📖 Yûsuf Suresi 55. Ayette “Beni Ülkenin Hazineleri Üzerine Görevlendir; Çünkü Ben İyi Koruyan ve Bilen Biriyim” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,350
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 55. Ayette “Beni Ülkenin Hazineleri Üzerine Görevlendir; Çünkü Ben İyi Koruyan ve Bilen Biriyim” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 54. ayette hükümdar, Hz. Yûsuf’la konuştuktan sonra onun için ‘Bugün yanımızda güçlü bir konuma sahip ve güvenilir birisin’ demişti. 55. ayette Hz. Yûsuf artık yaklaşmakta olan büyük kıtlık karşısında hangi sorumluluğu üstlenebileceğini açıkça belirtir: ‘Beni ülkenin hazineleri üzerine görevlendir; çünkü ben iyi koruyan ve bilen biriyim.’ Bu söz, ilk bakışta insanın kendisini övmesi veya göreve talip olması gibi görünebilir. Fakat bağlam dikkatle okunduğunda Yûsuf’un kişisel makam arayışından çok, yaklaşan büyük bir krizde kamu kaynaklarını koruyabilecek bilgi ve güvenilirliğe sahip olduğunu sorumluluk bilinciyle ortaya koyduğu görülür. Ayet böylece liyakat, emanet, uzmanlık, kamu yönetimi ve gerektiğinde kişinin kendi yeterliliğini dürüstçe ifade etmesi konusunda son derece önemli bir ölçü sunar.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 55. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf dedi ki: ‘Beni ülkenin hazineleri üzerine görevlendir. Çünkü ben iyi koruyan ve bilen biriyim.’” Ayetin Arapçası ise “Kâle’c‘alnî alâ hazâini’l-ardi innî hafîzun alîm.” şeklindedir.

Bu kısa cümle, Hz. Yûsuf’un hayatında yeni bir aşamanın başlangıcıdır. Artık yalnız masumiyeti ortaya çıkmış, doğru sözlü ve güvenilir biri değildir; aynı zamanda yaklaşan kıtlık döneminde kamusal kaynakların yönetimini üstlenmeye hazır olduğunu ifade etmektedir.

Burada Yûsuf’un söylediği iki kelime özellikle dikkat çekicidir: “hafîz” ve “alîm.” Yani yalnızca koruyacak kadar güvenilir değil, ne yapılması gerektiğini bilecek kadar da bilgili olduğunu söylemektedir.

2️⃣ “Beni Ülkenin Hazineleri Üzerine Görevlendir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “hazâini’l-ard” ifadesi geçer. Kelime anlamıyla “ülkenin/yerin hazineleri, depoları veya kaynakları” anlamına gelir. Bağlam, yaklaşan kıtlık ve tahıl depolama planı olduğu için bu ifade özellikle gıda stokları, ürün depoları ve bunlarla bağlantılı ekonomik kaynakların yönetimi şeklinde anlaşılmıştır.

Tefsirlerde Hz. Yûsuf’un maliye veya hazine yönetimine benzer geniş bir sorumluluk üstlendiği yönünde açıklamalar bulunur. Ancak Kur’an ona modern anlamda kesin biçimde “maliye bakanı” gibi bir unvan vermez.

Bu nedenle en doğru ifade, Yûsuf’un ülkenin kritik kaynaklarının ve depolarının yönetiminden sorumlu bir konum istediğini söylemektir.

3️⃣ Buradaki “Arz” Bütün Dünya mı Demektir ❓​

Hayır. Arapçadaki “ard” kelimesi bağlama göre yeryüzü, toprak, ülke veya belirli bir coğrafi bölge anlamına gelebilir. Burada bütün dünyanın hazineleri kastedilmemektedir.

Bağlam Mısır’daki hükümdarlık, tarımsal üretim ve yaklaşan kıtlıktır. Dolayısıyla “ülkenin kaynakları” anlamı öne çıkar.

Bu da Kur’an kelimelerini bağlamdan koparıp en geniş sözlük anlamıyla okumamanın önemini bir kez daha gösterir. Kelimenin doğru anlamını çoğu zaman anlatının kendisi belirler.

4️⃣ Hz. Yûsuf Neden Kendisi Göreve Talip Oluyor ❓​

Çünkü yaklaşan kriz olağan bir durum değildir. Yedi yıllık bolluktan sonra yedi ağır kıtlık yılı gelecektir ve ülkenin bütün gıda güvenliği uzun vadeli bir planın doğru uygulanmasına bağlı olacaktır.

Hz. Yûsuf bu planı bilen, açıklayan ve nasıl uygulanması gerektiğini ortaya koyan kişidir. Üstelik hükümdar da biraz önce onu güvenilir ve güçlü konuma layık biri olarak tanımlamıştır.

Bu bağlamda Yûsuf’un talebi “Bana makam verin, güçlü olayım” şeklinde değil, “Bu işi yapabilecek bilgi ve güvene sahibim; sorumluluğu üstlenebilirim” şeklinde anlaşılmalıdır.

5️⃣ Göreve Talip Olmak Her Zaman Yanlış mıdır ❓​

Hayır. Yûsuf 55, göreve talip olmanın her durumda ahlaken yanlış sayılamayacağını açık biçimde gösterir. Önemli olan niyet, liyakat, ihtiyaç ve görevin niteliğidir.

Bir insan makamı servet, şöhret veya başkalarına hükmetmek için istiyorsa bu ciddi bir ahlaki problem olabilir. Fakat gerçekten ihtiyaç bulunan bir alanda yeterli bilgi ve güvenilirliğe sahip olduğunu biliyor ve topluma hizmet etmek amacıyla sorumluluk almak istiyorsa durum farklıdır.

Bu nedenle makam istemek ile makam hırsı aynı şey değildir. Yûsuf’un talebinde kişisel gösterişten çok yaklaşan kriz karşısında görev bilinci öne çıkar.

6️⃣ İnsan Kendisinin İyi Olduğunu Söyleyebilir mi ❓​

Normalde insanın sürekli kendisini övmesi kibir ve gösterişe dönüşebilir. Fakat bazı durumlarda kişinin sahip olduğu niteliği doğru ve gerekli biçimde belirtmesi gerekebilir.

Hz. Yûsuf burada “Ben hafîzim ve alîmim” diyerek kendisini üstün göstermek için konuşmuyor. Hükümdarın vereceği ciddi bir görev için hangi özelliklere sahip olduğunu açıklıyor.

Bugün de bir iş görüşmesinde kişinin “Bu konuda on yıllık deneyimim var” veya “Bu sistemi yönetebilecek uzmanlığa sahibim” demesi otomatik olarak kibir değildir. Önemli olan iddianın doğru, ölçülü ve gerektiği kadar olmasıdır.

7️⃣ “Hafîz” Ne Anlama Gelir ❓​

“Hafîz”, koruyan, gözeten, emanet edileni muhafaza eden ve güveni boşa çıkarmayan anlamlarına gelir. Burada kamu kaynaklarını koruma açısından son derece önemli bir niteliktir.

Yaklaşan kıtlıkta depolanan tahılın çalınmaması, israf edilmemesi, kötü yönetilmemesi ve doğru zamanda kullanılması gerekecektir. Böyle büyük kaynakların başına yalnız zeki birinin değil, emanete ihanet etmeyecek birinin gelmesi gerekir.

Bu yüzden Yûsuf’un “hafîz” demesi, yöneticilikte karakterin önemini öne çıkarır.

8️⃣ “Alîm” Ne Anlama Gelir ❓​

“Alîm”, bilen, bilgi sahibi ve işin gerektirdiği bilgiyi anlayan anlamındadır. Burada Yûsuf’un yaklaşan kıtlık, üretim, depolama ve kaynak yönetimi konusunda gerekli bilgiye sahip olduğunu ifade eder.

Yalnız dürüst olmak büyük bir kamu görevini başarıyla yürütmek için her zaman yeterli değildir. İyi niyetli fakat bilgisiz yönetim de ciddi zararlar doğurabilir.

Bu yüzden ayette son derece önemli bir denge vardır: “Hafîz” güvenilirliği, “alîm” ise yeterliliği temsil eder. Kamu görevi için mümkün olduğunca ikisinin birlikte bulunması gerekir.

9️⃣ Neden Sadece Güvenilir Olmak Yetmiyor ❓​

Çünkü kamu kaynaklarını korumak karmaşık bir iştir. Ne kadar ürün depolanacağı, ne kadarının tüketileceği, stokların nasıl korunacağı ve kıtlık yıllarında nasıl dağıtılacağı gibi ciddi kararlar vardır.

Bir kişi çok dürüst olabilir ama bu konularda yeterli bilgiye sahip değilse iyi niyetine rağmen büyük hatalar yapabilir. Aynı şekilde çok bilgili fakat güvenilmez biri de sahip olduğu yetkiyi kötüye kullanabilir.

Yûsuf 55’in ortaya koyduğu yönetim ilkelerinden biri bu nedenle son derece değerlidir: Ehliyet ile emanet birbirinden ayrılmamalıdır.

🔟 Bilgili Ama Güvenilmez Bir Yönetici Ne Tür Sorunlara Yol Açabilir ❓​

Bilgi, insanın elindeki gücü artırır. Eğer bu gücü taşıyan kişi güvenilir değilse bilgiyi kendi çıkarı için kullanabilir, kamu malını yönlendirebilir veya sistemi manipüle edebilir.

Özellikle kıtlık gibi insanların temel ihtiyaçlarının söz konusu olduğu bir dönemde kaynakların başındaki kişinin kötü niyetli olması çok ağır sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle zekâ tek başına erdem değildir. Bilgi, ahlakla birleşmediğinde fayda yerine zarar üretme kapasitesini de artırabilir.

1️⃣1️⃣ Güvenilir Ama Bilgisiz Bir Yönetici Yeterli midir ❓​

O da tek başına yeterli değildir. İnsan çok dürüst olabilir fakat görevin teknik gereklerini bilmiyorsa verdiği yanlış kararlar toplumun zarar görmesine yol açabilir.

Bu nedenle iyi niyet, uzmanlığın yerine geçmez. “Kalbi temiz” olmak önemli bir erdemdir fakat uzmanlık gerektiren işi otomatik olarak yapabilir hâle getirmez.

Yûsuf’un kendisini hem “hafîz” hem “alîm” olarak tanıtması bu dengeyi gösterir: Güvenilir karakter + gerekli bilgi.

1️⃣2️⃣ Yûsuf’un Bu Görevi İstemesi Makam Hırsı Olabilir mi ❓​

Bağlam buna işaret etmez. Eğer Yûsuf’un amacı yalnız güç elde etmek olsaydı, zindandan çıkma fırsatı geldiğinde önce kendi masumiyetinin araştırılmasını istemesi ve daha önce topluma ücretsiz biçimde kriz planı sunmasıyla oluşan tablo farklı olurdu.

Yûsuf’un talebi, tam da çözümünü bildiği büyük bir toplumsal problemin yönetimini üstlenme noktasında gelmektedir. Yani görev, onun kişisel yükselişinden önce toplumsal ihtiyaçla ilişkilidir.

Bununla birlikte bu ayet, herkesin “Ben çok iyiyim, o hâlde makam benim hakkım” demesine açık çek vermez. Kişinin gerçekten liyakat sahibi olması ve iddiasının sınanabilir olması gerekir.

1️⃣3️⃣ Kişinin Kendi Liyakatini Söylemesi ile Kibir Arasında Sınır Nedir ❓​

Kibir, kişinin kendisini başkalarından mutlak biçimde üstün görmesi ve sahip olduğu özellikleri büyüterek kendisine özel değer biçmesidir. Liyakatin ifade edilmesi ise belirli bir görevin gerektirdiği özellikleri gerçekçi biçimde ortaya koymaktır.

Yûsuf “Ben dünyanın en büyük insanıyım” demiyor. İki somut özellik söylüyor: “Koruyucuyum ve bilgiliyim.” Bunlar da tam olarak üstleneceği görevin gerektirdiği niteliklerdir.

Dolayısıyla sağlıklı ölçü şudur: Kendini olduğundan büyük gösterme; fakat gerekli yerde gerçek yeterliliğini gizlemek zorunda da değilsin.

1️⃣4️⃣ Tevazu Kişinin Yeteneklerini Saklaması mıdır ❓​

Hayır. Tevazu insanın sahip olduğu yetenekleri inkâr etmesi anlamına gelmez. Bir doktorun “Ben bu ameliyat konusunda uzmanım” demesi, eğer gerçekten öyleyse kibir değildir. Bir mühendisin kendi uzmanlığını belirtmesi de benzer biçimde normaldir.

Sahte tevazu bazen toplumsal zarara bile yol açabilir. Kritik bir durumda gerekli bilgiye sahip kişi “Ben hiçbir şey bilmiyorum” diyerek geri çekilirse, görevi daha az yeterli biri üstlenebilir.

Gerçek tevazu, yeteneklerini doğru bilmek ama onları kendini üstün görmek için kullanmamaktır.

1️⃣5️⃣ Kamu Malı Neden “Emanet” Olarak Görülmelidir ❓​

Çünkü kamu kaynakları yöneticinin kişisel mülkü değildir. Onlar toplumun ortak ihtiyacını karşılamak için yöneticiye geçici olarak emanet edilen kaynaklardır.

Yûsuf’un yöneteceği tahıl depoları da onun özel serveti hâline gelmez. Yaklaşan kıtlıkta insanların hayatını korumak için kullanılacaktır. Bu nedenle “hafîz” sıfatı son derece önemlidir.

Bir yönetici kamu parasını veya malını kendi ailesine, arkadaşlarına ya da siyasi çevresine aktarıyorsa emanete ihanet etmiş olur. Kamu görevi kişisel ganimet değildir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Nepotizm ve Kayırmacılık Açısından Ne Öğretir ❓​

Yûsuf’un göreve gelmesinde akrabalık değil liyakat ve güvenilirlik öne çıkmaktadır. Hükümdar onu ailesinden olduğu için değil, bilgi ve karakterini gördüğü için değerlendirmektedir.

Bu, kayırmacılığa karşı güçlü bir genel ilke düşündürür. Görevler yalnız yakınlık, soy, arkadaşlık veya sadakat ilişkisine göre dağıtıldığında daha yetkin insanlar dışarıda bırakılabilir.

Elbette bir yakının gerçekten en uygun kişi olması mümkündür; sorun akrabalığın kendisi değil, liyakat yerine yakınlığın ölçü yapılmasıdır. Yûsuf kıssasının ölçüsü yetenek ve emanettir.

1️⃣7️⃣ Hz. Yûsuf’un Yönetimde Yer Alması Dünyevî Sistemi Onayladığı Anlamına mı Gelir ❓​

Hz. Yûsuf, kendisinin peygamber olduğunu kabul etmeyen bir toplumda ve hükümdarlık sistemi içinde yaşamaktadır. Buna rağmen insanların hayatını koruyacak bir görev üstlenmek istemektedir.

Bu durum, kişinin bulunduğu toplumdaki her şeyi kusursuz kabul etmeden de adaleti artıracak ve insanlara fayda sağlayacak bir sorumluluk üstlenebileceğini düşündürür. Bir kurumda görev almak, o kurumun bütün uygulamalarını kutsamak anlamına gelmez.

Ancak bu da “Her sisteme gir, ne olursa olsun hizmet et” şeklinde sınırsız bir kural değildir. Görevin kendisi ciddi zulüm veya açık haram gerektiriyorsa durum farklı değerlendirilir. Yûsuf’un talep ettiği görev ise açık biçimde insanları kıtlıktan korumaya yönelik bir hizmettir.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 54 ve 55 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 54’te hükümdar, Hz. Yûsuf’u “mekîn ve emîn”, yani güçlü konuma uygun ve güvenilir biri olarak tanımlamıştı. Yûsuf 55’te ise kendisi görevin gerektirdiği iki niteliği belirtir: “hafîz ve alîm.”

Bu iki ayet birlikte son derece güçlü bir liyakat tablosu oluşturur. Bir tarafta dışarıdan yapılan değerlendirme vardır: hükümdar Yûsuf’a güvenmektedir. Diğer tarafta Yûsuf kendi mesleki kapasitesini açıklar: kaynakları koruyabilir ve nasıl yönetileceğini bilir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 56. ayette, Allah’ın Hz. Yûsuf’u ülkede güçlü bir konuma yerleştirdiği ve onun dilediği yerde yerleşebildiği anlatılacaktır. Ardından “Rahmetimizi dilediğimize ulaştırırız ve iyilik yapanların mükâfatını zayi etmeyiz” denilecektir. Bu ayet özellikle Yûsuf’un dünyevî yükselişinin önceki zulmü haklı çıkarıp çıkarmadığı, Allah’ın rahmeti ile insan emeğinin ilişkisi, ‘dilediğine rahmet’ ifadesinin keyfîlik anlamına gelmemesi ve dünyevî başarı ile Allah katındaki değeri birbirine karıştırmamak açısından dikkatle ele alınmalıdır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 55. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 55. ayet, liyakat ve kamu sorumluluğu konusunda Kur’an’ın en dikkat çekici ifadelerinden birini içerir. Hz. Yûsuf “Beni ülkenin hazineleri üzerine görevlendir; çünkü ben hafîz ve alîmim” der. Bu talep, kişisel makam arzusunun değil, yaklaşan büyük kıtlığın gerektirdiği ağır sorumluluğun bağlamında ortaya çıkar. Yûsuf ne yapılması gerektiğini bilmektedir ve bu planı güvenilir biçimde uygulayabilecek karaktere sahip olduğunu ifade etmektedir.

Ayetin ilk büyük mesajı görev ile liyakat arasındaki bağdır. Bir insanı önemli bir göreve getirirken yalnız sadakatine, sosyal çevresine veya makam isteğine bakmak yeterli değildir. O kişinin gerçekten işi yapabilecek bilgiye sahip olup olmadığı ve kendisine emanet edilen gücü kötüye kullanıp kullanmayacağı da değerlendirilmelidir.

Bu yüzden Yûsuf’un iki kelimesi birlikte son derece anlamlıdır: Hafîz ve alîm. Biri ahlaki güvenilirliği, diğeri bilgi ve yeterliliği temsil eder. Bunlardan biri eksik olduğunda kamu yönetimi ciddi risk taşır.

İkinci büyük mesaj kişinin kendi yeterliliğini gerektiğinde ifade edebilmesidir. İnsan kendisini sürekli övmemelidir; fakat toplumun ciddi bir ihtiyacı olduğunda ve görevi gerçekten yapabilecek durumdaysa susmak zorunda değildir. Yûsuf kendi özelliklerini abartmadan ve görevin ihtiyacıyla bağlantılı biçimde dile getirir.

Bu açıdan ayet, sahte tevazu ile gerçek tevazuyu birbirinden ayırır. Gerçek tevazu yeteneğini inkâr etmek değil, yeteneği kişisel büyüklük sebebi yapmamaktır.

Üçüncü büyük mesaj makam hırsı ile sorumluluk talebi arasındaki farktır. İkisi dışarıdan aynı görünebilir; her ikisinde de kişi bir görevi istediğini söyler. Fakat amaç farklı olabilir. Makam hırsı, gücü insanın kendisi için ister; sorumluluk bilinci ise gücü yapılması gereken iş için ister.

Yûsuf’un geçmişi bu ayrımı anlamamıza yardım eder. O yıllarca zindanda kalmış, özgürlüğünü bile masumiyetinin araştırılmasının önüne koymamış ve yaklaşan kıtlık hakkında bilgisini kişisel pazarlık aracı yapmamıştır. Bu nedenle göreve talebi bağlam içinde hizmet merkezli görünür.

Dördüncü büyük mesaj kamu kaynağının emanet olmasıdır. Ülkenin tahılı, deposu ve ekonomik imkânları Yûsuf’un kişisel malına dönüşmeyecektir. O bunları toplum adına koruyacaktır. Bu nedenle bir yöneticinin kamu malını kişisel kazanç gibi kullanması, Yûsuf’un “hafîz” ilkesinin tam tersidir.

Kamu yönetiminde yolsuzluk yalnız ekonomik bir hata değildir; emanete ihanet niteliği taşır.

Beşinci büyük mesaj iyi niyetin uzmanlığın yerine geçmemesidir. Topluma hizmet etmek isteyen kişinin samimi olması önemlidir, fakat bazı işler ciddi teknik bilgi gerektirir. Bir insan son derece iyi niyetli olabilir ama yaptığı işin gerektirdiği bilgiye sahip değilse toplumun zarar görmesine neden olabilir.

Bu nedenle “Dürüst olsun yeter” demek kadar “Çok zeki olsun, ahlakına bakmayalım” demek de eksiktir. Yûsuf’un ölçüsü iki yönü birlikte taşır.

Altıncı büyük mesaj liyakat ile kayırmacılık arasındaki farktır. Yûsuf saray ailesinden değildir, hükümdarın akrabası değildir ve yıllarca zindanda kalmıştır. Buna rağmen ihtiyaca en uygun kişi olduğu için yükselmektedir. Bu, görevin soy veya çevreye göre değil, ehliyete göre verilmesi gerektiğini düşündüren güçlü bir örnektir.

Yedinci büyük mesaj makamın kişisel ödül değil toplumsal sorumluluk olmasıdır. Yûsuf’un yöneteceği kaynaklar milyonlarca insanın hayatını etkileyebilecek niteliktedir. Dolayısıyla bu makam rahatlık ve ayrıcalık anlamına gelmez; tam tersine ağır hesap verme sorumluluğu oluşturur.

Gücün büyüklüğü yalnız ayrıcalığın değil, sorumluluğun da büyüklüğüdür.

Sekizinci büyük mesaj insanın bulunduğu sistemi bütünüyle kusursuz görmeden de iyilik yapabilmesidir. Yûsuf mevcut hükümdarlık düzeninde insanların hayatını kurtaracak görev üstlenmektedir. Bu, toplumsal iyiliğin bazen kusurlu yapılar içinde de geliştirilebileceğini gösterir.

Ancak insanın sisteme katılması, zulme ortak olmak anlamına gelmemelidir. İyilik üretmek ile yanlışı meşrulaştırmak birbirinden ayrılmalıdır.

Dokuzuncu büyük mesaj uzmanlığın sorumluluk doğurmasıdır. İnsan gerçekten başkalarının bilmediği bir çözümü biliyorsa ve toplum ciddi bir risk altındaysa, bilgisini yalnız kendi çıkarı için saklamak yerine faydaya dönüştürmeyi düşünmelidir. Yûsuf’un bilgisi onu toplumdan uzaklaştırmıyor; tam tersine daha ağır sorumluluğa yaklaştırıyor.

Gerçek bilgi bazen insanın rahatını artırmaktan çok yükünü artırır.

Onuncu ve ayetin belki de en güçlü mesajı, insanların büyük görevlere yalnız “iyi konuşuyor” veya “bizden biri” diye değil, gerçekten güvenilir ve bilgili oldukları için getirilmesi gerektiğidir. Bir toplumun kaynakları, güvenliği ve geleceği söz konusu olduğunda yanlış görevlendirme bedelini bütün toplum ödeyebilir.

Yûsuf Suresi 55. ayetin bütün mesajı şu çerçevede özetlenebilir: **Görevi ehline ver. Yalnız bilgiyi değil güvenilirliği, yalnız iyi niyeti değil yeterliliği ara. Kamu malını kişisel servet gibi görme. Makamı ayrıcalık değil emanet say. Gerektiğinde kendi gerçek yeterliliğini dürüstçe ifade etmekten kaçınma ama bunu kibir ve güç hırsına dönüştürme. Yakınlığı liyakatin önüne geçirme ve yetkinliği olmayan insanı yalnız sadakati sebebiyle kritik görevlere getirme. Çünkü toplumu koruyacak yönetici yalnız iyi niyetli değil, hem ‘hafîz’ hem ‘alîm’; yani hem güvenilir hem bilgili olmalıdır.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 56. ayette, Allah’ın Hz. Yûsuf’u ülkede sağlam bir konuma yerleştirdiği anlatılacak ve “Böylece Yûsuf’a o ülkede imkân verdik; orada dilediği yerde yerleşiyordu. Rahmetimizi dilediğimize ulaştırırız ve iyilik yapanların mükâfatını zayi etmeyiz” denilecektir. Bu ayet özellikle Allah’ın imkân vermesi ile insanın çabası arasındaki ilişki, dünyevî yükselişin ilahî onayın tek ölçüsü olmaması, Yûsuf’un sonunda güç kazanmasının geçmişteki haksızlıkları haklı çıkarmaması ve ‘muhsinlerin mükâfatı zayi olmaz’ ifadesinin her iyiliğin dünyada makamla ödüllendirileceği anlamına gelmemesi açısından dikkatle ele alınmalıdır.

Ve belki Yûsuf Suresi 55. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir göreve insan seçerken gerçekten “Bu kişi güvenilir mi ve bu işi biliyor mu?” diye soruyor muyuz, yoksa yakınlık, şöhret ve sadakat gibi başka ölçüleri liyakatin önüne mi koyuyoruz? Kendimiz bir göreve talip olduğumuzda onu hizmet için mi, yoksa statü için mi istiyoruz? Ve bize kamuya ait bir yetki veya kaynak emanet edildiğinde, onu gerçekten “hafîz” olacak kadar koruyup “alîm” olacak kadar bilinçli yönetebiliyor muyuz?

“Yûsuf 55, Hz. Yûsuf’un ‘Beni ülkenin hazineleri üzerine görevlendir; çünkü ben iyi koruyan ve bilen biriyim’ dediğini bildirir. Ayet, önemli görevlerde iki niteliğin birlikte aranması gerektiğini güçlü biçimde gösterir: emanet ve ehliyet, güvenilirlik ve bilgi. Hz. Yûsuf’un göreve talip olması kişisel güç hırsı bağlamında değil, yaklaşan büyük kıtlığı yönetebilecek liyakat ve sorumluluk bağlamında ortaya çıkar. Gerçek tevazu insanın yeteneğini inkâr etmesi değil, onu kendisini büyütmek için değil topluma fayda sağlamak için kullanmasıdır. Çünkü kamu görevi bir ganimet değil, bilgiyle ve güvenle taşınması gereken bir emanettir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt