📖 Yûsuf Suresi 83. Ayette “Nefisleriniz Size Bir İşi Güzel Gösterdi; Artık Bana Düşen Güzel Bir Sabırdır. Umulur ki Allah Onların Hepsini Bana

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,345
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 83. Ayette “Nefisleriniz Size Bir İşi Güzel Gösterdi; Artık Bana Düşen Güzel Bir Sabırdır. Umulur ki Allah Onların Hepsini Bana Getirir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 82. ayette kardeşler Hz. Ya‘kūb’a anlattıkları olayın dışarıdan doğrulanabileceğini söylemiş ve ‘Bulunduğumuz şehre ve birlikte geldiğimiz kafileye sor; biz gerçekten doğru söylüyoruz’ demişlerdi. Fakat 83. ayette Ya‘kūb, yıllar önce Yûsuf’un kaybolduğu gün söylediğine çok benzeyen bir cümle kurar: ‘Hayır! Nefisleriniz size bir işi güzel göstermiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır.’ Buna rağmen onun sözü karamsarlıkla bitmez; tam tersine olağanüstü bir umutla devam eder: ‘Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.’ Böylece ayet, kırılmış güvenin izlerini, nefis muhasebesini, sabr-ı cemîli, insan bilgisinin sınırlarını ve ağır kayıplara rağmen Allah’tan umudu kesmemeyi aynı cümlede bir araya getirir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 83. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Ya‘kūb dedi ki: ‘Hayır! Nefisleriniz size bir işi güzel göstermiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.’” Ayetin Arapçası ise “Kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâ. Fe-sabrun cemîl. Asallâhu en ye’tiyenî bihim cemî‘â. İnnehû huve’l-alîmu’l-hakîm.” şeklindedir.

Bu ayet, Yûsuf kıssasının başındaki 18. ayetle bilinçli biçimde yankılanan bir sahnedir. Yıllar önce Yûsuf kaybolduğunda Ya‘kūb yine “Nefisleriniz size bir işi güzel göstermiş; artık güzel bir sabır gerekir” demişti. Şimdi ikinci kez bir oğul geri dönmemiş, üstelik en büyük kardeşlerden biri de Mısır’da kalmıştır.

Fakat bu kez çok önemli bir fark vardır: Kardeşlerin anlattıkları olayın görünür kısmı gerçekten yaşanmıştır. Bu yüzden Ya‘kūb’un sözünü, onların bu defa da mutlaka önceki gibi bilinçli bir yalan uydurduğu şeklinde basitleştirmemek gerekir.

2️⃣ “Hayır!” İfadesi Neyi Reddediyor ❓​

Ayetteki “bel” kelimesi, önceki açıklamaya karşı bir düzeltme veya başka bir değerlendirmeye geçiş anlamı taşır. Ya‘kūb oğullarının sunduğu açıklamayı bütünüyle kendi gördükleri biçimde kabul etmemektedir.

Bu, onun şehirde arama yapıldığını veya kardeşlerinin geri dönmediğini inkâr ettiği anlamına gelmez. Daha çok, olayın göründüğü kadar basit olmadığına dair bir kanaat taşıdığını düşündürür.

Özellikle oğullarının “Senin oğlun hırsızlık yaptı” şeklindeki kesin hükmü düşünüldüğünde bu önemlidir. Okuyucu zaten bilir ki kardeş gerçekte hırsız değildir.

3️⃣ “Nefisleriniz Size Bir İşi Güzel Gösterdi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “sevvelet lekum enfusukum emrâ” ifadesi geçer. Bu, insanın kendi arzusu, korkusu, çıkarı veya iç eğilimleri sebebiyle bir şeyi kendisine makul, kolay veya kabul edilebilir göstermesi anlam alanına sahiptir.

İnsan bazen yapmak istediği bir davranışa önce karar verir, sonra zihni o davranış için gerekçeler üretir. Böylece yanlış bir şey zamanla “Aslında başka çarem yoktu”, “Zaten herkes böyle yapıyor” veya “Benim niyetim iyiydi” gibi gerekçelerle iç dünyada normalleştirilebilir.

Ancak ayetin bu ifadesini “İnsan nefsi tamamen kötüdür” şeklinde okumak doğru değildir. Kur’an’da “nefs” kelimesi bağlama göre insanın kendisi, iç dünyası, benliği veya belirli eğilimleri için kullanılabilir.

4️⃣ Ya‘kūb Bu Defa da Oğullarının Yalan Söylediğini mi Düşünüyor ❓​

Bunu kesin biçimde söylemek doğru olmaz. Tefsirlerde bu sözün neye yöneldiği konusunda farklı açıklamalar vardır. Çünkü kardeşler bu sefer önceki Yûsuf olayındaki gibi tamamen uydurulmuş bir hikâye üretmiyor görünmektedirler.

Onların gördüğü gerçek şudur: Ölçü kabı kardeşlerinin yükünden çıkmıştır ve kardeşleri Mısır’da tutulmuştur. Yanıldıkları nokta, buradan onun gerçekten hırsız olduğu sonucuna varmalarıdır.

Bu nedenle Ya‘kūb’un sözü, onların olay hakkındaki değerlendirmesine, davranış biçimlerine veya içinde bulundukları sürecin arkasındaki başka bir gerçeğe işaret ediyor olabilir. Ayetin söylemediği ayrıntıyı kesinleştirmemek gerekir.

5️⃣ Neden Yûsuf Suresi 18. Ayetteki Aynı Sözü Tekrar Ediyor ❓​

Çünkü Ya‘kūb için yaşanan sahne acı biçimde tanıdıktır. Yıllar önce oğulları bir kardeşlerini götürmüş ve onsuz dönmüşlerdi. Şimdi yine başka bir oğul geri dönmemektedir.

Bu nedenle geçmişteki güven ihlali, bugünkü haberi değerlendirme biçimini doğal olarak etkiler. Güven bir kez ağır biçimde kırıldığında, sonraki doğru sözlerin kabul edilmesi bile zorlaşabilir.

Bu, güven ihlalinin uzun vadeli sonuçlarından biridir. İnsan bir kez “Bana inanmadın” diye yalnız mağduru suçlayamaz; geçmişte onu neden kuşkulu hâle getirdiğini de düşünmelidir.

6️⃣ Geçmişte Yalan Söylemiş Birine Sonradan İnanmamak Haksızlık mıdır ❓​

Her zaman değil. Geçmişte ağır biçimde aldatılmış bir kişinin daha temkinli davranması anlaşılabilir. Güven, bir düğmeyle açılıp kapanmaz.

Fakat geçmişte yalan söylemiş bir insanın gelecekte söylediği her şeyin mutlaka yalan olduğu da kabul edilemez. Yeni olay yine kendi delilleriyle değerlendirilmelidir.

Ya‘kūb’un durumu tam da bu gerilimi gösterir: Tecrübesini unutmaz ama kapıyı da Allah’ın yeni bir sonuç yaratma ihtimaline kapatmaz.

7️⃣ “Sabr-ı Cemîl” Nedir ❓​

Ayette “fe-sabrun cemîl”, yani “Artık güzel bir sabır” ifadesi geçer. “Cemîl”, güzel, yakışır, olgun ve değerli anlam alanına sahiptir.

Sabr-ı cemîl, insanın acıyı hiç hissetmemesi değildir. Ya‘kūb’un ilerleyen ayetlerde ne kadar derin üzüntü yaşadığını göreceğiz.

Dolayısıyla güzel sabır, duygusuzluk değil; acının içinde Allah’a karşı isyana ve haksızlığa sürüklenmeden durabilmektir. İnsan ağlayabilir, özleyebilir, üzülür ve yine de sabredebilir.

8️⃣ Güzel Sabır Hiç Şikâyet Etmemek midir ❓​

Bu ifadeyi “İnsan derdini hiçbir şekilde söylememelidir” şeklinde anlamak doğru değildir. Ya‘kūb birkaç ayet sonra “Ben kederimi ve hüznümü yalnız Allah’a arz ediyorum” diyecektir.

Demek ki sabır, acıyı inkâr etmek veya dua ederken derdini Allah’a anlatmamak değildir. Asıl mesele, acının insanı zulme, umutsuzluğa veya Allah hakkında kötü bir hükme sürüklememesidir.

İnsan güvenilir insanlardan yardım da isteyebilir. Allah’a şikâyet etmek ile Allah’tan şikâyet etmek aynı şey değildir.

9️⃣ Sabır Pasif Beklemek midir ❓​

Hayır. Yûsuf kıssasında sabır hiçbir zaman yalnız hareketsiz beklemek olarak gösterilmez. Ya‘kūb daha önce tedbir almış, güvence istemiş ve oğullarına yolculuk tavsiyeleri vermiştir.

Biraz sonra da oğullarını Yûsuf ve kardeşi hakkında yeniden araştırmaya gönderecektir. Bu nedenle sabır, sebepleri terk etmek değildir.

Güzel sabır, yapılabilecek olanı yaptıktan sonra sonucu zorla kontrol etmeye çalışmadan doğru çizgide kalabilmektir.

🔟 “Umulur ki Allah Onların Hepsini Bana Getirir” Kimleri Kastediyor ❓​

Ayette Ya‘kūb “Asallâhu en ye’tiyenî bihim cemî‘â”, yani “Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir” der.

Tefsirlerde yaygın açıklama, burada üç kişinin kastedildiği yönündedir: Yûsuf, yanında tutulan kardeşi ve Mısır’da kalmaya karar veren büyük/önde gelen kardeş. Böylece Ya‘kūb yalnız son kaybın çözülmesini değil, yıllardır kayıp olan Yûsuf’un da geri dönmesini umut etmektedir.

Kur’an ilgili kardeşlerin isimlerini bu ayette saymaz; önemli olan Ya‘kūb’un bir kişiye değil “hepsine” yönelik umududur.

1️⃣1️⃣ Ya‘kūb Yûsuf’un Yaşadığını Kesin Olarak Biliyor muydu ❓​

Bu konuda kesinliği aşmamak gerekir. Kıssanın ilerleyen ayetleri Ya‘kūb’un Yûsuf’a dair umudunun çok güçlü olduğunu açıkça gösterir. Ayrıca peygamber olarak Allah’ın kendisine öğrettiği özel bilgi ve hikmete sahip olduğu daha önce belirtilmiştir.

Fakat Kur’an burada Ya‘kūb’un Yûsuf’un bulunduğu yeri veya bütün olayların ayrıntılarını bildiğini söylemez. Peygamberin bilgisi Allah’ın bildirdiği kadardır; mutlak gayb bilgisi yalnız Allah’a aittir.

Ya‘kūb’un umudu son derece güçlüdür, fakat bunu bağımsız sınırsız gayb bilgisi şeklinde yorumlamamak gerekir.

1️⃣2️⃣ “Umulur ki” Demesi Şüphe mi Gösteriyor ❓​

Buradaki ifade “asâ”, yani umut ve beklenti ifade eder. Ya‘kūb Allah’tan güçlü biçimde umut etmektedir fakat geleceği kendi adına kesin hüküm hâline getirmez.

Bu, iman zayıflığı değildir. Tam tersine insanın kul olarak sınırını bilmesidir. İnsan dua eder, umut eder ve Allah’ın hikmetine güvenir; fakat Allah adına geleceğe ilişkin kesin vaatler üretmez.

Bu nedenle umut ile kesin garanti aynı şey değildir.

1️⃣3️⃣ Umut Etmek “Her Şey Mutlaka İstediğim Gibi Olacak” Demek midir ❓​

Hayır. Yûsuf kıssasında Ya‘kūb’un umudu sonunda dünyada gerçekleşecektir; fakat buradan her müminin her kaybının mutlaka aynı biçimde dünyada geri döneceği sonucu çıkarılamaz.

Bazı insanlar kaybettikleri kişilere dünyada kavuşamaz, bazı hastalıklar iyileşmez ve bazı zararlar tamamen telafi edilemez. Kur’an belirli bir kıssadaki mutlu sonucu herkes için aynı dünyevî garantiye dönüştürmez.

İmanî umut daha derindir: Allah’ın rahmetinden ve nihai adaletinden ümit kesmemek.

1️⃣4️⃣ Ya‘kūb Bu Kadar Kayıp Yaşarken Nasıl Hâlâ Umutlu Kalabiliyor ❓​

Çünkü onun umudu yalnız mevcut şartların görünümüne dayanmamaktadır. Dışarıdan bakıldığında yıllar önce kaybolmuş Yûsuf vardır, şimdi ikinci bir oğul tutulmuştur ve üçüncü oğul da Mısır’da kalmıştır.

Fakat Ya‘kūb “Artık her şey bitti” demez. Tam tersine “Allah onların hepsini bana getirebilir” der.

Bu, gerçek umudun bazen koşullar iyi olduğu için değil, Allah’ın imkânlarının bizim gördüğümüz şartlarla sınırlı olmadığını bildiğimiz için sürdüğünü gösterir.

1️⃣5️⃣ Umut ile Gerçekçilik Arasında Nasıl Denge Kurulur ❓​

Ya‘kūb gerçekliği inkâr etmiyor. Oğulların geri dönmediğini biliyor, geçmişte güvenin kırıldığını biliyor ve acısını da yaşayacaktır.

Buna rağmen mevcut tabloyu nihai hakikat sanmıyor. İşte umut ile hayalcilik arasındaki fark budur.

Hayalcilik gerçeği inkâr eder; umut ise gerçeği görür ama geleceğin yalnız bugünkü görüntüden ibaret olmadığını kabul eder.

1️⃣6️⃣ “Şüphesiz O Alîm’dir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda Allah için “el-Alîm”, yani her şeyi hakkıyla bilen ismi kullanılır. Bu, kıssanın bu bölümünde özellikle anlamlıdır; çünkü herkes eksik bilgiyle hareket etmektedir.

Kardeşler kabın neden yükte olduğunu bilmez, Ya‘kūb Mısır’daki bütün süreci bilmez, kardeşler karşılarındaki yöneticinin Yûsuf olduğunu bilmez. Allah ise bütün tabloyu bilir.

Bu nedenle el-Alîm, yalnız soyut bir sıfat değildir; kıssanın bilgi eksikliklerinin tam ortasında güçlü bir anlam taşır.

1️⃣7️⃣ “Hakîm” İsmi Burada Neden Özellikle Önemlidir ❓​

El-Hakîm, Allah’ın hikmet sahibi olduğunu, yaptıklarının anlamsız ve amaçsız olmadığını ifade eder. Ya‘kūb bütün olayların neden böyle geliştiğini henüz görememektedir.

Bir insan bazen yalnız parçaları görür ve “Bunun nasıl bir anlamı olabilir?” diye sorar. Yûsuf kıssasında ise daha sonra birçok parçanın birbiriyle nasıl birleştiği ortaya çıkacaktır.

Ancak bunu “Her acının sebebini dünyada mutlaka anlayacağız” şeklinde kesinleştirmemek gerekir. Allah’ın hikmetine inanmak, insanın her özel olayın gizli sebebini bildiğini iddia etmesi değildir.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 82 ve 83 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 82’de kardeşler “Şehre ve kafileye sor; biz doğru söylüyoruz” diyerek dış doğrulama sunmuşlardı. Yûsuf 83’te ise Ya‘kūb onların açıklamasına rağmen geçmiş tecrübesinin de etkisiyle olayı daha farklı değerlendirmektedir.

Bu iki ayet birlikte, delil ile güvenin aynı şey olmadığını gösterir. Bir olayın görünür kısmı başkalarınca doğrulanabilir; fakat geçmişteki güven ihlali kişinin anlatıya yaklaşımını yine de etkileyebilir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 84. ayette, Ya‘kūb oğullarından yüzünü çevirecek ve “Ah Yûsuf’a olan hasretim!” diyecektir. Üzüntüsünden gözlerinin beyazlaştığı ifade edilecek, fakat onun kederini içinde tuttuğu anlatılacaktır. Bu ayet özellikle bir peygamberin çok derin yas yaşayabilmesi, ağlamanın veya büyük üzüntünün iman zayıflığı olmaması, fiziksel belirtilerin manevî değersizlik olarak görülmemesi ve sabr-ı cemîl ile yoğun kederin aynı insanda birlikte bulunabilmesi açısından son derece önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 83. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 83. ayet, bir insanın aynı anda hem acı, kuşku, sabır ve umut taşıyabileceğini gösteren olağanüstü bir ayettir. Hz. Ya‘kūb bir kez daha bir oğlunun geri dönmediği haberiyle karşılaşmıştır. Üstelik yıllar önce Yûsuf konusunda onu aldatan kişiler yine aynı oğullarıdır. Geçmişin hatırası doğal olarak bugünkü haberi değerlendirme biçimini etkilemektedir.

Ayetin ilk büyük mesajı kırılan güvenin uzun süreli sonuçlarını küçümsememektir. İnsan bir kez ağır biçimde aldatıldığında sonraki sözlere kuşkuyla yaklaşabilir. Bu nedenle güveni kıran kişinin “Ben bu kez doğru söylüyorum, neden hâlâ bana güvenmiyorsun?” diye bütün yükü karşı tarafa bırakması adil değildir.

Güven bazen bir anda yıkılır ama yeniden inşası davranış, zaman ve doğrulanabilirlik ister.

İkinci büyük mesaj geçmiş tecrübeyi kullanmak ile insanları sonsuza kadar geçmişe hapsetmek arasındaki dengeyi kurmaktır. Ya‘kūb geçmişte yaşananı unutmaz; fakat oğullarının hiçbir zaman değişemeyeceğini de ilan etmez.

Nitekim kıssanın ilerleyişi onların davranışlarında gerçekten değişim olduğunu gösterecektir. Geçmiş ders olmalıdır, ömür boyu değişmez kimlik etiketi değil.

Üçüncü büyük mesaj nefsin kendine gerekçe üretme gücünü fark etmektir. İnsan yanlış bir şeyi her zaman açıkça “Ben yanlış yapıyorum” diyerek yapmaz. Çoğu zaman önce onu kendi zihninde haklılaştırır.

Bu yüzden ahlaki muhasebe yalnız “Kötü bir niyetim var mı?” sorusundan ibaret değildir. Bazen daha zor soru şudur: “Ben yapmak istediğim şeyi haklı göstermek için kendime hikâye mi anlatıyorum?”

Dördüncü büyük mesaj nefsin bütünüyle kötü ilan edilmemesidir. Ayette belirli bir durumda nefsin bir işi güzel göstermesinden söz edilir; bundan insanın her arzusunun kötü olduğu sonucu çıkarılmaz.

İnsanın iç dünyasında sevgi, merhamet, korku, arzu ve öfke gibi pek çok duygu vardır. Ahlaki görev bunları yok etmek değil, hak ve hikmet doğrultusunda yönetmektir.

Beşinci büyük mesaj sabr-ı cemîlin acısızlık anlamına gelmemesidir. Ya‘kūb “Güzel bir sabır” der; bir sonraki ayette ise Yûsuf hasretiyle son derece yoğun bir üzüntü yaşayacaktır.

Bu iki sahne özellikle önemlidir. Sabreden insan üzülmez diye bir kural yoktur. İnsan derin bir acı yaşayabilir ve yine de sabırlı olabilir.

Altıncı büyük mesaj sabrın pasiflik olmamasıdır. Ya‘kūb şu anda beklemektedir ama kıssanın devamında oğullarına yeniden araştırma görevi verecektir. Dolayısıyla sabır, çabayı terk etmek değildir.

Sabır, doğru olmayan kestirme yola başvurmadan doğru zamanda doğru adımı bekleyebilmektir.

Yedinci büyük mesaj umudun mevcut şartlardan daha geniş olmasıdır. Ya‘kūb’un elindeki tablo son derece ağırdır: Yûsuf yıllardır yoktur, diğer oğlu Mısır’da kalmıştır, en büyüklerden biri de geri dönmemiştir. Buna rağmen “Allah onların hepsini bana getirebilir” demektedir.

Bu, umudun kör iyimserlik olmadığını gösterir. Umut, felaketi inkâr etmek değil; felaketin son söz olmadığını bilmektir.

Sekizinci büyük mesaj umudu dünyevî sonuç garantisine çevirmemektir. Ya‘kūb’un umudu bu kıssada gerçekleşecektir; fakat bundan herkesin bütün kayıplarının dünyada geri döneceği sonucu çıkarılamaz.

İman, Allah’ın mutlaka bizim seçtiğimiz senaryoyu gerçekleştireceği iddiası değildir. İman, hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin Allah’ın bilgisine, hikmetine ve nihai adaletine güvenebilmektir.

Dokuzuncu büyük mesaj insan bilgisinin sınırıdır. Bu sahnede herkes parçalı bilgiye sahiptir. Kardeşler gördüklerinin bütün anlamını bilmez, Ya‘kūb olayın ayrıntılarını bilmez ve aile Yûsuf’un kimliğini bilmiyordur.

Tam bu noktada ayet “O Alîm’dir” der. İnsanların bilgi boşlukları arasında mutlak bilgiyi yalnız Allah’a verir.

Onuncu büyük mesaj hikmete güvenmenin her olayın gizli nedenini bildiğini iddia etmek olmadığıdır. Ya‘kūb Allah’ın Hakîm olduğuna inanır ama “Bütün bunların kesin sebebi şudur” diye açıklama üretmez.

Bu, dinî konuşmada çok önemli bir ölçüdür. İnsan bir felaket gördüğünde “Allah kesin şu yüzden yaptı” diye vahye dayanmayan gizli sebep iddiaları üretmemelidir. Allah’ın hikmetine inanmak başka, Allah adına bilmediğimiz hikmeti kesinleştirmek başkadır.

Yûsuf Suresi 83. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Geçmişte kırılan güvenin izlerini küçümseme ama insanı geçmiş hatasına sonsuza kadar hapsetme. Nefsinin sana yanlış bir şeyi güzel gösterip göstermediğini sorgula. Acı çektiğinde sabırsız veya imansız olduğunu düşünme; güzel sabır duygusuzluk değildir. Elinden geleni yap, fakat sonucu zorla kontrol etmeye çalışma. Kayıpların ağırlaştığında bile Allah’ın rahmetinden ümit kesme; fakat umudu kendi istediğin dünyevî sonucun garantisine de dönüştürme. Bilmediğin olayların gizli hikmetini Allah adına uydurma. Çünkü gerçek sabır, acının olmadığı bir hayat değil; acı gerçekken bile hak çizgisinden ayrılmamak, umut için görünürde hiçbir sebep kalmadığında bile Allah’ın bilgisinin ve hikmetinin bizim gördüğümüz tablodan daha geniş olduğunu bilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 84. ayette, Hz. Ya‘kūb oğullarından yüzünü çevirecek ve “Ah, Yûsuf’a olan hasretim!” diyecektir. Kur’an, üzüntüsünden gözlerinin beyazlaştığını ve onun kederle dolu olduğunu bildirecektir. Bu ayet özellikle çok önemlidir; çünkü “sabr-ı cemîl” diyen aynı peygamberin derin biçimde ağlayabildiğini ve yoğun yas yaşayabildiğini gösterecektir. Böylece üzüntü ile sabır, gözyaşı ile iman, psikolojik acı ile manevî değer ve fiziksel belirtilerle duygusal keder arasındaki ilişkinin son derece dikkatli ele alınması gerekecektir.

Ve belki Yûsuf Suresi 83. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Acı ağırlaştığında umudumuzu yalnız gördüğümüz şartlara mı bağlıyoruz? Geçmişte bizi aldatmış bir insan yeni bir şey söylediğinde hem tecrübemizi koruyup hem de onun değişebilme ihtimaline alan bırakabiliyor muyuz? Bir davranışımızı haklı göstermek için nefsimizin bize güzel hikâyeler anlatıp anlatmadığını sorguluyor muyuz? Ve hayatın bütün parçalarını anlayamadığımızda, “Ben her şeyi bilmiyorum ama Allah Alîm’dir ve Hakîm’dir” diyebilecek kadar hem mütevazı hem umutlu kalabiliyor muyuz?

“Yûsuf 83, Hz. Ya‘kūb’un ‘Nefisleriniz size bir işi güzel göstermiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir’ dediğini bildirir. Ayet, geçmişte kırılmış güvenin izlerini yok saymaz; fakat insanı umutsuzluğa da teslim etmez. Sabr-ı cemîl acı hissetmemek değil, acının içinde hakkı terk etmemektir; umut ise bugünkü şartları inkâr etmek değil, bugünkü şartların Allah’ın kudretinin sınırı olmadığını bilmektir. İnsan parçaları görür, Allah bütün resmi bilir; insan nedenleri anlamaya çalışır, Allah ise hem Alîm hem Hakîmdir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt