Yûsuf Suresi 58. Ayette “Yûsuf’un Kardeşleri Geldiler ve Onun Huzuruna Girdiler. Yûsuf Onları Tanıdı, Fakat Onlar Yûsuf’u Tanımadılar” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 57. ayette ‘İman eden ve takva sahibi olanlar için ahiret mükâfatı elbette daha hayırlıdır’ buyurularak Hz. Yûsuf’un dünyadaki yükselişinin nihai başarı ölçüsü olmadığı hatırlatılmıştı. 58. ayette ise kıssanın yeni ve son derece çarpıcı bir bölümü başlar: Yıllar önce Yûsuf’u kuyuya bırakan kardeşleri, şimdi kıtlık sebebiyle onun yönettiği ülkeye gelir ve farkında olmadan onun huzuruna çıkarlar. Yûsuf onları hemen tanır; onlar ise Yûsuf’u tanımazlar. Böylece geçmişteki güç dengesi tamamen değişmiştir. Fakat asıl mesele Yûsuf’un artık güçlü olması değil, bu güçle geçmişte kendisine kötülük yapan insanlara nasıl davranacağıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 58. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf’un kardeşleri geldiler ve onun huzuruna girdiler. Yûsuf onları tanıdı, fakat onlar onu tanımadılar.” Ayetin Arapçası ise “Ve câe ihvetu Yûsufe fedehalû aleyhi fe-arafehum ve hum lehu munkirûn.” şeklindedir.Bu ayet kısa olmasına rağmen kıssanın en büyük yüzleşmelerinden birini başlatır. Yıllar önce Yûsuf’u hayatlarından çıkardıklarını düşünen kardeşler, şimdi onun yönettiği kaynaklara ihtiyaç duyan insanlar olarak karşısındadırlar.
Ayet henüz Yûsuf’un onlara ne söylediğini anlatmaz. Önce yalnız tanıma ve tanınmama arasındaki asimetriyi gösterir. Yûsuf geçmişi bilir; kardeşleri ise karşılarında duran yöneticinin kim olduğunu henüz bilmezler.
Yûsuf’un Kardeşleri Neden Mısır’a Gelmişlerdi
Bağlam, bölgede ağır bir kıtlık yaşandığını göstermektedir. Hz. Yûsuf’un yıllar önce hazırladığı üretim ve depolama planı sayesinde Mısır’da tahıl rezervleri bulunmaktadır. Çevre bölgelerden insanlar da gıda temin etmek amacıyla gelmektedir.Yûsuf’un kardeşleri de bu ekonomik sıkıntı sebebiyle Mısır’a gelirler. Kur’an bu ayette yolculuğun bütün coğrafi ve ekonomik ayrıntılarını anlatmaz; fakat sonraki ayetlerden erzak almak için geldikleri açık biçimde anlaşılır.
Böylece Yûsuf’un yıllar önce yaptığı planın etkisinin yalnız saray çevresiyle sınırlı olmadığı görülür. Doğru kriz yönetimi, sınırların ötesindeki insanlara bile hayatî fayda sağlayabilir.
Kardeşlerin Yûsuf’un Huzuruna Girmesi Neden Bu Kadar Çarpıcıdır
Çünkü yıllar önce güç kardeşlerin elindeydi. Yûsuf küçük ve savunmasızdı; onlar ise kalabalık bir gruptu. Onu kuyuya bırakma kararını verebilecek fiziksel üstünlüğe sahiptiler.Şimdi şartlar tamamen değişmiştir. Yûsuf ülkenin kritik kaynaklarını yöneten güçlü bir konumdadır; kardeşleri ise onun dağıttığı gıdaya ihtiyaç duyan kişiler olarak huzuruna çıkmıştır.
Fakat Kur’an’ın mesajı yalnız “Hayat döndü, intikam zamanı geldi” değildir. Asıl ahlaki sınav şimdi başlar: Güç el değiştirdiğinde adalet de mi değişecek, yoksa Yûsuf ilkelerini koruyacak mı?
“Yûsuf Onları Tanıdı” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet “fe-arafehum”, yani “onları tanıdı” der. Hz. Yûsuf kardeşlerinin kim olduğunu anlayabilmiştir. Aradan uzun yıllar geçmiş olsa da onların yetişkin hâllerini tanıyacak kadar geçmişe dair hafızası bulunmaktadır.Kur’an Yûsuf’un onları tam olarak hangi fiziksel ayrıntıdan tanıdığını söylemez. Sesleri, yüzleri, isimleri veya birlikte bulunmaları gibi ihtimaller düşünülebilir; fakat bunları kesin Kur’an bilgisi gibi sunmak doğru olmaz.
Önemli olan ayrıntı değil, Yûsuf’un kimliklerini hemen fark etmiş olmasıdır.
Kardeşler Yûsuf’u Neden Tanımadılar
Ayet “ve hum lehu munkirûn”, yani “onlar ise onu tanımıyorlardı” der. Bunun çok anlaşılır sebepleri olabilir. Yûsuf kardeşlerinden ayrıldığında gençti; şimdi yıllar geçmiş ve yetişkin bir yönetici hâline gelmiştir.Üstelik kardeşlerinin zihninde Yûsuf’un Mısır’ın önemli yöneticilerinden biri olabileceği ihtimali bulunmayabilir. Onu yıllar önce kuyuya bırakmış, ardından hayatlarının dışına çıkmış biri olarak düşünüyor olabilirler.
Kur’an neden tanımadıklarının bütün ayrıntılarını vermez. Dolayısıyla kesin bir fiziksel açıklama yerine şu kadarıyla yetinmek daha doğrudur: Zaman, şartlar ve beklentiler onların Yûsuf’u tanımasını zorlaştırmıştır.
İnsan Bazen Bildiği Birini Neden Tanıyamaz
Çünkü tanıma yalnız yüz hatlarına bağlı değildir; insanın zihnindeki beklentiler de etkili olabilir. Birini belli bir yaşta, belli bir statüde veya belli bir ortamda tanıdıysak onu tamamen farklı bağlamda görünce ilk anda fark etmeyebiliriz.Yûsuf’un kardeşleri geçmişte onu savunmasız bir çocuk olarak tanımışlardı. Şimdi karşılarında yetkili, güçlü ve bambaşka bir toplumsal konumda duran kişi vardır.
Bu durum bize, insan algısının yalnız gözle değil beklentiyle de şekillendiğini düşündürür. Fakat ayeti psikoloji dersine çevirmeden, bunu genel bir insanî gözlem olarak görmek daha uygundur.
Yûsuf’un Onları Tanıması Geçmiş Acıyı Tekrar Hatırladığı Anlamına mı Gelir
Büyük ihtimalle geçmiş olaylar onun zihninde canlanmış olabilir; fakat Kur’an bu ayette Yûsuf’un duygusal durumunu ayrıntılı biçimde anlatmaz. Bu nedenle “Onları görünce kesin öfkelendi, sarsıldı veya ağladı” gibi ayrıntıları metne eklemek doğru değildir.Yıllar önce kendisini kuyuya bırakan insanları yeniden görmek elbette güçlü bir karşılaşmadır. Ancak Kur’an, Yûsuf’un iç dünyasının her ayrıntısını değil, olay örgüsünün ahlaki yönünü anlatır.
Bu bize tefsirde önemli bir ölçü verir: Metnin söylemediği psikolojik ayrıntıları kesinleştirmemek gerekir.
Yûsuf’un Geçmişi Unutmamış Olması Affetmediği Anlamına mı Gelir
Hayır. Hatırlamak ile affetmek birbirinin karşıtı değildir. İnsan kendisine yapılan haksızlığı hatırlayabilir ve yine de intikam peşinde olmayabilir.Affetmek, insanın hafızasının silinmesi anlamına gelmez. Özellikle ağır haksızlıkların “Artık unut, hiç olmamış gibi davran” denilerek bastırılması doğru değildir.
Yûsuf’un kardeşlerini tanıması onun geçmişini bildiğini gösterir. Geçmişi hatırlamak, geçmişin esiri olmak değildir.
Güç Dengesi Değiştiğinde Ahlak da Değişir mi
İnsan karakterinin en ciddi sınavlarından biri budur. Güçsüzken adalet isteyen kişi, güç eline geçtiğinde başkalarına aynı adaleti gösterebiliyor mu? Yûsuf kıssası artık tam bu soruya doğru ilerlemektedir.Kardeşleri yıllar önce Yûsuf üzerinde güç sahibiydi ve bu gücü kötüye kullandılar. Şimdi güç Yûsuf’un elindedir. Eğer Yûsuf da aynı mantıkla hareket etseydi, yalnız roller değişmiş, zulüm mantığı değişmemiş olurdu.
Gerçek ahlaki üstünlük, zulme uğradığında zulmü reddetmek kadar, güç kazandığında da zulmetmemektir.
Yûsuf İsteseydi Kardeşlerinden Hemen İntikam Alabilir miydi
Elindeki konum nedeniyle onlara zarar verme imkânına sahip olduğu düşünülebilir; fakat Kur’an’ın kıssası onun böyle bir keyfî intikam yoluna girmediğini gösterecektir.Bu son derece önemlidir. İnsan geçmişte kendisine kötü davranan birinden daha güçlü hâle geldiğinde “Şimdi sıra bende” diyerek her türlü davranışı meşru görmemelidir.
Haksızlığa uğramış olmak, daha sonra haksızlık yapma ruhsatı vermez. Adalet ile intikam arasındaki fark burada yeniden belirginleşir.

İntikam ile Adalet Arasında Ne Fark Vardır
İntikamın merkezinde çoğu zaman “O bana acı çektirdi, ben de ona acı çektireyim” duygusu bulunur. Adalet ise yapılan yanlışın doğru biçimde değerlendirilmesini, hakların yerine konmasını ve ölçüsüz karşılık verilmemesini gerektirir.Yûsuf kıssasında kardeşlerin geçmişte yaptıkları ağırdır. Fakat Yûsuf’un ilerleyen tavrı, onlara karşı sınırsız cezalandırma arzusuyla hareket etmediğini gösterecektir.
Bu da bize şunu öğretir: Geçmiş mağduriyet, ahlaki ölçünün iptal edildiği bir alan değildir.

Kardeşlerin Şimdi Yûsuf’a Muhtaç Olması “İlahi İntikam” mıdır
Bu sahneyi yalnız “Allah onları Yûsuf’un ayağına düşürdü” şeklinde intikam merkezli okumak kıssayı daraltabilir. Olayın içinde elbette güç dengelerinin şaşırtıcı biçimde değişmesi vardır; fakat kıssanın hedefi yalnız kardeşlerin aşağılanması değildir.Asıl süreç, aile içindeki eski yaranın ortaya çıkması, kardeşlerin geçmişleriyle yüzleşmesi ve sonunda tövbe, bağışlama ve yeniden birleşme yönünde ilerleyecektir.
Allah’ın adaletini insanın kişisel intikam duygusuyla özdeşleştirmemek gerekir. İlahî adalet, insanın öfkesinin büyütülmüş hâli değildir.

Bu Ayet “Ne Ekersen Onu Biçersin” Gibi Mekanik Bir Karma Kuralı mı Anlatıyor
Hayır. Kardeşlerin bir zamanlar güç sahibi olup şimdi Yûsuf’un karşısında ihtiyaç içinde bulunmaları çarpıcıdır; fakat buradan evrende otomatik çalışan “Ne yaptıysan aynısı birebir başına gelir” şeklinde bir sistem çıkarılamaz.Bazı insanlar dünyada yaptıklarının sonuçlarını açık biçimde görebilir, bazıları görmeyebilir. Kur’an’ın nihai adalet anlayışı Allah’ın hükmü ve ahiret boyutuyla tamamlanır.
Bu nedenle ayetin mesajını karma fikrine indirgemek yerine, insan planlarının hayatın bütün sonucunu kontrol edemeyeceğini görmek daha doğru olur.

Kardeşlerin Yûsuf’u Tanımaması Onların Vicdansız Olduğunu mu Gösterir
Hayır. Birini tanımamak ahlaki suç değildir. Yıllar geçmiştir, Yûsuf değişmiştir ve tamamen farklı bir konumdadır. Onların Yûsuf’u fark edememesi doğal sebeplerle açıklanabilir.Ahlaki değerlendirme, kardeşlerin yıllar önce yaptıkları eylemlerle ilgilidir; şimdi onu tanıyamamalarıyla değil.
Bu ayrım önemlidir. Kıssadaki kişilerin her davranışını kötülük işareti olarak okumak doğru değildir. Kur’an onların hatalarını zaten açıkça anlatmıştır; yeni ve gereksiz suçlamalara ihtiyaç yoktur.

Yûsuf Neden Kimliğini Hemen Açıklamadı
Bu ayet yalnız kardeşlerinin onu tanımadığını bildirir; Yûsuf’un neden hemen “Ben Yûsuf’um” demediğinin ayrıntılı gerekçesini burada açıklamaz. Sonraki ayetlerde gelişen süreç, onun kardeşleri ve özellikle küçük kardeşiyle ilgili belirli bir plan yürüttüğünü gösterecektir.Bu nedenle daha bu aşamada “Kesin amacı onları cezalandırmaktı” veya “Kesin onları test etmek için yaptı” gibi tek nedenli açıklamalar yapmak aceleci olabilir.
Daha sağlıklı yaklaşım, kıssayı adım adım takip etmektir. Kur’an’ın henüz açıklamadığını bizim kesinleştirmememiz gerekir.

Kimliğini Gizlemek Yalan Söylemek midir
Her bilgiyi hemen açıklamamak otomatik olarak yalan değildir. İnsan kimliğini veya bazı bilgileri meşru sebeplerle belirli bir süre açıklamayabilir. Mahremiyet ve stratejik suskunluk, yanlış bilgi vermekle aynı şey değildir.Yûsuf bu ayette kardeşlerine açıkça yanlış bir kimlik söylediği şeklinde anlatılmıyor. Onlar kendisini tanımıyor ve o da henüz kimliğini açıklamıyor.
Dolayısıyla sessizlik ile yalanı birbirine karıştırmamak gerekir. Ancak bilgi gizlemek başkasının hakkını ihlal etmek için kullanılırsa mesele farklılaşır.

Yûsuf’un Kardeşlerini Hemen Ele Vermemesi Merhamet midir
Henüz ayet bu konuda nihai bir değerlendirme yapmamıza yetecek kadar ayrıntı vermiyor. Fakat açık olan şu ki Yûsuf, kardeşlerini görür görmez onları tutuklatmak veya aşağılamak gibi ani bir tepki vermemektedir.Bu durum onun duygularını yönetebildiğini ve aceleci davranmadığını düşündürür. Fakat ilerleyen ayetlerin bütününü görmeden, bu ilk sessizliği tek başına tam bağışlama olarak adlandırmak da doğru değildir.
Bağışlama kıssanın daha ileriki bir aşamasında açık biçimde ortaya çıkacaktır. Şimdilik burada gördüğümüz şey kontrollü davranış ve kimliğin henüz açıklanmamasıdır.

Yûsuf Suresi 57 ve 58 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 57’de ahiret mükâfatının iman eden ve takva sahibi olanlar için daha hayırlı olduğu söylenmişti. Yûsuf 58’de ise Hz. Yûsuf sahip olduğu dünyevî gücün en zor sınavlarından biriyle karşılaşmaya başlar: Geçmişte kendisine zulmeden kardeşleri artık karşısındadır.Bu iki ayet yan yana çok anlamlıdır. Takva yalnız güçsüzken sabretmek değildir; güç kazandığında da Allah’a karşı sorumluluk bilincini korumaktır. Yûsuf’un ahlaki çizgisinin gerçek ağırlığı şimdi daha da görünür olacaktır.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 59. ayette, Yûsuf kardeşlerinin yüklerini hazırlatacak ve onlardan babalarından olan diğer kardeşlerini de getirmelerini isteyecektir. Ayrıca “Ölçüyü tam verdiğimi ve misafirleri iyi ağırladığımı görmüyor musunuz?” diyecektir. Böylece kıssa ticarette adalet, ölçünün tam verilmesi, misafirperverlik, kardeşlerin küçük kardeşi getirmesinin istenmesi ve Yûsuf’un planının yeni aşaması bakımından ilerleyecektir.

Sonuç: Yûsuf Suresi 58. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 58. ayet, kıssanın yıllardır birbirinden ayrı ilerleyen iki çizgisini yeniden buluşturur. Bir tarafta kuyuya bırakılan, satılan, iftiraya uğrayan, zindanda kalan ve sonunda büyük bir kamusal yetkiye kavuşan Yûsuf vardır. Diğer tarafta ise yıllar önce onu hayatlarından çıkardıklarını düşünen kardeşleri. Şimdi bu iki çizgi aynı odada kesişir: Kardeşler Yûsuf’un huzuruna girer, Yûsuf onları tanır; onlar ise onu tanımazlar.Ayetin ilk büyük mesajı insan planlarının hayatın bütün sonucunu kontrol edememesidir. Kardeşler Yûsuf’u ortadan kaldırarak babalarının ilgisini kendilerine çevireceklerini düşünmüşlerdi. Fakat yıllar sonra kendileri farkında olmadan Yûsuf’un yönettiği kaynaklara muhtaç olarak karşısına çıkmıştır.
Bu, insanın yaptığı kötülüğün otomatik olarak aynı biçimde geri döneceğini söyleyen mekanik bir kural değildir. Daha derin mesaj şudur: İnsan bugün aldığı kararın yıllar sonraki bütün sonuçlarını kontrol edemez.
İkinci büyük mesaj güç dengelerinin değişebileceğidir. Dün güçlü olan bugün muhtaç, dün güçsüz olan bugün yetkili olabilir. Bu nedenle insan elindeki geçici güce güvenerek başkalarını ezmemelidir.
Güç kalıcı değildir. İnsanın bugün bulunduğu konum, yarın da aynı kalacağının garantisi değildir. Bu bilinç kişiyi kibirden ve zulümden korumalıdır.
Üçüncü büyük mesaj Yûsuf’un asıl sınavının bitmemiş olmasıdır. Kuyuda sabretmek zordu, zindanda sabretmek zordu; fakat güçlü bir yönetici olduğunda geçmişte kendisine kötülük yapan insanlarla karşılaşmak da başka tür bir sınavdır.
İnsan bazen güçsüzken erdemli görünür çünkü kötülük yapacak imkânı yoktur. Gerçek karakter, kötülük yapabilecek güce sahip olduğunda neyi seçtiğinde daha açık biçimde ortaya çıkar.
Dördüncü büyük mesaj adalet ile intikamı ayırmaktır. Kardeşlerin geçmişte yaptığı yanlışlar ortadan kalkmış değildir. Fakat onların yanlış yapmış olması Yûsuf’a ölçüsüz davranma hakkı vermez.
Bu, hayatın pek çok alanı için önemlidir. Bir zamanlar bize haksızlık yapan birinden daha güçlü hâle geldiğimizde “Şimdi istediğimi yapabilirim” demek adalet değildir. Adalet, duygusal öç alma arzusundan daha ölçülü bir ilkedir.
Beşinci büyük mesaj hatırlamak ile nefret etmek arasındaki farktır. Yûsuf onları tanımıştır; yani geçmiş silinmemiştir. Fakat geçmişi bilmek, insanın bütün geleceğini öfkeye teslim etmesini gerektirmez.
Affetmek de hafızanın yok olması değildir. İnsan yapılanı hatırlayabilir, sınırlarını koruyabilir ve yine de intikam duygusunun hayatını yönetmesine izin vermeyebilir.
Altıncı büyük mesaj kimliğin ve statünün insan algısını ne kadar etkileyebildiğidir. Kardeşler Yûsuf’u tanımazlar; çünkü karşılarındaki kişi yıllar önce bildikleri savunmasız gençten çok farklı bir konumdadır. Onların zihninde Yûsuf’un böyle bir yerde bulunması ihtimali bile olmayabilir.
Bu durum, bizim de insanları geçmişte onlara biçtiğimiz rolle sınırlayabildiğimizi düşündürür. Bir insanı bir dönemindeki hâline bakarak sonsuza kadar aynı yerde kalacakmış gibi değerlendirmek doğru değildir.
Yedinci büyük mesaj Yûsuf’un gücünü gösteriş amacıyla kullanmamasıdır. Kardeşleri karşısına geldiğinde hemen kimliğini açıklayıp “Bakın kim oldum!” şeklinde bir üstünlük gösterisine girişmez. Kıssa daha ölçülü ilerler.
Gerçek güç her zaman kendisini bağırarak ispatlamak zorunda değildir. Kendinden emin güç, çoğu zaman gösterişten daha sakindir.
Sekizinci büyük mesaj geçmiş mağduriyetin insanın bütün kimliği olmaması gerektiğidir. Yûsuf gerçekten ağır haksızlıklara uğramıştır; fakat yıllar sonra onun bütün hayatı yalnız “Bana bunu yaptılar” cümlesinden ibaret değildir. Çalışmış, bilgi üretmiş, insanlara yardım etmiş ve büyük bir sorumluluk üstlenmiştir.
Bu, mağdurun yaşadığı acıyı küçümsemek değildir. Tam tersine insanın kendisine yapılan kötülükten daha büyük bir hayat kurabilme ihtimalini gösterir. Her mağdurun aynı biçimde toparlanması beklenemez; fakat zarar veren insanların kişinin bütün geleceğini tanımlama hakkı yoktur.
Dokuzuncu büyük mesaj Yûsuf’un kardeşlerinin de hikâyesinin henüz bitmemiş olmasıdır. Onlar geçmişte ağır bir yanlış yapmışlardır; fakat Kur’an onları o tek eylemin içinde dondurup hikâyeden çıkarmaz. Önlerinde yüzleşme, pişmanlık ve değişim ihtimali vardır.
Bu da insanları “Bir kez yanlış yaptı, artık tamamen kötüdür” şeklinde kalıcı etiketlere hapsetmenin ne kadar yetersiz olabileceğini gösterir. Sorumluluk devam eder ama değişim kapısı da kapanmaz.
Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri, güç el değiştirdiğinde ahlakın değişmemesi gerektiğidir. Yıllar önce kardeşleri Yûsuf’a karşı güçlüydü ve güçlerini kötüye kullandılar. Şimdi Yûsuf onlardan daha güçlüdür. Eğer aynı yöntemi seçerse yalnız isimler değişmiş olur, zulmün mantığı değişmez.
Yûsuf Suresi 58. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Bugünkü gücüne güvenerek kimseyi ezme; şartlar değişebilir. Sana haksızlık yapanlardan daha güçlü hâle geldiğinde onların yanlışını kendi yanlışının bahanesi yapma. Geçmişi unutmak zorunda değilsin ama geçmişin öfkesini geleceğinin yöneticisi de yapma. İnsanları yıllar önceki hâlleriyle dondurma ve kendine yapılan kötülüğün senin bütün kimliğini belirlemesine izin verme. Çünkü ahlaki üstünlük, yalnız zulme uğrarken sabredebilmek değil, bir gün güç eline geçtiğinde zulmetme imkânın varken adaleti koruyabilmektir.”
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 59. ayette, Hz. Yûsuf kardeşlerinin erzaklarını hazırlatacak ve onlardan babalarından olan diğer kardeşlerini de getirmelerini isteyecektir. Ardından “Görmüyor musunuz, ben ölçüyü eksiksiz veriyorum ve misafirleri en iyi ağırlayanlardanım” diyecektir. Böylece kıssa, ticarette ölçünün tam verilmesi, kamu görevlisinin adil dağıtım sorumluluğu, misafirperverlik, küçük kardeşin neden istenildiği ve Yûsuf’un kimliğini açıklamadan yürüttüğü planın sınırları açısından yeni bir aşamaya geçecektir.
Ve belki Yûsuf Suresi 58. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Geçmişte bize haksızlık yapan biri günün birinde bizim yardımımıza muhtaç olursa ne yaparız? Adaleti mi ararız, yoksa yıllardır beklediğimiz intikam fırsatını mı görürüz? Güçsüzken savunduğumuz ilkeleri güçlü olduğumuzda da koruyabilir miyiz? Ve hayat bir gün rolleri tamamen tersine çevirdiğinde, karşımızdakinin geçmişteki yanlışının bizim bugünkü haksızlığımızın mazereti olmasına izin vermeden hareket edebilir miyiz?
“Yûsuf 58, yıllar önce Hz. Yûsuf’u kuyuya bırakan kardeşlerinin şimdi onun huzuruna geldiğini; Yûsuf’un onları tanıdığı hâlde onların Yûsuf’u tanımadığını bildirir. Güç dengesi değişmiştir, fakat asıl sınav tam da burada başlar. Zulme uğramış olmak, güç kazandığında zulmetme hakkı vermez; geçmişi hatırlamak da intikamla yaşamak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Gerçek karakter, yalnız güçsüzken sabretmekte değil, güç elimize geçtiğinde de adalet sınırını koruyabilmekte ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu