Yûnus Suresi 35. Ayette “Ortak Koştuklarınız Arasında Hakka İleten Var mı? De ki: Hakka Allah İletir; Hakka İleten mi Uyulmaya Daha Layık, Yoksa Kendisi Yol Gösterilmedikçe Doğru Yolu Bulamayan mı?” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan hayatında birçok kişiyi dinler, birçok düşüncenin peşinden gider ve birçok otoriteye güvenebilir; fakat asıl soru şudur: Takip ettiğimiz şey bizi gerçekten hakikate mi götürüyor, yoksa kendisi de yönünü başka bir kaynaktan almak zorunda olan sınırlı bir varlığa mı bağlanıyoruz?”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 35. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“De ki: Ortak koştuklarınız arasında hakka ileten biri var mı? De ki: Hakka Allah iletir. Öyleyse hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmedikçe doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Kul hel min şurakâikum men yehdî ile’l-hakk. Kulillâhu yehdî li’l-hakk. E-fe-men yehdî ile’l-hakkı ehakku en yuttebea emmen lâ yehiddî illâ en yuhdâ. Fe-mâ lekum keyfe tahkumûn.”
Bir önceki ayette:
yaratmayı başlatanın ve yeniden yaratacak olanın Allah olduğu
bildirilmişti.
Yûnus 35 şimdi başka bir temel soruya geçer:
İnsanı hakikate götüren asıl rehber kimdir?
“Ortak Koştuklarınız Arasında Hakka İleten Var mı?” Ne Demektir
Ayette:“Hel min şurakâikum men yehdî ile’l-hakk?”
denilir.
Yani:
“Ortak koştuklarınız arasında hakka yönelten biri var mı?”
Buradaki soru müşriklerin kutsallaştırdığı varlıklara yöneltilmektedir.
Kur’an yalnızca:
“Onlar yaratabilir mi?”
diye sormuyor.
Şimdi daha derin bir soru soruyor:
“Onlar size hakikatin nihai ölçüsünü verebilir mi?”
Çünkü insanın yalnızca:
yaratılmaya,
rızka,
korunmaya
değil,
doğru yolu bilmeye de ihtiyacı vardır.
“Hak” Kelimesi Burada Ne Anlama Gelir
Ayetteki:“el-Hakk”
kelimesi:
gerçek,
doğru,
sabit,
hakikate uygun olan
anlamlarını taşır.
Burada özellikle:
Allah’ın birliği,
doğru inanç,
doğru kulluk,
insanın Allah karşısındaki gerçek konumu
öne çıkar.
Yani hak yalnızca:
doğru bilgi
değildir.
İnsanın:
doğru inanç,
doğru yöneliş
ve doğru hayat istikameti
bulması da bu kapsamın içindedir.
“Allah Hakka İletir” Ne Demektir
Ayette açıkça:“Kulillâhu yehdî li’l-hakk.”
denilir.
Yani:
“De ki: Hakka Allah iletir.”
Hidayetin nihai kaynağı Allah’tır.
Allah:
vahiy gönderir.
Peygamberler gönderir.
İnsana akıl verir.
Doğruyla yanlışı ayırabilecek imkânlar verir.
Kalbi hakikate açabilir.
Dolayısıyla insan doğru yolu bulduğunda bunu yalnızca:
“Ben çok zekiydim ve her şeyi kendi başıma çözdüm.”
diye açıklamamalıdır.
Hidayet:
Allah’ın büyük nimetlerinden biridir.
Allah Hidayet Ediyorsa Peygamberler ve Âlimler İnsanlara Yol Gösteremez mi
Elbette gösterebilirler.Burada önemli bir ayrım vardır.
Kur’an’da “hidayet” farklı bağlamlarda:
yolu göstermek
ve:
kalbi o yola yöneltmek
anlamlarında kullanılabilir.
Peygamber:
doğru yolu gösterir ve tebliğ eder.
Âlim:
bildiğini öğretir.
Anne-baba:
çocuğuna rehberlik edebilir.
Öğretmen:
insana doğru bilgi sunabilir.
Ama bunların hiçbiri:
Allah’tan bağımsız nihai hidayet kaynağı değildir.
İnsan rehber olabilir.
Allah ise hidayetin asıl kaynağıdır.
Hz. Muhammed İnsanları Hidayete Eriştiriyor mu, Allah mı
Kur’an bu konuda güzel bir denge kurar.Hz. Muhammed:
insanlara yolu gösterir.
Vahyi açıklar.
Doğruya çağırır.
Bu anlamda:
rehberdir.
Fakat insanın kalbini zorla iman ettiremez.
Kur’an başka ayetlerde de peygambere:
sevdiği herkesi hidayete erdiremeyeceğini
hatırlatır.
Dolayısıyla:
peygamberin hidayeti = yolu göstermek.
Allah’ın hidayeti = nihai olarak kalbi hakikate yönelten ilahî lütuf.
Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.
“Hakka İleten mi Uyulmaya Daha Layık?” Sorusu Ne Anlama Gelir
Ayette:“E-fe-men yehdî ile’l-hakkı ehakku en yuttebea...”
denilir.
Yani:
“Hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır?”
Kur’an burada mantıki bir karşılaştırma yapar.
Bir tarafta:
hakikatin kaynağı olan,
insana yolu gösteren,
vahiy gönderen
Allah vardır.
Diğer tarafta:
kendisi yaratılmış,
sınırlı,
başkasına muhtaç
varlıklar vardır.
Soru şudur:
Kime nihai bağlılık göstermek daha anlamlıdır?
Cevap ayetin içinde neredeyse kendiliğinden ortaya çıkar:
Hakka ileten Allah’a.
“Kendisi Yol Gösterilmedikçe Doğru Yolu Bulamayan” Ne Demektir
Ayette:“emmen lâ yehiddî illâ en yuhdâ”
denilir.
Yaklaşık anlamıyla:
“Yoksa kendisine yol gösterilmedikçe doğru yolu bulamayan mı?”
İlk bağlamda Allah’a ortak koşulan varlıkların:
acizliği,
sınırlılığı
ve ilah olamayacakları
vurgulanmaktadır.
Bir put:
kendisine bile yol gösteremez.
İnsan tarafından:
yapılır,
taşınır,
yerleştirilir.
Kendisi yol gösterilmeye muhtaç olan bir varlık nasıl insanlığın nihai ilahî rehberi olabilir?
Ayet bu çelişkiyi ortaya çıkarır.
İnsanlar da Yol Gösterilmeye Muhtaçsa Kimseyi Takip Etmemeli miyiz
Hayır.Ayet:
“Hiçbir öğretmeni dinleme.”
“Hiçbir uzmana güvenme.”
“Hiçbir âlimi takip etme.”
dememektedir.
İnsan sosyal bir varlıktır.
Bilgi:
öğrenir.
Uzmandan yararlanır.
Doktora gider.
Öğretmenden ders alır.
Dinî konularda ehil insanlara danışır.
Fakat şu ayrım korunmalıdır:
İnsan rehberliği sınırlıdır.
Allah’ın vahyi ise nihai ölçüdür.
Bir insanın sözü:
Allah’ın sözünün üstüne çıkarılamaz.
Âlimlere Uymak ile Onları Mutlaklaştırmak Arasındaki Fark Nedir
Bir âlim:Kur’an,
hadis,
Arapça,
fıkıh,
tefsir
gibi alanlarda yıllarca çalışmış olabilir.
Onun bilgisinden yararlanmak son derece doğaldır.
Fakat âlim:
insandır.
Yanılabilir.
Bir başka âlim aynı konuda farklı düşünebilir.
Bu yüzden:
“Falanca âlim böyle dedi; artık hiçbir delile bakmam.”
şeklindeki mutlak yaklaşım sağlıklı değildir.
Âlime saygı göstermek başka,
onu yanılmazlaştırmak başkadır.
Dinî otorite:
vahyi açıklayabilir.
Ama vahyin kendisi değildir.

Çoğunluğun Takip Ettiği Yol Mutlaka Hak mıdır
Hayır.Bir fikri:
milyonlarca insanın kabul etmesi
tek başına onun doğru olduğunu kanıtlamaz.
Aynı şekilde çok az insanın savunması da onu otomatik olarak yanlış yapmaz.
Hakikat:
oylama sonucuyla değişmez.
Bu yüzden insan:
“Herkes böyle yapıyor.”
cümlesini nihai delil hâline getirmemelidir.
Toplum:
doğru bir şeyi yayabilir.
Ama yanlış bir şeyi de nesiller boyunca tekrar edebilir.
Ölçü:
kalabalık değil, hakikattir.

Gelenek Hidayet Kaynağı Olabilir mi
Gelenek değerli olabilir.Bir toplum yüzyıllar boyunca:
güzel ahlak,
ibadet,
aile terbiyesi
gibi birçok doğru şeyi aktarabilir.
Fakat gelenek de:
yanılmaz değildir.
Bir uygulama:
eski
olduğu için doğru olmaz.
Yeni olduğu için de yanlış olmaz.
Aynı şekilde:
yeni olması onu otomatik olarak doğru da yapmaz.
Müminin sorusu:
“Bunu atalarımız yaptı mı?”
ile sınırlı kalmamalıdır.
Asıl soru:
“Bu hakka uygun mu?”
olmalıdır.

Akıl İnsanı Tek Başına Hakka Ulaştırabilir mi
Akıl çok büyük bir nimettir.Kur’an defalarca:
akletmeye,
düşünmeye,
tefekkür etmeye
çağırır.
Ancak insan aklı:
sınırlıdır.
Önyargılardan etkilenebilir.
Çıkar tarafından yönlendirilebilir.
Bilgi eksikliği yaşayabilir.
Bu nedenle İslam düşüncesinde akıl ile vahyi birbirine düşman görmek yerine, doğru biçimde birlikte değerlendirmek önemlidir.
Vahiy:
aklı iptal etmez.
Akıl da:
vahyi gereksiz kılmaz.
Yûnus Suresi’nin kendisi zaten sürekli akıl yürütme soruları sormaktadır.

“Hakka İleten” Olmak İnsan İçin de Mümkün müdür
Evet, nispi anlamda.Bir insan başka birine:
doğru bilgi verebilir.
İyi örnek olabilir.
Bir yanlışını fark ettirebilir.
Dinî bir hakikati öğretebilir.
Bu açıdan:
hakka çağırabilir.
Fakat şunu unutmamalıdır:
Kendisi de hidayete muhtaçtır.
Hiçbir öğretmen:
kendi bilgi kaynağı olmayan mutlak hakikat değildir.
Bu nedenle en iyi rehber bile:
“Benim her sözüm tartışılmazdır.”
dememelidir.
Gerçek rehber:
insanları kendisine değil, hakikate yönlendirir.

Bir Din Adamının “Bana Uymayan Doğru Yolda Değildir” Demesi Doğru mudur
Böyle genel ve mutlak bir iddia son derece sorunlu olabilir.Bir din âlimi:
delil sunabilir.
Bir görüşü savunabilir.
Yanlış gördüğü görüşü eleştirebilir.
Fakat kendisini:
hakkın tek ölçüsü
hâline getirmemelidir.
Ölçü:
“Bana uyuyor mu?”
değil,
“Allah’ın vahyine ve sağlam delile uyuyor mu?”
olmalıdır.
İnsan kendi şahsını dinin merkezine koymaya başladığında, insanları Allah’a değil kendisine bağlama tehlikesi doğar.

“Size Ne Oluyor? Nasıl Hüküm Veriyorsunuz?” Ne Demektir
Ayet:“Fe-mâ lekum keyfe tahkumûn?”
diye sona erer.
Yani:
“Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”
Bu son derece güçlü bir sorgulamadır.
Ayet adeta şöyle der:
Yaratıcı Allah.
Hakka ileten Allah.
Sözde ortaklar ise:
kendileri bile yol gösterilmeye muhtaç.
Öyleyse:
nasıl oluyor da ikisini aynı düzeye koyuyorsunuz?
Bu, yalnızca dinî bir bilgi sorusu değildir.
Aynı zamanda insanın muhakeme biçiminin eleştirisidir.
Kur’an:
“Karar verirken hangi ölçüyü kullanıyorsunuz?”
diye sorar.

Yanlış Hüküm Vermemizin Sebebi Her Zaman Bilgisizlik midir
Hayır.Bazen insan yeterli bilgiye sahip değildir.
Ama bazen bilgi vardır ve yine de yanlış hüküm verir.
Çünkü:
çıkarı etkiler.
Sevdiği kişiyi kayırır.
Nefret ettiği kişiye haksızlık yapar.
Grubunun tarafını tutar.
Kendi görüşünü kaybetmek istemez.
Bu yüzden doğru muhakeme yalnızca:
zekâ
meselesi değildir.
Aynı zamanda:
ahlak
meselesidir.
İnsan hakikati ararken kendi arzularını da sorgulamalıdır.

Yûnus 34 ve 35 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 34 şu soruyu sormuştu:“Ortak koştuklarınız arasında yaratmayı başlatıp sonra yeniden yaratacak biri var mı?”
Cevap:
Allah.
Yûnus 35 şimdi soruyor:
“Ortaklarınız arasında hakka ileten biri var mı?”
Cevap yine:
Allah.
Böylece iki ayet Allah’ın iki büyük niteliğini yan yana getirir:
Yaratılışın kaynağı Allah’tır.
Hidayetin nihai kaynağı da Allah’tır.
İnsan yalnızca:
var olmak
için değil,
nasıl yaşaması gerektiğini bilmek için de Rabbine muhtaçtır.

Sonuç: Yûnus Suresi 35. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 35. ayet insanın hayatındaki en önemli sorulardan birini sorar:Kimi takip ediyorsun ve neden?
İnsan sürekli birilerinden etkilenir.
Anne-babasından.
Arkadaşlarından.
Öğretmenlerinden.
Din adamlarından.
Toplumdan.
Sosyal medyadan.
Ünlülerden.
Siyasi liderlerden.
Yazar ve düşünürlerden.
Bu başlı başına kötü değildir.
İnsan tek başına bütün bilgiyi üretemez.
Öğrenir.
Dinler.
Takip eder.
Fakat Yûnus 35 insana daha temel bir ölçü verir:
Takip ettiğin kişi seni hakikate götürüyor mu?
Yoksa yalnızca:
kendisine,
grubuna,
çıkarına
mı bağlıyor?
Gerçek rehber ile sahte otorite arasındaki farklardan biri burada ortaya çıkar.
Gerçek rehber:
“Bana bağlan.”
demekten çok:
“Hakka bağlan.”
der.
Kendisine:
sınırsız itaat,
yanılmazlık,
kutsallık
istemez.
Çünkü kendisinin de:
Allah’ın hidayetine muhtaç
olduğunu bilir.
Ayetin:
“Hakka Allah iletir.”
cümlesi bu nedenle son derece güçlüdür.
Bu cümle insana hem:
güven
hem de:
tevazu
verir.
Güven verir çünkü insan hakikat arayışında yalnız değildir.
Allah:
vahiy göndermiştir.
İnsana akıl vermiştir.
Peygamber göndermiştir.
Hidayet yolunu açıklamıştır.
Tevazu verir çünkü:
hakikati bulduğun zaman:
“Ben herkesten üstün olduğum için buldum.”
demezsin.
Hidayeti:
nimet
olarak görürsün.
Bu ayet dinî liderlik açısından da son derece önemli bir ölçüdür.
Bir âlim çok değerli olabilir.
Bir insanın hayatını değiştirecek bilgiler öğretebilir.
Fakat hiçbir âlim:
Allah değildir.
Hiçbir şeyh:
Allah değildir.
Hiçbir lider:
Allah değildir.
Hiçbir öğretmen:
Allah değildir.
Dolayısıyla hiç kimse:
“Beni sorgulama.”
“Benim söylediğim her şey Allah’ın kesin hükmüdür.”
gibi bir konuma yerleştirilemez.
Çünkü ayetin nihai ölçüsü kişi değil:
hak
tır.
İnsan:
kişiyi hakka göre değerlendirir.
Hakkı kişiye göre değil.
Bu çok önemli bir ilkedir.
Bir insan sevdiği hocanın yanlış yapabileceğini kabul edebilmelidir.
Bir insan kendi mezhebindeki bir âlimin hata ihtimalini kabul edebilmelidir.
Bir insan kendi düşüncesini de sorgulayabilmelidir.
Çünkü:
insan yanılır.
Hakikat ise bizim yanılmamıza göre değişmez.
Bu nedenle gerçek dinî bağlılık:
kişiye kör bağlılık değil, hakka sadakattir.
Ayet aynı zamanda modern dünyanın başka bir sorununa da çok güçlü biçimde seslenir.
Bugün insan kimin rehberliğinde yaşadığını fark etmeyebilir.
Telefonu açar.
Algoritma ona:
ne göreceğini,
hangi haberi okuyacağını,
hangi ürünü isteyeceğini,
hangi insanları takip edeceğini
gösterir.
Saatler boyunca insanın düşünceleri:
influencerlar,
reklamlar,
kısa videolar,
siyasi propaganda,
sosyal medya grupları
tarafından şekillendirilebilir.
Yûnus 35’in sorusu bugün de geçerlidir:
Seni kim yönlendiriyor?
Ve daha önemlisi:
Nereye yönlendiriyor?
Daha çok tüketime mi?
Daha çok öfkeye mi?
Daha çok gösterişe mi?
Bir gruba kör bağlılığa mı?
Yoksa:
daha adil,
daha dürüst,
daha merhametli,
Allah’a daha bağlı
bir insan olmaya mı?
Bir rehberin değeri yalnızca:
kaç takipçisi olduğu
ile ölçülemez.
İnsanı götürdüğü yön de önemlidir.
Ayetin:
“Hakka ileten mi uyulmaya daha layık, yoksa kendisi yol gösterilmedikçe yolu bulamayan mı?”
sorusu bu nedenle her çağ için güçlüdür.
İnsan:
kendi başına sınırlıdır.
Hepimiz:
öğrenmeye,
düzeltilmeye,
hidayete
muhtacız.
Bu yüzden hiçbir insan kendi egosunu:
hakikatin son durağı
hâline getirmemelidir.
Gerçek bilgelik bazen:
“Bilmiyorum.”
diyebilmektir.
Bazen:
“Bu konuda yanılmışım.”
diyebilmektir.
Bazen de:
“Benim sevdiğim kişi söyledi ama delil başka şeyi gösteriyor.”
diyebilmektir.
İşte hakka bağlılık budur.
Kişiye değil:
hakikate sadakat.
Yûnus 35’in sonundaki:
“Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”
sorusu da insanın karar verme mekanizmasını sorgular.
Nasıl karar veriyoruz?
Bir şeyi:
sevdiğimiz kişi söyledi diye mi kabul ediyoruz?
Bize maddi çıkar sağlıyor diye mi doğru sayıyoruz?
Kalabalık inanıyor diye mi?
Yıllardır böyle yapıldığı için mi?
Yoksa:
delile, adalete ve hakka bakıyor muyuz?
Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri:
sevdiği şeyi doğru sanmak, doğru olduğu için sevmek yerine.
Hakikat bazen hoşumuza gitmeyebilir.
Bazen bizi değiştirmemizi ister.
Bazen yanlışımızı kabul ettirir.
Bazen çıkarımızdan vazgeçirir.
Ama gerçek hidayet:
hakikati bizim arzularımıza uydurmak değil,
kendimizi hakikate göre düzeltmektir.
Ve belki Yûnus Suresi 35. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızda kimlerin ve hangi düşüncelerin peşinden gittiğimizi gerçekten sorguluyor muyuz; kişileri hakikate göre mi değerlendiriyoruz, yoksa sevdiğimiz kişiyi hakikatin ölçüsü hâline mi getiriyoruz ve nihai hidayetin Allah’tan olduğunu bilerek, yanlışımız ortaya çıktığında hakka dönebilecek kadar özgür ve mütevazı olabiliyor muyuz?
“İnsanlardan öğren, âlimlere danış, öğretmenlerini sev ve tecrübeden yararlan; fakat hiçbir insanı hakikatin yerine koyma. Kişileri hakka göre ölç, hakkı kişilere göre değiştirme. Çünkü gerçek rehber insanı kendisine değil, Allah’ın gösterdiği hakikate götürür.”
Ersan Karavelioğlu