📖 Âl-i İmrân Suresi 85. Ayette “Kim İslâm’dan Başka Bir Din Ararsa Ondan Asla Kabul Edilmeyecek ve O Ahirette Kaybedenlerden Olacaktır” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,040
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 85. Ayette “Kim İslâm’dan Başka Bir Din Ararsa Ondan Asla Kabul Edilmeyecek ve O Ahirette Kaybedenlerden Olacaktır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan hakikati kendi arzusuna göre yeniden adlandırabilir; fakat isimlerin değişmesi hakikatin ölçüsünü değiştirmez. Âl-i İmrân 85, teslimiyetin yalnız bir kimlik etiketi değil, Allah’ın iradesine yönelmiş bütüncül bir hayat tercihi olduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 85. ayetinde şöyle buyrulur:


“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.”


Bu ayet, bir önceki ayetin doğrudan devamıdır.


  1. ayette:

Allah’a,


Kur’an’a,


İbrahim’e,


İsmail’e,


İshak’a,


Yakub’a,


Musa’ya,


Îsâ’ya


ve bütün gerçek peygamberlere verilen vahye iman edildiği açıklanmıştı.


Ayetin sonunda ise:


“Biz yalnız O’na teslim olanlarız.”


denilmişti.


  1. ayet şimdi bu teslimiyet fikrini kesin bir ilkeye bağlar:

Allah’a teslimiyetin dışında başka bir nihai kulluk yolu arayan kişinin seçimi kabul edilmeyecektir.


Buradaki en önemli meselelerden biri şudur:


“İslâm” kelimesi burada yalnız bir toplumsal kimlik adı mıdır, yoksa daha temel anlamıyla Allah’a teslimiyet midir?


Ayetin derinliği tam da bu soruda ortaya çıkar.


1️⃣ “Kim İslâm’dan Başka Bir Din Ararsa” Ne Demektir ❓


Ayette:


“ve men yebteği gayra’l-İslâmi dînen”


ifadesi kullanılır.


Yaklaşık anlamıyla:


“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa…”


Buradaki:


“yebteği”


kelimesi:


aramak,


istemek,


tercih etmek,


kendine yol edinmek


anlamlarını taşır.


Dolayısıyla ayet rastlantısal bilgisizlikten çok:


bilinçli yöneliş ve tercih


boyutuna dikkat çeker.


2️⃣ Buradaki “İslâm” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓


“İslâm” kelimesinin kökü:


s-l-m


köküdür.


Temel anlam alanında:


teslim olmak,


boyun eğmek,


barış ve selametle ilişki


bulunur.


Kur’an bağlamında İslâm:


Allah’a teslimiyet


demektir.


Tarihsel anlamda ise Hz. Muhammed’e indirilen son vahiy etrafında oluşan dinin özel adı hâline gelmiştir.


Bu ayette iki anlam birbirinden tamamen kopuk değildir.


Çünkü bir önceki ayette:


“Biz O’na teslim olanlarız.”


ifadesi bulunur.


3️⃣ Ayet Sadece “Müslüman Etiketi Taşıyan Kurtulur” mu Diyor ❓


Hayır, ayeti yalnız kimlik kartına indirgemek eksik olur.


Bir insan kendisine:


“Müslümanım.”


diyebilir.


Ama:


Allah’a karşı kibirli olabilir,


adaletsizlik yapabilir,


kul hakkı yiyebilir,


hakikati bilinçli biçimde reddedebilir.


Kur’an’ın İslâm anlayışı yalnız:


isim taşımak


değildir.


Teslimiyet:


iman,


ahlak,


sorumluluk,


kulluk


ile ilgilidir.


Dolayısıyla ayetin merkezinde yalnız sosyolojik etiket değil:


Allah’a gerçek teslimiyet


vardır.


4️⃣ Bu Ayet İslâm’ın Tek Hak Din Olduğunu mu Söylüyor ❓


Kur’an’ın kendi teolojik perspektifinden evet.


Ayet son derece açık biçimde:


Allah’a teslimiyetin dışında aranan başka bir dinin:


kabul edilmeyeceğini


bildirir.


Bu, İslâm’ın kendi hakikat iddiasıdır.


Fakat bu iddiayı doğru anlamak gerekir.


Kur’an’a göre İslâm:


yalnız Hz. Muhammed döneminde ortaya çıkmış tamamen kopuk bir din değildir.


İbrahim,


Musa,


Îsâ


gibi peygamberlerin gerçek tevhid ve teslimiyet çizgisi de aynı temel ilahî yolun parçalarıdır.


5️⃣ O Hâlde Önceki Peygamberlerin Takipçileri Ne Olacak ❓


Kur’an’ın kendi tarihsel mantığında insanlar:


kendilerine ulaşan gerçek vahiyden


ve kendi dönemlerindeki ilahî yükümlülükten


sorumludurlar.


Hz. Musa döneminde gerçek biçimde Musa’ya uyan kişi:


Allah’a teslimiyet içindeydi.


Hz. Îsâ döneminde gerçek biçimde Îsâ’ya uyan kişi de:


Allah’a teslimiyet içindeydi.


Kur’an’ın iddiasına göre Hz. Muhammed geldikten ve mesajı gerçek biçimde ulaştıktan sonra ilahî vahiy zincirinin bu son halkası da kabul edilmelidir.


Bu nedenle mesele:


peygamberleri birbirine karşı seçmek


değil;


Allah’ın gönderdiği hakikatin tamamına teslim olmaktır.


6️⃣ Bir İnsan İslâm Mesajını Hiç Duymamışsa Bu Ayet Ona Nasıl Uygulanır ❓


Bu, klasik İslam düşüncesinde uzun biçimde tartışılmış önemli bir meseledir.


Bir insanın:


İslâm’dan hiç haberdar olmaması,


çok çarpıtılmış bir biçimini duyması,


gerçek mesajla hiç karşılaşmaması


ile;


mesajı açıkça öğrenip bilinçli biçimde reddetmesi


aynı epistemik durumda değildir.


Nihai hüküm:


insanın ne bildiğini,


neye erişebildiğini,


niyetini,


şartlarını


eksiksiz bilen Allah’a aittir.


Bu nedenle Müslümanın görevi tek tek insanların ahiret hükmünü kesin biçimde dağıtmak değildir.


7️⃣ “Ondan Asla Kabul Edilmeyecek” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“fe-len yukbele minh”


denir.


Yani:


“Ondan kabul edilmeyecektir.”


Buradaki kabul:


Allah katında dinî yönelişin geçerli kabul edilmesi


anlamındadır.


Ayet, insanın:


Allah’a teslimiyet dışında


kendi oluşturduğu bağımsız bir nihai kulluk sistemini


Allah’a eşdeğer biçimde sunamayacağını ifade eder.


Başka bir deyişle:


Hakikatin ölçüsünü insan belirlemez.


8️⃣ İyi İnsan Olmak Tek Başına Yeterli midir ❓


Bu soru son derece önemlidir.


Kur’an:


ahlakı çok güçlü biçimde önemser.


Adalet,


merhamet,


emanet,


dürüstlük


temel değerlerdir.


Fakat Kur’an’ın dini yalnız ahlaki hümanizme indirgenmez.


İman ve kulluk da merkezîdir.


Bu nedenle:


“Ben iyi bir insanım, Allah’la ilişkim önemli değil.”


yaklaşımı Kur’an’ın tam din anlayışıyla örtüşmez.


Aynı şekilde:


“Ben inanıyorum, ahlak önemli değil.”


yaklaşımı da örtüşmez.


Kur’an:


iman + teslimiyet + salih amel


bütünlüğü kurar.


9️⃣ Sadece İnanmak Yeterli midir ❓


Kur’an’ın genel yapısında iman:


davranışla


ilişkilidir.


İman edip sürekli:


zulmeden,


aldatan,


haksızlık yapan


bir insan için sırf dilsel kimlik yeterli görülmez.


Bu nedenle İslâm:


sadece:


“Ben kabul ediyorum.”


demek değildir.


Aynı zamanda:


“Hayatımı bu kabulün sorumluluğuyla yaşamaya çalışıyorum.”


demektir.


🔟 “Din Aramak” İnsan Özgürlüğünü Gösterir mi ❓


Evet.


Ayet insanın:


arayabildiğini,


tercih edebildiğini


varsayar.


Bu, insanın iradesini gösterir.


İnsan farklı dünya görüşlerini inceleyebilir.


Sorular sorabilir.


İnanabilir veya reddedebilir.


Fakat Kur’an özgürlük ile sonucu birbirinden ayırır.


İnsan seçmekte özgür olabilir.


Ama her seçimin:


doğruluk değeri ve sonucu aynı olmak zorunda değildir.


1️⃣1️⃣ “Bütün Dinler Aynı Yere Çıkar” Düşüncesi Bu Ayetle Bağdaşır mı ❓


Kur’an’ın kendi teolojik çerçevesinden bakıldığında hayır.


Ayet:


“Hangi din olursa olsun fark etmez.”


demez.


Tam tersine:


Allah’a teslimiyetin:


nihai ölçü


olduğunu söyler.


Bu, başka dinlerin içinde hiçbir doğru, ahlaki veya vahiy kökenli unsur olmadığı anlamına gelmez.


Kur’an özellikle Yahudilik ve Hristiyanlıkla ciddi ortaklıklar kabul eder.


Ancak teolojik farklılıkların:


önemsiz olduğunu


söylemez.


1️⃣2️⃣ Dinler Arası Saygı ile “Bütün İnançlar Eşit Derecede Doğrudur” Demek Aynı Şey midir ❓


Hayır.


Bir Müslüman:


başka dinden insana saygı gösterebilir.


Onun:


canını,


malını,


onurunu,


özgürlüğünü


koruyabilir.


Onunla:


dostluk,


ticaret,


komşuluk


kurabilir.


Bunların hiçbiri:


“Bütün teolojik iddialar aynı anda eşit derecede doğrudur.”


demeyi gerektirmez.


Saygı:


hakikat iddiasından vazgeçmek değildir.


Hakikat iddiası da:


insana zulmetme hakkı vermez.


1️⃣3️⃣ Bu Ayet Zorla Din Değiştirmeyi Meşrulaştırır mı ❓


Hayır.


Ayet ahirette Allah katındaki kabulden söz eder.


İnsanların:


zorla,


baskıyla,


tehditle


Müslüman yapılmasını emretmez.


Zaten zorla söylenen bir kelime:


kalbin teslimiyeti


değildir.


Gerçek iman:


bilinç,


irade,


samimiyet


gerektirir.


Bu nedenle:


hak din iddiası


ile


zorla din değiştirtme


aynı şey değildir.


1️⃣4️⃣ “Ahirette Kaybedenlerden Olacaktır” Ne Demektir ❓


Ayette:


“ve huve fi’l-âhirati mine’l-hâsirîn”


denir.


“Hüsran”:


kaybetmek,


zarara uğramak,


elindeki değeri yitirmek


anlamlarını taşır.


Ahirette kaybetmek:


yalnız maddi kayıp değildir.


İnsanın:


nihai kurtuluşunu,


Allah’ın rızasını,


ebedî iyiliğini


kaybetmesi anlamına gelir.


Bu nedenle ayetin dili son derece ciddidir.


1️⃣5️⃣ İnsan Dünyada Başarılı Olup Ahirette Kaybedebilir mi ❓


Kur’an’ın perspektifinde evet.


Bir insan:


zengin,


ünlü,


güçlü,


saygın


olabilir.


Fakat bütün hayatını:


Allah’tan uzak,


zulüm ve kibir içinde


geçirmiş olabilir.


Dünyevî başarı:


Allah katındaki başarıyla


otomatik olarak aynı değildir.


Bu, Kur’an’ın sık tekrar ettiği temel düşüncelerden biridir.


1️⃣6️⃣ Gerçek “Hüsran” Nedir ❓


İnsan dünyada kayıp dediğinde:


para kaybetmeyi,


iş kaybetmeyi,


ilişki kaybetmeyi


düşünür.


Kur’an ise çok daha uzun bir perspektif açar.


Asıl kayıp:


hayatın nihai amacını


kaybetmek olabilir.


İnsan bütün dünyayı kazanıp:


kendi vicdanını,


Allah’la bağını,


ahiretini


kaybederse;


Kur’an’a göre gerçek kazanan değildir.


1️⃣7️⃣ 84. ve 85. Ayetler Birlikte Okunduğunda Ne Görürüz ❓


  1. ayet:

Bütün gerçek peygamberlere iman ederiz.


der.


Sonunda:


“Biz Allah’a teslim olanlarız.”


ifadesi gelir.


  1. ayet ise:

Bu teslimiyetin dışında başka bir din arayanın yolu kabul edilmeyecektir.


der.


Yani önce İslâm’ın:


dar bir peygamber ayrımcılığı olmadığı


gösterilir.


Sonra:


teslimiyetin nihai ölçü olduğu


ilan edilir.


Bu iki ayet birbirini tamamlar.


1️⃣8️⃣ İslâm Sadece Bir Din Adı mı, Yoksa Bir Varoluş Tavrı mı ❓


Kur’an açısından ikisi de olabilir.


Tarihsel olarak:


İslâm,


Hz. Muhammed’in getirdiği son vahiy dini


anlamındadır.


Ama kelimenin derin yapısı:


Allah’a teslimiyet


demektir.


Bu nedenle bir insanın:


adı Müslüman olabilir


ama ruhu teslimiyet taşımayabilir.


Başka biri İslâm’ı yeni öğreniyor olabilir ama hakikati samimiyetle arıyor olabilir.


Nihai değerlendirme isimden daha derine iner:


Kalp, bilgi, niyet ve davranış.


1️⃣9️⃣ Biz Gerçekten Allah’a mı Teslimiz, Yoksa Sadece “Müslüman” Adını mı Taşıyoruz ❓


Âl-i İmrân 85’in insanın önüne koyduğu en zor soru belki budur.


Ayet çok güçlü bir hakikat iddiası taşır:


“İslâm’dan başka bir din kabul edilmeyecektir.”


Bu cümleyi başkalarına yöneltmek kolaydır.


“Onlar yanlış.”


demek kolaydır.


Fakat ayetin insanın kendi içine dönük tarafı daha ağırdır:


Peki ben gerçekten teslim oldum mu?


İslâm:


teslimiyet ise;


çıkarım Allah’ın emriyle çatıştığında kimi seçiyorum?


Haksız olduğumu fark ettiğimde:


gerçeğe teslim olabiliyor muyum?


Para,


makam,


öfke,


ego


ile Allah’ın sınırı karşı karşıya geldiğinde:


hangisi ağır basıyor?


Bir insan:


Müslüman ismi taşıyabilir.


Ama hayatının gerçek rabbi:


para


olabilir.


Toplumun onayı olabilir.


Kendi egosu olabilir.


Bir lider olabilir.


Bu durumda İslâm yalnız:


kimlik


olarak kalmış olabilir.


Kur’an’ın istediği ise:


teslimiyetin kimlikten hayata dönüşmesidir.


Ayetin:


“başka bir din ararsa”


ifadesi de çok düşündürücüdür.


Çünkü insan resmî olarak başka bir dine geçmeden bile:


hayatında başka bir “din” kurabilir.


Paranın kurallarına mutlak biçimde teslim olabilir.


Gücün dinini yaşayabilir.


Haz merkezli bir hayat kurabilir.


Kendi nefsini son otorite yapabilir.


İşte bu nedenle ayet yalnız dinler arası bir sınır çizmez.


İnsana çok daha kişisel bir soru sorar:


Hayatının gerçek sistemi neye teslim?


Belki İslâm’ın en zor tarafı:


adını söylemek değildir.


Teslim olmaktır.


Ve gerçek teslimiyet insanın yalnız rahat olduğu zamanlarda değil:


çıkarı,


gururu,


alışkanlıkları


Allah’ın istediğiyle çatıştığında ortaya çıkar.


Belki Âl-i İmrân 85’in bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Müslüman olduğumuzu söylüyoruz; peki Allah’ın hakikati bizim isteğimize uymadığında da hâlâ O’na teslim olabiliyor muyuz?


“İslâm yalnız bir kimliğin adı değil, insanın kendi iradesini hakikatin önüne koymamayı öğrenmesidir. Âl-i İmrân 85, Allah’a teslimiyeti dünyanın bütün geçici aidiyetlerinden daha büyük bir ölçü hâline getirir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt