📖 Yûsuf Suresi 51. Ayette “Kadınlar ‘Biz Yûsuf’ta Hiçbir Kötülük Bilmiyoruz’ Dediler; Aziz’in Eşi de ‘Şimdi Gerçek Ortaya Çıktı, Onu Ben Kendimden

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,350
2,736,275
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 51. Ayette “Kadınlar ‘Biz Yûsuf’ta Hiçbir Kötülük Bilmiyoruz’ Dediler; Aziz’in Eşi de ‘Şimdi Gerçek Ortaya Çıktı, Onu Ben Kendimden Murat Etmeye Çalışmıştım’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 50. ayette Hz. Yûsuf, hükümdarın ‘Onu bana getirin’ çağrısına rağmen hemen zindandan çıkmamış; önce ellerini kesen kadınların durumunun araştırılmasını istemişti. 51. ayette bu soruşturma gerçekleşir. Kadınlar, ‘Hâşâ lillah! Biz onda hiçbir kötülük bilmiyoruz’ diyerek Yûsuf’un aleyhine bir şey bilmediklerini açıkça söylerler. Ardından Aziz’in eşi daha ileri gider ve ‘Şimdi gerçek ortaya çıktı; onu ben kendimden murat etmeye çalışmıştım, o gerçekten doğru söyleyenlerdendir’ diyerek sorumluluğu üzerine alır. Böylece yıllarca Yûsuf’un üzerinde bırakılan ağır şüphe, yalnız onun kendi savunmasıyla değil, olayın diğer taraflarının tanıklığı ve itirafıyla çözülmeye başlar. Ayet, hakikatin geç de olsa ortaya çıkmasının, mağdurun itibarının iadesinin ve sorumluluğu başkasına yıkmak yerine gerçeği kabul etmenin ne kadar önemli olduğunu gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 51. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Hükümdar, ‘Yûsuf’u kendinizden murat etmeye çalıştığınızda durumunuz neydi?’ dedi. Kadınlar, ‘Hâşâ lillah! Biz onda hiçbir kötülük bilmiyoruz’ dediler. Aziz’in eşi de, ‘Şimdi gerçek ortaya çıktı. Onu ben kendimden murat etmeye çalışmıştım. O gerçekten doğru söyleyenlerdendir’ dedi.” Ayetin Arapçası ise “Kâle mâ hatbukunne iz râvedtunne Yûsufe an nefsih. Kulne hâşe lillâhi mâ alimnâ aleyhi min sû’. Kâleti’mraetu’l-azîzi’l-âne hashasa’l-hakku ene râvedtuhu an nefsihî ve innehû lemine’s-sâdikîn.” şeklindedir.

Bu ayette yıllar önce yaşanan olay artık özel bir ev meselesi veya şehir dedikodusu olmaktan çıkar ve hükümdarın huzurunda yeniden araştırılan kamusal bir meseleye dönüşür. Yûsuf’un talep ettiği şey gerçekleşir: Olayda bulunan kadınlar dinlenir ve Aziz’in eşi de açık biçimde konuşur.

Böylece Yûsuf’un masumiyetinin ortaya çıkışı yalnız “Yûsuf kendisini savundu” düzeyinde kalmaz; olayın diğer aktörleri de gerçeği doğrulamaya başlar.

2️⃣ Hükümdarın “Durumunuz Neydi?” Diye Sorması Neden Önemlidir ❓​

Hükümdar kadınlara “Mâ hatbukunne”, yani “Sizin meseleniz neydi, olayınız neydi?” diye sorar. Bu ifade, daha önce kapatılmış bir olayın yeniden açıldığını ve doğrudan ilgili kişilere soru yöneltildiğini gösterir.

Bu önemlidir; çünkü Yûsuf’un talebi üzerine yalnız onun sözüne dayanılarak karar verilmemektedir. Olayı bilen kişiler dinlenmektedir. Böylece araştırma tek taraflı savunmadan daha geniş bir zemine taşınır.

Adalet açısından bu güçlü bir ilkedir: Bir iddianın gerçeği, mümkün olduğunca ilgili tarafların ve mevcut delillerin birlikte değerlendirilmesiyle ortaya çıkar.

3️⃣ “Yûsuf’u Kendinizden Murat Etmeye Çalıştığınızda” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette kullanılan “râvedtunne Yûsufe an nefsih” ifadesi, Yûsuf’u kendisinden, yani ahlaki ve cinsel sınırından vazgeçirmeye çalışma anlamındadır. Buradaki fiil daha önce Aziz’in eşinin Yûsuf’a yönelik davranışını anlatmak için de kullanılmıştı.

Hükümdarın sorusunda çoğul ifade kullanılması dikkat çekicidir. Tefsirlerde bunun kadınların olay içindeki genel tavrı ve Yûsuf üzerindeki baskı ortamıyla ilişkisi üzerine farklı açıklamalar bulunur. Ancak her bir kadının ayrı ayrı Yûsuf’a aynı cinsel teklifi yaptığı sonucunu ayetten kesin biçimde çıkarmamak gerekir.

Açık olan şey, bu kadınların olayın içinde ve çevresinde yer aldıkları, Yûsuf’un tavrını gözlemledikleri ve şimdi onun hakkında tanıklık ettikleridir.

4️⃣ Kadınların “Hâşâ Lillah!” Demesi Ne Anlama Gelir ❓​

Kadınlar “Hâşe lillâh” diyerek Allah’ı tenzih eden ve aynı zamanda güçlü bir şaşkınlık veya reddediş ifade eden bir söz kullanırlar. Türkçede bağlama göre “Allah korusun”, “Hâşâ”, “Bundan Allah’a sığınırız” gibi anlamlarla karşılanabilir.

Burada kadınlar Yûsuf’a yönelik bir kötülük isnadını reddetmektedirler. “Biz onda hiçbir kötülük bilmiyoruz” diyerek önceki olaylarda oluşmuş şüphenin tersine açık bir tanıklık verirler.

Bu cümle, geçmişte Yûsuf’un güzelliği karşısında şaşkınlık yaşayan aynı çevrenin şimdi onun ahlaki masumiyeti hakkında konuşması bakımından önemlidir.

5️⃣ “Biz Onda Hiçbir Kötülük Bilmiyoruz” İfadesi Ne Kadar Güçlüdür ❓​

Ayet “mâ alimnâ aleyhi min sû’”, yani “Biz onun hakkında hiçbir kötülük bilmiyoruz” der. Bu, onların Yûsuf’la ilgili bildikleri çerçevede ahlaki bir kusur veya suçlayıcı davranış görmediklerini açıkça ifade etmeleridir.

Ancak bu tür bir ifade, dil açısından kişinin bütün hayatının her ayrıntısını bildikleri anlamına gelmez. Söyledikleri şey, söz konusu olay bağlamında Yûsuf aleyhine bir kötülük bilmedikleridir.

Bu ayrım önemlidir. Tanık, bildiği konuda konuşmalıdır; bilmediği şeyi de bildiğini iddia etmemelidir. Sağlam tanıklık, bilgi sınırını koruyan tanıklıktır.

6️⃣ Bu Tanıklık Yûsuf’un Masumiyetini Nasıl Güçlendiriyor ❓​

Yûsuf daha önce kendi ağzıyla “Beni o kendisinden murat etmeye çalıştı” demişti. Gömleğinin arkadan yırtılmış olması da o dönemde lehine yorumlanmıştı. Şimdi ise olayla bağlantılı kadınlar açıkça Yûsuf’ta kötülük bilmediklerini söylüyorlar.

Buna Aziz’in eşinin doğrudan itirafı da eklendiğinde, Yûsuf’un savunması bağımsız doğrulamalarla desteklenmiş olur. Böylece mesele yalnız onun kendi sözü olmaktan çıkar.

Adalet açısından bu çok değerlidir: Bir iddianın farklı delillerle birbirini desteklemesi, kanaati güçlendirir.

7️⃣ Aziz’in Eşinin “Şimdi Gerçek Ortaya Çıktı” Demesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “el-âne hashasa’l-hakk”, yani “Şimdi hak apaçık ortaya çıktı / gerçek belirginleşti” der. Bu ifade, daha önce üzeri örtülmüş veya çarpıtılmış olan bir gerçeğin artık saklanamayacak hâle geldiğini anlatır.

Burada Aziz’in eşi ilk kez meseleyi başkasına yüklemiyor. Aksine kendi davranışını açıkça kabul ediyor. Bu, kıssanın önceki bölümündeki tavrından ciddi bir farklılıktır.

Gerçeğin ortaya çıkması bazen dış delille, bazen tanıklıkla, bazen de sorumlu kişinin itirafıyla daha da güçlenebilir. Burada bu unsurlar birlikte görünmektedir.

8️⃣ “Onu Ben Kendimden Murat Etmeye Çalıştım” İtirafı Neden Önemlidir ❓​

Çünkü Aziz’in eşi artık olayın merkezindeki sorumluluğu doğrudan üstlenmektedir. “Ene râvedtuhu an nefsihî”, yani “Onu ben kendimden murat etmeye çalıştım” diyerek önceki çarpıtmayı düzeltmektedir.

Bu yalnız bir duygu açıklaması değildir; geçmişte Yûsuf’un haksız biçimde şüphe altında kalmasına neden olan olayın gerçek yönünü kabul etmektir. Böylece mağdurun üzerine bırakılmış suç yükü, asıl sorumlunun itirafıyla kaldırılmaya başlanır.

İtiraf, geçmişteki zararı otomatik olarak yok etmez; fakat hakikatin yeniden kurulması için son derece önemli bir adımdır.

9️⃣ İtiraf Etmek Her Şeyi Telafi Eder mi ❓​

Hayır. Bir kişinin gerçeği kabul etmesi değerlidir; fakat geçmişte oluşmuş zararın tamamını otomatik olarak silmez. Yûsuf yıllarca zindanda kalmıştır ve itibarına yönelik ciddi bir zarar oluşmuştur.

Gerçek bir telafi, mümkün olduğunda zararın düzeltilmesi, mağdurun hakkının iadesi ve yanlış kaydın açıkça düzeltilmesi gibi ek adımları da gerektirebilir.

Bu nedenle “İtiraf ettim, konu bitti” demek her durumda yeterli değildir. İtiraf hakikatin başlangıcı olabilir; adaletin tamamı değildir.

🔟 Aziz’in Eşinin Bu Sözü Tövbe Anlamına mı Gelir ❓​

Ayet onun açık biçimde gerçeği kabul ettiğini gösterir; fakat iç dünyasındaki tövbenin bütün şartlarını burada ayrıntılı biçimde anlatmaz. Bu nedenle “Kesin tam anlamıyla tövbe etti” demek de, “Hiç tövbe etmedi” demek de metnin ötesine geçebilir.

Ancak yanlışını kabul etmek, sorumluluğu üstlenmek ve mağdurun doğruluğunu teslim etmek tövbe yönünde önemli davranışlardır. Özellikle daha önce Yûsuf’u suçlamışken şimdi onun doğru söylediğini kabul etmesi ciddi bir dönüşümdür.

Yine de tövbenin Allah katındaki nihai değerlendirmesi Allah’a aittir. İnsan davranışı görür; kalbin bütün içeriğini mutlak biçimde bilemez.

1️⃣1️⃣ “O Gerçekten Doğru Söyleyenlerdendir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Aziz’in eşi “ve innehû lemine’s-sâdikîn”, yani “O gerçekten doğru söyleyenlerdendir” der. Bu ifade Yûsuf’un daha önceki savunmasını doğrudan doğrulamaktadır.

Yûsuf “Beni o kendisinden murat etmeye çalıştı” demişti; şimdi karşı taraf bunu onaylamaktadır. Dolayısıyla Yûsuf’un doğruluğu yalnız kendi iddiası değil, karşı tarafın itirafıyla da desteklenmektedir.

Bu, karakterin zaman içinde nasıl ortaya çıktığını gösterir. Yûsuf daha önce zindan arkadaşının dilinde “sıddîk”, şimdi de olayın karşı tarafının dilinde “sâdık” olarak doğrulanmaktadır.

1️⃣2️⃣ Yûsuf’un İtibarı Neden Kamusal Olarak İade Ediliyor ❓​

Çünkü ona yöneltilen suçlama yalnız özel alanda kalmamış, sonuçları kamusal olmuş ve zindana girmesine yol açmıştır. Bu nedenle düzeltmenin de kamusal nitelik taşıması önemlidir.

Yanlış bilgi bir kişinin itibarını geniş çevrede zedelediyse, düzeltmenin yalnız kapalı kapılar ardında yapılması her zaman yeterli olmayabilir. Özellikle kişinin toplum önündeki güvenilirliği etkilenmişse, gerçeğin uygun biçimde açıkça düzeltilmesi adaletin bir parçası olabilir.

Yûsuf’un durumunda şimdi tam da bu gerçekleşmektedir: Onun masumiyeti hükümdarın huzurunda açıklığa kavuşmaktadır.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet İftira veya Yanlış Suçlamada Düzeltmenin Nasıl Olması Gerektiğini Düşündürür mü ❓​

Evet. Bir insan hakkında yanlış bir iddia yayılmışsa ve daha sonra bunun yanlış olduğu anlaşılmışsa, yalnız sessiz kalmak her zaman yeterli değildir. Mümkünse yanlış bilginin yayıldığı ölçüde düzeltme yapılması önemlidir.

Bu özellikle günümüzde sosyal medya açısından çok önemlidir. Bir kişi hakkında yanlış suçlama binlerce kişiye ulaşıp düzeltme yalnız özel mesajla yapılırsa, zararın tamamı giderilmiş olmaz.

Adalet, yalnız “Ben artık onun suçsuz olduğunu biliyorum” demek değil, gerekli yerde bu gerçeği başkalarının da öğrenmesini sağlamaktır.

1️⃣4️⃣ Kadınların Tanıklığı Bu Ayette Neden Dikkat Çekicidir ❓​

Çünkü olayın önemli tanıkları kadınlardır ve hükümdar onların sözünü doğrudan dinlemektedir. Kur’an bu sahnede kadınların tanıklığını değersizleştirmez veya sırf kadın oldukları için sözlerini geçersiz saymaz.

Onlar “Biz onda kötülük bilmiyoruz” derler ve Aziz’in eşi de kendi sorumluluğunu kabul eder. Böylece hakikat onların sözleriyle daha açık hâle gelir.

Bu ayeti bütün hukuk meseleleri için tek başına teknik bir şahitlik kuralına dönüştürmek doğru olmaz; fakat açık olan şudur: Gerçeğin ortaya çıkmasında kadınların bilgisi ve sözü ciddiye alınmaktadır.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Bütün Kadınları “Fitne” veya “Hilekâr” Olarak Görmeye İzin Verir mi ❓​

Hayır. Ayet belirli kadınların belirli olay içindeki davranışlarını anlatmaktadır. Aziz’in eşinin geçmişteki baskısı ve bazı kadınların olay içindeki tavrı, bütün kadınların değişmez karakteri olarak genellenemez.

Üstelik bu ayette aynı kadınlar Yûsuf’un masumiyetini açıkça teslim etmektedirler. Aziz’in eşi de gerçeği itiraf etmektedir. İnsanları tek bir davranışlarıyla sonsuza kadar sabit kimliklere hapsetmek de kıssanın ilerleyişini doğru yansıtmaz.

Kur’an’ın anlattığı kişiler ahlaki sorumluluğa sahip bireylerdir; cinsiyet stereotiplerinin sembolleri değildir.

1️⃣6️⃣ Geç Gelen Hakikat Hâlâ Değerli midir ❓​

Evet. Yûsuf’un masumiyeti yıllar önce ortaya çıkabilirdi; fakat süreç gecikmiştir. Şimdi hakikat ortaya çıktığında bu gecikme geçmişte yaşanan haksızlığı yok etmez, fakat yine de çok değerlidir.

Geç gelen adalet, zamanında gelen adalet kadar iyi değildir; fakat hiç gelmeyen adaletten daha değerlidir. Geçmiş değiştirilemezken geleceğin nasıl şekilleneceği hâlâ değişebilir.

Bu nedenle insanlar “Çok zaman geçti, artık gerçeği söylemenin anlamı yok” dememelidir. Eğer yanlış bir kayıt hâlâ sürüyorsa, onu düzeltmek hâlâ önem taşır.

1️⃣7️⃣ Yûsuf’un Sabretmesi Hakikatin Kendiliğinden Ortaya Çıkmasını Beklemek miydi ❓​

Hayır. Yûsuf’un tavrı pasif bekleyiş değildir. Önceki ayette hükümdarın elçisi geldiğinde özellikle soruşturma talep eden kişi Yûsuf’tur. Yani gerçeğin açığa çıkması için meşru bir adım atmıştır.

Bu çok önemli bir ayrımdır. Sabır bazen beklemeyi içerir; fakat gerektiğinde doğru kanalı kullanarak hakkı aramayı da içerir.

Dolayısıyla “Haklıysan hiç konuşma, gerçek bir gün kendiliğinden çıkar” şeklinde evrensel bir kural çıkarılamaz. Bazen gerçek ancak delil sunulduğunda, tanıklar dinlendiğinde ve soruşturma yapıldığında ortaya çıkar.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 50 ve 51 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 50’de Hz. Yûsuf hemen zindandan çıkmak yerine “Ellerini kesen kadınların durumu neydi?” diye soruşturma istemişti. Yûsuf 51’de bu talebin sonucu görülür: kadınlar onun hakkında kötülük bilmediklerini söyler, Aziz’in eşi de açık biçimde “Onu ben kendimden murat etmeye çalıştım; o doğru söyleyenlerdendir” der.

Bu iki ayet birlikte adaletin süreç ve sonuç boyutunu gösterir. Önce araştırma talep edilir, sonra tanıklar dinlenir ve gerçek kamu önünde ortaya çıkar. Yûsuf’un adı böylece yalnız zindandan çıkarılmakla değil, haksız suçlamadan da temizlenmektedir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 52. ayette, “Bu, onun yokluğunda kendisine ihanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmadığını bilmesi içindir” anlamındaki ifade gelecektir. Buradaki sözün Hz. Yûsuf’a mı yoksa Aziz’in eşine mi ait olduğu konusunda tefsirlerde farklı görüşler vardır. Bu yüzden sonraki ayeti işlerken konuşanın kim olduğu meselesini kesinleştirmeden, iki temel yorumu da dikkatle değerlendirmek; ayrıca emanete sadakat, gizli ortamda ahlak ve ‘Allah hainlerin düzenini başarıya ulaştırmaz’ ifadesinin dünyadaki her hilenin hemen çökeceği anlamına gelmediğini açıklamak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 51. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 51. ayet, Hz. Yûsuf’un yıllardır taşıdığı haksız suçlamanın çözülmeye başladığı büyük dönüm noktasıdır. Hükümdar kadınlara olayın ne olduğunu sorar; onlar “Biz Yûsuf’ta hiçbir kötülük bilmiyoruz” derler. Ardından Aziz’in eşi, gerçeği artık daha fazla örtmez ve “Onu ben kendimden murat etmeye çalışmıştım; o gerçekten doğru söyleyenlerdendir” diyerek sorumluluğu açıkça üstlenir. Böylece Yûsuf’un masumiyeti yalnız onun kendi savunmasına dayanmaktan çıkar ve olayın diğer taraflarının sözleriyle de desteklenir.

Ayetin ilk büyük mesajı hakikatin araştırmayla güçlenmesidir. Yûsuf masum olduğunu zaten biliyordu; fakat toplumun bunu bilmesi için olayın yeniden incelenmesi gerekiyordu. Hükümdarın soru sorması, kadınların cevap vermesi ve Aziz’in eşinin itirafı bir araya geldiğinde gerçek daha açık hâle gelir.

Bu, adaletin neden delil, soruşturma ve tanıklığa ihtiyaç duyduğunu gösterir. Bir insanın kendi masumiyetinden emin olması ile toplumun bunu adil biçimde tespit etmesi farklı aşamalardır.

İkinci büyük mesaj itirafın değeridir. Aziz’in eşi artık sorumluluğu Yûsuf’a yüklememektedir. Tam tersine kendi yaptığını kabul eder. Yanlışı kabul etmek geçmişteki zararı silmez; fakat yalanı sürdürmekten vazgeçmek, mağdurun üzerindeki haksız yükün kaldırılması açısından son derece önemlidir.

Gerçek sorumluluk “Evet, bunu ben yaptım” diyebilmekle başlar. İnsan sürekli başkalarını suçladığı sürece gerçek bir ahlaki düzeltme zorlaşır.

Üçüncü büyük mesaj, itirafın telafiyle tamamlanması gerektiğidir. Bir insan hatasını kabul ettiğinde önemli bir adım atmış olur; fakat zarar gören kişinin hayatında meydana gelen sonuçlar devam edebilir. Yûsuf yıllarca zindanda kalmıştır. Bu yıllar birkaç kelimelik itirafla geri getirilemez.

Bu nedenle gerçek adalet yalnız suçluluk hissi değil, mümkün olduğunca hak iadesi ve zarar giderme arayışını da içerir.

Dördüncü büyük mesaj kamusal yanlışın kamusal düzeltme gerektirebilmesidir. Yûsuf hakkında oluşmuş yanlış kanaat onun zindana girmesine ve toplumdaki itibarı üzerinde şüphe oluşmasına yol açmıştır. Bu nedenle masumiyetinin hükümdarın huzurunda ortaya çıkması önemlidir.

Bugün de bir insan hakkında açıkça yanlış bir suçlama yapılmışsa, düzeltmenin de görünür olması gerekebilir. Sessizce fikrini değiştirmek, zarar görmüş itibarı her zaman onarmaz.

Beşinci büyük mesaj, mağdurun kendi adını temizlemek istemesinin kibir olmadığıdır. Yûsuf “Beni hemen çıkarın, gerisini boş verin” dememiştir. Adının suçla birlikte anılmasını istememiş ve gerçek ortaya çıkmadan saraya gitmemiştir.

İnsanın kendi onurunu koruması ve yanlış suçlamaya cevap vermesi, kişisel gurur hastalığı olarak küçümsenmemelidir. İtibar da insan hakkının bir parçasıdır.

Altıncı büyük mesaj kadınların sözünün bu sahnede belirleyici olmasıdır. Olayı bilen kadınlar dinlenir ve söyledikleri kayıt altına alınır. Bu, gerçeğin ortaya çıkmasında kadınların bilgisinin ve tanıklığının ciddiye alındığını açıkça gösterir.

Buradan bütün hukuk alanları için tek teknik formül çıkarmak gerekmez; fakat kadınların sözünü cinsiyetleri nedeniyle değersizleştirmek bu sahnenin ruhuyla uyuşmaz.

Yedinci büyük mesaj kişileri kalıcı stereotiplere hapsetmemektir. Aziz’in eşi geçmişte ağır bir yanlış yapmış, baskı uygulamış ve Yûsuf’un haksız yere zindana giden sürecinde rol oynamıştır. Fakat şimdi gerçeği açıkça kabul etmektedir.

Bu, onun geçmişini silmez; fakat insanlar hakkında konuşurken değişim ve sorumluluk alma ihtimalini tamamen yok saymamamız gerektiğini gösterir. Bir kişinin bir dönemde yaptığı kötü davranış, onun sonsuza kadar hiçbir doğru davranış yapamayacağı anlamına gelmez.

Sekizinci büyük mesaj geç gelen hakikatin yine de önemli oluşudur. Yûsuf’un masumiyeti yıllarca gecikmiştir. Bu gecikme ağırdır ve küçümsenemez. Fakat hakikat sonunda ortaya çıktığında geleceği değiştirir: Yûsuf artık suçlu şüphesi altında değil, doğruluğu teyit edilmiş biri olarak hükümdarın karşısına çıkabilecektir.

Bu nedenle “Artık çok geç” sözü her zaman doğru değildir. Geçmişin tamamı düzeltilemese bile, yanlışın bugün sürdürülmesini durdurmak mümkündür.

Dokuzuncu büyük mesaj Yûsuf’un sabrının pasif olmadığıdır. Hakikat kendiliğinden tesadüfen açığa çıkmamıştır; Yûsuf önce soruşturma istemiştir. Bu, sabır ile eylemi yeniden bir araya getirir.

İnsan haksızlığa uğradığında Allah’a güvenebilir ve aynı zamanda avukata başvurabilir, tanık gösterebilir, resmi inceleme isteyebilir ve kendi savunmasını yapabilir. Tevekkül ve sabır, meşru adalet yollarını terk etmek değildir.

Onuncu ve ayetin en güçlü mesajlarından biri doğruluğun zaman içinde sınanmasıdır. Yûsuf önce kendi savunmasında doğru söylemiş, sonra yıllar boyunca bu iddia değişmemiş, nihayet olayın karşı tarafı da aynı gerçeği kabul etmiştir. Yalan zaman zaman güçlü görünebilir; fakat Yûsuf kıssasında sonunda hakikatin tanıkları çoğalmaktadır.

Bununla birlikte buradan “Her yalan dünyada mutlaka kısa sürede ortaya çıkar” şeklinde mekanik bir vaat çıkarılamaz. Tarihte bazı haksızlıklar uzun süre gizli kalmış, bazı mağdurlar dünyada tam aklanmayı görememiştir. Nihai adalet yalnız dünya hayatına indirgenemez. Yûsuf’un kıssasında gerçekleşen şey, belirli bir peygamber kıssasının özel seyridir.

Yûsuf Suresi 51. ayetin bütün mesajı şu çerçevede özetlenebilir: **Yanlış yaptıysan sorumluluğu başkasına yüklemek yerine gerçeği kabul et. Bir insana haksız suçlama yönelttiysen yalnız içinden pişman olmakla yetinme; mümkünse onun itibarını da düzelt. Mağdurun adını temizlemek istemesini kibir sayma. İddiaları araştır, tanıkları dinle ve insanların cinsiyetine bakarak sözünü peşinen değersizleştirme. Geç kalmış olsan bile hakikati söylemekten vazgeçme. Çünkü adalet yalnız suçlunun bulunması değil, masumun üzerinden yanlış suçlamanın kaldırılması ve gerçeğin doğru yerine konulmasıdır.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 52. ayette, “Bu, onun yokluğunda kendisine ihanet etmediğimi bilmesi içindir. Şüphesiz Allah hainlerin düzenini başarıya ulaştırmaz” anlamındaki söz gelecektir. Ancak burada son derece önemli bir tefsir meselesi vardır: Bu sözü Hz. Yûsuf’un mu, yoksa Aziz’in eşinin mi söylediği konusunda müfessirler arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Bu nedenle ayeti tek bir konuşmacıya kesin biçimde bağlamadan; emanete sadakat, insanın yokluğunda sadık kalmak, gizli ortamda ahlak, ihanet ve Allah’ın hainlerin düzenini hidayete ulaştırmaması ifadelerini dikkatle değerlendirmek gerekecektir.

Ve belki Yûsuf Suresi 51. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Birine haksızlık yaptığımızı fark ettiğimizde yalnız içimizden pişman olmakla mı yetiniyoruz, yoksa onun hakkında oluşturduğumuz yanlış kanaati de düzeltmeye çalışıyor muyuz? Haksız suçlanan bir insanın yıllar sonra kendi adını temizlemek istemesini anlayabiliyor muyuz? Ve gerçek sonunda karşımıza çıktığında, kendi itibarımız zarar görecek olsa bile “Evet, hakikat budur” diyebilecek kadar dürüst olabiliyor muyuz?

“Yûsuf 51, kadınların ‘Biz Yûsuf’ta hiçbir kötülük bilmiyoruz’ dediklerini ve Aziz’in eşinin ‘Şimdi gerçek ortaya çıktı; onu ben kendimden murat etmeye çalışmıştım, o gerçekten doğru söyleyenlerdendir’ diye itirafta bulunduğunu anlatır. Böylece Hz. Yûsuf’un masumiyeti yalnız kendi savunmasıyla değil, olayın diğer taraflarının tanıklığı ve itirafıyla da ortaya çıkar. Ayet bize yanlış yaptığımızda sorumluluğu kabul etmenin, mağdurun itibarını düzeltmenin ve geç kalmış olsa bile hakikati söylemenin değerini öğretir. Çünkü adalet yalnız suçluyu belirlemek değil, masumun üzerinden haksız suçlamayı kaldırmaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt