Yûnus Suresi 27. Ayette “Kötülük Kazananlara Kötülüklerinin Misliyle Karşılık Vardır; Onları Bir Zillet Kaplar ve Allah’a Karşı Kendilerini Koruyacak Kimse Yoktur” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İlâhî adaletin dikkat çekici dengesi şudur: İyiliğe yalnızca karşılığı değil, Allah’ın lütfundan daha fazlası verilir; kötülük ise misliyle karşılık görür. İnsan bazen geçici kazanç uğruna kötülük biriktirir, fakat sonunda asıl hesabın ne olduğunu görür.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 27. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Kötülükleri kazananlara ise kötülüğün karşılığı misli kadardır. Onları bir zillet kaplar. Kendilerini Allah’a karşı koruyacak hiç kimse yoktur. Sanki yüzleri karanlık geceden parçalarla örtülmüş gibidir. İşte onlar ateş halkıdır; orada sürekli kalacaklardır.”
Bir önceki ayette:
güzel davrananlara en güzel karşılık ve daha fazlasının
verileceği bildirilmişti.
Yûnus 27 bunun karşısındaki tabloyu gösterir.
Böylece Kur’an:
iyiliğin sonucu
ile:
kötülüğün sonucu
arasındaki farkı yan yana koyar.
“Kötülük Kazananlar” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“vellezîne kesebû’s-seyyiât”
denilir.
Yani:
“Kötülükleri kazananlar...”
Burada özellikle “kesb”, yani “kazanmak” fiilinin kullanılması dikkat çekicidir.
İnsan davranışı:
geçip giden,
hiçbir sonucu olmayan
bir şey değildir.
İnsan yaptıklarıyla adeta kendi hesabına bir şeyler biriktirmektedir.
İyilik yaptığında iyilik kazanır.
Kötülük yaptığında da onun sorumluluğunu kazanır.
Bu ifade insanın ahlaki sorumluluğunu vurgular.
Neden Günah İçin “Kazanç” Kelimesi Kullanılıyor
Normalde “kazanmak” olumlu bir kelime gibi görünür.Para kazanmak.
Başarı kazanmak.
Ödül kazanmak.
Fakat Kur’an burada aynı kelimeyi kötülük için kullanarak çok güçlü bir anlam oluşturur:
İnsan bazen dünyada:
“Kazandım.”
zannederken aslında kendi hesabına zarar biriktirebilir.
Haksız kazanç elde eder.
Birini kandırır.
Gücünü kötüye kullanır.
Dışarıdan avantajlı görünür.
Fakat ahlaki hesapta:
kötülük kazanmıştır.
Her kazanç gerçekten kazanç değildir.
“Kötülüğün Cezası Misli Kadardır” Ne Demektir
Ayette:“cezâu seyyietin bi-mislihâ”
denilir.
Yani:
“Bir kötülüğün karşılığı onun misli kadardır.”
Bu ifade Allah’ın adaletini gösteren çok önemli bir ilkedir.
Allah:
insanın kötülüğünü keyfî biçimde büyütüp
haksız yere kat kat cezalandırmaz.
Kötülüğün karşılığı:
adalet ölçüsündedir.
Bu, bir önceki ayetle birlikte okunduğunda daha da dikkat çekici hâle gelir.
İyilik için:
“en güzel karşılık ve daha fazlası”
vardı.
Kötülük için ise:
“misli kadar.”
Neden İyiliğe Fazlası, Kötülüğe Sadece Misli Veriliyor
Burada:adalet ile lütuf
arasındaki fark görülür.
Kötülük:
adaletle karşılık bulur.
İyilik ise:
Allah’ın lütfuyla daha fazla karşılık görebilir.
Bu denge Allah’ın:
hem adil
hem de:
merhamet ve ihsan sahibi
olduğunu gösterir.
Başka bir ifadeyle:
Allah’ın cezasında zulüm yoktur,
ödülünde ise yalnızca çıplak denklik değil cömertlik vardır.
Allah Günahı Hiç Bağışlamaz mı
Elbette bağışlayabilir.Bu ayeti:
“Her günah mutlaka eksiksiz cezalandırılacaktır ve bağışlama mümkün değildir.”
şeklinde anlamak Kur’an’ın bütünüyle uyuşmaz.
Kur’an birçok yerde:
tövbe,
bağışlanma,
Allah’ın rahmeti
üzerinde durur.
İnsan samimi biçimde dönebilir.
Allah bağışlayabilir.
Dolayısıyla:
cezanın misliyle olması, cezalandırma gerçekleştiğinde adaletsizlik olmayacağını bildirir.
Fakat Allah’ın bağışlaması başka bir rahmet kapısıdır.
Bir Günah İşleyen Herkes Bu Ayetteki “Ateş Halkı”na mı Girer
Hayır.Bu çok önemli bir ayrımdır.
Bir insan günah işledi diye otomatik olarak:
ebedî cehennemlik
hâline gelmez.
Kur’an’ın bütünü:
iman,
küfür,
şirk,
tövbe,
bağışlanma,
salih amel
ve kişinin son durumu
arasında ayrımlar yapar.
Yûnus 27’nin bağlamında Allah’ın ayetlerine karşı bilinçli biçimde kötülükte ısrar eden ve bu yol üzerinde kalan insanların nihai sonucu anlatılmaktadır.
Bu nedenle:
tek bir günah ≠ otomatik ebedî cehennem.
İnsan günah işler,
pişman olur,
tövbe eder
ve Allah’ın rahmetine dönebilir.
“Onları Bir Zillet Kaplar” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve terhekُhum zilletun”
denilir.
Yani:
“Onları bir zillet / aşağılanma kaplar.”
“Zillet”:
küçülme,
mahcubiyet,
aşağılanma,
onur kaybı
anlamlarını taşıyabilir.
Dünyada insan kötülük yaparken:
güçlü,
başarılı,
dokunulmaz
hissedebilir.
Fakat ahirette dış görünüşteki güç perdesi kalkar.
İnsan yaptığıyla yüzleşir.
İşte ayetteki zillet bu büyük hesap anındaki hâli anlatır.
Dünyada Aşağılanmış Olmak Allah Katında Aşağılanmış Olmak mıdır
Hayır.Dünya insanları yanlış ölçülerle aşağılayabilir.
Bir insan:
fakir olduğu için,
güçsüz olduğu için,
toplum tarafından sevilmediği için,
haksız yere iftiraya uğradığı için
aşağılanabilir.
Bu:
Allah katında değersiz olduğu
anlamına gelmez.
Peygamberler bile:
alay,
iftira,
baskı
görmüştür.
Dolayısıyla Yûnus 27’deki zillet:
insanların birbirine yaptığı sosyal aşağılama değil, nihai hesapta kötülüğün ortaya çıkardığı sonuçtur.
“Allah’a Karşı Kendilerini Koruyacak Kimse Yoktur” Ne Demektir
Ayette:“mâ lehum minallâhi min âsım”
denilir.
Yani:
“Onları Allah’a karşı koruyacak hiçbir koruyucu yoktur.”
Buradaki anlam:
Allah hükmettiğinde hiçbir varlığın:
Allah’tan bağımsız biçimde
O’nun hükmünü iptal edemeyeceğidir.
Bir insan:
servetine,
makamına,
çevresine,
gücüne
güvenebilir.
Fakat ahirette bunların hiçbiri Allah’ın adaletine karşı bağımsız bir kalkan oluşturamaz.

Bu İfade Dünyada İnsanlardan Yardım Almayı Yasaklar mı
Hayır.Bir avukattan yardım almak,
doktora gitmek,
arkadaşından destek istemek,
ailenden yardım görmek
bu ayetle çelişmez.
Ayet:
insanî yardımı
değil,
Allah’ın nihai hükmüne karşı bağımsız kurtarıcı güç fikrini reddeder.
İnsan dünyada insana yardım edebilir.
Ama hiçbir insan:
Allah’ın hükmünü Allah’a rağmen ortadan kaldıramaz.
Bu nedenle:
insan yardımı ≠ Allah’a ortak koşmak.

Şefaat Bu Ayetle Çelişir mi
Hayır.Yûnus Suresi 3. ayette zaten:
Allah’ın izni olmadan hiçbir şefaatçinin bulunmadığı
bildirilmişti.
Dolayısıyla:
“Allah’a karşı koruyucu yoktur.”
ifadesi ile Allah’ın izin verdiği şefaat arasında çelişki yoktur.
Çünkü şefaat:
Allah’ın kararına rağmen
veya:
Allah’ı zorlayarak
gerçekleşmez.
Şefaat varsa:
Allah’ın izniyle vardır.
Nihai egemenlik yine Allah’a aittir.

“Sanki Yüzleri Karanlık Geceden Parçalarla Örtülmüş Gibi” Ne Demektir
Ayet:“keennemâ uğşiyet vucûhuhum kıta‘an mine’l-leyli muzlimâ”
der.
Yaklaşık anlamıyla:
“Sanki yüzleri karanlık geceden parçalarla örtülmüş gibidir.”
Bu son derece güçlü bir tasvirdir.
Karanlık burada:
korku,
kasvet,
mahcubiyet
ve azabın dehşetini
anlatan bir benzetmedir.
Bir önceki ayette cennet ehlinin yüzlerini:
karartı ve zillet kaplamayacağı
söylenmişti.
Şimdi tam karşıtı gösterilir.

Bu Ayetteki Yüz Karalığı Ten Rengiyle mi İlgilidir
Kesinlikle hayır.Buradaki ifade:
ırk,
etnik köken
veya doğal ten rengi
hakkında değildir.
Siyah veya koyu tenli olmak:
ahlaki eksiklik,
günah
veya Allah katında aşağılık
anlamına gelmez.
Ayetin kullandığı karanlık benzetmesi:
korku ve zillet hâlini
tasvir eder.
Bunu herhangi bir insan topluluğunun fiziksel ten rengiyle ilişkilendirmek ayet açısından temelsiz olur.
İnsanın Allah katındaki değeri deri rengiyle ölçülmez.

Yüz Neden Ahiret Tasvirlerinde Bu Kadar Önemlidir
Çünkü yüz insanın iç dünyasının en çok yansıdığı yerlerden biridir.Sevinç:
yüzde görülür.
Korku:
yüzde görülür.
Utanç:
yüzde görülebilir.
Huzur da:
yüzde hissedilir.
Bu nedenle Kur’an'ın ahiret tasvirlerinde yüz:
insanın iç hâlinin dışarı yansıyan sembolü olarak sıkça kullanılır.
Cennet ehlinin yüzünde:
güven.
Cehennem ehlinin yüzünde:
korku ve zillet.
Bu karşıtlık insanın nihai hâlini son derece etkili biçimde anlatır.

“İşte Onlar Ateş Halkıdır” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ulâike ashâbu’n-nâr”
denilir.
Yani:
“İşte onlar ateş halkıdır.”
Burada yalnızca geçici bir korku sahnesi değil, insanın seçtiği yolun nihai sonucu anlatılır.
Ancak bu ifadeyi kullanıp dünyadaki belirli insanlar hakkında kolayca:
“Sen kesin cehennemliksin.”
demek doğru değildir.
Çünkü yaşayan bir insan:
tövbe edebilir.
Değişebilir.
İmana dönebilir.
Son hâlini yalnız Allah bilir.
Ayet uyarıdır; insanlara keyfî cehennem hükmü dağıtma yetkisi değildir.

“Orada Ebedî Kalacaklardır” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır
Ayet:“hum fîhâ hâlidûn”
diye sona erer.
Yani:
“Onlar orada kalıcıdırlar.”
Kur’an’ın genel bağlamında ebedî cehennem özellikle:
Allah’ı ve hakikati bilinçli biçimde reddederek,
bu hâl üzerinde ölen
kimselerle ilişkilendirilir.
Bir müminin işlediği her günahı bu ifadeye getirip:
“Bir günah işledi, artık sonsuza kadar cehennemde.”
demek doğru değildir.
Tövbe,
Allah’ın bağışlaması
ve iman-küfür ayrımı
Kur’an’ın bütünü içinde değerlendirilmelidir.
Ayetleri birbirinden koparıp hüküm üretmek sağlıklı değildir.

Yûnus 26 ve 27 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Bu iki ayet bilinçli bir karşıtlık oluşturur.Yûnus 26:
“Güzel davrananlara en güzel karşılık ve daha fazlası vardır.”
der.
Yüzlerini:
ne karartı,
ne zillet
kaplar.
Onlar:
cennet halkıdır.
Yûnus 27 ise:
kötülüğü kazananlara kötülüklerinin misli kadar karşılık
verileceğini,
yüzlerini zillet ve karanlık kaplayacağını
ve onların ateş halkı olacağını bildirir.
Buradaki denge çok dikkat çekicidir:
İyilik → karşılık + lütuf.
Kötülük → misli kadar adalet.
Allah’ın rahmeti ve adaleti yan yana görülür.

Sonuç: Yûnus Suresi 27. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 27. ayet, bir önceki ayetin parlak cennet tasvirinin karşısına çok ciddi bir hesap sahnesi koyar.Yûnus 26’da:
“Güzel davrananlara en güzel karşılık ve daha fazlası vardır.”
denilmişti.
Şimdi ise:
“Kötülük kazananlara kötülüklerinin misli kadar karşılık vardır.”
deniliyor.
Bu iki ifadeyi yan yana koyduğumuzda Kur’an’ın ilâhî adalet anlayışındaki çok önemli bir dengeyi görürüz:
Allah kötülüğü haksız yere büyütmez, fakat iyiliği lütfuyla büyütebilir.
Kötülük:
misliyle.
İyilik:
en güzel karşılık ve daha fazlasıyla.
Bu, yalnızca hesap matematiği değildir.
Allah’ın kullarıyla ilişkisindeki:
adalet ve rahmet dengesidir.
İnsan açısından ise ayetin:
“kazanmak”
kelimesi çok düşündürücüdür.
Çünkü hayat boyunca hep bir şeyler kazanmaya çalışıyoruz.
Para.
Mal.
Saygınlık.
Başarı.
Takipçi.
Güç.
Makam.
Fakat Kur’an insanın önüne başka bir bilanço koyuyor:
Bunları kazanırken ne kazandın, ne kaybettin?
Bir insan haksız biçimde milyonlar kazanabilir.
Dünyanın hesabına göre:
başarılıdır.
Ama o para:
kul hakkı,
yalan,
ihanet
üzerine kuruluysa başka bir hesapta zarar etmiş olabilir.
Bir insan rakibini haksızlıkla saf dışı bırakıp:
“Kazandım.”
diyebilir.
Ama Kur’an sorar:
“Ne kazandın?”
Bir makam mı?
Yoksa kendi hesabına bir zulüm mü?
Bu nedenle insanın yalnızca:
sonuçları
değil,
sonuca giderken kim hâline geldiğini
de düşünmesi gerekir.
Ayet ardından:
“Onları zillet kaplar.”
der.
Dünyada insanlar bazen kötülüğün arkasına:
para,
makam,
güç,
kalabalık
saklayabilir.
Haksızlık yapan insan bile alkışlanabilir.
Ama ahiret, görünüşün hükmünü kaybettiği yerdir.
Orada insanın:
kim olduğu,
ne yaptığı,
niçin yaptığı
ortaya çıkar.
Bu nedenle ayetteki zillet aslında hakikatin açığa çıkmasıyla da bağlantılıdır.
Dünyada güçlü görüntünün arkasına saklanan gerçek, artık saklanamaz.
Ardından:
“Onları Allah’a karşı koruyacak kimse yoktur.”
denilir.
İnsan dünyada çok sayıda güvence kurar.
Parası.
Avukatları.
Dostları.
Çevresi.
Makamı.
Bunların hepsi dünyadaki meşru hayatın parçaları olabilir.
Fakat hiçbirinin anlamı:
“Allah’ın nihai hükmünden beni bağımsız olarak kurtarır.”
değildir.
Allah’a karşı:
para geçmez.
Makam geçmez.
Soy geçmez.
Şöhret geçmez.
Ve Allah’ın izni dışında hiçbir şefaatçi Allah’ın hükmünü zorla değiştiremez.
Bu, insanı Allah’a doğrudan sorumlu hâle getirir.
Ayetin yüzlerle ilgili tasviri de çok güçlüdür:
“Sanki yüzleri karanlık geceden parçalarla örtülmüştür.”
Bu ifade herhangi bir ten rengiyle ilgili değildir.
Buradaki karanlık:
korkunun, mahcubiyetin ve zilletin karanlığıdır.
Yûnus 26’da cennet ehlinin yüzlerinde:
zillet ve karartı yoktu.
Yûnus 27’de bunun tam karşıtı vardır.
Böylece iki ayet bize aslında iki farklı hayat yönünü gösterir:
Bir yol:
ihsana,
esenliğe,
onura
çıkıyor.
Diğeri:
ısrarlı kötülüğe,
zillete
ve nihai kayba.
Fakat bu ayet insanı umutsuzluğa düşürmek için gelmez.
Çünkü yaşayan insan için tövbe kapısı hâlâ vardır.
Bir insan geçmişinde:
çok yanlış yapmış olabilir.
İnsanlara haksızlık etmiş olabilir.
Allah’tan uzaklaşmış olabilir.
Ama yaşadığı sürece:
pişman olabilir,
hakkı iade edebilir,
özür dileyebilir,
tövbe edebilir,
yönünü değiştirebilir.
Kur’an'ın cehennem uyarılarının amacı:
“Artık bittin.”
demek değil,
“Bu yolun nereye çıktığını gör ve daha vakit varken yönünü değiştir.”
demektir.
İşte bu nedenle korku ile umut arasında denge gerekir.
İnsan:
“Allah nasıl olsa bağışlar.”
diyerek kötülüğü hafife almamalı.
Ama:
“Ben çok günah işledim, artık Allah beni asla bağışlamaz.”
diyerek rahmetten de ümit kesmemelidir.
İlâhî adalet:
ciddidir.
İlâhî rahmet de:
büyüktür.
Ve belki Yûnus Suresi 27. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Dünyada “kazanç” dediğimiz şeyleri elde etmek uğruna kendi hesabımıza hangi davranışları biriktiriyoruz; insanların gözünde güçlü, başarılı ve kazanan görünürken Allah katındaki gerçek bilançomuzun ne olduğunu hiç düşünüyor muyuz ve yanlışlarımızı fark ettiğimizde daha vakit varken yönümüzü değiştirecek kadar cesur olabiliyor muyuz?
“Her kazanç kâr değildir. Bazen insan dünyada bir şey kazanırken kendi hesabına kötülük biriktirir. İyiliğin karşılığını Allah lütfuyla büyütür, kötülüğe ise zulmetmeden adaletle hükmeder. Bu yüzden yalnızca ne elde ettiğine değil, onu elde ederken kim hâline geldiğine de bak.”
Ersan Karavelioğlu