Âl-i İmrân Suresi 79. Ayette “Allah’ın Kendisine Kitap, Hikmet ve Peygamberlik Verdiği Bir İnsanın Daha Sonra İnsanlara ‘Allah’ı Bırakıp Bana Kullar Olun’ Demesi Mümkün Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Gerçek peygamber insanları kendisine bağlamaz; kendisinden geçirerek Allah’a yöneltir. Âl-i İmrân 79, dinî otoritenin en temel sınırını çizer: İnsan ne kadar yücelirse yücelsin, kulluk yalnız Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 79. ayetinde şöyle buyrulur:
“Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiği hiçbir insanın daha sonra insanlara, ‘Allah’ı bırakıp bana kullar olun’ demesi düşünülemez. Aksine, ‘Kitabı öğretmeniz ve onu okuyup öğrenmeniz sebebiyle Rabbe bağlı kimseler olun’ der.”
Bu ayet, özellikle Hz. Îsâ hakkındaki tartışmalar açısından son derece önemli bir teolojik ilke ortaya koyar.
Önceki ayette bazı insanların:
Allah’ın kitabından olmayan sözleri,
Allah’ın sözüymüş gibi
sunmaları eleştirilmişti.
- ayet şimdi meselenin daha temel noktasına iner:
Gerçek bir peygamber kendisini Allah’ın yerine koyabilir mi?
Kur’an’ın cevabı son derece açıktır:
Hayır.
Allah tarafından:
kitap,
hikmet ve hüküm,
peygamberlik
verilmiş gerçek bir elçi insanlara:
“Bana kulluk edin.”
demez.
Tam tersine insanları:
Allah’a yöneltir.
“Hiçbir İnsan İçin Mümkün Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet:
“Mâ kâne li-beşerin…”
ifadesiyle başlar.
Yaklaşık anlamıyla:
“Hiçbir insan için olacak şey değildir…”
Buradaki vurgu çok güçlüdür.
Gerçek bir peygamberin:
Allah’tan vahiy aldıktan sonra,
insanları kendisine kulluğa çağırması
peygamberliğin özüyle çelişir.
Çünkü peygamberin görevi:
Allah ile insan arasındaki kulluk ilişkisini kurmak
tır;
kendisini Allah’ın yerine geçirmek değil.
Ayette Neden Özellikle “Beşer” Kelimesi Kullanılıyor
“Beşer”:
insan
demektir.
Bu kelimenin kullanılması peygamberlerin temel ontolojik konumunu hatırlatır:
Onlar:
seçilmiş,
vahiy alan,
olağanüstü görev taşıyan
insanlardır.
Ama yine de:
yaratılmış varlıklardır.
Bu özellikle Hz. Îsâ hakkındaki teolojik tartışmada önem kazanır.
Kur’an onu yüceltir;
fakat:
yaratıcı ile yaratılmış arasındaki sınırı korur.
“Allah Ona Kitap Verir” Ne Demektir
Buradaki kitap:
ilahî vahiy
anlamını taşır.
Peygamber kendi mesajını:
kişisel felsefe olarak
üretmez.
Kur’an perspektifinde onun görevi:
Allah’tan gelen mesajı:
almak,
korumak,
öğretmek
ve yaşatmaktır.
Bu nedenle vahiy alan kişinin ilk sorumluluğu:
insanları kendisine değil,
vahyin sahibine
bağlamaktır.
Ayetteki “Hüküm” veya “Hikmet” Ne Anlama Gelir
Arapça ifadede:
“el-hukm”
kelimesi vardır.
Bu:
hüküm verme,
hikmet,
doğru değerlendirme,
bilgelik ve otorite
anlamlarını taşıyabilir.
Yani Allah peygambere yalnız metin vermemiştir.
Onu:
anlama,
uygulama,
doğru hüküm verme
yeteneğiyle de desteklemiştir.
Fakat bütün bu yüksek otoriteye rağmen peygamber:
ilah olmaz.
Bu nokta ayetin merkezidir.
Peygamberlik Bir İnsanı İlâh Yapar mı
Hayır.
Kur’an’ın peygamberlik anlayışında peygamber:
Allah’ın elçisidir.
Elçi:
gönderen kişi değildir.
Mesajı getirir;
ama mesajın kaynağı değildir.
Bu nedenle peygamberin büyüklüğü:
Allah’tan bağımsız olmasında değil;
Allah’a en güçlü biçimde bağlı olmasındadır.
“Allah’ı Bırakıp Bana Kullar Olun” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“kûnû ibâden lî min dûnillâh”
ifadesi bulunur.
Yaklaşık anlamıyla:
“Allah’ı bırakıp benim kullarım olun.”
Buradaki kulluk:
yalnız hizmet etmek
değildir.
İbadet,
mutlak bağlılık,
ilahlaştırma
anlamını taşır.
Gerçek peygamber böyle bir talepte bulunmaz.
Çünkü ibadet hakkı:
yalnız Allah’a aittir.
Bu Ayet Özellikle Hz. Îsâ’nın İlâhlaştırılmasına Bir Cevap mıdır
Bağlam açısından güçlü biçimde bununla ilişkilidir.
Âl-i İmrân Suresinin önceki uzun bölümünde:
Hz. Meryem,
Hz. Îsâ’nın olağanüstü doğumu,
mucizeleri,
Mesih oluşu
anlatılmıştı.
Fakat sürekli şu sınır korunmuştu:
Bütün mucizeler:
Allah’ın izniyle
gerçekleşmektedir.
- ayet de şu temel ilkeyi ortaya koyar:
Gerçek bir peygamber insanlara:
“Allah yerine bana ibadet edin.”
demez.
Bu Ayet Hristiyanların İnancını Nasıl Eleştirir
İslam teolojisi açısından ayet, Hz. Îsâ’nın ilahlığını reddeden güçlü metinlerden biridir.
Ancak Hristiyanlığı doğru temsil etmek gerekir.
Ana akım Hristiyanlık:
Hz. Îsâ’yı yalnız sonradan ilahlaştırılmış sıradan bir insan olarak tarif etmez.
Teslis öğretisi içerisinde onu ilahî kimlikle açıklar ve:
tek Tanrı
inancını savunduğunu belirtir.
İslam ise bu teolojik açıklamayı kabul etmez ve Allah’ın:
bir,
eşsiz,
ortağı bulunmayan
ilah olduğunu savunur.
Yani farklılık gerçektir;
ama karşı tarafın görüşünü olduğundan daha basit göstermeden tartışmak gerekir.
Peygambere İtaat Etmek ile Peygambere Kulluk Etmek Arasındaki Fark Nedir
Bu son derece önemli bir ayrımdır.
Kur’an:
peygambere itaati
emreder.
Ama peygambere:
ibadeti
emretmez.
Peygambere itaat:
Allah’ın gönderdiği elçinin rehberliğini izlemektir.
Peygambere kulluk ise:
onu Allah’ın ilahlık makamına taşımak
anlamına gelir.
Birincisi:
peygamberlik sisteminin parçasıdır.
İkincisi:
tevhid açısından reddedilir.
Hz. Muhammed İçin de Aynı İlke Geçerli midir
Evet.
Ayet yalnız Hz. Îsâ için değildir.
“Hiçbir insan için…”
diyerek genel bir peygamberlik ilkesi kurar.
Hz. Muhammed de:
Allah’ın kulu
ve elçisidir.
İslam’ın şehadet cümlesinde bile:
Hz. Muhammed’in Allah’ın:
kulu ve resulü
olduğu vurgulanır.
Dolayısıyla Müslümanın Peygamber sevgisi çok büyük olabilir;
ama:
ilahlaştırma sınırını aşamaz.

Peygamberleri Aşırı Yüceltmek Neden Tehlikeli Olabilir
Çünkü sevgi zamanla:
kutsallaştırmaya,
sonra mutlaklaştırmaya
dönüşebilir.
İnsan sevdiği kişiye:
yanılmazlık,
mutlak güç,
Allah’a ait özellikler
atfetmeye başlayabilir.
Kur’an’ın peygamber anlayışı burada çok dikkatli bir denge kurar:
Peygamberler:
seçilmiştir.
Büyüktür.
Örnek insanlardır.
Ama:
kul olmaktan çıkmazlar.

“Rabbânîler Olun” Ne Demektir
Ayetin olumlu emri:
“velâkin kûnû rabbâniyyîn”
şeklindedir.
Yani:
“Fakat Rabbânîler olun.”
“Rabbânî” kavramı:
Rabbe bağlı,
Allah merkezli,
ilim ve hikmet sahibi,
insanları Allah’a yönelten
kimse şeklinde anlaşılmıştır.
Çok derin bir kavramdır.
Gerçek din eğitiminin amacı:
insanları öğretmene bağımlı hâle getirmek değil;
Allah’a yakınlaştırmaktır.

Rabbânî İnsan Nasıl Biridir
Rabbânî insan:
bilgisini kibir aracı yapmaz.
İnsanların kendisine taparcasına bağlanmasını istemez.
Allah’ın kitabını:
öğrenir,
öğretir,
hayatında uygulamaya çalışır.
İnsanları:
kendi şahsına değil,
Allah’a
yönlendirir.
Bu yüzden Rabbânîlik:
yalnız bilgi sahibi olmak değildir.
Bilginin insanın karakterini Allah merkezli hâle getirmesidir.

“Kitabı Öğretmeniz Sebebiyle” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:
“bimâ kuntum tuallimûne’l-kitâb”
ifadesi vardır.
Yani:
“Kitabı öğretmeniz sebebiyle…”
Bu, dinî bilginin taşıdığı büyük sorumluluğu gösterir.
Kitabı öğreten kişi:
insanları özgürleştirmeli,
bilgilendirmeli,
Allah’a yaklaştırmalıdır.
Eğer öğretmen bilgiyi:
kendisini vazgeçilmez hâle getirmek
için kullanıyorsa Rabbânîlikten uzaklaşabilir.

“Kitabı Okuyup Öğrenmeniz Sebebiyle” Ne Anlama Gelir
Ayetin devamında:
“ve bimâ kuntum tedrusûn”
denir.
“Derese”:
okumak,
incelemek,
öğrenmek,
ders yapmak
anlamlarını taşır.
Burada çok güzel bir denge vardır:
Öğretiyorsunuz.
Ama aynı zamanda:
öğrenmeye devam ediyorsunuz.
Gerçek alim:
yalnız konuşan kişi değildir.
Hâlâ:
okuyan,
araştıran,
öğrenen
kişidir.

Dinî Bilgi İnsanları Öğretmene Bağımlı Hâle Getirmek İçin Kullanılabilir mi
Evet ve ayetin uyarısı tam da burada çok günceldir.
Bir dinî lider zamanla şöyle bir sistem kurabilir:
Ben olmadan dini anlayamazsınız.
Benim sözüm sorgulanamaz.
Bana itaat Allah’a itaattir.
Benim dışımdaki herkes yanlıştır.
Bu noktada öğretmen:
Allah’a götüren rehber
olmaktan çıkıp:
kendisine bağlanan bir otorite
hâline gelebilir.
Âl-i İmrân 79 buna karşı çok güçlü bir sınır çizer:
Gerçek din adamı insanlara:
“Benim kullarım olun.”
demez.
“Rabbinizin insanları olun.”
der.

Bu Ayet Tarikat, Cemaat ve Dinî Liderlik İçin Nasıl Bir Ölçü Sunabilir
Ayetin genel ilkesi bütün dinî otoriteler için uygulanabilir.
Bir şeyh,
alim,
hoca,
cemaat lideri
insanları Allah’a yaklaştırıyorsa:
öğretiyor,
ahlakı güçlendiriyor,
kendisini eleştirilemez hâle getirmiyorsa
rehberlik işlevi görebilir.
Fakat lider:
kendisini merkeze koyuyor,
mutlak itaat bekliyor,
eleştiriyi günah sayıyor,
Allah ile insan arasındaki vazgeçilmez kapı gibi davranıyorsa
ciddi bir sorun ortaya çıkar.
Gerçek Rabbânîlik:
kişilik kültü değil, Allah merkezliliktir.

Gerçek Öğretmen Kendisini mi Büyütür, Öğrencisini mi Olgunlaştırır
Gerçek öğretmenin amacı:
öğrencisinin sonsuza kadar kendisine bağımlı kalması
değildir.
Öğrenci:
okuyabilmeli,
düşünebilmeli,
soru sorabilmeli,
hakikati araştırabilmelidir.
Dinî eğitimde de aynı ilke geçerlidir.
Eğer insan yıllarca ders aldığı hâlde hâlâ:
“Hocam olmadan hiçbir şey düşünemem.”
noktasındaysa sistem sorgulanabilir.
Rabbânî öğretmen:
insanın kendisine değil,
Allah’ın kitabına ve hakikate
bağını güçlendirir.

Din Bizi Allah’a mı Yaklaştırıyor, Yoksa Allah Adına Konuşan İnsanlara mı Bağımlı Hâle Getiriyor
Âl-i İmrân 79’un insanın önüne koyduğu en derin sorulardan biri budur.
Din tarihinde insanlar peygamberleri,
alimleri,
şeyhleri,
din adamlarını
çok sevmişlerdir.
Bu sevgi kendi başına kötü değildir.
İnsan kendisine hakikati öğreten kişiye minnet duyabilir.
Ama sınır nerede başlar?
Bir insan artık:
“O ne derse doğrudur.”
diyorsa,
“Onu sorgulamak Allah’ı sorgulamaktır.”
diye düşünüyorsa,
onun hatalı olabileceği ihtimalini bile kabul etmiyorsa
dinî rehberlik başka bir şeye dönüşmeye başlamış olabilir.
Âl-i İmrân 79 bu konuda olağanüstü güçlü bir ölçü sunar.
Allah’ın kendisine:
kitap,
hikmet,
peygamberlik
verdiği gerçek bir peygamber bile insanlara:
“Bana kulluk edin.”
demez.
Eğer peygamber bile bunu söylemiyorsa:
hiçbir alim,
hiçbir şeyh,
hiçbir hoca,
hiçbir lider
kendisine mutlak bağlılık isteyemez.
Ayetin olumlu cevabı çok güzeldir:
“Rabbânîler olun.”
Yani insanın amacı:
başka insanların gölgesinde yaşamak
değil;
Allah’ın bilgisi,
ahlakı,
vahyi
ile olgunlaşmak olmalıdır.
Üstelik Rabbânî olmak için iki şey birlikte zikredilir:
Kitabı öğretmek.
Kitabı sürekli öğrenmek.
Bu da insanın hiçbir zaman:
“Artık ben oldum.”
dememesi gerektiğini düşündürür.
Gerçek bilgi:
kibri büyütmez.
Tevazuyu büyütür.
Gerçek din adamı:
“Bana gel.”
demekle yetinmez.
Sonunda:
“Allah’a yönel.”
der.
Belki ayetin bugüne bıraktığı en büyük test şudur:
Hayran olduğumuz dinî insanları Allah’a götüren işaretler olarak mı görüyoruz, yoksa fark etmeden işaretin kendisini hedef hâline mi getiriyoruz?
Çünkü peygamberliğin amacı bile:
insanı peygamberde durdurmak değil;
Allah’a ulaştırmaktır.
“Gerçek dinî rehber, insanların gözünü kendisine kilitleyen değil, onların yönünü Allah’a çevirendir. Âl-i İmrân 79, peygamber dâhil hiçbir insanın kulluğun hedefi olamayacağını ve gerçek ilmin insanı şahıslara değil Rabbine bağlaması gerektiğini öğretir.”
Ersan Karavelioğlu