı peygamberlerin toplumlarında:
ibadet biçimlerinin bazı ayrıntıları,
helal-haram hükümlerinin bazıları,
toplumsal düzenlemeler
farklı olabilir.
Ama temel yön:
tek Allah’a teslimiyet
olarak kalabilir.
Kur’an’ın vahiy tarihini birleştiren merkez budur.

Bu Ayet Dinler Arası Diyalog Açısından Neden Çok Önemlidir
Çünkü Müslümana diğer vahiy geleneklerinin merkezindeki büyük peygamberlere:
saygı göstermeyi
emreden bir inanç zemini sunar.
Musa’ya hakaret eden biri:
yalnız Yahudilerin kutsal şahsiyetine hakaret etmiş olmaz;
Müslümanın da iman ettiği bir peygambere saygısızlık etmiş olur.
Aynı şekilde Hz. Îsâ ve Hz. Meryem:
İslam’ın kendi kutsal anlatısının içindedir.
Bu ortaklık:
teolojik farklılıkları yok etmez.
Ama:
saygılı konuşma için güçlü bir zemin
oluşturur.

Ayet “Bütün Dinler Bugünkü Hâlleriyle Aynıdır” mı Diyor
Hayır.
Ayetin söylediği bu değildir.
Kur’an:
bütün gerçek peygamberlerin Allah tarafından gönderildiğini
savunur.
Bu:
tarih içinde oluşmuş bütün dinî doktrinlerin,
bütün yorumların,
bütün mezheplerin
eşit biçimde doğru olduğu
anlamına gelmez.
Kur’an aynı zamanda kendi teolojik eleştirilerini de açıkça ortaya koyar.
Dolayısıyla:
peygamberlerin kaynağının birliği
ile
bütün sonraki dinî yorumların eşit doğruluğu
karıştırılmamalıdır.

“Biz O’na Teslim Olanlarız” İfadesi Neden Ayetin Sonunda Geliyor
Ayet bütün peygamberleri saydıktan sonra tekrar merkeze döner:
Allah’a teslimiyet.
Bu çok anlamlıdır.
Müslüman:
İbrahim’e inanır.
Musa’ya inanır.
Îsâ’ya inanır.
Muhammed’e inanır.
Ama nihai kulluğu:
hiçbirine değil Allah’a
yöneltir.
Peygamberler yol gösterir.
Yolun nihai hedefi:
Allah’tır.

Bu Ayet Dini Kabileciliği Nasıl Sorgular
Dinî kabilecilik şöyle düşünür:
“Bizim peygamberimiz en önemlidir; diğerlerinin bize bir anlamı yoktur.”
Kur’an ise mümine çok daha geniş bir tarih bilinci verir.
Sen yalnız:
tek bir toplumun,
tek bir çağın
manevi hikâyesine bağlı değilsin.
İbrahim’in,
Musa’nın,
Îsâ’nın
ve diğer peygamberlerin tevhid mirasını da kabul ediyorsun.
Bu, imanı:
dar grup aidiyetinden çıkarıp
insanlığın uzun vahiy tarihine
yerleştirir.

Gerçekten Allah’a İnanıyorsak, Hakikati Getiren Peygamberi Kendi Grubumuzdan Olmadığı İçin Reddedebilir miyiz
Âl-i İmrân 84’ün insanın önüne koyduğu en derin soru budur.
İnsan çoğu zaman:
kişilere,
isimlere,
gruplara
bağlanır.
Bir peygamberi sever.
Bir geleneğe alışır.
Sonra başka bir elçi geldiğinde:
“Bu bizden değil.”
diyebilir.
Fakat Kur’an’ın peygamberlik mantığı bunu tersine çevirir.
Eğer gerçekten:
Allah’a
inanıyorsan;
Allah’ın gönderdiği gerçek elçiyi:
ırkı,
dili,
coğrafyası,
soyu
nedeniyle reddedemezsin.
Çünkü peygamberin kimliği:
onu gönderen Allah’tan
daha önemli değildir.
Bu nedenle ayet:
İbrahim,
İsmail,
İshak,
Yakub,
Musa,
Îsâ
ve diğer peygamberleri
tek bir iman cümlesinde birleştirir.
Aralarındaki tarihsel farklılıkları silmeden;
kaynaklarının aynı olduğunu ilan eder.
Sonra bütün bu isimlerden sonra insanın yönünü yeniden düzeltir:
“Biz O’na teslim olanlarız.”
Dikkat edilirse:
“Biz peygamberlere teslim olanlarız.”
denmez.
Peygamberlere iman edilir.
Onlara uyulur.
Ama teslimiyetin nihai merkezi:
Allah’tır.
Belki bu ayetin bugüne bıraktığı en büyük ders şudur:
Hakikati şahıslarla özdeşleştirirsek şahıslar bizi bölebilir.
Ama peygamberlerin arkasındaki ortak kaynağı görürsek:
vahiy tarihinin büyük birliğini fark ederiz.
Ve belki en zor soru şudur:
Biz Allah’a mı bağlıyız, yoksa Allah’a bağlılığımızı bile yalnız kendi grubumuzun isimleri üzerinden mi yaşayabiliyoruz?
“Peygamberler farklı çağlarda konuşmuş olabilir; fakat Kur’an onların hakiki mesajlarını tek kaynağa bağlar. Âl-i İmrân 84, mümine yalnız kendi peygamberini değil, Allah’ın bütün gerçek elçilerini kabul etmeyi ve sonunda kulluğu yalnız Allah’a yöneltmeyi öğretir.”
Ersan Karavelioğlu