Yûsuf Suresi 69. Ayette “Yûsuf Kardeşini Yanına Aldı ve ‘Ben Senin Kardeşinim; Onların Yaptıklarından Dolayı Artık Üzülme’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 68. ayette Hz. Ya‘kūb’un oğullarının onun tavsiyesine uyarak farklı kapılardan şehre girdikleri, fakat bu tedbirin Allah’ın takdirinden bağımsız biçimde hiçbir şeyi değiştiremeyeceği açıklanmıştı. 69. ayette ise yıllardır hazırlanan çok özel bir buluşma gerçekleşir: Kardeşler Hz. Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde Yûsuf, uzun süredir ayrı kaldığı kardeşini yanına alır ve ‘Ben senin kardeşinim; onların yaptıklarından dolayı artık üzülme’ der. Diğer kardeşler Yûsuf’un gerçek kimliğini hâlâ bilmezken, bu kardeş artık gerçeği öğrenmiştir. Böylece ayet, güvenli zamanda gerçeğin açıklanması, kardeşlik bağı, geçmiş acılar karşısında teselli, duyguların küçümsenmemesi ve her hakikatin herkese aynı anda açıklanmasının zorunlu olmaması gibi son derece derin konuları gündeme getirir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 69. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde kardeşini yanına aldı ve ‘Ben senin kardeşinim; onların yaptıklarından dolayı artık üzülme’ dedi.” Ayetin Arapçası ise “Ve lemmâ dehalû alâ Yûsufe âvâ ileyhi ehâhu, kâle innî ene ehûke felâ tebte’is bimâ kânû ya‘melûn.” şeklindedir.Bu ayet, kıssanın yıllardır beklenen buluşmalarından birini anlatır. Hz. Yûsuf kardeşlerini daha önce görmüş fakat kimliğini açıklamamıştı. Şimdi ise özellikle görmek istediği kardeşi de yanlarına gelmiştir ve Yûsuf ona kim olduğunu özel olarak bildirir.
Böylece aynı mekânda iki farklı bilgi düzeyi oluşur: Bir kardeş gerçeği bilmektedir, diğerleri ise karşılarındaki yöneticinin Yûsuf olduğunu henüz bilmemektedir.
Ayetteki “Kardeşini Yanına Aldı” Ne Anlama Gelir
Ayette “âvâ ileyhi ehâhu” ifadesi kullanılır. Bu, kardeşini kendi yanına almak, ona yakınlık göstermek, onu kendi yanında ağırlamak veya kendisine özel biçimde yaklaştırmak anlamlarına gelir.Buradaki hareket yalnız fiziksel olarak aynı odada bulunmak değildir. Ayetin devamında Yûsuf kardeşine kimliğini açıkladığı için, aralarında özel ve güvenli bir yakınlık alanı oluştuğu anlaşılır.
Kur’an görüşmenin bütün ayrıntılarını anlatmaz. Nerede konuştukları, ne kadar süre birlikte kaldıkları veya ilk anda nasıl duygusal tepkiler verdikleri konusunda kesin senaryolar üretmemek gerekir.
Bu Kardeş Bünyamin midir
İslamî tefsir ve tarih geleneğinde bu kardeş yaygın biçimde Bünyamin olarak adlandırılır. Ayrıca onun Yûsuf’un öz kardeşi olduğu yönündeki bilgi de geleneksel anlatılarda yer alır.Ancak Kur’an bu ayette “Bünyamin” ismini kullanmaz; yalnız “kardeşi” der. Bu nedenle Bünyamin adı kullanılabilir fakat bunun Kur’an’ın doğrudan verdiği isim değil, geleneksel bilgi olduğu bilinmelidir.
Kur’an açısından asıl önemli olan isim değil, Hz. Yûsuf’un özellikle bu kardeşini görmek istemesi ve ona kimliğini açıklamasıdır.
Yûsuf Neden Kimliğini Yalnız Bu Kardeşine Açıkladı
Ayet bunun bütün gerekçelerini ayrıntılı biçimde açıklamaz. Fakat kıssanın devamından, Yûsuf’un henüz diğer kardeşlerine kimliğini açıklamak istemediği ve belirli bir sürecin devam ettiği anlaşılır.Bu kardeşi ise yıllardır görmemiştir ve onu kendi yanında tutmaya yönelik sonraki gelişmeler başlayacaktır. Dolayısıyla Yûsuf’un ona gerçeği açıklaması güven oluşturmak ve bundan sonra yaşanacakların anlamını kavramasını sağlamak açısından anlaşılabilir.
Ancak “Yûsuf kesin yalnız şu sebeple açıkladı” diye tek bir psikolojik gerekçe üretmek yerine, ayetin verdiği kadarıyla konuşmak daha doğrudur.
Her Gerçeği Herkese Aynı Anda Açıklamak Zorunlu mudur
Hayır. Doğruyu söylemek ile bildiğimiz her şeyi herkese aynı anda açıklamak aynı şey değildir. İnsan bazen bir bilgiyi güvenlik, mahremiyet, zamanlama veya meşru bir sürecin sağlıklı yürütülmesi nedeniyle belirli bir süre sınırlı tutabilir.Yûsuf diğer kardeşlerine açıkça yanlış bir kimlik uydurmuş değildir; onlar onu tanımamaktadır ve Yûsuf henüz gerçeği açıklamamaktadır. Buna karşılık bu kardeşine artık kimliğini bildirir.
Buradan çıkarılabilecek ölçü şudur: Gerçeği gizlemek ile yalan söylemek aynı şey değildir; fakat bilgi gizleme de başkasının hakkını çiğnemek için kullanılmamalıdır.
Yûsuf’un “Ben Senin Kardeşinim” Demesi Neden Bu Kadar Güçlüdür
Yıllardır ayrı kalan iki kardeş için bu cümle yalnız biyolojik bir bilgi değildir. Karşısındaki güçlü Mısır yöneticisinin aslında kayıp kardeşi Yûsuf olduğunu öğrenmek, kardeş açısından bütün sahnenin anlamını değiştirmektedir.O artık yabancı bir yöneticinin karşısında değildir. Kendi kardeşinin yanında olduğunu ve yalnız olmadığını öğrenmiştir.
Bu yüzden “Ben senin kardeşinim” cümlesinde kimlik açıklamasının yanı sıra güven, aidiyet ve teselli de vardır. Bazen insan için en güçlü teselli, problemi hemen ortadan kaldırmak değil, o problemin içinde yalnız olmadığını bilmektir.
“Onların Yaptıklarından Dolayı Üzülme” Ne Anlama Gelir
Ayette “felâ tebte’is bimâ kânû ya‘melûn” denilir. “Tebte’is” ifadesi sıkıntıya düşmek, üzülmek, daralmak veya yapılan şeylerden dolayı içsel bir keder taşımak anlamlarına gelebilir.Yûsuf kardeşine, diğer kardeşlerin geçmişte veya mevcut süreçte yaptıkları şeylerden dolayı kendisini yiyip bitirmemesini söylemektedir. Tefsirlerde ifadenin hangi davranışları kapsadığı konusunda farklı açıklamalar vardır.
En güvenli anlam, Yûsuf’un kardeşine “Onların yaptıkları seni artık içten içe tüketmesin; ben yanındayım” şeklinde güven vermesidir.
“Üzülme” Demek Duyguları Bastırmak mı Demektir
Hayır. Kur’an’daki “üzülme” türü teselli ifadeleri, insanın hiçbir zaman üzüntü hissetmemesi gerektiği anlamına gelmez. Hz. Ya‘kūb’un kendisi Yûsuf hasreti sebebiyle derin üzüntü yaşamıştır.Birine “Üzülme” demek çoğu zaman “Bu duyguyu yaşamaya hakkın yok” değil, “Artık umutsuz olma, yalnız değilsin, önünde başka bir imkân var” anlamına gelen bir tesellidir.
Bu nedenle acı yaşayan bir insana din adına “Üzülmen yanlış, imanlı olsaydın üzülmezdin” demek doğru değildir. Üzüntü insanîdir; önemli olan insanın üzüntünün içinde tamamen umutsuzluğa mahkûm olmamasıdır.
Yûsuf Kardeşinin Geçmiş Acısını Küçümsüyor mu
Hayır. “Üzülme” demesi yaşananları önemsizleştirdiği anlamına gelmez. Tam tersine “Onların yaptıkları” diyerek ortada yanlış veya acı verici davranışların bulunduğunu kabul eder.Gerçek teselli, çoğu zaman acıyı inkâr etmekten değil, acının gerçek olduğunu kabul ettikten sonra güvenli bir gelecek ihtimali göstermekten doğar.
Bu yüzden “Artık geçti, boş ver” şeklinde küçümseyici yaklaşım ile Yûsuf’un tesellisi aynı değildir. Yûsuf geçmişi silmiyor; kardeşine geçmişin artık onu bütünüyle yönetmek zorunda olmadığını hissettiriyor.
Geçmişte Yapılan Kötülüğü Hatırlamak Bağışlamaya Engel midir
Hayır. Yûsuf kardeşlerinin yaptıklarını açıkça hatırlamaktadır. Birkaç ayet sonra da geçmişin bütünü yeniden gündeme gelecektir. Fakat hatırlamak otomatik olarak intikam peşinde olmak değildir.İnsan kendisine yapılan haksızlığı hatırlayabilir, ondan ders çıkarabilir ve yine de kötülüğü büyütmeme kararı alabilir. Affetmek hafızanın silinmesi değildir.
Yûsuf kıssasının ilerleyen bölümü özellikle bunu gösterecektir: Geçmiş inkâr edilmeyecek fakat geçmiş, gelecekteki bütün ilişkilerin tek belirleyicisi olarak da kalmayacaktır.

Birine Teselli Vermenin En Sağlıklı Yolu Nedir
Teselli yalnız “Üzülme” demekten ibaret değildir. İnsan önce karşısındaki kişinin yaşadığı şeyi anlamalı, güvenli bir ortam oluşturmalı ve mümkünse somut destek sunmalıdır.Yûsuf’un davranışında bu üç unsur birlikte görülebilir. Önce kardeşini yanına alır, sonra kimliğini açıklayarak “Ben senin kardeşinim” der, ardından “Üzülme” diyerek teselli eder.
Yani sözden önce bir güven alanı kurulmuştur. Bu bize önemli bir insanî ölçü verir: Bazen “Yanındayım” davranışı, “Üzülme” cümlesinden daha güçlüdür.

“Ben Senin Kardeşinim” Sözü Güvenin Yeniden Kurulması Açısından Ne Öğretir
Güven, insanın kimle karşı karşıya olduğunu bilmesiyle güçlenebilir. Yûsuf’un kardeşi artık karşısındaki kişinin kendisine zarar vermek isteyen yabancı biri olmadığını öğrenmektedir.Yûsuf önce yakınlık oluşturur, sonra bilgi verir ve ardından güvence sunar. Bu sıralama, özellikle uzun ayrılıklar veya zor aile geçmişleri sonrasında güvenin bir anda değil, güvenli temasla yeniden kurulabileceğini düşündürür.
Ancak her aile ilişkisi Yûsuf kıssasıyla birebir aynı değildir. Zarar görmüş bir insanın hemen yakınlaşmak veya bütün sınırlarını kaldırmak zorunda olduğu sonucu çıkarılamaz.

Kardeşlik Bağı Her Yanlışı Affetmeyi Zorunlu mu Kılar
Hayır. Akrabalık önemli bir bağdır fakat kimseye başkasına zarar verme hakkı vermez. “O senin kardeşin, ne yaparsa yapsın sus” anlayışı Kur’anî bir zorunluluk değildir.Yûsuf kıssasının kendisinde kardeşler ağır bir yanlış yapmış ve bunun sonuçları yıllarca sürmüştür. Kardeş olmaları yaptıkları şeyi doğru hâle getirmemiştir.
Aile bağı iyilik, dayanışma ve merhameti güçlendirmelidir; haksızlığın üzerini örtmenin gerekçesi olmamalıdır.

Yûsuf’un Kardeşiyle Özel Konuşması Diğer Kardeşlere Karşı Ayrımcılık mıdır
Her farklı muamele ayrımcılık değildir. İnsanların içinde bulunduğu şartlar ve ihtiyaçları farklı olabilir. Yûsuf bu kardeşiyle özel bir bilgi paylaşmaktadır çünkü olayın bundan sonraki aşaması doğrudan onunla ilgilidir.Adalet her zaman herkese aynı bilgiyi aynı anda vermek anlamına gelmez. Bazen mahremiyet veya güvenlik nedeniyle bilgi yalnız ilgili kişiye verilebilir.
Ancak farklı muamele, kişisel kayırmacılık yoluyla başkasının hakkını çiğnemeye dönüşürse sorun ortaya çıkar. Eşitlik ile adalet her zaman mekanik biçimde aynı şey değildir.

Bu Ayet Mahremiyet Açısından Ne Öğretir
Yûsuf kimliğini bir anda bütün kardeşlerinin önünde açıklamaz. Bilgiyi ilk olarak yalnız ilgili kardeşiyle paylaşır. Bu, her doğru bilginin otomatik olarak kamusal bilgi olmadığını düşündürür.Mahremiyet, yalan söylemek değildir. İnsan ailesi, sağlığı, mali durumu veya kişisel hayatıyla ilgili bazı bilgileri yalnız güvendiği insanlarla paylaşabilir.
Fakat mahremiyet suç veya istismar saklama bahanesine dönüştürülmemelidir. Bir bilgi başkasının güvenliği açısından gerekli olduğunda durum farklı değerlendirilir.

Yûsuf’un Kardeşine Gerçeği Söylemesi Onun Üzerindeki Belirsizliği Nasıl Değiştirir
Belirsizlik insanın kaygısını artırabilir. Kardeş, Mısır’daki güçlü yöneticinin kendisini neden özellikle yanına aldığını bilmediğinde doğal olarak ne olacağını merak edebilir. Yûsuf “Ben senin kardeşinim” diyerek bu belirsizliğin önemli bir bölümünü ortadan kaldırır.Böylece bundan sonra yaşanacak gelişmelere tamamen bilgisiz biçimde yaklaşması engellenmiş olur. En azından Yûsuf’un kim olduğunu ve ona karşı düşmanca bir niyet taşımadığını bilir.
Bu bize genel olarak şunu düşündürür: Bir insanı doğrudan ilgilendiren önemli süreçlerde, mümkün olduğu ölçüde gerekli bilgiyi onunla paylaşmak güven duygusunu artırabilir.

Yûsuf’un Kardeşine “Üzülme” Demesi Geçmişin Artık Hiç Önemli Olmadığı Anlamına mı Gelir
Hayır. Geçmiş önemlidir; çünkü bugünkü ilişkilerin nasıl oluştuğunu açıklamaktadır. Fakat geçmişin önemli olması, insanın sonsuza kadar yalnız geçmişte yaşamak zorunda olduğu anlamına gelmez.Yûsuf’un sözü bu açıdan bir geçiş cümlesi gibidir: “Yaşananlar oldu ve ben onları biliyorum; fakat artık yeni bir aşamadayız.”
Bu yaklaşım geçmişi inkâr etmeden geleceğe alan açar. İyileşmek, yaşananı doğru ilan etmek değil; yaşananın bütün geleceği belirleme gücünü azaltabilmektir.

Yûsuf Suresi 68 ve 69 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 68’de kardeşler babalarının tavsiyesine uyarak Mısır’a girmiş, tedbir ile tevekkül arasındaki denge yeniden vurgulanmıştı. Yûsuf 69’da ise alınan bütün tedbirlerin ardından asıl beklenen karşılaşmalardan biri gerçekleşir: Yûsuf kardeşini yanına alır ve ona kimliğini açıklar.Böylece Hz. Ya‘kūb’un gönderirken taşıdığı kaygıların ardından kardeş artık Yûsuf’un yanında güvenli bir temas kurmuştur. Kıssanın aileyi yeniden bir araya getiren süreci giderek belirginleşmektedir.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 70. ayette, Hz. Yûsuf kardeşlerinin yüklerini hazırlatırken hükümdara ait su kabını/ölçeği kardeşinin yüküne koyduracak, ardından bir görevli kervana “Ey kafile! Siz hırsızsınız!” diye seslenecektir. Bu sahne dikkatle ele alınmalıdır; çünkü kardeş gerçekten hırsız değildir, suçlama ifadesinin nasıl anlaşılacağı, Yûsuf’un planının ahlaki sınırları ve bu özel kıssa sahnesinin sıradan hayatta masum birine sahte delil yerleştirmeye ruhsat verip vermediği gibi son derece hassas meseleler ortaya çıkacaktır.

Sonuç: Yûsuf Suresi 69. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 69. ayet, Yûsuf kıssasının büyük kalabalıklar, saraylar, kıtlık planları ve uzun yolculuklar arasından bir anda iki kardeş arasındaki özel bir buluşmaya odaklandığı çok güçlü bir sahnedir. Kardeşler hep birlikte Hz. Yûsuf’un huzuruna girmiştir; fakat Yûsuf özellikle kardeşini yanına alır ve sonunda yıllardır saklı kalan gerçeği ona açıklar: “Ben senin kardeşinim.”Bu cümlenin gücü, yalnız kimlik bilgisinde değildir. Aynı zamanda “Artık yalnız değilsin” anlamı taşır. Karşısındaki kişi bilinmeyen bir yönetici değil, yıllardır kayıp sandığı kardeşidir.
Ayetin ilk büyük mesajı güvenli bir ortam oluşturmanın sözden önce gelebilmesidir. Yûsuf önce kardeşini yanına alır, ardından gerçeği açıklar ve daha sonra onu teselli eder. Böylece güven yalnız kelimelerle değil, davranışla da kurulur.
İnsan bazen zor durumda olan birine uzun nasihatler vermek yerine önce yanında olduğunu hissettirmelidir. Bir insanın acısı, yalnız doğru cümleyle değil, güvenilir bir ilişkiyle hafifleyebilir.
İkinci büyük mesaj hakikatin zamanlamasıdır. Yûsuf daha önce kimliğini açıklamamıştı; şimdi ise uygun gördüğü kişiye uygun zamanda açıklar. Bu, her gerçeğin her kişiye aynı anda açıklanmasının zorunlu olmadığını gösterir.
Fakat zamanlama, yalan ve manipülasyon için sınırsız ruhsat değildir. Hakikati geciktirmek meşru bir amaç taşımalı ve başkasının hakkını çiğnememelidir.
Üçüncü büyük mesaj mahremiyetin meşru olabileceğidir. Bir insanın bildiği her gerçek toplumun tamamına ait değildir. Bazı bilgiler yalnız doğrudan ilgili kişilerle paylaşılabilir.
Bu nedenle dürüstlük, insanın bütün özel hayatını herkese açıklaması anlamına gelmez. Mahrem olmak ile yalancı olmak aynı şey değildir.
Dördüncü büyük mesaj “Üzülme” sözünün duyguları yasaklamadığıdır. Yûsuf kardeşine üzülmenin günah olduğunu söylemiyor. Onu küçümsemiyor, geçmişte yaşananları reddetmiyor ve “Bunları kafana takma” diyerek acısını değersizleştirmiyor.
Tam tersine önce kardeşliğini açıklayıp güven oluşturuyor, sonra teselli ediyor. Bu bize şunu öğretir: Teselli, acıyı küçültmek değil; acının içinde yalnız bırakmamaktır.
Beşinci büyük mesaj geçmişin inkâr edilmeden aşılabilmesidir. Yûsuf “onların yaptıkları” diyerek geçmişte yanlışların bulunduğunu kabul eder. Fakat kardeşine hayatının sonsuza kadar bu yanlışların gölgesinde kalmak zorunda olmadığını hissettirir.
İyileşmenin önemli bir yönü budur: Yaşananı inkâr etmeden, yaşananın gelecekteki bütün mutluluğu belirlemesine izin vermemek.
Altıncı büyük mesaj aile bağının haksızlığı meşrulaştırmamasıdır. Kardeşlerin geçmişte yaptıkları, kardeş oldukları için doğru sayılmaz. Akrabalık ahlaki sorumluluğu azaltmaz.
Bu nedenle aile içinde yaşanan yanlışlara karşı “Aile arasında olur böyle şeyler, sus” demek doğru değildir. Aile bağı, insanı korumalıdır; haksızlığın saklandığı bir perde olmamalıdır.
Yedinci büyük mesaj kardeşlik ve dayanışmanın gerçek anlamıdır. Yûsuf’un “Ben senin kardeşinim” sözü yalnız soy bilgisini bildirmez. Kardeşliğin güven, koruma ve yanında olma yönünü de gösterir.
Gerçek kardeşlik yalnız aynı aileden gelmek değil, diğerinin zor zamanında onun yanında güvenilir biçimde durabilmektir.
Sekizinci büyük mesaj insanı ilgilendiren önemli süreçlerde gerekli bilgiyi onunla paylaşmaktır. Yûsuf kardeşini tamamen bilgisiz bırakmaz. Ona kimliğini söyleyerek bundan sonraki olayları başka bir bilgi düzeyinden karşılamasını sağlar.
Bu, insan onuru açısından önemlidir. İnsanları ilgilendiren büyük kararları mümkün olduğunca onlardan tamamen gizli yürütmemek, güven ilişkisinin önemli parçası olabilir.
Dokuzuncu büyük mesaj duygusal tesellinin gerçekleri çarpıtmak zorunda olmadığıdır. Yûsuf kardeşini teselli etmek için “Hiçbir şey olmadı” demez. Bir yanlış olduğunu kabul eder ve buna rağmen umut verir.
En sağlıklı teselli çoğu zaman tam da budur: Gerçekliği değiştirmeden umudu korumak.
Onuncu ve ayetin belki de en güçlü mesajı, bir insanın geçmişte yalnız bırakılmış olsa bile gelecekte yeniden güvenli bir bağ kurabilmesidir. Yûsuf ile kardeşi uzun ayrılıktan sonra aynı yerde buluşmuştur. Geçmiş değişmemiştir ama artık ilişkinin geleceği değişmeye başlamıştır.
Bu, her acı hikâyenin dünyada mutlaka böyle sonuçlanacağına dair garanti değildir. Bazı kayıplar geri gelmez, bazı ilişkiler onarılamaz. Fakat Yûsuf kıssası en azından şunu gösterir: Geçmişteki kötülük, gelecekte iyiliğin ortaya çıkmasını zorunlu olarak imkânsız kılmaz.
Yûsuf Suresi 69. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Gerçeği doğru zamanda ve güvenli biçimde paylaş. İnsanların özel bilgilerine saygı göster. Acı yaşayan kişiye duygularını yasaklamak yerine yanında olduğunu hissettir. Geçmiş yanlışları inkâr etme ama insanı sonsuza kadar o yanlışların esiri de yapma. Akrabalığı haksızlığın bahanesi değil, güven ve dayanışmanın zemini hâline getir. Ve bir insanı teselli ederken yalnız “Üzülme” demekle yetinme; ona gerçekten “Ben yanındayım” diyebileceğin bir davranış göster. Çünkü bazen insanın ihtiyacı bütün geçmişin silinmesi değil, geçmişin ağırlığını artık tek başına taşımadığını bilmektir.”
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 70. ayette, kıssanın en çok dikkat isteyen sahnelerinden biri başlayacaktır. Hz. Yûsuf kardeşlerinin yüklerini hazırlatırken su kabını/ölçeği kardeşinin yüküne koyduracak ve ardından bir görevli kervana “Ey kafile! Siz hırsızsınız!” diye seslenecektir. Bu ayeti yorumlarken özellikle kardeşin gerçekte hırsız olmadığı, kabın neden yüküne konulduğu, seslenen kişinin ne bildiği, suçlama ile gerçek arasındaki ilişki ve bu sahnenin sıradan insanların masum birine sahte delil yerleştirmesine kesinlikle açık çek olarak kullanılamayacağı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Yûsuf Suresi 69. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Zor durumda olan bir insana “Üzülme” demeden önce gerçekten onun yanında duruyor muyuz? İnsanların acılarını hızla kapatmaya mı çalışıyoruz, yoksa önce onları anlamaya mı? Geçmişte incinmiş birine güven vermek istediğimizde bunu yalnız sözlerle mi yapıyoruz, yoksa davranışlarımızla da “Ben senin yanındayım” diyebiliyor muyuz? Ve geçmişin yanlışlarını inkâr etmeden, geleceğin tamamını da o yanlışlara teslim etmeyecek kadar umutlu kalabiliyor muyuz?
“Yûsuf 69, Hz. Yûsuf’un kardeşini yanına alarak ‘Ben senin kardeşinim; onların yaptıklarından dolayı artık üzülme’ dediğini bildirir. Bu söz, geçmişte yaşananları yok saymaz; tam tersine onların varlığını kabul ederken kardeşine yeni bir güven alanı açar. Teselli, acıyı küçümsemek değil; insanı acısında yalnız bırakmamaktır. Geçmiş değişmeyebilir fakat geçmişin geleceğimiz üzerindeki gücü değişebilir. Bazen en güçlü teselli, bütün sorunları çözen bir cümle değil, güvenilir bir insanın gerçekten ‘Ben buradayım, artık yalnız değilsin’ diyebilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu