📖 Yûsuf Suresi 79. Ayette “Eşyamızı Yanında Bulduğumuz Kişiden Başkasını Almaktan Allah’a Sığınırız; Yoksa Biz de Zalimlerden Oluruz” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,345
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 79. Ayette “Eşyamızı Yanında Bulduğumuz Kişiden Başkasını Almaktan Allah’a Sığınırız; Yoksa Biz de Zalimlerden Oluruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 78. ayette kardeşler, tutulacak kardeşlerinin yaşlı babaları Hz. Ya‘kūb’u hatırlatarak ‘Ey Aziz! Onun çok yaşlı bir babası var; onun yerine bizden birini al. Biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz’ diye ricada bulunmuşlardı. Bu teklif duygusal bakımdan fedakârca görünse de 79. ayette Hz. Yûsuf son derece belirgin bir adalet sınırı çizer: ‘Eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını almaktan Allah’a sığınırız; aksi hâlde gerçekten zalimlerden oluruz.’ Dikkat çekici biçimde Yûsuf, kardeşine doğrudan ‘hırsız’ demez; yalnız eşyanın onun yanında bulunduğunu ifade eder. Böylece ayet, merhamet talebinin adaleti ortadan kaldırmaması, bir kişinin yerine başka birinin cezalandırılmaması, gönüllü fedakârlığın sorumluluğu otomatik olarak devretmemesi ve güç sahibi kişinin kendi lehine bile olsa haksız bir istisna yapmaması açısından kıssanın en güçlü adalet ilkelerinden birini ortaya koyar.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 79. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf dedi ki: ‘Eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını almaktan Allah’a sığınırız. Çünkü o zaman gerçekten zalimlerden oluruz.’” Ayetin Arapçası ise “Kâle me‘âzallâhi en ne’huze illâ men vecednâ metâ‘anâ indehû innâ izen le-zâlimûn.” şeklindedir.

Kardeşler bir önceki ayette, ölçü kabının yükünde bulunduğu kardeşleri yerine kendilerinden birinin tutulmasını istemişlerdi. Yûsuf bu teklifi kabul etmez ve bunu yalnız idarî bir tercih olarak değil, zulme düşmemekle ilgili ahlaki bir sınır olarak ifade eder.

Ayet böylece duygusal açıdan anlaşılır bir rica ile adalet açısından kabul edilemez bir sonuç arasındaki farkı gösterir. Bir talep merhametli görünse bile başka bir kişiye haksızlık doğuruyorsa kabul edilmemelidir.

2️⃣ “Allah’a Sığınırız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “me‘âzallâh”, yani “Allah’a sığınırım / Allah korusun” anlamında güçlü bir ifade kullanılır. Bu söz, Yûsuf’un karşısındaki teklifin yalnız uygun olmadığını değil, ahlaken sakınılması gereken bir haksızlığa dönüşebileceğini vurgular.

Yûsuf burada Allah’ın adını duygusal bir vurgu olarak gelişigüzel kullanmaz. Allah’a sığınmak, zulümden uzak durma iradesini ifade eder.

Bu bize önemli bir dinî ölçü sunar: Allah’a sığınmak yalnız dış tehlikelerden korunmak istemek değildir; insan kendi eliyle haksızlık yapmaktan da Allah’a sığınmalıdır.

3️⃣ Yûsuf Neden Kardeşlerin Teklifini Kabul Etmedi ❓​

Çünkü teklif edilen kişi, ölçü kabının yanında bulunduğu kişi değildir. Kardeşler “Onun yerine bizden birini al” demektedirler; Yûsuf ise sorumluluğu başka bir insana aktarmayı reddeder.

Burada çok açık bir adalet düşüncesi vardır: Bir kişinin yerine ilgisiz başka bir kişiyi yaptırıma tabi tutmak doğru değildir.

Kardeşlerden birinin gönüllü olması da bu temel sorunu ortadan kaldırmaz. Çünkü mesele yalnız “Kim daha çok fedakârlık yapmaya hazır?” sorusu değil, “Bu yaptırım hangi kişiye bağlanmış durumda?” sorusudur.

4️⃣ Bir İnsan Gönüllü Olarak Başkasının Yerine Ceza Çekemez mi ❓​

İnsan başkası için birçok fedakârlık yapabilir. Borcunu ödeyebilir, zamanını verebilir, ekonomik yükünü paylaşabilir veya sıkıntısında yanında olabilir. Fakat ceza sorumluluğunu kendi üzerine almak farklı bir meseledir.

Bir kişinin belirli bir eylemi yaptığı kabul ediliyorsa, başka birinin “Ben onun yerine ceza çekeyim” demesi gerçeği değiştirmez. Çünkü suç ve yaptırım yalnız acı miktarı değildir; sorumluluğun kime ait olduğu meselesidir.

Bu yüzden fedakârlık değerlidir, fakat fedakârlık adaletin yerini alamaz.

5️⃣ “Eşyamızı Yanında Bulduğumuz Kişi” İfadesi Neden Dikkat Çekicidir ❓​

Yûsuf’un kelime seçimi son derece önemlidir. O, “Hırsızı alacağız” veya “Çalan kişiyi alacağız” demez. Bunun yerine “Eşyamızı yanında bulduğumuz kişi” der.

Okuyucu zaten kardeşin gerçekte hırsız olmadığını bilmektedir; ölçü kabı onun yüküne yerleştirilmiştir. Bu nedenle Yûsuf’un onu açıkça “hırsız” olarak nitelememesi dikkat çekicidir.

Bu ifade bize dildeki doğruluğun önemini düşündürür: Bildiğimizden fazlasını söylememek, gördüğümüz olgu ile yaptığımız yorumu birbirinden ayırmak gerekir.

6️⃣ “Eşya Yanında Bulundu” Demek ile “O Çaldı” Demek Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Aradaki fark çok büyüktür. “Eşya onun yanında bulundu” bir gözlem cümlesidir; “O çaldı” ise eşyanın oraya nasıl geldiği hakkında ek bir hüküm içerir.

Normal şartlarda bir çalıntı eşyanın birinin üzerinde bulunması ciddi bir şüphe doğurabilir, fakat yine de eşyanın nasıl oraya geldiği araştırılmalıdır. Yûsuf kıssasında okuyucu bunun neden önemli olduğunu çok açık biçimde görür.

Dolayısıyla adaletli dil şunu gerektirir: Kanıtladığımız olguyu söyleyelim, kanıtlamadığımız sonucu kesin gerçekmiş gibi eklemeyelim.

7️⃣ Bu Ayet Kişisel Sorumluluk İlkesini mi Öğretiyor ❓​

Ayet modern hukuk terminolojisiyle yazılmış bir ceza hukuku maddesi değildir. Fakat kişinin yerine ilgisiz başka birinin alınmasının zulüm sayılması, kişisel sorumluluk düşüncesiyle güçlü biçimde örtüşür.

Yûsuf, kardeşlerin teklif ettiği değiş tokuşu kabul etseydi ölçü kabının yanında bulunmadığı bir kişiyi alıkoymuş olacaktı. Kendisi bunu açıkça “O zaman zalimlerden oluruz” diyerek reddeder.

Bu nedenle ayetten güçlü bir ahlaki ilke çıkar: Sorumluluğu doğru kişiye bağlamak adaletin temel şartlarından biridir.

8️⃣ Aile Üyeleri Birbirlerinin Suçlarından Sorumlu Tutulabilir mi ❓​

Normal olarak hayır. Kardeş, baba, çocuk veya eş olmak kişinin başka birinin fiilini otomatik olarak üstlenmesi anlamına gelmez.

Bir aile üyesi suça yardım etmiş veya ortak olmuşsa elbette kendi davranışı ayrıca değerlendirilir. Fakat yalnız akrabalık sebebiyle “Biriniz yaptı, herhangi birinizi cezalandırabiliriz” anlayışı adalet değildir.

Yûsuf’un cevabı tam da bunu reddeder. Bir aile toplu bir ceza havuzu değildir.

9️⃣ Kolektif Cezalandırma Neden Adaletle Çelişebilir ❓​

Kolektif cezalandırma, belirli bir kişinin eylemi sebebiyle onunla ilgisi bulunmayan başka insanlara yaptırım uygulandığında ortaya çıkar. Bu durumda sorumluluk eylem sahibinden koparılarak gruba yayılır.

Yûsuf’un kardeşleri “Birimizi al” demektedir; fakat Yûsuf bunu kabul etmez. Bu, sorumluluğu rastgele değiştirmenin zulüm olabileceğini gösterir.

Adalet, öfkeyi tatmin edecek herhangi bir kişiyi bulmak değildir. Gerçekten sorumlu olanı doğru biçimde belirlemek zorundadır.

🔟 Merhamet Talebi Neden Burada Kabul Edilmiyor ❓​

Çünkü talebin kabul edilme biçimi başka bir insanın haksız biçimde alıkonulmasını gerektirecektir. Kardeşlerin yaşlı babaya ilişkin gerekçeleri son derece duygusaldır ve anlaşılabilir; fakat bu, yanlış kişiyi tutmayı doğru yapmaz.

Bu ayet merhametin değersiz olduğunu söylemez. Aksine önceki ayette kardeşlerin merhamet talebi açıkça aktarılmıştır. Fakat şimdi sınır çizilir: Merhamet başka bir kişiye zulüm üretiyorsa yöntem değişmelidir.

Gerçek merhamet, adaletin yerine geçmek değil adaletin içinde insana yer açmaktır.

1️⃣1️⃣ “O Zaman Zalimlerden Oluruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Yûsuf “innâ izen le-zâlimûn”, yani “Bunu yaparsak gerçekten zalimlerden oluruz” der. Burada zulüm, sorumluluğu bulunmayan bir kişiye yaptırım uygulamakla ilişkilendirilmiştir.

Bu son derece güçlü bir ifadedir. Yûsuf yalnız “Kanun buna izin vermiyor” demekle yetinmez; yanlış kişiyi almak ahlaken zulüm olur der.

Böylece hukuk ile ahlak arasında önemli bir bağ kurulur: Bir işlemin prosedür içinde yapılabilmesi, onu otomatik olarak adil kılmaz; asıl soru doğru kişiye doğru sorumluluğun yüklenip yüklenmediğidir.

1️⃣2️⃣ Güç Sahibi Birinin Kuralı Keyfine Göre Değiştirmemesi Neden Önemlidir ❓​

Yûsuf o anda güçlü bir yöneticidir. Kardeşleri ise onun karşısında ricacı durumdadır. İsterse görünürde “Peki, sizin istediğiniz kişiyi alıyorum” diyebilecek güce sahipmiş gibi görünebilir.

Fakat güç sahibi olmak, insanlara keyfî biçimde işlem yapma hakkı vermez. Yûsuf kendisine sunulan kolay seçeneği reddeder ve adalet sınırını kendi gücünün üstünde tutar.

Bu günümüzde de çok önemlidir: Yetki, keyfîlik değildir. Yönetici, hâkim, işveren veya aile büyüğü gücünü istediği kişiye yük bindirmek için kullanamaz.

1️⃣3️⃣ Birinin Gönüllü Olması Her İşlemi Ahlaken Doğru Yapar mı ❓​

Hayır. Rıza önemli bir unsurdur ama tek başına bütün ahlaki sorunları çözmez. İnsan baskı altında, suçluluk duygusuyla veya ailesini kurtarmak için kendisine zarar verecek bir şeyi kabul edebilir.

Kardeşlerin teklifinde de güçlü bir aile baskısı ve babalarına verdikleri söz bulunmaktadır. Onların gönüllü olması, başka birinin sorumluluğunu üzerlerine geçirmenin adil olduğu anlamına gelmez.

Bu bize genel bir ölçü verir: “Kendisi kabul etti” cümlesi, her durumda ahlaki değerlendirmenin sonu değildir.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet Rehine veya “Birini Bırak, Birini Al” Mantığına Nasıl Bakar ❓​

Ayetin açık mantığı, ilgisiz bir kişiyi diğerinin yerine almayı zulüm olarak nitelendirir. Bu nedenle insanları başkasının davranışını değiştirmek için rehin veya baskı aracı hâline getirmek, ciddi bir adalet sorunu doğurur.

Bir kişi yakınını kurtarmak için gönüllü olsa bile, onu hukuki sorumluluğu olmayan bir olay sebebiyle alıkoymak başka bir meseledir. İnsan kişi olarak değere sahiptir; değiş tokuş nesnesi değildir.

Bu ayet özel tarihsel bağlamında olsa da, insana başkasının yerine bedel ödeyen bir araç gibi davranmama konusunda güçlü bir ahlaki düşünce sunar.

1️⃣5️⃣ Yûsuf’un Cevabı Gerçekten Tarafsız Bir Adalet mi Gösteriyor ❓​

Kıssanın özel planını ve okuyucunun bildiği perde arkasını unutmadan konuşmak gerekir. Kardeş gerçekte hırsız değildir ve kap onun yüküne yerleştirilmiştir. Bu nedenle bütün sahneyi sıradan bir ceza davası gibi okumak eksik olur.

Bununla birlikte Yûsuf’un başka bir kardeşi rastgele onun yerine almaması açık bir sınırdır. Kardeşlerin sunduğu alternatifi kabul etmez.

Bu yüzden ayetin adalet mesajı özellikle şu noktada güçlüdür: Mevcut sürecin sonucu ne olursa olsun, ilgisiz üçüncü bir kişi onun yerine feda edilmeyecektir.

1️⃣6️⃣ Yûsuf Neden “Hırsızı” Değil de “Eşyamızı Yanında Bulduğumuz Kişiyi” Diyor ❓​

Bu ifade Kur’an’ın dilindeki dikkat açısından son derece öğreticidir. Yûsuf bildiği gerçeğin dışına çıkmadan konuşur: Eşya o kişinin yanında bulunmuştur.

“Çaldı” demek ise niyet ve eylem hakkında başka bir iddiadır. Okuyucu Yûsuf’un kardeşinin çalmadığını bildiği için bu kelime seçiminin önemi daha da görünür hâle gelir.

Günlük hayatta da “Onun yanında bulundu”, “Onun hesabından gönderildi” veya “Orada görüldü” gibi bir olgudan hemen “Kesin o yaptı” sonucuna geçmemek gerekir. Olgu ile yorum arasında mesafe bırakmak adaletin parçasıdır.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet “Bir Masum İçin Diğer Masumu Feda Etme” Mantığını Reddeder mi ❓​

Ayetin bağlamında kardeşler kendi içlerinden başka birini vermeyi önermektedirler. Yûsuf ise yanlış kişiyi almak zulüm olur diyerek teklifi reddeder.

Bu, bir insanı kurtarmak için başka bir insana haksızlık yapmanın çözüm olmadığını gösterir. Bir mağduriyet başka bir mağduriyet üretilerek giderilemez.

Ahlaki problemlerde bazen insanlar kolay çözüm arar: “Birisi bedel ödesin de mesele kapansın.” Oysa adaletin sorusu “Herhangi biri mi bedel ödesin?” değil, “Gerçekte kimin hangi sorumluluğu var?” olmalıdır.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 78 ve 79 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 78’de kardeşler son derece duygusal bir rica sunmuşlardı: “Onun yaşlı bir babası var; yerine bizden birini al.” Yûsuf 79’da ise bu ricanın insani yönünü küçümsemeden, adalet sınırını aşan kısmını reddeder.

Bu iki ayet birlikte merhamet ile adaletin çatışmak zorunda olmadığını, fakat merhametin yanlış kişiye yaptırım uygulama gerekçesi olamayacağını gösterir. Kalp babanın acısını görebilir; hukuk ise yine de doğru kişiyi yanlış kişiden ayırmak zorundadır.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 80. ayette, kardeşler artık Yûsuf’tan umutlarını kesince kendi aralarında gizlice görüşecekler; en büyükleri veya görüşte öne çıkanları babalarına Allah adına verdikleri sağlam sözü ve daha önce Yûsuf konusunda yaptıkları kusuru hatırlatacaktır. Ardından “Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda hükmedinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım” diyecektir. Böylece sözün bedeli, geçmiş hatayla yüzleşme, sorumluluktan kaçmama ve aynı hatayı ikinci kez tekrarlamamak için kişinin kendi üzerine yük alması kıssanın merkezine gelecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 79. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 79. ayet, merhamet talebi karşısında adaletin sınırını olağanüstü açıklıkla ortaya koyar. Kardeşler yaşlı babalarının yaşayacağı acıyı hatırlatarak “Onun yerine bizden birini al” demişlerdir. Teklif fedakârca görünmektedir; fakat Yûsuf “Eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını almaktan Allah’a sığınırız” diyerek bunu kabul etmez.

Ayetin ilk büyük mesajı bir kişinin sorumluluğunun başka bir kişiye rastgele aktarılamayacağıdır. İnsanlar aynı aileden olabilir, birbirini çok sevebilir ve biri diğerinin yerine bedel ödemek isteyebilir. Fakat ceza sorumluluğu, yardım borcu gibi değiş tokuş edilebilecek bir yük değildir.

Bir insanın özgürlüğü, başka bir insanın yerine kullanılabilecek para değildir.

İkinci büyük mesaj merhametin sınırını adaletin çizmesidir. Yaşlı bir babanın üzüntüsü gerçek ve önemlidir. Kardeşlerin onu koruma isteği de anlaşılırdır. Fakat bu iyi gerekçeler yanlış kişiyi alıkoymayı doğru hâle getirmez.

Bu nedenle gerçek merhamet “Birini kurtarmak için herhangi birini feda et” demez. Mümkünse hem mağduriyeti azaltan hem haksızlık üretmeyen çözüm aranmalıdır.

Üçüncü büyük mesaj Allah’a yalnız dış tehlikelerden değil, kendi zulmümüzden de sığınmaktır. Yûsuf’un “Me‘âzallâh” demesi bu açıdan çok derindir. İnsan çoğu zaman Allah’tan hastalık, düşman veya felaketten korunmayı ister; fakat en büyük dualardan biri “Beni başkasına haksızlık etmekten koru” olmalıdır.

Çünkü insan bazen kendisini iyi niyetli sanarak da zulmedebilir. İyi niyet, adaletsiz sonucu otomatik olarak temizlemez.

Dördüncü büyük mesaj güç sahibinin kendi yetkisini sınırlayabilmesidir. Gerçek adalet, insanın yalnız güçsüzken hukuktan söz etmesi değildir. Elinde güç varken de “Bunu yapabilirim ama yapmam doğru olmaz” diyebilmesidir.

Yûsuf’un cevabında tam olarak bu ahlaki sınır görülür. Güç sahibi olmak, her mümkün davranışı meşru hâle getirmez.

Beşinci büyük mesaj olgu ile suçlama arasındaki farktır. Yûsuf kardeşine doğrudan “hırsız” demez; “Eşyamızı yanında bulduğumuz kişi” der. Bu kelime seçimi önemlidir, çünkü okuyucu kardeşin gerçekte çalmadığını bilmektedir.

Bu bize günlük hayatta çok değerli bir disiplin öğretir: Bildiğini söyle, tahminini bilgi gibi sunma. Bir nesnenin bir yerde bulunması ile o kişinin onu çalmış olması arasında araştırılması gereken bir süreç olabilir.

Altıncı büyük mesaj kolektif cezalandırmanın tehlikesidir. Bir kişinin sorumluluğu sebebiyle ailesinden herhangi birini tutmak, “Nasıl olsa aynı aileden” diyerek insanları birbirinin yerine geçirmek ciddi bir haksızlık olur.

Bu ilke yalnız aile ilişkilerinde değil, toplumsal çatışmalarda da önemlidir. Bir kişinin eylemi sebebiyle bütün topluluğu suçlu ilan etmek bireysel sorumluluğu yok eder.

Yedinci büyük mesaj rıza kavramının sınırıdır. Kardeşler kendi istekleriyle birinin yerine kalmayı teklif ederler; buna rağmen Yûsuf kabul etmez. Bu, “Kendisi razı olduysa her şey doğrudur” şeklindeki basit anlayışın yetersizliğini gösterir.

Rıza önemlidir ama insanın onuru, hukuki statüsü, baskı altında olup olmadığı ve işlemin kendisinin adil olup olmadığı da değerlendirilmelidir.

Sekizinci büyük mesaj gerçek fedakârlık ile haksız sorumluluk devrini ayırmaktır. Bir insan kardeşine yardım etmek için malını verebilir, zaman ayırabilir ve onun için zorluk üstlenebilir. Bunlar fedakârlıktır.

Fakat işlemediği bir suçu üstlenmek veya suçun yaptırımını kendi üzerine geçirmek başka bir meseledir. Fedakârlık hakikati değiştirmez.

Dokuzuncu büyük mesaj zulmün yalnız ağır şiddet biçimlerinden ibaret olmadığını göstermesidir. Yûsuf, yanlış kişiyi almanın bile “zalimlerden olmak” sonucuna götürebileceğini söyler.

Bu nedenle zulüm bazen büyük savaşlarda değil, bir kişinin hakkını yanlış kişiye yüklediğimiz küçük görünen kararlarda da ortaya çıkabilir.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri, adaletin duygusal baskı altında bile korunması gerektiğidir. Kardeşler çok etkileyici bir gerekçe sunmuşlardır: yaşlı baba, aile acısı, verilen söz ve gönüllü fedakârlık. Bütün bunlara rağmen Yûsuf adalet sınırını geçmez.

Yûsuf Suresi 79. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Merhamet et ama merhamet adına masuma zulmetme. Bir insanı kurtarmak için ilgisiz başka birini cezalandırma. Gönüllülüğü her işlemi meşru yapan sınırsız bir anahtar sanma. Gücün varsa keyfî davranma; tam tersine gücünü adaletle sınırla. Bir olguyu aktarırken ona kanıtlanmamış suçlamalar ekleme. Allah’a yalnız başına gelebilecek kötülüklerden değil, kendi elinle başkasına kötülük yapmaktan da sığın. Çünkü gerçek adalet, yalnız sevdiğimiz insanı korumak değil, onu korurken başka bir insanın hakkını da çiğnememeyi başarabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 80. ayette, kardeşler artık Yûsuf’un kararını değiştiremeyeceklerini anlayınca bir kenara çekilip kendi aralarında gizlice konuşacaklardır. İçlerinden en büyük olanı veya görüşte öne çıkanı, “Babanızın sizden Allah adına sağlam söz aldığını ve daha önce Yûsuf konusunda yaptığınız kusuru bilmiyor musunuz?” diyerek geçmişle bugünü yan yana getirecek ve “Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda hükmedinceye kadar buradan ayrılmayacağım” diyecektir. Bu ayet özellikle aynı hatayı ikinci kez tekrarlamamak, geçmiş kusurla dürüstçe yüzleşmek, verilen sözün sonucunu üstlenmek, grup içindeki sorumluluk farkları ve insanın çaresizlik anında sorumluluktan kaçmak yerine kendi payını kabul etmesi açısından son derece derin olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 79. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Sevdiğimiz birini kurtarmak istediğimizde başka birinin hakkını çiğnemeye razı oluyor muyuz? Bir arkadaşımız veya ailemiz için ayrıcalık isterken bunun bedelini kimin ödeyeceğini düşünüyor muyuz? Elimizde yetki olduğunda kuralları yakınlarımız lehine değiştirmeyi iyilik mi sanıyoruz? Ve en önemlisi, bir karar bize çok zor geldiğinde bile “Bunu yaparsam başkasına zulmetmiş olur muyum?” sorusunu kendimize sorabilecek kadar adaletli davranabiliyor muyuz?

“Yûsuf 79, Hz. Yûsuf’un kardeşlerinin ‘Onun yerine bizden birini al’ teklifini ‘Eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını almaktan Allah’a sığınırız; aksi hâlde gerçekten zalimlerden oluruz’ diyerek reddettiğini bildirir. Ayet, merhamet talebi ne kadar güçlü olursa olsun yanlış kişiyi cezalandırmanın adalet olamayacağını öğretir. Yûsuf ayrıca kardeşini ‘hırsız’ diye nitelemek yerine yalnız ‘eşyamızı yanında bulduğumuz kişi’ diyerek kanıtlanan olgu ile suç isnadını birbirinden ayırır. Gerçek adalet, yalnız iyi niyetli olmak değil; sevdiğimizi korumaya çalışırken bile başka bir insanın hakkını çiğnememeyi başarabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt